Son yıllarda öğrencilerin hangi lisede okuyacaklarını belirleyen Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKS), en az üniversite sınavı kadar önem kazandı. Çünkü, iyi bir lise eğitimi üniversiteye giriş şansını da artırıyor. Geçen yıl yapılan OKS’ye katılan 768 bin 636 adayın 703 bin 533’ü, 160 baraj puanını aşarak okul tercihi yapmaya hak kazandı. Yerleştirme sonuçlarına göre, sınavı 192 bin 62 aday asil olarak kazandı, 39 bin 455 öğrenci ise mülakata girme hakkı elde etti. Bu sene 11 Haziran’da yapılacak sınav öncesinde 2005 yılında dereceye giren öğrencilerden Özel Fatih Fen Lisesi’ni tercih eden Doğan Yağız Küsmez, Ömer Uludağ ve aileleriyle görüştük. Sınava nasıl hazırlandıklarını, evdeki ortamlarını, ailelerin verdiği desteği ve sınavdan önceki son zamanları nasıl değerlendirdiklerini konuştuk.

Meral ve Yaşar Küsmez çiftinin iki oğlundan küçüğü olan Doğan Yağız 2005 yılı OKS’de 2. oldu. İstanbul Piri Mehmet Paşa İlköğretim Okulu’nda okuyan Doğan Yağız, sınava hazırlanırken evde çalışmanın yanı sıra üniversitede okuyan ağabeylerinden yardım almış ve dershaneye gitmiş. Daha ilkokula gitmeden bakıcısından okuma-yazmayı öğrenen Doğan Yağız, ilkokulda da her zaman programlı yaşama alışkanlığını edinmiş. Ders çalışma, kitap okuma, oyun oynama, uyuma, yemek yeme gibi günlük hayatında yaptığı her şeyi bir program dahilinde götüren Doğan Yağız, bu sayede 8 yılık eğitim boyunca hep başarılı olmuş. Programı aksadığı zaman kendisine dışarı çıkmama, camdan bile bakmama gibi cezalar vermiş üstelik.

Doğan Yağız, ilkokula başlayınca çalıştığı bankadan emekli olan anne Meral Hanım, oğluna hiçbir zaman ders çalışmasını söylemeye gerek duymadığını söylüyor. Doğan Yağız’ın üzerinde 5. sınıfa kadar okutan ilkokul öğretmeninin çok büyük emeği olduğunu vurgulayan Meral Hanım “Seher Hatipoğlu, çocuklara hem İngilizce öğretti hem de programlı yaşamayı ilke edindirdi. Bana sadece oğlumu çok sevmek ve etrafını toplamak düştü. Sınavdan önce sürekli moral verdik. ‘Sen başarırsın, istersen yaparsın’ dedik. Kazanamama korkusu hep vardır zaten. Korkarak başlar; ama çok güzel sonuçlar alır. İlköğretim boyunca karnesi hep 5’ti. Her zaman kazanma hırsı vardı. Kendi kendini motive ediyordu. Eğer çocuğun içinde yoksa aile ne kadar uğraşırsa uğraşsın bir şey olmuyor zaten.” diyor.

Emekli bankacı olan Baba Yaşar Küsmez, Doğan Yağız’ın programını kesinlikle aksatmadığını şu örnekle anlatıyor: “Baba-oğul olarak çok yakın arkadaş gibiyiz. Bir dönem av merakım vardı. Alıştırmaya çalıştım. Programı aksadığı için katılmadı bana. Doğa sevgisi de ağır bastı. Bir kere maça götürdüm. Hem programını bozduğu hem de çok küfredilmesinden rahatsızlık duyduğu için bir daha istemedi. Eğitimiyle benden çok annesi ilgilendi. Belki benim karışmayışımın olumlu katkıları bile olmuştur. Biz lisede bile bu kadar idealist değildik. Ufkumuz bu kadar açık değildi. Üniversitede iyi bir yer kazanmak yeterli idi bizim için. Oğlum bu yaşında bilim adamı olmayı düşünebiliyor.”

Günlük soru çözme hedefi vard
ı

Evinde kendi odası olan Doğan Yağız, kendisine ders çalıştıran üniversite öğrencisi çok sevdiği ağabeylerinin de başarısında büyük katkısı olduğunu söylüyor. Başaramama kaygısını her zaman taşıdığını; ama genelde rahat olduğunu belirten Doğan Yağız, sınav sürecini şöyle anlatıyor: “Önceleri doktor olmak istiyordum. Sonra asker olmak istedim. Kuleli Askerî Lisesi’nin sınavlarına girdim. Kazandım; ama gözlerim bozuk olduğu için alınmadım. OKS’de stres, sıkıntı yaşamadım. Kendime güveniyordum. Cevabı bilememekten ziyade hata yapma korkum daha çoktu. Çalışırken dereceye girmeyi hedeflemiyordum; ama sınavdan sonra bekliyordum.”

Sınavdan önceki hafta sürekli deneme testi çözmenin yanında sinemaya gidip arkadaşlarıyla vakit geçirerek zihnini rahatlatmayı da ihmal etmeyen Doğan Yağız, önceleri günde 300 soru çözerken son dönemlerde 500 soru çözme hedefi koymuş önüne. Bu yüzden ailesinin veya ziyaret eden akrabalarının ara verdirme çabaları sonuçsuz kalmış. Günlük hedefine ulaşmadan bütün teklifleri geri çevirmiş.

Fatih Fen Lisesi’ni kazanan Doğan Yağız, bu okuldaki başarılı öğrencileri ve eğitim imkanlarını görünce hedeflerini de değiştirmiş. O artık fizikle ilgili elektrik-elektronik gibi bir alanda bilim adamı olmak istiyor. Bilim olimpiyatlarına katılmak için TÜBİTAK’ın seçme sınavlarına hazırlanıyor. Peki, Doğan Yağız sürekli çalışarak geçen hayatından memnun mu? Yaşıtları gibi sıradan bir okulda daha az çalışıp daha çok gezerek eğlenmek ister miydi? İşte Doğan Yağız’ın cevabı: “İyi bir okula giremesem belki daha rahat olabilirdim; ama insan, emeğinin karşılığını alınca artık başarıya kayıtsız olamıyor. Hayatımın ilerisini düşünüyorum. Birçok arkadaşım sigara içiyor ve günlerini gezerek geçiriyor. Onların bu hâli de beni üzüyor. Hayat tarzları da hoşuma gitmiyor. Bilim adamı olmak için çalışıyorum ben. Bu yüzden olimpiyat grubundayım. Başka insanlara da faydalı olmak istiyorum.”

OKS’de dereceye girmeyi bir yıl önce kafasına koydu


Nebiye ve Muzaffer Uludağ çiftinin iki çocuğundan küçüğü olan Ömer, 2005 OKS’de 3. oldu. Ömer, programlı çalışıp hedefine kilitlenerek başarıya ulaşan bir öğrenci. Ders çalışmadan geçen her günü kayıp sayan, sınav için kendi kendini motive eden Ömer, bir yıl önceden OKS’de dereceye girmeyi kafasına koymuş. “Oğlum çok yoruluyorsun, kendini bu kadar sıkma.” diyen annesi Nebiye Hanım’a “Benim bir hedefim var anne sen hiç üzülme, senin bana üzülmene ben daha çok üzülüyorum. Dereceye gireceğim.” demiş. “O zaman kendisine söylemedik ama ne kadar saf bir çocuğumuz var, diye düşündük eşimle. Bize dereceler, yüksek puanlar çok ulaşılmaz geliyordu. Demek ki gerçekten niyeti varmış. İnsanın, inanınca ve çalışınca istediği başarıya bile ulaşabileceğini öğretti bize.” diyor baba Muzaffer Uludağ.

Ömer’in sınava hazırlanmasında da babasından ziyade annesinin katkısı daha çok olmuş. Evde kendi odası olan, istediği zaman çalışabilen Ömer, sınavdan önce bir yıl dershaneye de gitmiş. Önüne koyduğu ideale ulaşmak için her gün kendini yeniden motive eden Ömer, sınav sürecini şöyle anlatıyor: “Her soruyu beni hedefime ulaştıracak bir adım olarak görüyordum. Kendimi soru çözmeye sorumlu hissederdim. Soru çözmeden yattığım gün hedefimden uzaklaşmış, boş bir gün geçirmiş sayardım. Türkiye’de binlerce çocuk bu sınava çalışıyor. Boş geçen zamanlarda onların benim önüme geçtiğini düşünürdüm. O yüzden çalışmadığım her anın benim için çok büyük kayıp olduğunu düşünür, çalışmak için kendimi motive ederdim. Bu şekilde etrafımdan baskı gelmesine gerek kalmadan kendim çalışıyordum. Bazı hafta sonları arkadaşlarla sinemaya giderdik ama her zaman sorumluluğumun farkındaydım. Deneme sınavlarında istediğime ulaşamayınca stres yapardım ama o zaman da annem-babam moral verirdi. ‘Bu kadar kendini sıkma, kısmet meselesi bu biraz da. Çalıştıktan sonra gerisini Allah’a bırakmak, tevekkül etmek lazım’ diyerek beni rahatlattılar.”

Çalışırken tevekkül etmeyi unutmamalı


Sınavda soruları bilememekten değil heyecanlanmaktan daha çok korkan Ömer, OKS’den önce özel okullar sınavına girdiği için heyecanını biraz yenmiş. İki saatlik bir sınavın heyecan yapmaya değmediğini, gerçekten başarının Allah’ın takdiri ile geleceğini düşünerek rahatlamış. Hatta, OKS’de başarılı olamasa bile çok üzülmemeye karar vermiş. Liseye gelince de bilim adamı olmayı kendine hedef seçen ve bilim olimpiyatlarına katılmak için çalışan Ömer, gezip tozmaktansa bir şeyler için çalışmanın kendisini daha çok mutlu ettiğini söylüyor.

Ömer’in küçüklüğünden beri sakin, sabırlı, azimli ve aklına koyduğunu yapan bir karakteri olduğunu ifade eden Muzaffer Bey, hiçbir konuda zorlukların ve engellerin onu yıldırmadığını ifade ediyor. Baba - oğul olarak Ömer ile her şeyi paylaştıklarını vurgulayan Muzaffer Bey onun başarma isteğini şöyle anlatıyor: “Ömer, istediği her şeyi bana sorabilir. Akşamları beraber geçiririz. Birlikte maç izleriz. Ömer Galatasaraylı ben Fenerliyim. Galatasaray UEFA Kupası’nı kazanınca, ‘Başarmak ne kadar güzel bir duygu. Elimi böyle kaldırmak, kupaları yükseltmek istiyorum’ demişti. Sporda gördüğü başarı, derslerine ve hayatına yansıdı. Onu motive etti. Oğlumdan çok şey öğrendim. Azimli olduktan sonra çıtayı da biraz yüksek tutarsa insanın başaramayacağı bir şey olmadığını gördüm. Çocuklara çalışmanın gayesini de iyi anlatmak lazım. Çocuklarımıza sadece kendimiz için değil başkaları için de bir şeyler yapmamız gerektiğini anlattık. Bizde olan şeyden başkaları da istifade etmeli. Topluma millete insanlığa faydalı insanlar olmalarını istiyoruz. Bunun için çalışmalarını öğütlüyoruz.”

Lise dönemi çocuğun hayatını belirler

Çocukların gittiği lisenin hayata bakışını ve ufkunu çizdiğini belirten P***olojik Danışmanlık ve Rehberlik Öğretmeni Hakan Metan, OKS’nin önemini şöyle anlatıyor: Veliler, çocuklarının büyük düşünmesini istiyorlarsa çocuklarını iyi bir liseye yazdırmalı. OKS bunun için çok önemli bir adımdır. Daha iyi, daha başarılı insanlarla birlikte olunca büyük düşünmeye başlıyorlar. Üniversiteyi önemseyen liseye göndermek lazım. Çocuk çevresinden etkileniyor. Bir lisede ‘okuyup da ne yapacağım’ diyen çocuk sayısı fazlaysa sizin çocuğunuz da böyle düşünmeye başlayabilir. Kısa yoldan ticarete dalmayı isteyebilir. Bundan dolayı üniversite hedefi için lise çok önemli. OKS ihmal edilmemeli. Bu açıdan bakılırsa OKS, ÖSS’den daha önemlidir. OKS’de iyi bir liseye girerse zaten sistem onu iyi bir üniversiteye götürür.

Sadece iyi bir üniversite kazanmak için fen lisesine giren çocukların ufukları buraya gelince değişiyor. Mühendis doktor olayım yeter, derken burada bilim adamı olabileceklerini görünce hedefleri yükseliyor. Bilim adamı, toplum yararına çalışan kişidir. Bunun için de hayatlarında büyük fedakarlık yapmaları gerekiyor.

Meral Küsmez: Çalışan her çocuğun başarabileceğini gördüm

Geçen yıllarda sınavlarda dereceye giren çocukları ve ailelerini çok merak ederdim. Kim bilir nasıl bir çalışma sistemleri ve ev ortamları var ki, bu kadar başarılı oluyorlar diye düşünürdüm. Hatta önceki sene dereceye giren çocukların fotoğraflarını görünce oğlumun da orada olmasını hayal etmiştim. Şimdi, çalışan her çocuğun başarılı olabileceğini anladım. O aileler de bizim gibi normal insanlarmış demek ki. Doğan Yağız’la her gün birlikte çalışıyorduk. Yanlış çıkan soruların cevabına bakmıyordu. Doğru çözene kadar uğraşıyordu. Yanlış çıkan soruları tek tek kitaptan kesip sonra üzerinde çalışıyordu. Onu öğretecek kişiyi bulup çözene kadar uğraşıyordu. Yanlış veya boş soru kitapta kalmıyordu. Yüzlerce soru kestim kitaplardan. Tek tek dosya tuttuk. 500 soruyu çözmediği sürece camdan dışarı bile bakmıyordu. Arkadaşları dışarıda top oynarken çağırıyorlardı. Elinde kitapla cama çıkıyordu.

Hakan Metan: Son günlerde bile çok ciddi gayretle başarılı olabilirsiniz

“Öğrenciler, son zamanlarda bir şey yapamayacaklarını ve artık bir şeyin değişmeyeceğini sanıyor. Oysa, OKS’de ve ÖSS’de son zamanlar çok şeyi değiştirir. O günkü p***olojisi bile sınavı etkiler. Son bir ayda çok ciddi gayretlerle ilerleme sağlanabilir, net sayısı artırılabilir. Aile baskısı çok fazla olursa çocuk heyecanlanıyor. Kaygı ve baskı arasında bir grafik vardır. Kaygısızlık başarıyı düşürür. ‘Hallederiz, yaparız’ diyen rahat çocuklar başarısız olur. Tam tersine aşırı kaygılı, aile baskısı çok olan, başaramazsa çok kötü şeyler olacağını düşünen çocuklar da başarısız olur. Çünkü kaygı yüzünden sınavda eli titrer, zihni çalışmaz. Orta dereceli bir kaygı olmalı. Çocuk kaygılı ise aile rahatlatmalı. Kaygısızsa da motive edici konuşmalar yapmalı, üniversiteden önce lisenin önemini anlatmalı. Çocuk zaten sorumluluğunu biliyor ve çalışıyorsa ailenin bir şey yapmasına gerek kalmıyor. Sınava girerken ümitsiz olmak doğru değil. Her çocuk kendine ‘Netlerimi artırıp bir yere girebilirim veya bu seviyeden daha üstünü kazanabilirim’ demeli. Sınavdan önce gerçek sınav antrenmanı yapmalı. Deneme sınavlarına gerçek sınava giriyor gibi gelmeli. Sabah sınava kalktığı sabah gibi kalkmalı. Sınav saatinde denemeyi yapmalı ve aynı sürede bitirmeli. En azından son 10 deneme testini böyle çözmeli. Aile de çocuğu böyle hazırlamalı. Kahvaltısını sınav günü gibi yapmalı ve başına gelebilecek aksilikleri görebilmeli.