Fenomenolojik yaklaşım, olayları, bize göründüğü şekliyle, temel özelliklerinde gözleme ve betimlemeyi amaçlayan sistematik bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, insan davranışlarında, özel koşullardan bağımsız olarak genel olanı ortaya koymak ve global terimlerle betimlemek ister.

Bunun için öncelikle, davranışları birer olgu olarak, yani belirli bir bağlamda, belirgin bir durumda bulunmasından geçici olarak bağımsız öğeler gibi soyutlamaya ve nitelemeye çalışır.

Fenomenolojik anlayış, esas olana indirgemektir, burada esas olanda anlam geçici olarak dışta bırakılır ve daha sonra dahil edilir. Bir başka deyişle davranış veya eylemlerin özellikleri, anlamları, niyetlilikleri paranteze alınır. Fenomenoloji içerikten ziyade içerenle, anlamlardan ziyade biçimlerle ilgilenir. Naif gözlemi, yani araştırmacının bakışını yanlı kılacak örtük veya açık her türden postülayı iradi olarak askıya almayı benimser; bu tutum görünen anlam yerine algılanan biçime öncelik tanımak demektir.

Bu tutumun sonucunda olgu kavr***** ulaşılır: Olgu özel işlevleri geçici olarak paranteze alınmış ve örgütlenmiş bir bütündür. Fenomenolojik soru basittir: "Bu, nedir?". Bu sorgulama nasıl veya niçinle ilgilenmez. Olayın anlamı, sürecin başında değil sonunda dikkate alınır ve anlam, insanların özel davranışlarını (yemek, içmek, uyumak, gezmek) betimsel kriterlerinden hareketle bütünleştirici bir öğe gibi en sonda devreye girer. Bu şekilde ayırdedilen özellikler, olguları, esasa indirgeyerek oluşturmayı sağlarlar.

Kısaca belirtirsek, fenomenolojik yaklaşımda, başlangıçta, gerçeklik hakkında bir yargıda bulunmaktan kaçınılır, zira gerçeklik çoğu kez, anlamaya değil, görülmeye açıktır; olgular açık değildir ve bu nedenle onları değerlendirmek mümkün değildir. Olgular soyutlanıp ayırdedildiğinde, aslında, kendi görüşlerimizden ve içinde bulunduğumuz özel gerçeklikten uzaklaşmamız söz konusudur. Bu sayededir ki olgu, gözlemimizden ve ona yüklediğimiz Özel yargılardan bağımsız olarak kendini gösterebilir.

Fenomenolojik yaklaşım, temel felsefesini Husserl'de bulur. Sayılar, geometrik figürler gibi matematiksel fikirlerin, yani zihinsel olguların doğasını araştıran Husserl, bunları sübjektif psişik durumlar olarak niteleyen deneysel psikolojinin açıklamalarını yeterli bulmamış ve hocası Brentano'nun 'niyetlilik' kavr***** odaklaşmıştır. Bu kavram, insanın dünyayla ilişkisini ifade etmektedir.

Buna göre, gerçek (reel) denilen şey, yaşanan dünyadır ve bu dünya, bize, daima bir açıdan görünür. Dünyamız, algılarımız, arzularımız ve isteklerimiz tarafından yapılandırılır. Bu, niyetliliktir. Bu kavramdan yola çıkan Husserl'e göre 'gerçeklik, daima bir olgular bütünü gibi görünür: Bir ağaç, bir renk, bir arkadaş. Bir çiçeği ele alalım.

Kafamızda onun görüntüsünü değiştirebiliriz (aidetik varyasyon yöntemi); bu çiçek, bir gül veya papatya olabilir, kırmızı veya beyaz olabilir. Ama bu somut görüntülerin ardında, bir salt fikir, bir 'öz' (eidos) vardır. Çiçeğin özü, bir bilinç ile bir objenin karşılaşmasından doğmuştur. Dünyayla ilişkide inşa edilmiştir. Her bilinç bir şeyin bilincidir. Ancak, bu özün aynı zamanda evrensel buyanı da vardır. Fenomenolojinin amacı, dünyayla ilişkimizi yapılandıran özleri açığa çıkarmak, aydınlatmaktır.

kaynak