Merhaba

Doktor Sülükler Hayat Veriyor

Sülükle tedavi anl***** gelen Hirudoterapi, antik çağlardan beri hekimler tarafından tedavi aracı olarak kullanılmıştır. Gözleri ve işitme organları olmayan sülükler, 104 farklı bio aktif madde sayesinde, vücuttaki pis kanı emerek toksinlerin atılmasını sağlıyor.

Her derde deva sülükler, başta Amerika, Almanya ve Rusya olmak üzere, yaygın olarak kullanılıyor. Son yıllarda Türkiye’de de kullanılmaya başlanan sülükle tedavi yöntemi, dolaşım bozukluklarında, sedef ve egzama gibi cilt hastalıklarında, romatizmal hastalıklarda, hemoroidde, göz tansiyonunda (glokom) ve buna bağlı görme kayıplarında, migrende ve Kanser de dahil olmak üzere pek çok rahatsızlıkta başarı ile kullanılıyor.

Bugün sülük tedavisi . Almanya'da 300'ü aşkın Hirudoterapi Kliniği var. Sadece Avrupa, yılda 100 milyon sülük kullanıyor. Amerika'da sülük tedavisi uygulayan hekimlerin kurduğu derneğin 1000'den fazla üyesi var ve 2004'te Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) sülük tedavisini akredite etmiş ve Avrupa'daki gibi eczanelerde satılmasına izin vermiştir. Dr.Turgay Çınar, biyolojik etkileri açısından "benzeri olmayan" bir tedavi yöntemi olarak nitelendirilen Hirudoterapi'yi İndigo Dergisi'ne anlattı.



Gülşen: Hirudoterapi'den bahseder misiniz?

Dr. Çınar: Latince’de “Sülükle Tedavi” anl***** gelen Hirudoterapi, MÖ 15. yüzyılda Babil yazılı kayıtlarına kadar uzanan kadim bir tedavi yöntemidir. Yine antik dönem Mısır ve Hint tıbbı kayıtlarında da bu tedaviyi görmekteyiz. Ünlü hekimlerden Nikandros, Galen, Pliniy ve İbn-i Sina da sülüğü bir tedavi aracı olarak kullanmışlar ve öğrencilerine bu konuda eğitim vermişlerdir. Zamanla Avrupa’da da yaygınlaşmış olan Hirudoterapi, bir dönem kilisenin “kan aldırmayı günah saymasıyla” yasaklanmış ancak Rönesans’la birlikte tekrar yükselişe geçmiştir. Şu anda başta Almanya, Fransa, İngiltere olmak üzere tüm Avrupa’da, Amerika ve Rusya’da hekimler tarafından kullanılmaktadır. Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 2004 yılında sülüğün bilimsel bir tedavi yöntemi olduğunu onaylamış ve diğer ülkelerde olduğu gibi eczanelerde satılmasına izin vermiştir.



Gülşen: Tedavi de kullanılacak sülüklerin hangi özelliklere sahip olması gerekir?

Dr. Çınar: Dünyada 400’ün üzerinde sülük çeşidi bulunmakta olup başlıca iki tanesi tıbbi amaçla kullanılmaktadır. Sülüğün tıbbi olup olmaması, ürettiği salgının bileşimine bağlıdır. Ülkemizde yaygın şekilde bulunan Tıbbi Sülük (Hirudo Medicinalis) bu amaçla kullanılan iki tipten biridir. Biyolojik tip dışında, kullanılan sülüğün fabrika atıklarına ya da kirli sulara maruz kalmamış olması ya da kültür sülüğü kullanılması gerekir ki ağır metal ve enfeksiyon bulaşına neden olmasın.

Gülşen: Peki gözleri ve işitme organları olmayan bu canlılar tedaviyi nasıl gerçekleştirmektedirler?

Dr. Çınar: Sülükler sanıldığı gibi kirli kanı emerek tedavi yapmazlar. Tedavi edici özellik kanın alınmasında değil kan emilirken vücuda verilen salgıda gizlidir. Bu salgı, 100’ün üzerinde biyoaktif madde barındırır ve bu maddeler kanın pıhtılaşmasını engelleyici (antiagregan), oluşmuş pıhtıyı eritici (fibrinolitik), ağrı kesici (analjezik-antiromatizmal), mikrop öldürücü (antibakteriyel), tansiyon dengeleyici (antihipertansif), kas gevşetici (myorelaksan), bağışıklık sistemini düzenleyici (immun modulatör) ve stres giderici (anksiyolitik) etkilere sahiptir. Ayrıca “nörotrofik” etkiyle sinir hücreleri ve liflerinin tamir edilmesini hızlandırır.

Gülşen: Hirudoterapi hangi hastalıklar için kullanılıyor?

Dr. Çınar: Sülük Tedavisi, atardamar ve toplardamar tıkanıklıkları başta olmak üzere birçok dolaşım sistemi hastalığında, iltihaplı ve iltihapsız eklem romatizmalarında, yumuşak doku romatizmalarında, sedef ve egzama gibi cilt hastalıklarında, hemoroidde, göz tansiyonu (glokom) ve buna bağlı görme kayıplarında, migrende, Meniere Hastalığında ve bazı işitme kayıplarında başarıyla kullanılmaktadır. Ayrıca Ortopedi ve Rekonstrüktif Cerrahi kapsamında, gangren gelişmekte olan kopuk organ tamirlerinde de tüm dünyada yaygın biçimde kullanılmaktadır. Son olarak sülüğün güçlü antioksidan etkisi nedeniyle Koruyucu (Preventif) Tıpta da kullanımından bahsetmek gerekir ki; yılda bir defa belirli noktalardan yapılan Sülük Tedavisi, o yıl içinde enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok hastalığa karşı koruyucu etki göstermektedir.

Gülşen: Hangi hastalığı, ne kadar süre ile tedavi edeceğinizi nasıl belirliyorsunuz?

Dr. Çınar: Temelde hekimlik nosyonunun bulunması gerektiğini göz önüne aldığımızda sorunuz yanıtını bulmuş oluyor aslında. Sülük Tedavisinin hangi hastalıklarda etkili olduğu daha önce yapılmış klinik çalışmalarla ortaya konduğundan bu konuda bir karmaşa söz konusu değildir. Süre konusunda ise hastalığa göre klinik durum, laboratuar tetkikleri ve gerekiyorsa radyolojik görüntüleme yöntemleri ile takip edilen hastada hedefe ulaşıldığında tedavi sonlandırılır. Örneğin bacakta toplardamar tıkanıklığı (derin ven trombozu) nedeniyle tedaviye alınmış bir hastada 6. seans sonunda yapılacak bir Doppler USG ile damarın açıldığı ortaya konabiliyorsa tedavi amacına ulaşmış demektir ve artık sonlandırılabilir.

Gülşen: Bir hastada kullanılan sülükler, başka bir hastada da kullanılabiliyor mu?

Dr. Çınar: Kesinlikle hayır… Bunu yapmak, hepatit, AIDS gibi kan yoluyla bulaşan hastalıklar düşünüldüğünde ciddi bir risk oluşturur. Kaldı ki sülükler aynı hastada da tekrar kullanılmazlar, çünkü ilk kullanımda ürettikleri salgıyı boşalttıklarından ikinci uygulamada aynı etkiyi gösteremezler.

Gülşen: Hirudoterapi uygulamasında dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

Dr. Çınar: Uygulama öncesi hastanın vital bulguları gözden geçirilir. Tedavi hakkında son bilgiler verilir ve zihninde hiçbir soru işareti kalmaması sağlanır.

Pratikte sülüklerin yapıştırılacağı yerler akupunktur noktalarına göre belirlenir. Böylece aynı anda güçlü bir akupunktur etkisi elde etmek de mümkün hale gelir. Ancak boğaz, koltuk altı, kasık bölgesi gibi büyük damarların geçtiği bölgelerde kullanılmamalıdır.

Gülşen: Uygulanması sakıncalı olan hastalıklar var mı?

Dr. Çınar: Hemofili gibi kanın pıhtılaşmasına engel bir hastalığı olanlarda, düzensiz seyreden, aniden yükselip düşen kan şekeri ve tansiyon değerlerine sahip insanlarda ve kalp yetmezliklerinde sülük tedavisi uygulanmaz. Kansızlık (anemi) sorununun bulunması, kanı sulandırıcı ilaç kullanımı, son bir ay içinde mide-barsak kanaması gibi bir hastalık geçirilmiş olması, cerrahi işlemlerin öncesi ve sonrası Hirudoterapi’nin “kırmızı bayrakları”dır. Ayrıca diyalize girmekte olan hastaların vital bulguları çok değişken olduğundan Sülük Tedavisine alınmazlar. Tedbiren gebelik ve emzirme dönemlerinde de Hirudoterapi uygulanmaz.

Gülşen: Tedavinin yan etkileri var mı? Siz böyle bir olayla karşılaştınız mı? Tedavi gören kişi daha sonra rahatsızlanırsa ne yapılması gerekir?

Dr. Çınar: Uygulama kriterlerine dikkat edildiği sürece oldukça güvenli bir yöntem olan Hirudoterapinin en sık karşılaşılan yan etkisi uygulama bölgesinde görülen lokal kaşıntıdır. Bunun için 2 gün boyunca evde soğuk uygulama yapmak yeterlidir. Yaklaşık 5 yıldır uygulama yaptığım binlerce hastada bundan daha ciddi bir yan etki ile pek karşılaşmadım. Ancak bunun dışında nadiren gelişebilecek baş dönmesi, tansiyon düşmesi, kanamanın uzun sürmesi gibi problemlerde bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir ki kanama kontrolü sağlanıp sıvı desteği verilerek bu sorunlar aşılabilir.

Gülşen: Tedavi gören kişinin, tedaviden sonra nelere dikkat etmesi gerekir?

Dr. Çınar: Kanı sulandırıcı etki nedeniyle uygulama sonrası 6-8 saat civarında sızıntı şeklinde kanama olabileceğinden, yapılmış olan pansuman açılmadan ertesi güne kadar beklenmelidir. Bu süre içinde hastanın istirahat etmesi, çok sıcak ya da çok soğuk ortamlardan kaçınması, kanı sulandırıcı ilaç kullanmaması ve bol sıvı alması gerekir. Uygulamadan bir gün sonra banyo yapmakta sakınca yoktur.

Gülşen: İnsanlar vücutlarında böyle bir canlının dolaşmasından rahatsızlık duymuyorlar mı? Siz böyle bir olayla karşılaştınız mı? Böyle bir durumda ne yapılması gerekir?

Dr. Çınar: Sülük tedavisinden bahsettiğim hastalarımdan en çok duyduğum cümle şu: “Eskiden benim nenem de ağrıyan yerlerine sülük koyardı” Türk halkı sülük tedavisine yabancı değil… Birçok insan, çocukluk yıllarında sülük uygulamasını en az bir kez görmüş olarak geliyor kliniğimize. O yüzden bu konuda zorlanmıyoruz. Buna rağmen hastamızı uygulama öncesi aydınlatıyor ve tedaviye rahat bir psikolojiyle girmesini sağlıyoruz.

Zaten sülük, hastanın vücudunda dolaşıp istediği yeri tutmuyor. Uygulayacağımız akupunktur noktasına silindirik laboratuar tüpleri aracılığıyla biz tutturduğumuz için hem hasta konforu yüksek oluyor hem de istediğimiz nokta dışında bir yeri tutması engelleniyor.

Gülşen: Sülükler hangi ortamda tedavi edici olarak yetiştirilmektedir

Dr. Çınar: İngiltere, İrlanda, Fransa ve Almanya’da olduğu gibi ülkemizde de yakın zamanda birkaç üniversitemizin Su Ürünleri Fakültelerinde kültür sülüğü üretimine başlanmıştır. Böylece hem hijyenik, standart ve istediğiniz sayıda sülük temini sağlanmış hem de Türkiye’nin önemli bir ihraç malı olan sülüklerin doğadan toplanması sonucu ekolojik dengesinin bozulması engellenmiştir.

Gülşen: Türkiye'de hirudoterapi ne zamandan beri uygulanmaktadır?

Dr. Çınar: Bireysel uygulamalar dışında Hirudoterapi’nin hekimler tarafından kullanımı konusunda, literatür taramaları ve klinik çalışma derlemelerinin ardından 2004 yılında Sağlık Bakanlığı’na ilk başvuru, ekibimiz tarafından yapılmıştır. Son yıllarda birçok üniversitemizin Ortopedi ve Plastik Cerrahi dallarında da az önce bahsettiğim şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

Gülşen: Hirudoterapi uygulaması neden bu kadar geç başladı?

Dr. Çınar: Aslında sadece Hirudoterapi’nin değil diğer birçok Doğal Tıp yönteminin de ülkemizde çok geç tanındığına üzülerek şahit oluyoruz. Sanırım bu konuda en büyük eksiklik Avrupa ülkelerinin aksine tıp fakültelerimizde Doğal Tıp derslerinin bulunmayışıdır. Tıp eğitimi sırasında bahsi bile geçmemiş bir yöntemle sonradan karşılaşan meslektaşlarımız da bunun ciddi bir tedavi aracı olabileceği konusunda şüpheler duymaktadır. Bunu ortadan kaldırmanın tek yolu sülük tedavisi ile birlikte bitkisel tedavilerin, akupunktur ve refleksolojinin, aromaterapi, kristal terapi gibi farklı argümanların standart tıp eğitimi içinde yer alarak yeni mezun her hekimin bu tedaviler hakkında temel bir bilgisinin bulunmasını sağlamaktır.

Gülşen: Eklemek istedikleriniz?

Dr. Çınar: Son olarak belirtmeliyim ki; “Niçin Doğal Tıp” sorusuna verilebilecek en güzel yanıt, insanlığın son bir buçuk yüzyıldır bu tedavileri unutması ve bırakın tedavilerini, beslenmelerini bile kimyasallara endekslemesi sonucu yaşadığı sağlık dramıdır… Modern hayatın önümüze serdiği yeniliklerin bedelini uzun ömürlü taze(!) süt içen, fast food kültürüne sıkışmış, hasta bina sendromlu evlere hapsedilmiş ve “hiperaktif” denilerek amfetamin tedavisi başlanmış çocuklar ödüyor. Hepimiz ödüyoruz. Kimyasal kirlilikten dolayı yaşadığı solunum sıkıntıları nedeniyle ömür boyu sprey kullanmak zorunda kalan insanlarımız ödüyor. 15 çeşit ilaç kullanan 80 yaşındaki teyzemiz ödüyor. Amerika’da yasaklanan bir ilaca bir yılda 22 milyon YTL veren bu ülkenin halkı ödüyor. Ülkemizde her yıl hayatını kaybeden 50.000 kanser hastası ödüyor.

Hayır… Artık doğaya dönmenin vakti gelmiştir. Doğaya ve doğala dönmenin...

DR.TURGAY ÇINAR

NDGO DERGS | Doktor Slkler Hayat Veriyor | Haber: Glen Ka