2. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 28
  1. #11
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Fobilerinizle Yüzleşin!

    Fobileriniz mi var ? Nasıl kurtulabileceğinizi biliyor musunuz ?

    Psikiyatr Demirbek, ‘kapalı alan, açık alan ve hayvan fobisi başta olmak üzere sosyal yaşantıda sorun yaratan korkuların temelinde çocukluktaki kötü anılar olduğunu söyledi.

    Klastrofobi” (kapalı yer korkusu), “Agorafobi” (açık alan korkusu) ve “Zoofobi” (hayvan korkusu) gibi korkuylar toplumda yüzde 5 ile 10 oranında görülüyor.

    Psikiyatr Dr. Bülent Demirbek, kapalı yer korkusunun daha çok sıkışık trafik, uzun tüneller, asansör, duş kabinleri, MR görüntüleme cihazlarıda kendini gösterdiğini ifade etti.

    Adana Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Psikiyatr Dr. Bülent Demirbek, açık alan korkusunun ise sinema, tiyatro salonu, pazar yerleri ve alışveriş merkezleri gibi insanların yoğun bulunduğu yerlerde kendini gösterdiğini söyledi.

    Demirbek, zoofobinin de kedi, köpek, fare, kurbağa ve diğer bütün hayvanlarla karşı karşıya gelindiğinde kişiyi olumsuz etkilediğini belirtti.

    KÖTÜ ANILAR KORKULARI TETİKLİYOR


    Yapılan araştırmalar ve aldıkları hasta öykülerinden, fobilerin temelinde çocuklukta yaşanan kötü olayların yattığını gördüklerini ifade eden Demirbek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kişide kapalı alan korkusu varsa mutlaka çocukluğunda bir odaya kilitlenmiş, evde yalnız bırakılmış ya da böyle bir ortamda şiddet görmüştür. Açık alan korkusu varsa böyle bir alanda mutlaka kötü bir anı yaşamış olması ihtimaldir. Hayvan korkusu ise genellikle çocukluk döneminde hayvan sevgisi kazandırılmayanlarda görülüyor.”

    Demirbek, ailelere uyarılarda da bulunarak, çocuklarının tüm yaşamlarını olumsuz etkileyebilecek fobilere sahip olmamaları için bunlara zemin hazırlayacak davranışlardan kaçınmalarını istedi.

    TEDAVİYE BAŞVURULMUYOR

    Demirbek, çoğu kişinin, bu fobileri doğuştan bir alışkanlık olarak gördüğünü, bu yüzden tedavi yoluna da gitmediğini belirtti ve “Oysa kişiyi bazı durumlarda çok güç, komik hatta arkadaş çevreleri arasında mahcup duruma düşüren bu fobiler kadınlarda, erkeklere göre iki katı daha fazla görülüyor” dedi.

    KORKUYLA YÜZLEŞMEK GEREKİYOR

    Fobilerden, ilaçla psikoterapi ve hipnozla kurtulma şansı bulunduğunu vurgulayan Demirbek, “Fobilerin tedavisinde öncelikle kişinin kendisinde korku yaratan durumla yüzleşmesini sağlıyoruz. Bu yüzleşme sırasında kişiyi isterse bu korkuları yenebileceğine inandırıyoruz” diye konuştu.

    Demirbek, yüz kızarması, ağız kuruluğu, yutkunma güçlüğü, mide bulantısı, titreme, terleme ve bulanık görmenin yanı sıra bilinç kaybı ile ani tansiyon düşüşü ve bayılmalara kadar yol açabilen bu fobilerin mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini, aksi halde başka psikolojik ve biyolojik sorunlara yol açabileceğini söyledi.

    Kaynak:Haber 3

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #12
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Eleştirilme Korkusu Sosyal Fobi Nedeni

    Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme veya küçük düşme korkusu mu yaşıyorsunuz?Korkunuz sosyal ortamlara girmenize engel oluyorsa sosyal fobi sorunuyla karşı karşıya olabilirisniz.

    Sosyal fobi nası görülür?


    Sosyal fobide özel veya genel durumlar sözkonusudur. Korkular hemen her durum için geçerlidir veya yalnızca özel bazı durumlar için geçerlidir. (Başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek vs gibi.)

    Belirtiler

    Çarpıntı
    Titreme
    Terleme
    Kaslarda gerginlik
    Midede rahatsızlık hissi
    Göğüste sıkıntı hissi
    Sıcak yada soğuk basması
    Başta ağırlık hissi-Baş ağrısı
    Bu durumda kişi zaman içerisinde bu belirtilerle yaşamaya alışabilir. Ancak hayatının değişik alanlarını kısıtlamaya başlayan belirtiler bir gün iş güç yapmayı da engellemeye başlarsa işi için tedavisi şart bir durum haline gelir.Yaşanan bu belirtiler kişide derin bir korku ve heyecan hali ile birlikte görülür.

    Yalnızlığa neden olabilir
    Korkulan durumlardan kaçıma davranışı genellikle çok belirgindir.Ve bazen tam bir sosyal yalnızlıkla sonuçlanabilir. Korkulan durumlarda kaçınmak için olmadık şeyler yaparlar. Bir seminer vermesi gereken kişinin seminer iptal olsun diye ayağının kırılmasına bile sevineceğini söylemesi hatta bunun için dua ettiğini söylemesi olayın ne kadar sıkıntı verici olduğunu anlatmak için yeterli olur sanırım.

    Hangi zamanlarda ortaya çıkar
    Sosyal fobisi olanlar genelde aşağıdaki durumlarda sosyal fobi belirtilerini yoğun olarak yaşarlar.

    - Topluluk önünde konuşmak.
    - Bir işle uğraşırken seyredilmek.
    - Başkalarının önünde yemek yemek-içmek.
    - Otorite konumundaki kişilerle temas etmek.
    - Misafir kabul etmek
    - Başkaları ile tartışmak
    - Toplulukta telefonla konuşmak.
    - Tanımadığı kişilerin gözlerinin içine bakmak,
    - İlgi odağı olmak.
    - Başkalarının önünde yazı yazmak.

    10 yaşın altında başlıyor

    Sosyal fobi belirtilerini bazen kişi kaygı belirtilerinden birisi imiş gibi düşünebilir. Korkulan durumdan kaçma davranışı genellikle çok belirgindir. Tam bir sosyal yalnızlığa yol açabilir. Başlangıç yaşı sosyal fobide çok erkendir. Hastaların % 40’ında başlangıç yaşı 10’un altındadır. Hastaların %95’inde ise başlangıç 20’nin altındadır. Okul fobisi olan çocukların %40’ında ise sosyal fobi olduğu belirtilmektedir. İlaç veya terapi ile tedavi edilebilir.
    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  3. #13
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Fobilerin kaynağı kötü anılar

    Psikiyatr Demirbek, ‘kapalı alan, açık alan ve hayvan fobisi başta olmak üzere sosyal yaşantıda sorun yaratan korkuların temelinde çocukluktaki kötü anılar olduğunu söyledi.

    ADANA - Klastrofobi” (kapalı yer korkusu), “Agorafobi” (açık alan korkusu) ve “Zoofobi” (hayvan korkusu) gibi korkuylar toplumda yüzde 5 ile 10 oranında görülüyor. Psikiyatr Dr. Bülent Demirbek, kapalı yer korkusunun daha çok sıkışık trafik, uzun tüneller, asansör, duş kabinleri, MR görüntüleme cihazlarıda kendini gösterdiğini ifade etti.

    Adana Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Psikiyatr Dr. Bülent Demirbek, açık alan korkusunun ise sinema, tiyatro salonu, pazar yerleri ve alışveriş merkezleri gibi insanların yoğun bulunduğu yerlerde kendini gösterdiğini söyledi. Demirbek, zoofobinin de kedi, köpek, fare, kurbağa ve diğer bütün hayvanlarla karşı karşıya gelindiğinde kişiyi olumsuz etkilediğini belirtti.

    KÖTÜ ANILAR KORKULARI TETİKLİYOR

    Yapılan araştırmalar ve aldıkları hasta öykülerinden, fobilerin temelinde çocuklukta yaşanan kötü olayların yattığını gördüklerini ifade eden Demirbek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kişide kapalı alan korkusu varsa mutlaka çocukluğunda bir odaya kilitlenmiş, evde yalnız bırakılmış ya da böyle bir ortamda şiddet görmüştür. Açık alan korkusu varsa böyle bir alanda mutlaka kötü bir anı yaşamış olması ihtimaldir. Hayvan korkusu ise genellikle çocukluk döneminde hayvan sevgisi kazandırılmayanlarda görülüyor.”

    Demirbek, ailelere uyarılarda da bulunarak, çocuklarının tüm yaşamlarını olumsuz etkileyebilecek fobilere sahip olmamaları için bunlara zemin hazırlayacak davranışlardan kaçınmalarını istedi.

    TEDAVİYE BAŞVURULMUYOR

    Demirbek, çoğu kişinin, bu fobileri doğuştan bir alışkanlık olarak gördüğünü, bu yüzden tedavi yoluna da gitmediğini belirtti ve “Oysa kişiyi bazı durumlarda çok güç, komik hatta arkadaş çevreleri arasında mahcup duruma düşüren bu fobiler kadınlarda, erkeklere göre iki katı daha fazla görülüyor” dedi.

    KORKUYLA YÜZLEŞMEK GEREKİYOR
    Fobilerden, ilaçla psikoterapi ve hipnozla kurtulma şansı bulunduğunu vurgulayan Demirbek, “Fobilerin tedavisinde öncelikle kişinin kendisinde korku yaratan durumla yüzleşmesini sağlıyoruz. Bu yüzleşme sırasında kişiyi isterse bu korkuları yenebileceğine inandırıyoruz” diye konuştu.

    Demirbek, yüz kızarması, ağız kuruluğu, yutkunma güçlüğü, mide bulantısı, titreme, terleme ve bulanık görmenin yanı sıra bilinç kaybı ile ani tansiyon düşüşü ve bayılmalara kadar yol açabilen bu fobilerin mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini, aksi halde başka psikolojik ve biyolojik sorunlara yol açabileceğini söyledi.

    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  4. #14
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Utanma Duygusu Sosyal Fobi

    Utanma duygusunun yeni adı sosyal fobi “;Kendisinden başka hiç kimseye zararı olmayan utangaç insanlar... Ya da tüm topluma zarar veren utanmaz insanlar.”; Öyle rekabetli bir dünyada yaşıyoruz ki, sessiz sakin ve terbiyeli insanlar artık neredeyse toplum dışı yapılmak üzere, sanki yok olmaya mahkum edilmişler…; Öyle bir düzen ki yaşadığımız, yarış halinde ve kitleler üzerinde büyük etkileri olanların dünyasında, “;gemisini kurtaran kaptan”; anlayışını zorla da olsa kabul ettirdiler. Bu yarışta tabiî ki utanmazlar daha da öne çıkıyorlar. Utananlar terbiyelerinden dolayı geride kalarak yalnızlığı seçmek zorunda kalıyorlar. Bu duruma da doktorlar “;sosyal fobi”; diyorlar. Yani “;sosyal korku...”; Bu korku tıpkı “;yılan korkusu, karanlık korkusu, yükseklik korkusu”; gibi bir şeymiş…; Ve insanları ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyorlar. Oysa tedavi edilmesi gerekenler utangaçlar değil de, sistem olarak değişmesi gerekenler ve utanmazların olduğu bir gerçek. Sizce hangi kesim daha masum ve hayalı?.. Tabiî ki utanan kesim diyeceksiniz. Peki, ne oldu da tercihler değişti? İçimiz başka dışımız başka ister olduk. Hem utanmazlara kızarız. Hem de baş tacı yaparak onların utanmazlıklarına utanmazlık katarız... Ve bu davranışlarına da kendine güvenen insanlar olarak önem kazandırıp hatalarını meşru yaparız. Ya da büyük küçük demeden yapılan saygısızlığı ve ukalalığı kendine güven adı altında onaylarız. Teknoloji hastalığı sosyal fobi Son yüzyıldır gelişen bir hastalık olan depresyon ve bunun yanında son yıllarda keşfedilen bir hastalık olan “;soyal fobi”; yani insanlık tarihi boyunca var olan ve terbiyeli, saygılı insanların özelliği olan bir davranışa ve karaktere (utangaçlığa) takılan yeni bir ad... ”;Sosyal Fobi”; Bu teknolojiyle beraber gelişen hastalıkların en başında geliyor. Çünkü iletişim ve rekabet çağında yaşıyoruz. Şimdiye kadar var olan utangaçlık insanların iş hayatlarını ve sosyal hayatları hiç etkilemezken, hatta varlığından dahi kimsenin haberi yokken; şimdi yeni bir hastalık ve sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Utanma duygusu başarıya engel midir? Hayır engel değildir... Utangaç veya çekingen olup da çok başarılı iş adamlarımız vardır. Hatta siyasetçiler, bilim adamları, yazarlar vs... Bazılarının dediği gibi, utangaçlık başarıyı engeller demelerine karşı; bazı ünlü ve başarılı insanların geçmişlerini bir araştırdığımızda, hemen -hemen hepsinde bir dönem çekingenlik ve güvensizlik yaşadıkları görülmüştür... Dolayısıyla utangaçlık başarı için çok fazla engel değildir. Bence engel gibi görenler biraz tembellik yaparak ve utangaçlığı bahane ederek kendilerini utangaçlığın arkasına saklamaktadırlar. Ayrıca biraz çekingenlik insanları daha sempatik yapar ve sevimli bir kimlik kazandırır. Hatta karşısındaki insana güven verir. İngiliz toplumu genelde çok rahat olmalarına rağmen, çoğunluğu utangaç insanlardır. Konuşurken çabuk kızarırlar. Beyaz tenli oldukları için de kızardıkları hemen fark edilir... Ve bu durum onları çok daha sevimli yapar. Tüm bunlara rağmen, bu sorunla nasıl baş edeceğiz? Doktorlar ilaç tedavisi ve terapi yollarına başvuruyorlar…; Ve ilacı bıraktığı anda hastalığın yani utangaçlığın tekrarlama ihtimalinin çok büyük olduğunu söylüyorlar. Tabiî ki burada ilaçların sadece içildiği sürece insanı sarhoş edercesine uyuttuğu bir gerçek... Yani insanı dünyadan uzaklaştıran ve uyutan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Terapi ise; akrabalık bağlarının ve komşuluk ilişkilerinin neredeyse unutulduğu veya menfaatlere dayandığı bir dünyada yaşamanın verdiği yalnızlıktan dolayı ihtiyaç duyulan ve terapist ile yapılan "paralı bir sohbet" ortamı diyebiliriz... Bu terapistlere de sanki komşuya gider gibi sürekli gidemeyeceğimize göre, korkuları nasıl içimizde kendi kendimize telkinlerle yaşatıyorsak, çarelerini de yine kendi içimizde aramalıyız. Peki, bu durumda ne yapacağız? Tıpkı bir atasözü gibi¸ “;ya bu deveyi güdeceğiz, ya da bu diyardan gideceğiz”; mi diyeceğiz. Bu diyardan gidemeyeceğimize göre, geriye bu deveyi gütmek kalıyor. Yani diğerleri gibi rekabet dünyasında utanmazlığı öğrenmekten başka çare kalmıyor mu?.. Hayır tabi ki çare var!.. Mademki bu hastalık sosyal korku, Yani bir şekilde düşüncede oluşan bir duygu, o zaman önce düşünceyi değiştirmek lazım…; Bir şekilde bu korkunun üzerine cesaretle gitmek lazım... Cesaret korkmamak değil, korktuğun halde yola devam etmektir. Korkuyu yenene kadar üzerine gidip, defalarca toplumun tam orta yerinde sık- sık bulunmak lazım…; Ya da kendi kendiyle dalga geçerek, bu korkuyla alay etmek lazım... İnsanları ilahlaştırmadan ve onların da en az sizler kadar korkuları ve zayıf yanları olduğunu unutmadan üzerlerine gitmek lazım…; En önemlisi de Tanrıdan başka ilah olmadığı gerçeğini unutmamak lazım. İnsanların insanları ilahlaştırmalarından dolayı kendi kendilerine zulmettiklerini Kuran ayetleri bizler şöyle haber verir: “; Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar...

    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  5. #15
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Fobi Tedavisi Nasil Yapilir

    Fobiler tedavi edilmediği taktirde çok uzun zaman devam edebilir, aslında tedavi olmaksızın düzelen hasta sayısı azdır. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve belli durumlarda ortaya çıkan anksiyeteyi azaltmaktır.Tek başına ilaç tedavisi genelde yeterli değildir. Bunun için antidepresan ilaçlarla birlikte değişik psikoterapi yöntemleri uygulanabilir. Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme (exposure) tedavisidir. Bu yöntemde hastanın korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan anksiyete ile başa çıkması öğretilir. Anksiyete ile başa çıkma tedavisinde gevşeme teknikleri ve bilişsel davranışçı tedavilerden yararlanılır. Terapi grupları, aile tedavisi ve bireysel psikoterapiler kullanılan diğer terapi yöntemleridir. Tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve hastanın özelliklerine göre değişir. İlaç tedavisine yanıt ilk birkaç haftada alınır. Ancak tam düzelme daha uzun zamanda gerçekleşir. Tedavi ile tam düzelme sağlansa da ilaçlara bir yıl devam etmek gerekir. İlaçları doktor kontrolünde kullanmak ve kontrollü kesmek önemlidir. Bazı hastalarda daha uzun süre tedaviye devam etmek gerekebilir.
    Uzm.Dr.Sibel Mercan

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  6. #16
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Uçuş fobisi

    Negatif Koşullanmaya Karşı Uçuş ve Güvenlik:Uçuş korkusunun kökeni tartışmalıdır. Çok yaygın ve köklü olması insanın bilinç dışında yer alan ölüm korkusu, yalnızlık korkusu, umarsız kalma korkusu gibi evrensel korkulardan biri olduğunu düşündürmektedir. Eski çağlarda uçuş insan için imkansız, olağanüstü ve büyülü birşeydi. Uçmanın asla insanlara göre olmadığı düşünülürdü. Tüm toplumlarda yaygın dinsel ya da büyüsel inanışlar insanın olanakların dışına çıkmasının felaketlerle sonuçlanacağını savlardı. Uçuşta böyleydi, bir tür tanrılara meydan okuma olarak algılanırdı. Uçma çabası içindeki insanlar bu yüzden hep alayla ve tepkiyle karşılandılar. Tüm bu korkular ve tepkiler zamanla insanın bilinç altına yerleştiler.

    Uçuş korkusunun kökeni ne olursa olsun bu korkuyu pekiştiren uçak ve uçuşlarla ilgili negatif söylemlerdir. Ne yazık ki medyada uçuşla ilgili haberlerin çoğu aleyhte olagelmektedir. Uçak düşmeleri, kaçırılma ve atlatılan kazalar yüksek tonda vurgulanmaktadır. Kaptan sarhoştu, uçak zaten eskiydi, karakutu bulunamadı gibi spekülatif haberler sıktır. Ayrıca birçok filmde veya romanda uçak kazaları, havada patlama uçak kaçırma ilgi çekici, dehşet temalarından biri olarak kullanıla gelmektedir. Buna karşın binlerce uçuşun ne kadar rahat ve güvenli geçtiği vurgulanmamaktadır. Sonuçta tüm bu yayınlar ve söylemler uçuşun tehlikeli olduğu konusunda negatif bir koşullanma yaratmaktadır. Şimdi bu negatif koşullanmaya karşın uçuşun ne kadar güvenli olduğunu tartışalım.

    Uçuş ve Güvenlik:
    Uçuş korkumuzu nasıl yenebileceğinizi öğrenmeden önce havacılık hakkında biraz bilgi edinmemizde yarar var. Bu korkunun sorumlusu Wright kardeşlerdir, çünkü uçuşun imkansızlığını tümüyle tarihe gömdüler. Ardından başkaları geldi ve havacılığı inatla geliştirdiler. İlk tarifeli hava taşımacılığı 1927de Newyorkta "Colonia Air Transport" adıyla başladı. Daha çok posta taşımak amaçlı bu uçaklar oldukça güvenilmezdi. Bunlarla uçmaya cesaret edemeyenlere kesinlikle fobik denemez, hatta uçmaya cesaret edenlere tuhaf gözle bakılabilirdi. Öyle ki pilotlar inecekleri alanı belirlemek için bazan camdan sarkmak zorunda kalırlardı.

    1933de Ford Motor Companynin geliştirdiği "Curtis Condor" adlı ilk yolcu taşıyan uçak pek düzenli uçamazdı. Daha çok yukarı aşağı sıçrayarak uçan bu uçaktaki yolcuları rahatlatmak için firma hemşirelik eğitimi görmüş hoşgörünümlü hanımları işe aldı. Bu ilk hemşire-hostesler yolculara kahve, çay, yemek servisi ve pansuman yapmaya başladılar. Sonuçta bu hanımların da katkılarıyla hava ulaşımı giderek daha çok kabul gördü, sektör büyüdü. Uçaklar giderek daha güvenli hale geldi ve sonunda devlet de uçuşu kabullendi, hava meydanları yapımını üstlenmeye başladı.
    II.Dünya Savaşı teknolojinin ve uçakların savaşı oldu. Bu savaşla uçuş teknolojisi çok çok gelişti. Bugün havacılık dünyanın en hızlı, en gelişmiş ve en teknolojik ulaşım sistemi. Her yıl milyonlarla (sadece ABDde 350 milyon kişi ) uçakla ulaşımı tercih ediyor.

    Güvenlik:
    Uçuşta güvenlik çok önemli ayrılmaz iki kelime. Uçuşla ilgili her kademede güvenlik en alttan en üstte temel temadır. En üstte tüm uçuş aktivelerinden sorumlu bir oluşum var. Her ülkede bu oluşumlar ülkenin uçuş unsurlarını ve o ülkeye uçuş yapan yabancı hava unsurlarını tümüyle denetlemekle yükümlü. İki büyük kurum var. I.C.A.O ve F.A.A. Bu oluşumların ilk örneği olan F.A.A. (Federal Auration Adminurration) ABDde kurulmuştu F.A.A. Pilot sertifikaları, eğitim okulları, onarım istasyonları uçak üreten firmaların denetimi, hava trafik kontrol, mühendislik gibi konularda gelişmeler olması için teşvik ve sponsorluk yapmayı sürdürüyor. Sadece bu konularda milyonlarca dolar harcanıyor.

    Bir uçak güvensizse dünyanın her yerinde uçuştan men edilir. Bu sektörde güvenlik söz konusu olduğunda masraftan kaçınılmaz. Parola şudur "Güvenlik yoksa uçuşta yok". Daha alt seviyelerde de güvenlik kontrolleri devam eder. Uçuşla ilgili her olay kontrol edilir. Uçuştan 1 saat önce uçuş ekibi uçuş istasyonuna gelir. Hava raporu, rota şartları, uçağın ağırlığı, yolcuların sayısı, yakıt gereksinimi gibi konularda bilgilendirilir. Daha sonra uçağa gidilir ve uçak fizik olarak incelenir. Güverteye girmeden önce ve girdikten sonra yüzlerce güvenlik ve kontrol işlemi yerine getirilir. Modern jet uçaklarının uçuş ekibi 3 kişidir. Pilot, yardımcı pilot ve uçuş mühendisi uçuştan önce pilotlar rota, hava durumu gibi uçuşla ilgili olayları tekrar kontrol ederken, uçuş mühendisi kokpit cihazlarının çalışması ve yakıtla ilgilenir.

    Hostes ve diğer kalan görevlileri de kendi kontrollerini yaparlar. Bilindiği gibi yer ekipleri yolcuları ve bagajları kontrol ederler. Tehlikeli, hasta görünümlü, alkol ya da madde aldığı belirlenmiş yolcular uçuştan men edilir. Bu konularda tıbbi ekibten ve güvenlik ekiblerinden yardım alınır. Tehlike oluşturabilecek bagaj unsurları silah vb.) yüksek teknoloji aygıtları ile insan faktörü birlikte çifte güvenlik sistemi ile ayıklanır.

    Peki Uçaklar Ne Kadar Güvenli?
    Bugün bindiğimiz ticari uçakların hepsi yedek sistemli olarak yapılmıştır. Bunun anlamı bir sistem çalışmazsa onun işini aynı yeterlilikte yapabilecek ikinci bir sistemin var olması demektir. Bu çiftlenme uçuş güvenliğinin temelidir. Uçuş personelinde de bu çifte güvenlik sürer. Bu kişinin görevini yapabilecek ikinci bir kişi mutlaka vardır. Sistemde insan hatası faktörü görev dağıtımıyla en aza düşürülmüştür. Bu alt güvenlik uçak motor sayısında da geçerlidir çift motorlu bir uçak tek motorla, 4 motorlu bir uçak 2 motorla uçuşu sürdürebilir. Uçuş; pilotların yer kontrolü ile düzenli irtibatıyla sürdürülür. Bunun yanısıra birde navigasyon sistemi (yön bulma) vardır. Yerde uçaklar teknisyenler tarafından yüzlerce testten geçirilerek incelenir ve her parça belli bir miadda yenilenir.

    Eğer arabamızın bir uçaktan daha güvenli olduğunu düşünüyorsanız şöyle bir karşılaşma yapalım. Arabamızı her yola çıkışından önce birçok teknisyen gözden geçirir mi? Her 500 milde bir tüm tekerleri değiştirilir mi, her 2500 milde bir motorunuz (rektefiye) yeniden ayarlanır mı, her 10 bin milde bir fren debriyaj ve birçok sistemi yenilenir mi ya da her 25 bin milde bir motor atılıp yerine yenisi monte ediliyor mu? "Ama ben arabamla uçmuyorum ki" demeyin. Bir uçağın bakım masrafı yılda 1 milyon doları aşmaktadır. Bir uçağın her uçuş saatine karşılık 4 saati bakımda geçmektedir. Kısacası uçaklar çok ama çok güvenlidir.

    Uçuş Ekibi:
    Mürettebat, yaşamımızı teslim ettiğimiz insanlar, pilotlar. Nasıl kaptan olunduğunu biliyormusunuz? Kaptan pilotlar her ay 45-50 saat uçuş yaparlar, sanırız bu deneyimli olmak için yeterli bir süredir. Pilotlar başka hiç bir meslekte olmadığı kadar sık ve çok sayıda testten geçirilirler. Sağlık muayeneleri, (anjio dahil), mesleki yeterlilik testleri, gelişim testleri, güvenlik testleri, psikolojik testler vb.

    Bu testlerden herhangi birinde başarısızlık demek pilotun uçuş kariyerinin bitmesi anl***** gelir. Pilotlar dışında kalan diğer uçuş personelide benzer şekilde bir çok eğitim ve teste tabi tutulurlar. Bu testler ve eğitimler için çok para harcanır. Ama slogan kesindir. "Güvenlik yoksa uçuşta yok."

    Uçuş Güvenliği ile İlgili Bazı İstatistikler:
    Evet uçuş güvenlidir. Siz ne kadar aynı düşünmüyorsanız da istatistikler bunu gösteriyor. Otoyoldan, trenden, gemiden, köpekli kızaklardan hatta köpeğini parkta gezdirmekten bile daha güvenli.

    Bazı rakamlar.
    Uçuş: 4.500.000 da /1
    Tren yolu: 80.000. /1
    Otoyol: 14.000 /1
    Yürüyüş: 2.500.000..../ 1
    görüldüğü gibi uçakta kaza geçirme olasılığı çok düşük. Şöyle bir soru gelebilir. "Ama uçak düştümü kurtuluş olmuyor". Her uçak kazasında ölüm olacağı gibi bir düşüncede yanlış. %25 kazada hiç cankaybı yok. %60 kaza ise yüksek oranda hayatta kalma ile sonuçlanmış. Bir çok kazada uçaklar oldukça dayanıklılık göstermişler. Bu bakımdan uçak en sağlam ulaşım aracı. Örneğin önceki yıllarda olmuş bir kazada bir uçak ters dönmüş bir şekilde tam 120 km. hızda 1 saat boyunca sürüklenmiş ve kimse yaralanmamıştı. Bu olayın başka bir araçta yaşandığını düşünün. Sonuç olarak uçak ve uçuş çok güvenlidir. Ulaşım sektörü içinde güvenliğe en yüksek düzeyde önem verilen teknolojinin ve eğitimin en üst düzeyde olduğu havacılıktır. Uçuş aynı zamanda en konforlu ve hızlı olanıdır. Uçuş ve uçaklar hakkında çok daha ayrıntılı bilgiler verilecek ve bu konuda sormak istediğiniz sorular, uçuş uzmanımızca cevaplandırılacaktır.

    Uzm.Dr.Muzaffer Uyar

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  7. #17
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Sosyal fobik endişe anında neden kilitlenir

    Bir sosyal fobiğe “Konuşmak mı daha zor, yoksa dinlemek mi?” diye sorsanız genellikle alacağınız cevap “Her ikisi de” olacaktır. Sosyal fobikler konuşmacı konumundaysalar hata yapma kaygısını duyarlar, dinleyici konumundaysalar da “Ya, bana bir şey sorulursa?” diye sürekli heyecanlanarak beklerler. Bir başkasının gözünün içine bakarak dinlemek de konuşmak kadar önemlidir. Bir diyaloğun etkili ve verimli olması için dinleyen ve anlatanın tam bir etkileşim içinde olması gerekir. Eğer dinleyen kişi heyecanını, kaygısını kontrol etmek için bambaşka bir noktaya kilitlenmişse diğer olayları gözden kaçırabilir. Ancak heyecanını kontrol altına alabilirse olayları gözden kaçırmaz. Bu, endişe nedeniyle yaşanan dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon sağlayamama durumudur. Aynı zamanda korkuyu yok etmeye çalışmak ve karşıdaki kişi ya da kişilere fark ettirmemek adına sarf edilen inanılmaz bir çabadır. Konuşmak zaten zordur, kaldı ki dinlemek de sonunda bir şekilde konuşmayı gerektirecektir. O halde, bir sosyal fobiğin aklından geçen, uygun kelimelerle yanlış anlaşılmaya ve eleştiriye mahal bırakmayacak şekilde bir konuşma yapabilmektir. Zaten içinde bulunduğu durumdan mustarip olan kişi konuşma yapacağı endişesiyle daha da çok kaygılanır, doğal olarak dikkatini toplayamaz, unutur ve hata yapar.

    Bu tür bir baskı altında beynimizin nasıl işlediğini şu şekilde anlatabiliriz: Stres durumunda sinapslarımızın normal işleyişi bozulur. Stres hormonları dediğimiz adrenalin ve noradrenalin oranı yükselir. Dolayısıyla bir hücreye ulaşan uyarılar bir diğerine geçemez. İşte bu an, bizim hatırlayamadığımız andır, düşüncelerimiz bloke olur. Bu kapanma sadece yüz yüze konuşma esnasında gerçekleşmez. Bazen bir kişinin sesi duyulduğunda da görülebilir. Bu nedenle bazı sosyal fobikler için telefonla konuşmak da zorlayıcıdır. Sanki nefes alıp verirken zorlanır gibi bir halde olan, heyecanlı ve titreyen bir sesle konuşan kişi kendi sesini duydukça daha çok kaygılanır. Bu durumu karşıdaki kişiye aksettirmeme çabası endişe düzeyini daha da yükseltir. Ses titremesine çoğu zaman el titremesi de eşlik eder.

    Dinleme ve konuşmanın yanı sıra bazı kişilerin yazı yazarken de elleri titrer ya da terler. Bu da oldukça rahatsız edici bir durumdur. Eğer bu rahatsızlığı yaşayan kişi iş yerinde sorumlu konumdaysa ve sık sık imza atması gerekiyorsa daha da çok zorlanabilir. Elleri titrediği için imzası her seferinde bir başka olur. Böyle bir şikayetle gelen bir hastam vardı. “Öyle kötü ki hiç aynı imzayı atamıyorum. O yüzden kendi imzamın yerine çok basit bir çizgi kullanıyorum ve başkaları fark edecek diye daha da geriliyorum. Bankaya da birkaç imza örneği verdim çünkü bankadakiler imzamı kontrol ettiklerinde imzamın sahte olduğunu düşünüyorlardı” diye kaygısını ve yaşadıklarını özetlemişti. Özellikle bazı sorumlulukları olan kişiler için zor bir durum bu.

    Bu tarz şikayetlerin üstesinden gelebilmek için altında yatan nedenlere bakmak gerekir. Nedenler psikoterapi seansları içinde açığa çıkar. Nedenlerin ortaya çıkması ve kişilerin durumu kabul etmesi çözüm için atılmış büyük bir adımdır.

    Bazı insanlar da başkalarının önünde yemek yemeleri ya da bir şeyler içmeleri gerektiğinde kaygılanırlar. Pek çok kişi elleri titrediği için bir yere gittiğinde çay, kahve hatta su bile içmekte zorluk çeker. Hiçbir şey içmemek bir noktaya kadar çözüm olarak görülebilir, insan daha sonra kendi başına kaldığında sıvı ihtiyacını karşılayabilir. Ancak bu durum sürekli olduğunda görüşülen kişilerin de dikkatini çeker ve “Neden hiçbir şey içmiyorsun?” diye sorarlar. Bu kez insan daima soruyu savuşturmaya çalışır ve sonunda bu soruya muhatap olmamak adına oraya gitmemek için elinden geleni yapar.

    Bazı insanlar da belirli özelliklerini, korkularını saklamak uğruna etraflarına fazla bir şey hissettirmeden evlerini daha yaşanılır hale getirirler. Amaçları dışarı çıkıp gerginlik yaşamak zorunda kalmadan hayatlarını sürdürebilmektir. Bu amaçla evlerde kurulan büyük ekran televizyonlarla, ses düzenleri ile tam bir sinema şölenini havası yaratılır. Madalyonun bir yüzünde bu şölen havası, diğer yüzünde ise “Acaba bu, bir şölen mi yoksa toplumdan ve insanlardan uzaklaşmak için başvurulan bir çare mi?” sorusu vardır.

    Elbette ki teknoloji uygun şekillerde kullanıldığında mükemmel imkanlar ve ilerleme fırsatları sunan bir olgudur. Bu bağlamda ileri teknolojinin imkanlarından yararlanan herkesi toplumdan uzaklaşmayı seçen insanlar olarak görmek doğru değildir. Ancak eğer kişide sosyal fobi özellikleri varsa ve bu seçim kişinin daha da asosyalleşmesine yol açıyorsa bunu olumsuz bir etken olarak kabul etmek gerekir. Teknoloji bağımlılığı sosyal fobikler için olduğu kadar depresyondaki kişiler için de olumsuz bir seçim halini alabilir. Burada şunu vurgulamak istiyoruz: Yenilikleri takip ederken insan ilişkilerinden kaçınır hale gelmek, kendini kısıtlamak çözüm değil çözümsüzlük getirir.

    Bakış açıları ve beklentiler kişiden kişiye değişir ve insanların seçimleri kişisel farklılıklara göre belirlenir. Fakat bu seçimler her zaman sağlıklı olmayabilir. Bazı sosyal fobikler heyecanlarını bastırmak amacıyla alkol ya da madde kullanımına veya bazı ilaçlara (yeşil reçete ile satılan, aslında sadece doktor gözetiminde alınması gereken ilaçlara) meyledebilirler. Stres karşısında alkol ve sigaraya yönelmeyi öğrenmiş bir insan daima kolay olan bu yolu seçecek, bir de bağımlılık geni taşıyorsa kolayca tutsak hale gelecektir.

    Bu tür maddeler maalesef ki başlangıçta bir parça rahatlık verseler de daha sonra bu rahatlatma özelliğini yitirirler. Bu durumda kişi daima daha fazlasını ister ve bağımlı hale gelir. Yani yağmurdan kaçarken doluya tutulur. Nihayet dolu taneleri öylesine ağırlaşır ki kullanıcının ilişkilerinin çatırdamasına ve sevdiklerini kaybetmesine kadar gider

    sosyalfobi.com

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  8. #18
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Sosyal Fobilerde Karşı Cins İle İlişki

    Bazı sosyal fobikler karşı cins ile ilişkilerinde kendilerini başarısız hissederler, kendi başlarına karşı cinsten arkadaş sahibi olamazlar, hatta bu nedenle bekâr kalabilirler. Bunu aşabilmek için başkalarının kendilerine yardımcı olmasını bekler ve görücü usulü ile evlenme yoluna giderler. Aslında heyecanlı bir yapıya sahip olan herkes için bu zor bir durumdur. Çekingen kişiler böylesi karşı cins ile ilişki girişimlerde bulunurken zorlanırlar. Ancak sosyal fobiklerde karşı cins ile ilişki zorluğu daha fazla ortaya çıkar.


    Sosyal fobi nedeniyle duygularını başkalarıyla paylaşamayan insan karşı cinsle ilişkilerinde ciddi sıkıntılar yaşar. Görüşmeye gelen pek çok kişi karşı cinsten biriyle yemeğe çıkacağı zaman mide bulantısı, kusma, ellerinin titremesi gibi durumlarla karşılaştığından ve bu durumun kendisini daha çok endişelendirdiğinden şikayet eder.

    Kişi duygularını engellemeyi başaramayınca gerilir, gerildikçe de bulantı hissi ve titreme artar. Bulantı, titreme gibi rahatsızlık veren durumlar gerilimi daha da arttırır. Yani tam bir kısır döngü yaşanır.

    Evlilik gerçekleştirildiğinde yaşanan performans anksiyetesi ise durumu daha da zorlu bir hale sokar. Eşini memnun edememe endişesi ve endişe nedeniyle yaşanan cinsel yetersizlik üst üste biner ve iç sıkıntısı artar, diplerde yatan depresyon bir şekilde açığa çıkar.

    sosyalfobi.com

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  9. #19
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Sosyal Fobi ve Güvenli Davranış

    Sosyal hayatın zorluklarından biri diğer insanları kontrol edememektir. Herhangi bir zamanda sizin için tehlikeli gözüken bir şey yapabilirler; senin görüşünü sormaları ya da senin konuşma arzusunda olmadığın bir kişiyle muhatap olmanı istemeleri ya da sen konuşurken dinlememeleri gibi. Güvenli davranışlar sizin bu tür tehditlere karşı kendinizi korumak için yaptığınız davranışlardır. Bu davranışlar uzun maratonda özgüveni azaltır çünkü sizi onsuz kendinizi güvende hissetmediğiniz, korunmaya ihtiyacınız olduğu mesajıyla baş başa bırakır. Örneğin iç dünyanızın bir boşluk olduğunu düşündüğünüzde bazı hislerinizi göz ardı etmeseydiniz bir şeyler söyleme durumunda kalabilirdiniz. Güvenli davranışların bazı durumlarda işe yaradığı görülmüştür. Felaketlerin oluşmasını ya da tehdit eden davranışların algılanmasını engellemede başarılı olmuştur. Örneğin etkili bir şekilde sohbetten uzaklaşır ve sohbeti diğer insanlara bırakırsınız. (Güvenli davranış). Böylece sohbet devam eder ama ne kadar boşlukta olduğunuzu hiç kimse fark etmez hatta bazen sizi geri planda bırakır ve insanların sizin sosyal uyumsuzluğunuz üzerine odaklanmasını engeller.

    Saçınızı önünüzde bırakmanız veya elinizde bir şey olsun diye sigara içmeniz gibi güvenli davranışlar korktuğunuz felaketin gerçekten çok hayal ürünü olduğunu görmenize engel olarak problemin devam etmesine neden olur. Bu tip güvenli davranışlar fark edildiğinde ya da diğerleri tarafından harekete kışkırtıldığında durumu daha da kötü yapabilir. Mesela kendi üzerine ilgi çekmemek için sessizce konuşmak karşıdakinin ‘tekrar eder misin?’ demesine neden olabilir. Bu durumda daha yüksek sesle herkesin duyabileceği şekilde söylemek zorunda kalabilirsiniz. Aynı şekilde kendiniz hakkında özel bir şey söylememeniz ve gerçek ‘siz’i saklamanız; başkalarını sizin hakkınızda meraklandırır. Özellikle samimi davranmak istiyorlarsa sizinle ilgili araştırıcı sorular sorarlar.

    Herkes kendisine ait güvenli davranışını kendisi uydurur. Sonuç olarak ne yaptığını sadece kendisi bilir; göz teması kurmamak için aşağıya bakmak, sıcaklamamak ya da terlememek için ince giyinmek, sohbet biter bitmez odayı terk etmek ve böylece küçük diyaloglara maruz kalmamak, söyleyecek şey hususunda dikkat etmeye çalışmak veya anlam ifade edip etmeyeceğinden emin olmak vb.Birçok sosyal fobik insan kendisini rahatsız hissettiğinde zamanla ilgili bahanelere sığınarak kaçış yoluna bakarlar, birçoğu aynı zamanda istenmeyen ilgiye maruz kalmak istemezler.

    Psk Çisem İLHAN

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  10. #20
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Sosyal Fobi İçin Otoritenin Karşısında Olmak

    Gerginliği arttıran diğer bir etken de otorite konumundaki kişilerle birlikte bulunmaktır. Bu durum bir sosyal fobik için dehşet duygusunun açığa çıkmasına neden olur. Düşünün karşınızda patronunuz var. Ya da işi daha ilerletelim, en üst kademedeki kişi olsun, Cumhurbaşkanı. En yetkili kişi sözcüğü kimi insanları endişelendirmez. “Ne var yani? O da insan ben de insanım” derler. Bu cümle bir sosyal fobik tarafından söylenebiliyorsa bunu artık o kişinin sosyal fobiden kurtulduğunu gösteren bir kanıt sayabiliriz. Çünkü bir sosyal fobik için tarif ettiğimiz durum dehşet vericidir.


    Otorite sembolü kişilere göre değişir. Küçük bir çocuk için otorite “baba”, “anne” veya “diğer aile büyükleri”dir. Sonrasında buna “öğretmen” ve “okul müdürü” eklenir. Ergenlik ve gençlikte otorite konumundaki kişiler devamlı olarak değişir. Eğer kişi bir spor takımında oynuyorsa “koç”, bir iş yerinde çalışıyorsa “genel müdür”, askerliğini yapıyorsa “komutan” gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Önemli olan otoriteyi temsil edenin kişilerin insana ne hissettirdiği, ne yaşattığıdır. Eğer otorite olarak gördüğümüz kişiyi tanımıyorsak daha çok tedirgin oluruz. Otoritenin bazı özellikleri biliyorsak biraz daha rahatlarız. Tabii ki burada kişinin olumsuz özellikleri kadar olumlu özelliklerinin de bilinmesinde fayda vardır. Genelde yaşanan bilinmeyene duyulan korku hali, nasıl tepki verileceğini bilememektir. Ancak herkesi bir anda tanımak, nasıl tepki vereceğini bilmek bazen imkansızdır.

    Bu noktada otorite karşısında hissettiğim yoğun endişenin sebep olduğu bir anımı -komik mi dersiniz, trajik mi, bilemem- anlatmak istiyorum. Askeri hastanede görevliydim. Yaşadığım ilk teftiş idi. Klinikteki herkes sıraya dizildi. Paşa teker teker hepimizi selamlıyordu. Yanıma geldi, karşımda durdu, ben de ne yaptığımı bilemeden Paşa’nın elini sıktım ve “Merhabalar!” deme gafletinde bulundum. Sonradan öğrendim ki askeri hiyerarşide öyle davranılmazmış. Benim gibi davranan bir sivil psikolog arkadaşım daha vardı. Paşa kinik şefimize döndü ve “Bunlar işe yarıyor mu?” diye sordu. Utandım, bozuldum, gerildim. Ancak klinik şefimiz “Çok fazla, efendim” diye bizi öven sözler söyledi. Fakat şefimizin bu güzel tutumu bile sonradan yaşayacağım teftişlerin gerginliğini asla azaltmadı. Her teftiş anında kendimi çok kötü hissediyor ve ne yapıp kurtulsam diye bakıyordum.

    sosyalfobi.com

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

Benzer Konular

  1. Fobi
    mopsy Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-01-2015, 12:12 AM
  2. Sosyal fobi grup terapisi almak isteyen var mı??
    amelie Tarafından Ruh Sağlığı (Psikoloji) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-08-2011, 02:18 AM
  3. Sosyal Fobi + Sosyal Fobi Testi
    Apollonius Tarafından Ruh Sağlığı (Psikoloji) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 19-01-2010, 11:18 AM
  4. Türklerde en çok rastlanan 5 fobi
    YukseLL Tarafından Ruh Sağlığı (Psikoloji) Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 14-12-2009, 01:46 AM
  5. A'dan Z'ye fobi'ler
    Mevt Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-01-2008, 11:41 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık