Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5
  1. #1
    Acemi Üye zody@k - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Nerden
    izmir/Buca
    Yaş
    27
    Mesaj
    108
    Rep Gücü
    213

    Türkiyede bilim kurgu romanları

    Başlıktan da anlaşılacağı üzere bilim kurgu , teknoloji v.s seviyoruz böyle şeyleri...
    benim sorum şu olacak :
    Türkiyede bilim kurgu romanları/kitapları yazan yazarlarımız var mı?
    varsa isimlerini yada eserlerinin isimlerini verebilecek birisi çıkar mı aranızdan ?
    eğer yoksa neden bugüne kadar kimse bilim kurgu romanı yazmamış?

  2. #2
    Kıdemli Üye Mevt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nerden
    izmir
    Mesaj
    846
    Rep Gücü
    228

    Cevap: Selam size Bir Sorum Var

    türkiyenin ilk bilim kurgu romanını yazan adamın ismi,bob marley faruk'tur.onuda uzaylılar kaçırdı iyimi::)))))

  3. #3
    Kıdemli Üye Runaw@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Nerden
    izmir/buca
    Yaş
    28
    Mesaj
    721
    Rep Gücü
    170

    Cevap: Selam size Bir Sorum Var

    Mehmey Emin Arı var mesela.TEB. bilim kurgu ödülünü kaznmıştı.Okumanız gerekn yazı ise 1/0=MAVİ BİLYE(bir böü sıfır eşittir mavi bilye)

  4. #4
    Kıdemli Üye Runaw@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Nerden
    izmir/buca
    Yaş
    28
    Mesaj
    721
    Rep Gücü
    170

    Cevap: Selam size Bir Sorum Var

    MESELA, bir yazısı var elimde.buyrun...


    Hain düşmanı dizlerinin üstüne çökertecek müthiş planımı en sonunda bitirmiştim. Önümdeki esnek dijital haritalara, duvardaki dev ekrana ve yerlere yayılmış raporlara baktım. İki günlük çalışmadan sonra odam fazlasıyla dağılmıştı. Düzenlilikleri ile bilinen biz askerler için kötü bir örnek olduğum şüphe götürmez. Askeri akademideki komutanımın dediği gibi benden subay olursa pekala canlı cansız her şeyden subay olabilirdi. Ama işte sonunda bir general olmuştum hem de ordunun en tepesindeki Genel Kurmay Başkanı. Emir komuta zincirinde sadece tek halka mutludur, en üstteki. En üstteki, en kıdemli subay olarak ordudaki tek mutlu insan bendim. Bana emir verebilecek tek bir kişi bile olmaması ne kadar huzur verici bir şeydi. Üniformayı ilk giydiğim günden beri, elli yıldır hayalini kurduğum şey gerçekleşmişti işte. Tanrım ne mutluyum.

    Şimdi geriye sadece gerekli emirleri verip, düşmanı mahvedecek saldırıyı başlatmak kalıyordu. Fazlasıyla yorgundum ve sadece bir duş alıp uyumak istiyordum. Saldırı planımdan çok emindim ama yine de içimde bir şüphe vardı, ya planım başarısız olursa. Bundan emin olmanın tek ama tek bir yolu vardı. Geleceğe gitmek ve saldırının sonucunu görüp tekrar bu güne dönmek. Yani...

    "Yani zaman makinesini kullanmak" dedi bir ses.

    Gaipten sesler mi duyuyordum? Çalışma odamın kapısı kapalı olduğuna ve benden başka kimse olmadığına göre bu ses nereden geliyordu.

    "Evet, senden başka kimse yok ama senden iki tane var. Buraya bak, hemen sağına, zaman makinesine"

    Şaşkınlıkla büyük bir duş kabinine benzeyen zaman makinesine baktım. Odanın sağ köşesinde duran zaman makinesinin içinden yukarı doğru buharlar çıkıyordu. İçeride biri vardı ama kim olduğu pek seçilmiyordu. Anlaşılan sadece silueti belli olan biri zaman makinesini kullanarak geçmişten ya da gelecekten gelmişti. Ama kim?

    Buhar kabinden tamamen çıkınca sesin sahibi ortaya çıktı; bu bendim.

    "Evet, ben senim" dedi diğer ben. Sanki kafamdan geçenleri okuyordu.

    "Ben mi?"

    "Evet sen. Aslında bu soruyu sorman çok saçma. Çok yorgun olduğun için sanırım böyle aptalca sorular soruyorsun"

    Kendi kendime kızdım, yani diğer ben'e.

    "Nasıl konuşuyorsun benle?" dedim. Onun bakışını görünce düzelttim, "yani kendinle". İnsanın kendi kendiyle konuşması bazen gerçekten çok sıkıcı olabiliyor.

    Diğer ben, sıkıntıyla baktı.

    "Anlaşıldı, anlaşıldı. Neyse bunlarla yitirecek vaktimiz yok. Zaman makinesi ile gelebilecek tek kişi var, o da kendinsin, senden başka giriş kodlarını bilen kimse yok ki. Bunu biliyorsun. Gelenin kim olduğunu sorman çok saçma ama bunu yorgunluğuna veriyorum. Ben gelecekten geliyorum. Geçmişten geliyor olsaydım bunu hatırlardın değil mi? Ayrıca kafandan geçenleri okumuyorum, sadece hatırlıyorum"

    Şaşkınlıkla sadece "anlıyorum" diyebildim.

    "Güzel, şimdi daha iyi" dedi diğer ben.

    "Peki hangi tarihten geliyorsun"

    "hmmm, yarından geliyorum, 12 temmuz 2046" dedi.

    Bu sefer "hmmm" lama sırası bana gelmişti.

    "hmmmm, peki neden geldin?"

    Parmağı ile önümüzdeki digital haritaları göstererek, "planlarda bazı değişiklikler yapmamız gerekli".

    "Değişiklik mi? ama niye, planlarım kusursuz"

    Diğer ben hiç aldırmadan iki eli masanın kenarına tutunup haritalara bakıp, hmmmm, hmmmm demeye devam etti. Sonra benim şaşkın bakışlarım altında eline dijital işaretleme eldivenin geçirip bazı değişiklikler yapmaya başladı.

    Onu engellemek için yanına yaklaşmaya çalıştığımda başını kaldırmadan bağırarak bana "olduğun yerde kal. biliyorsun az da olsa ben de bir miktar anti madde var. Çok yaklaşırsan sendeki madde ile bendeki anti madde birleşip bu şehri buhar haline getirebilir.


    "Ama, ama bunu benden isteyemezsin" diyebildim sadece.

    O ise bana hiç aldırmadı, sadece omuzlarını silkti. kafasını yavaşça kaldırıp bana baktı ve pis pis gülümsedi.

    "Senden bir şey istemiyorum ya da rica etmiyorum, sana emrediyorum. Bu bir emirdir"

    Bu sefer ben güldüm.

    "Ne demek emir? Kimse bana emir veremez, kendim bile, yani sen bile, ben en üst orgeneralim" dedim gururla. Ve ekledim, "bu orduda benden rütbeli kimse yok".

    Diğer ben sıkıntıyla bana baktı. "Biliyorum, biliyorum, ben de en üst orgeneralim" dedi ve hızla sağ eliyle sol omuzundaki apoletlerine vurdu.

    "O halde?" dedim ukala bir ifadeyle.

    "Ama senden kıdemliyim" dedi.

    "Kıdemli mi?"

    "Evet, sevgili ben. Ben senden kıdemliyim çünkü yarından geliyorum, yani bu orduda senden bir gün daha fazla görev yaptım, bir gün kıdemliyim. İç talimatnamenin 2. fıkrasında dediği gibi, "bir birlik, grupta veya askeri merkezde..." dedi.

    "En üst rütbeli subay komuta eder. Aynı rütbeye sahip iki veya daha fazla subay olması durumunda, gün olarak en kıdemli olan komuta eder." diye tamamladım.

    Diğer ben gülümsedi. Evet haklıydı, yani o bu durumda kıdemli-ben oluyordu. Bir süre sessizlik oldu. Diğer ben hala gülümsüyordu. Neden sonra konuştu.

    "Anlaşıldı mı?" dedi.

    İsteksizce "Anlaşıldı" dedim.

    "Anlaşıldı komutanım" diye düzeltti ve gülümseyerek bana baktı.

    Yine isteksizce "Anlaşıldı komutanım" dedim.

    "Güzel. Sanırım devam edebiliriz, şimdi ana saldırı planının ikinci kademesindeki..."

    "Bir dakika, durun" diye bir ses duruldu. Bunu ne ben ne de kıdemli ben söylemişti. İkimiz de önce birbirimize, sonra da zaman makinesine baktık.

    "Ben, üst-benim" dedi.

    "Bir sen eksiktin" diye mırıldandım.

    "Sen de kimsin?" dedi kıdemli ben.

    "Yine mi bu aptalca sorular. Tabi ki ben, üst-benim, iki gün sonrasından geliyorum" dedi. Sonra da ikimize ters ters baktı.

    "Yani, bu durumda siz..."

    "Evet, ben ikinizin komutanıyım" dedi. Bir süre sessiz kaldıktan sonra devam etti. "Ne hissettiğinizi biliyorum, çünkü ben de iki gün önce sizin yaşadıklarınızı yaşadım ama kural kuraldır, ben sizin yani kendimin komutanıyım." Sonra durdu ve bağırdı "Esas duruş".

    Ben ve kıdemli ben ister istemez esas duruşa geçtik. Karşımızdaki ne de olsa benden iki gün, kıdemli ben'den ise bir gün kıdemli idi, yani komutandı.

    "Evet komutanım. Neyse şimdi vakit yitirmeyelim, planları gözden geçiriyoruz" dedi.



    "Asker! Bu ne acele" dedi bir ses.



    Tanrım. Bu daha ne kadar devam edecek! Gerçek anlamda kendimden sıkılmıştım. Kendinizden üç tane daha olunca durum epey can sıkıcı oluyordu.



    Seslenen tahmin edebileceğiniz gibi üç gün sonrasından gelen kıdemli üst ben idi. Hepimiz bu garip duruma alıştığımız için esas duruşa geçip yeni gelen komutanı selamladık. Kıdemli Üst-Ben de ciddi bir şekilde bizi selamladı. "Evet arkadaşlar, şimdilik komuta ben de, emirlerime uyacağınızdan hiç şüphem yok" dedi ve bizi aynı ciddiyetle selamladı.



    Öbürlerini bilmiyorum ama ben bu durumdan epey sıkılmıştım. Kendim bile olsa bir başkasına selam vermek ve ondan emir almak çok canımı sıkmıştım. İçimden söylenmeye başladım. Tam bu sırada zaman makinesinden yine sesler gelmeye başladı. Tanrım olamaz. Bir başka ben daha mı?



    "Evet" dedi yeni gelen ben. "Bir başka ben daha, yani en üst benim".





    Diğerleri hemen esas duruşa geçip selam verdiler ama ben vermedim. En üst ben bana ters ters baktı. "Üstünüze itaat etmiyor musunuz yoksa?"



    "Etmiyorum" dedim.

    "Bu ne cüret! Emre itiatsizlik en büyük suçtur, seni askeri mahkemeye vereceğim" dedi.

    " Beni mi? Saçmalama. İnsan kendi kendini askeri mahkemeye veremez. Bir tane daha fazla ben'e tahammülüm yok."

    Hızla masanın çekmecesinde duran silahımı aldım ve KENDİME doğrulttum.

    "Eller yukarı"

    Dördü de şaşkınlıkla bana baktı.

    "Bu ne demek oluyor!" dedi en üst ben.



    "Şimdi zaman makinesine binin ve gidin, çabuk çok çabuk yoksa kendimi vururum yani dolayısıyla sizleri vurmuş olurum."

    "Yapamazsın " dedi kıdemli ben.

    Tabancanın kabzası ile alnıma hızla vurdum. Alnım hemen kanamaya başladı. İlginç olan diğer dördünün alnında da birden bire yaralar oluşmasıydı. Bunun olacağını bilmeme rağmen çok tuhafıma gitmişti.

    "Saçmalama" dedi kıdemli üst-ben.

    "Kendime söz geçiremiyorum, olur mu böyle şey" dedi üst-ben.

    "Son kez söylüyorum, yoksa ayağımı vururum" dedim.

    Hepsi de ciddi olduğumu gördüler.

    "Her seferinde böyle oluyor" dedi bıkkınlıkla en-üst-ben. "haklısın bu saçmalığa bir son vermenin zamanı geldi, bizden sonra makineyi parçala" diye ekledi. Sonra da zaman makinesine girip bir düğmeye bastı ve gözden kayboldu.

    Şaşırma sırası bu sefer bana gelmişti. Göz açıp kapıyıncaya kadar diğerleri de onu izledi. Bir anda odada yalnız kalıvermiştim. O kadar şaşkındım ki, silahı hala kendime doğrulttuğumun neden sonra farkına vardım. Söylenerek silahı yerine koydum ve yerime oturdum. Görünen o ki zaman makinesini kullanmak akıllıca bir iş değildi. Masamın üstündeki kırmızı düğmeye bastım. Hemen yaverim geldi. Karşımda esas duruşa geçip, selam verdi, "emret komutanım".

    "bana bir bardak demli çay getirsinler ve şu zaman makinesini de parçalasınlar" dedim.

    Yaverim çok şaşırmıştı. Zaman makinesinden birden böyle vaz geçmemi anlayamamıştı.

    "Ama komutanım, daha dün..."

    "Emrime karşı mı geliyorsun?" diye bağırdım.

    "Hayır, hayır, elbette hayır, emredersiniz komutanım" dedi.

    Emir vermek güzeldi, ama birinden emir almak ise pek o kadar güzel değildi, insanın kendisinden bile. Çayımı beklerken bir sigara yaktım ve kaygı ile zaman makinesine baktım. Bir hareket yoktu ama emin olmak için gidip düğmesine bastım. Şimdi daha huzurluydum

  5. #5
    Acemi Üye zody@k - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Nerden
    izmir/Buca
    Yaş
    27
    Mesaj
    108
    Rep Gücü
    213

    Cevap: Türkiyede bilim kurgu romanları

    Teşekkür ederim paylaşımın için

Benzer Konular

  1. Yansıma (Bilim Kurgu Hikaye)
    levent_hurkan Tarafından Bilimkurgu Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-06-2012, 06:35 PM
  2. Bilim Kurgu
    mopsy Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-07-2010, 09:52 PM
  3. Bilim-kurgu'nun Tarihçesi
    dogangunes Tarafından Bilimkurgu Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 18-11-2008, 01:39 AM
  4. Sizce en iyi Bilim kurgu film hangisi?
    zody@k Tarafından Bilimkurgu Forum'u Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 08-02-2008, 09:01 PM
  5. Bilim Kurgu Nedir???
    zody@k Tarafından Bilimkurgu Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-10-2007, 04:32 PM
Yukarı Çık