Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Antidepresanlar Yerine

    Merhaba

    Ruhsal hastalıkların çözümü, antidepresanlar yerine doğada ve iç yolculuklarda aranıyor.
    İlacı bırak yaşamana bak
    Psikiyatrik tedaviler için her yıl birçok yeni ilaç piyasaya sürülüyor. Her sıkıntısı olana bir antidepresan vermek, neredeyse rutin bir davranış haline geldi. Ancak, artık bazı hekim ve hastalar, ''Bu kadar ilaç yeter'' diyor. Birçok kişi ''iç yolculuğa çıkarak'', yani kendine ve doğaya dönerek sorunlarının çözümünü aramaya başlamış durumda.
    Özcan Köknel



    Günümüz insanı, giderek ağırlaşan yaşam koşullarının altında ezilirken ruhsal olarak da hastalanıyor ve bunun tedavisi için çareler arıyor. Türkiye'de, ruhsal sorunlarını çözmek amacıyla psikiyatri hekimlerine gidenlerin sayısı katlanarak artıyor. Ancak, doktora gidip, aldıkları antidepresanların yararlarını görenler olduğu kadar, bu ilaçların yan etkileri nedeniyle ciddi sorunlar yaşadıklarını iddia edenler de var. Bu tartışma devam ederken, ilaç firmaları da büyük bir hızla piyasaya yeni ilaçlar sürüyorlar. Kimi psikiyatrlar ve hastalar, her ruhsal sorunu olana leblebi sunar gibi hap verilmemesini savunurken, kimileri ise ruhsal sorunların ilaçsız tedavisi olamayacağını savunuyor. Bu arada birçok kişi ise "iç yolculuğa çıkarak", yani kendine ve doğaya dönerek sorunlarının çözümünü aramaya başlamış durumda.

    Uzakdoğu felsefelerine yönelen ve bu öğretileri hayatlarına katmaya çabalayan insanlar, doğal yollardan da mutlu olmayı başarabildiklerini söylüyorlar. Çünkü insanların en büyük sorunlarından biri, duygusal dünyalarındaki çalkantıları dindiremeyip çok sık umutsuzluk yaşamaları. Oysa, ruh sağlığını da olumlu etkileyen "iyi düşünme" yetisi, birçok hastalığı önlediği gibi, varolan hastalıkların iyileşmesini de sağlıyor. Hatta, kimi tümörleri bile küçültebiliyor. İşte bu doğrudan hareket eden milyonlarca insan, kendini daha iyi hissedebilmek için meditasyon yapıyor veya Uzakdoğu sporlarına merak sarıyor. Birçok psikiyatr ve psikolog da meditasyon yaparak insanların ruhsal bir rahatlama yaşayabileceğini söylüyor zaten.

    Aklı Kullanmayı Öğrenmek
    Psikiyatr Prof.Dr. Özcan Köknel de uzun yıllardır duygusal zeka kavramı ve bunun geliştirilmesi üzerine incelemeler yapıyor. "Akıl ile Düşünce Gücü" kitabında da direkt olarak, aklını kullanmayı öğrenenlerin nasıl daha mutlu ve sağlıklı olabileceklerini anlatıyor. İşte bu noktada Prof. Dr. Özcan Köknel'in söyledikleri dikkate değer: "Mutlu olmak için çaba gerekiyor; kimse yattığı yerden iyi olmuyor. Bir insanın ruh sağlığı, onun iyilik durumudur. İnsanın duygu dünyasında ilginin, sevginin, neşenin sevincin olmaması durumunda bile, umudunu kaybetmemesi ruh sağlığını iyi kılıyor. İnsan hasta ya da umutsuz olsa da, içinde iyiliği hissederse ruh sağlığı yerindedir. Sonuç olarak, esasında kendinizi çok iyi tanır, bedensel ve ruhsal güçlerinizi iyi bilirseniz ve bunları akıl düzlemi içinde kullanırsanız mutlu olur ve karşılaştığınız sorunları aşarsınız." Özcan Köknel de bir psikiyatr olarak hastalarına ilaç veriyor, fakat onların zihin gücüyle kendilerini nasıl iyileştirebileceklerine ilişkin ipuçları vermekten de kaçınmıyor. Köknel'e göre, öncelikle bir gevşeme tekniği olan meditasyon yapılarak işe başlanabilir.

    Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarından Psikiyatr Dr. Abdülkadir Tabu ise, psikiyatrik değerlendirme yapıldığında hastanın psikiyatrik tedavi içinde tutulması gerektiğini, ancak, belki yardımcı yöntem olarak ve kontrollü bir şekilde bazı doğa sporlarının ve felsefi akımların kullanılabileceğini kabul ediyor. Tabu'ya göre de meditasyon, gevşeme egzersizleri anlamında kullanılabilir; ama psikiyatrik tedavi şart.

    "İlaç dışı tedavi yolları aranmalı"
    Vakıf Gureba Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi Psikiyatr Dr. Sefa Saygılı, diğer meslektaşlarına göre ilaçlar konusunda biraz daha sıkıntılı. Saygılı, "İlaçlar gerçekten birçok vakada kesin çözüm değil. Üstelik, tedavide yeterli olmayabiliyor ve yan etkileri problem çıkartabiliyor. Hatta diyebilirim ki, kalıcı yan etkiler bile olabiliyor. Neroleptik denilen ilaçların, yani psikozlar için verilenlerin kalıcı yan etkileri olabiliyor. Bunlarla birlikte psikiyatrik ilaçların mutlaka düzenli ve doktor kontrolünde alınması gerekiyor. Günlük olarak almayı hiç unutmayacaksınız, devamlı alacaksınız; bu da zor tabii. Bu zorlukların karşısına konan yeni tedavi metotları, ki bunlar kişilerin kendi içlerine yaptıkları yolculuklar (meditasyon, yoga, reiki gibi), özellikle koruyucu olarak kullanılmalı. İnsanlar artık kendilerine yeni tedavi yolları bulmalı. İlaç dışı tedavi yolları muhakkak araştırılmalı ve bu konuda gayret gösterilmeli diye düşünüyorum. Aslında hemen ilaç yazmak hekimlerin ve hastanın kolayına geliyor. Bunun yerine hastalık belirtileri ilk görüldüğünde bunun önüne geçebilmek için uğraşılmalı. Bazı hastalıklarda ise ilaç vazgeçilmez olabiliyor, alevlenme tipindeki şizofrenide olduğu gibi. Ama mesela hafif depresyonlarda, anksiyete tedavisinde ilaçsız tedaviler, ilaçtan daha iyi olabiliyor. Bu anlamda insanların yeni dünyalar oluşturması ve kendilerini tanıması önemli olabiliyor" diyor.

    "İçimizdeki ışıkla kurtulabiliriz"
    Psikolog ve aile hekimi Davut İbrahimoğlu, aynı zamanda hipnoz ve bioenerji uzmanı olduğunu ve ilaçsız tedavilere eğilmenin zamanının geldiğini, üstelik bunun için insanları bilgilendirme ihtiyacı içinde, Bioenerji ve Manyeteloji Bilimleri Yayma ve Tanıtma Derneği'ni kurduğunu belirtiyor. Şişli Belediyesi bünyesinde halka açık ücretsiz toplantılar düzenleyerek, tamamlayıcı tıbbı insanlara öğrettiğine dikkat çeken İbrahimoğlu, "İçimizdeki ışık ve doğada olan gücü kullanarak, doğa yoluyla bütün hastalıklara çare bulmak ve kimyasal ilaçtan kurtulmak gerekiyor. Rakamlar ilaç sanayinin rantının ne kadar büyük olduğunu gösteriyor. Tüm ilaçlar bazında her yıl 70 milyar dolar ilaç rantı var. Buna rağmen, 2003 yılında ABD'de klasik tıbba başvuranların sayısı 480 binken, tamamlayıcı tıbba (doğal tedaviler) başvuranların sayısı 840 bindi. Bunun manası, insanlar da bu ilaçlardan bıktı demek. İlaçlar gerçekten hem pahalı hem de kesinlikle yan etkileri var; halbuki Anadolu'da, bugün 40 bine yakın bitki var. Piyasada bir sürü antidepresan var. Oysa, basit bir melisa otu ile sarı kantaron düzenli şekilde kullanıldığında aynı etkiyi meydana getiriyor. Tamamlayıcı tıp denilince, meditasyon, akupunktur, ayurveda, bioenerji, reiki, renk terapisi, refleksoloji gibi öğretiler var ve bunların hepsi psikolojik rahatsızlıklarda etkili. Ben bir psikolog ve danışman olarak hem psikoterapi uyguluyorum hem de insanların aurasını temizliyorum. Bana gelenlere yıllardır, meditasyonu hayatlarının bir parçası yapmalarını tavsiye ediyorum. Meditasyonla zihinsel dinginlik elde ediliyor çünkü" diyor.

    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Psikiyatr Doç.Dr. E. Cem Atbaşoğlu da, "İlaç mı, doğal yöntemler mi?" sorusuna ilişkin olarak şunları söyledi: "Alternatif yöntem kullanan kişiler, aldıkları sonuçları bildiriyorlar. Fakat bu sonuçlar tam doğruyu göstermiyor; çünkü bu kişiler, zaten bundan fayda görmeye daha yatkın kişiler. Çoğu, meditasyon veya reiki'ye inanarak gidiyor. Alternatif yöntemler bunlara ilgi duymayan ya da bunlarla iyileşme ümidi taşımayan kişilere uygulandığında nasıl sonuçlar alınır, bilmiyorum. İlaç kullanımındaki soruna gelirsek: Pahalı ilaçlar gerçekten de çok satılıyor. Çünkü, özellikle ilaç firmaları tarafından pratisyen hekimler üzerinde yapılan çalışmalar dolayısıyla gerektiğinden fazla tüketiliyor."
    "Gereğinden fazla ilaç veriliyor"

    Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarından Psikiyatr Doç.Dr. Armağan Samancı, her şeyin gerektiği yerde kullanılmasının hastaların lehine olacağını, fakat son yıllarda ilaç firmalarının büyük kampanyalarıyla birlikte, ilaçların gereğinden çok daha fazla kullanılır hale geldiğini belirtiyor. Böylesi bir ilaç kullanımına karşı olmakla birlikte, ilaçlar olmasa psikiyatrik tedavi konusunda ellerinin kollarının bağlı olacağının altını çizen Samancı, "Hakikaten terapiyle kaygı bozuklukları ve hafif depresif durumlarda fayda görülebilir. Fakat, ilaç olmadan obsesif-kompulsif bozukluğu, şizofreniyi tedavi edemezsiniz. Bu tedaviler olmasa şahısların mağduriyeti büyük olur. Bunun anlamı her durumda ilaç kullanılsın değil; ama ilaçlar, bir anlamda, çözümlerin hemen yerine getirilmesini beklediğimiz bir dünyada kolaylaştırıcı faktörler haline geldi. Sosyal desteklerle geçecek sıkıntılı durumlarda terapi gerçekten önemli. Türkiye'de genel olarak ilaç kullanımı gereğinden fazla. Bugün meditasyon veya reiki gibi öğretiler, toplumun ancak belli bir kesimine hitap ediyor" diyor.

    tempo online

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Refleksoloji

    Merhaba



    Refleksoloji, muhtemelen eski Çin’de akupunkturun geliştiği zamanlarda doğdu. Batı’da bu yüzyılın başına kadar hiç bilinmiyordu. Zamanımızda bir Amerikalı kulak-burun-boğaz doktoru olan Dr.William H. Fitzgerald tarafından yeniden keşfedilmiştir. Fitzgerald, bedeni, ayakta bulunan bazı basınç noktalarını kullanarak tedavi etme ihtimali üzerinde durdu. M.Ö 3000 yıllarında Çinlilerin yaptığı gibi buna “Bölge Terapisi” adını verdi ve bunu akupunkturla beraber kullandı. O, vücudun bazı bölgelerine sıkıca bastırarak veya masaj yaparak oldukça uzakta olan diğer bölgelerinde etki oluşturabileceğini keşfetti. Meslektaşı olan Doktor E. Bowers ise, 1916′da Doktor Fitzgerald tarafından ileri sürülen bu tedaviyi herkese anlatmış ve beraber yaptıkları bazı buluşları 1917 yılında “Bölgesel Terapi” adında bir kitapta toplamıştır.

    Doktor Fitzgerald çeşitli kurslar düzenlemiş ve bu teknikleri, uygulamayla ilgilenen kişilere öğretmiştir. Fitzgerald’ın öğrettiklerini 1930′larda geliştirip yalnızca ayak bölgesinde yoğunlaştıran ise, yine bir Amerikalı olan, masöz Eunice Ingham’dır. Yıllarını bu metodun nasıl işe yaradığını anlamaya çalışarak geçiren ve kendine özgü bir masaj tekniği geliştiren Eunice Ingham’a, haklı olarak modern ayak refleksolojisinin annesi de denir. O, ayağı inceleyerek -ayakta hassas bir nokta bulduğunda bu noktayı vücut anatomisi ile eşleştirerek- çok dikkatli bir şekilde ayaktaki alanların vücut organlarıyla olan ilişkisinin haritasını çıkartmıştır. Sonunda ayaklar üzerinde tüm vücudun haritasını oluşturdu. Çalışmaları o kadar başarılı oldu ki, ünü yayıldı ve günümüzde ayak refleksolojisinin kurucusu olarak tanındı. Bugün İngiltere, Belçika ve Fransa’da refleksoloji eğitimi veren okullar kurulmuştur. Bir çok refleksolog, aynı zamanda doğal tedavi şekilleri olan osteopati, homeopati ve kiropratik ile de ilgilidirler.

    Refleksoloji nedir?



    Tıbbi sözlüklere göre “refleks” kelimesi dış etkilere bağlı olmak üzere istemsiz kas kasılması olarak tanımlanır. Ancak “refleks” kelimesi, bu terapinin içeriğinde, bütün organizmanın, kafanın, boynun ve gövdenin küçük bir ekran gibi görülen ayakta yansıması olarak ele alınır. Refleksoloji, ayaklarda, bedenin tüm bölgelerine, organlarına ve sistemlerine karşılık gelen refleks noktalarına, el ve parmaklarla uygulanan bir baskı tekniğidir. Bu yöntemle bedenin kendi kendini tedavi etme mekanizması harekete geçirilir ve bedende fizyolojik bir rahatlama sağlanır.

    Günümüzde hastalıkların büyük bir çoğunluğu strese bağlıdır. Hastalık kişinin düşünce ve davranışlarının direkt sonucudur. Korku, üzüntü, endişe ve benzeri olumsuz duygu ve düşünceler bedende dengesizlikler yaratır. Dengesini yitirmiş beden verimli çalışamamaktadır. İnsan bedeninin verimli çalışması için enerji akımının kesintisiz olması gereklidir. İşte refleksoloji’de ayak noktalarına uygulanan basınçla, o noktalarla bağlantılı olan çeşitli guddeler, organlar ve hücrelerde ve sonuçta tüm bedende, serbest enerji akışı sağlanılır.

    Nasıl Uygulanır?



    Hastadan rahat bir yatağa ayakları çıplak olarak yatması istenir. Refleksolog, onlara yavaşça dokunur ve deri altında derinde bulunan kristal ve taşımsı maddelerin yerini saptayarak, hangi organın hastalık tarafından etkilendiğini teşhis eder. Bir refeksolog, ayağı, kristalleri bulana kadar, aynen kör bir insanın Braille okuması gibi okur. Onların üzerine bastırdıkça, hasta bastırılan bölgede, bedenin bu organda temsil edilen bölgesinde ve bazen her ikisinde de acı hisseder. Tedavi, başparmak ya da başka bir parmağın kenarıyla basınç uygulanarak saat yönünde döndürülmesinden oluşur. Bu basınç genellikle oldukça derindir, ama acı verici olmak zorunda değildir. Her seans 10 dakikadan 30 dakikaya kadar sürer ve birkaç seansa ihtiyaç olabilir. Bir veya bir kaç tedavi seansından sonra belli refleks noktalarındaki acılar, yavaş yavaş, -vücudun kendi iyileştirme kuvvetleri fizyolojik dengesizliği giderdikçe- ortadan kalkar. Hatta sık şikayetler bir tek seanstan sonra da ortadan kalkabilir. Hastanın tedaviye tepkisi farklıdır. Bazı hastalar kendilerini duygusal olarak bitkin, bazıları da güçlenmiş hissederler.

    Refleksoloji uygulayan kişi, anatomi ve fizyoloji bilgisine sahip olmalıdır Ayrıca hastalıkları da tanımalıdır. Reflekslere verilen tepkileri yorumlamak ciddi bir eğitim ve uzmanlaşma gerektirir.

    Ne için kullanılır?

    Refleksoloji, akupunktur gibi fonksiyonel hastalıklarda başarılıdır. Bir enfeksiyonu iyileştirmesi olası değildir ve fıtık, bağırsak düğümlenmesi veya kırık bacak gibi yapısal bozukluklar için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Zihinsel ve bedensel stresi azalttığı bilinmektedir. Son derece rahatlatıcı olabilir. Kas gerginliğini azaltır ve bu sayede lenf ve kan dolaşımını yükseltir. Bedenden toksinlerin atılmasını sağlar ve böylelikle vücudun içindeki şifa gücünü harekete geçirir. Refleksologlar, kabız, astım, stres halleri, mesane hastalıkları, başağrılarında, böbrek ve safra taşları gibi çarpıcı durumlarda iyi sonuç alırlar. Özellikle migrende refleksoloji ile iyi sonuç alınabilir ve sinir problemleri de kolayca halledilir.

    Derleyen: Erol Yurderi

Benzer Konular

  1. iPhone 5 yerine 4S!
    mopsy Tarafından Cep Telefonu ve Aksesuarları Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 14-11-2011, 07:38 AM
  2. Yıkılanın Yerine
    YukseLL Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-04-2010, 02:02 PM
  3. Beddua Yerine Dua
    Venhar Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-10-2009, 05:38 PM
  4. Hamilelikte depresyon mu yoksa antidepresanlar mı daha zararlı?
    Affrodit Tarafından Anne Baba ve Çocuklar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-03-2008, 07:41 PM
  5. Antidepresanlar ve Hamilelik
    Runaw@y Tarafından Kadın Sağlığı (jinekoloji) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-10-2007, 10:01 PM
Yukarı Çık