Ümit Şimşek

ESKİDEN BERİ bir kısım insanlar, kendilerine hükmeden görünmez kişilerin, hattâ makinelerin varlığına inanagelmişlerdir. Freud’un öğrencisi Viktor Tausk 1919 yılında yayınladığı bir makale ile, şizofrenide karşılaşılan “hükmedici makine” vak’alarına dikkat çekmişti.

Tausk’un araştırmalarına göre, hastaların hayalindeki bu makine, genellikle, şeytanî ve zalim bir güç tarafından yönetilen, büyük çarkları ve dişlileri olan ve bu çark ve dişlilerle etrafa delirtici ışınlar yayan bir makine idi. Tausk’un konuştuğu hastalar küçük bir siyah kutudan çıkan iki boyutlu resimlerden söz ediyorlardı. Makine, bu resimler ve birtakım esrarengiz ışınlar aracılığıyla, hedefteki beyinlere birtakım yabancı düşünceler ve duygular aşılıyor, hafızada mevcut olan diğer bazı bilgileri de siliyordu. Sonunda, hasta, bu makineden gelen bilgileri, gerçek hayattan ve kendi gözlem ve bilgilerinden ayırt edemez hale geliyordu.

Televizyonun icadından yıllarca önce yayınlanan bu araştırmadan birtakım sonuçlar çıkarabiliriz: (a) şizofrenler ileri görüşlü insanlardır, (b) televizyon bir şizofren tarafından icad edilmiştir, (c) hepimiz şizofreniz, (d) psikiyatri, normal davranışları şizofreni olarak adlandırmakla hatâ ediyor, (e) hiçbiri, (f) hepsi. Dileyen, doğru cevabı işaretleyedursun, biz 1919’dan günümüze gelelim.

1986’da Stanford ve Missouri Üniversitelerinden araştırmacılar televizyoncuların dikkatleri ekranda tutmak için başvurdukları kesme, zum, pan, âni sesler gibi montaj tekniklerinin beyin dalgaları üzerindeki etkilerini inceledikten sonra, bu tekniklerin istem dışı davranışlara yol açtığı sonucuna varmışlardı. Indiana Üniversitesinden Annie Lang’ın araştırma ekibi ise, görüntü değişikliklerinin belli bir nokta üzerinde dikkatleri toplamakta yararlı olduğunu, ancak iki dakika içinde 10’dan fazla görüntü değişikliğinin algılamada ciddî düşüşlere yol açtığını belirlediler. Bu araştırmadan çıkan sonucu, şizofrenlerin “hükmedici makine” tariflerine çok da yabancı düşmeyecek bir şekilde, Scientific American dergisi yazarları şu şekilde özetliyor:



Sahne ve plan değişikliklerini çoğaltmak, beyin üzerinde aşırı bir yüklenmeye yol açmaktadır. Birbiriyle ilgisiz sahneleri çok hızlı bir şekilde arka arkaya bağlayan müzik klipleri ile reklamlar, bilgi vermekten ziyade, dikkati çekmek için bu şekilde düzenlenmişlerdir. Bunu izleyen halk ürünün veya markanın adını hatırlayabilir; ancak reklamın ayrıntıları bir kulaktan girip diğerinden çıkacaktır. Burada izleyicinin tepkisini yönlendirici unsurlar üzerinde çok fazla çalışılmıştır. Gerçi izleyici ekrana bağlanmış durumdadır; fakat kendisini yorgun ve bitkin hissetmektedir. Bizim deneylerimiz de hemen hemen aynı sonuçları vermiştir.


Bazan da ürünün hatırası pek karmaşık hale gelmektedir. Bugün birçok reklam, bilinçli olarak bu şekilde müphem bırakılmaktadır: Bu reklamlar sürükleyici bir öykü içerirler; ancak neyi satmaya çalıştıkları kolay anlaşılmaz. Onları izledikten sonra ürünü bilinçli olarak hatırlamayabilirsiniz. Ancak reklamcılar, sizin dikkatinizi çekmeyi başardıkları takdirde, mağazaya gittiğiniz zaman, daha önce belli belirsiz bir şekilde işitmiş olduğunuz bu ürünle aranızda bir âşinâlık hissedeceğinizi düşünüyorlar.

--Sade Hayat'tan

Yazarın izni ile yayınlanmıştır.

kaynak