18. Yüzyıldan itibaren birçok tedavide ve özellikle ameliyatlarda kullanılan hipnoz (hipnoanestezi) çoğu zaman önyargı ve katı inançlar yüzünden hak ettiği yere daha yeni kavuşmuştur. İskoçya ve İngiltere’de dişçilerde ve Amerika’da hastanelerde yaygın olarak kullanılan hipnoz günümüzde her geçen gün daha fazla kabul görmektedir fakat medya aracılığıyla birçok kişi hipnozu insanları kontrol etmeye yarayan, onlara istediklerini yaptırmakta kullanılan bir araç olarak görmektedir.

Hipnoz, insanın rahatladığı bir zihin durumudur. Öyle ki her insan “doğal olarak” her gün defalarca trans denilen rahatlama durumuna girer ve çıkar (örn. Araba sürerken, maç izlerken, biriyle konuşurken, vb.) Eğer bu gerçekten doğal bir zihin durumuysa insanları korkutan nedir? Kullanım alanlarına bakıldığında hipnozun gösteri dünyasında büyük bir yeri vardır. Medyaya yansıyan hipnoz çoğunlukla Sahne Hipnozudur ve insanları etkilemek için şov amaçlı kullanılır. Sahne Hipnoz’unda katılımcılar (izleyenler farkında olmasa da) bazı testlerden geçtikten sonra “elenirler” ve kalan kişilerle gösteri yapılır. Bu kişiler telkini kolay kabul edip uygulayabilecek kişilerdir. Hipnotist onların sahnedeki performansını değerlendirerek sınırlarını zorlar. Gösterinin hiçbir kısmında hipnotistin kişiyi kontrol etme “gücü” yoktur.

İnsanlar hipnoterapist olduğumu duyunca onları transa alıp kontrol edebileceğimi düşünüyorlar. Eğer böyle birşey mümkün olsaydı eminim istihbarat ve güvenlik güçleri bu tür zihin teknolojilerinin öğrenilip öğretilmesini yasaklardı. Diyelim ki gerçekten insanlar hipnozla kontrol edilebiliyor. Bu iyi olmaz mıydı? Her gelen insanın zihnindeki düşünceleri mutlulukla değiştirip olağanüstü bir dünyaya sahip olabilirdik, değil mi?
Terapide kullanılan Klinik Hipnoz Sahne Hipnoz’undan farklıdır çünkü bir amaca yönelik kullanıldığından kişini zihnindeki dünya modelinde yeni yollar ve yeni seçenekler farketmesini sağlar. Kişinin kullandığı kelimeler, belli kelimelere yapılan farklı vurgular, metaforik açıklamalar ve birçok “ipucu” hipnoterapistin kişinin değişimine yardımcı bir yol sunması için büyük önem taşır.

Hipnoz ile ilgili efsanelerden birisi de kişinin derin transa girdikten sonra “oradan” çıkamayacağı veya geri gelemeyeceği korkusudur. Bu konuda bilgi sahibi olmayan birçok meslektaşım bile bu korkularını sık sık dile getirirler. Hafif, orta veya derin trans kendi arzumuzla yarattığımız ve istediğimiz zaman gözlerimizi açıp içinden çıkabildiğimiz zihin durumlarıdır. Kişi derin transta bile her zaman bizi duyar (bazıları duymadığını düşünse de her zaman dinleyen bir “tarafları” vardır) ve eğer söylediklerimiz kendi iradesine ters düşüyorsa o durumdan kolayca çıkar. “Orası” gidilen bir yer veya bir kapalı kutu değil kendi zihnimizin içidir. Araba sürerken transtan çıkamayanı gördünüz mü hiç?

Zihnimiz o kadar fazla uyarana (sesler, görüntüler, duygular, vb) maruz kalır ki bütün biriken duyusal bilgileri öğütmeye çalışan bir makineye dönüşür. Trans durumu bu makinenin daha sağlıklı ve rahat çalışması için gerekli ortamı yaratır ve bu olağanüstü rahat durumda kişiye kendi başına trans sürecini nasıl gerçekleştirileceği öğretilir. Böylece hayatının her alanında rahatlık duygusuna sahip olabilir.

Kaynak