Das Experiment (Deney) filmini izleyenlerin pek azı izledikleri olayların aslında gerçekten yapılmış bir deneyin abartılmış ve filmleştirilmiş hali olduğunu bilir. Aslen Stanford Hapishane Deneyi olarak bilinen ve Phillip Zimbardo tarafından gerçekleştirilen bu deney bilim dünyasında büyük sansasyon yaratmış ve insanların yalnızca birkaç gün içinde nasıl olup da ‘insanlıktan çıkabildiklerini’ gözler önüne sermiştir.

Amaç
Phillip Zimbardo, kendi deyimiyle “iyi insanları kötü yerlere koyduğunuzda” neler olacağını merak ediyordu. Çevremizden ne ölçüde etkileniyorduk? İçsel özelliklerimiz, örneğin inançlarımız ya da tutumlarımız, bazı durumlardan sıyrılmamızda ve çevresel etkenler ne olursa olsun kendi yolumuzda ilerlememizde ne derece etkindi? Bu sorularla yola çıkan Zimbardo, cevapları bulabilmek amacıyla sonradan Psikoloji literatüründe bir kilometre taşı olacak olan meşhur deneyini tasarladı.

Ön hazırlıklar
Zimbardo, “kötü yer”e karşılık olarak bir hapishaneyi seçti. Deneyin tamamen kontrollü olabilmesi için Stanford Üniversite’si Psikoloji Bölümü binasının bodrum katı hapishane görüntüsü verilecek şekilde düzenlendi. Bunu yapmak için, örneğin, bu katta bulunan ofislerin kapıları demir parmaklıklı hapishane kapılarıyla değiştirildi. Ofislerin, yani hücrelerin, içine üçer yatak yerleştirildi. Ufak bir kiler büyüklüğündeki depo benzeri bir oda da ceza odası olarak tasarlandı. Mahkûmlar, cezalandırılacakları zaman tek başlarına bu karanlık ve ufak odaya kapatılacaklardı.
Hapishanenin fiziksel görünümünün yanında mahkûmların ve gardiyanların giyecekleri şeyler de en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. Gardiyanlar, resmi üniformalar giyeceklerdi. Bir de, yansıtmalı (RayBan tarzı) güneş gözlüklerinden takacaklardı. Bu güneş gözlüklerinin seçilme nedeni, karşı tarafın gözlerinizi görmesini engelliyor olmalarıydı. Bu sayede mahkûmla gardiyan arasında kurulabilecek ikili insani bağın engellenmesi hedefleniyordu.
2 hafta sürmesi tasarlanan deney için gereken tüm koşullar oluşturulduktan sonra geriye tek bir şey katılıyordu; katılımcıları bulmak.
Gazeteye verilen ilana yanıt veren 75 öğrenci arasından yapılan bir dizi fiziksel ve psikolojik test sonucu seçilen 21 sağlıklı erkek, rasgele gardiyan ya da mahkûm rolüne atandı. Zimbardo da hapishane müdürü görevini üstlendi. Böylece deney başlamış oldu.

Deney Süreci
Zimbardo’nun ilk işi gardiyanları bir araya toplayarak onları hapishanenin kuralları konusunda bilgilendirmek oldu. Kurallar çok basitti. Gardiyanlar hapishane içinde düzeni sağlamakla yükümlüydüler. Herhangi bir mahkûm kaçtığı takdirde deney sona ererdi (ki bu saat başına günümüz parasıyla yaklaşık 75$ alan katılımcılar için büyük bir para kaybı demekti) ve mahkûmlar üzerinde şiddet uygulamak yasaktı.
Gardiyanlar da hazır olduğuna göre sıra mahkûmları hapishaneye getirmeye gelmişti. Deneyin her adımının gerçeğe uygun olması için mahkûm rolündeki katılımcılar evlerinden polis arabalarıyla tutuklanarak ve gözleri bağlı bir biçimde getirildiler (böylece üniversitenin bodrum katında olduklarını anlamayacak ve deneyin verdiği gerçeklik hissi tehlikeye düşmeyecekti). Hapishaneye getirildikten sonra soyuldular, arandılar ve aşağılayıcı bir kısalıkta olan tek tip beyaz bez elbiseler giydiler. Bu elbiselerin her birinin üzerinde mahkûmun numarası yazılıydı. Mahkûmlar, bu süreç tamamlandıktan sonra, hücrelerine yerleştirildiler. Böylece deneyin ilk günü sona ermiş oldu.
İkinci gün, olaylar kızışmaya başladı. Mahkûmlar, bir isyan başlatarak yataklarını hücrelerinin içinde gardiyanlara karşı barikat kurmak için kullanmışlardı. İsyanın lideri, mahkûm 8612, gardiyanlar tarafından ceza odasına kapatıldı. Bu olayın üstüne gardiyanlar, kimin patron olduğunu mahkûmlara göstermeleri gerektiğine karar vererek onlar üzerinde büyük bir baskı uygulamaya başladılar. Gardiyanlar tarafından gece yarısı, hiçbir neden yokken, sık sık uyandırıyorlardı. Gardiyanlar onlara çıplak elleriyle tuvaletleri temizletiyordu. Mahkûmlar sürekli hakarete maruz kalıyor, gardiyanların saçma isteklerine itaat etmezlerse cezalandırıyorlardı.
Bu koşullara daha fazla katlanmak istemeyen 8612, deneyden ayrılmak için Zimbardo’yla görüşmek istedi. Zimbardo, bir psikolog değil bir hapishane müdürü olarak onunla konuştu ve bir teklifte bulundu. 8612’yi gardiyanlara karşı koruyabilirdi. Ancak, karşılığında mahkûmların ne yapıp ne ettiğine ilişkin bilgilendirilmek istiyordu. Başka bir deyişle Zimbardo, 8612’ye ispiyonculuk yapması gerektiğini söylüyordu. 8612’ye bu teklifi bir düşünmesi, kabul etmeyip de yine de çıkmak isterse gidebileceği söylendi.
Kafası karışmış bir halde hücresine dönen 8612, hücre arkadaşlarına “çıkmak istediği halde izin verilmediği”ni ve “kimsenin dışarı çıkarılmayacağı”nı söyledi. 8612’ye, daha önce de anlattığımız gibi, istediği zaman çıkabileceği söylenmişti. Zimbardo’ya göre deneyi gerçek bir hapishaneye çeviren, isyanın lideri olan 8612’nin hücredekilere kimsenin çıkamayacağını söylediği – bu değişimi geçirdiği – gündü.
8612, hücresine döndükten kısa bir süre sonra tuhaf davranışlar göstermeye başladı. Davranışları, yoğun stres altında ortaya çıkan ciddi psikolojik rahatsızlık işaretleri taşıyordu. Zimbardo’ya göre, 8612’nin planı delirmiş gibi davranmak böylece mecburen hapishaneden çıkarılmaktı. Ancak 8612 rolüne kendisini öylesine kaptırdı ki bir süre sonra belirtileri iyice kontrolden çıktı. Böylece Zimbardo ve ekibi, onu hapishaneden çıkarmak zorunda kaldı.
Kurgu ve gerçeklik arasındaki çizgi giderek belirsizleşmeye, çıkarılan 8612’nin bir grup arkadaşını toplayarak geleceğine ve mahkûmları özgür kılacağına ilişkin söylentiler dolaşmaya başlamıştı. Bu söylentilerin gerçek olmasından korkan Zimbardo, deneyini korumak amacıyla hapishaneyi ve mahkûmları başka bir binaya taşıdıktan sonra eski hapishanenin boş koridorlarında oturup 8612 ve arkadaşlarının gelmesini beklemeye başladı. Onlara deneyin sonlandırıldığını söyleyecek, böylece hapishanesinin devamlılığını sağlamış olacaktı. Bu noktada Zimbardo’nun yanına bir başka araştırmacı geldi ve ona bu deneyin bilimsel dayanağı hakkında sorular sormaya başladı. Zimbardo öfkeden delirmişti. Birazdan burada büyük bir isyan ve karmaşa olacakken bu adam bilimsel verilerle ilgili sorular soruyordu. Görüldüğü üzere, Zimbardo da deney sürecinde değişim geçirerek bilim insanı rolünden sıyrılıp hapishane müdürü rolüne kendini iyice kaptırmıştı.
8612’nin geleceğine ilişkin söylentiler boşa çıktı. Hapishane, orijinal yerinde yeniden inşa edildi ve mahkûmlar eski yerlerine transfer edildiler. Tüm bu işi yapmak zorunda kalmış olan gardiyanlar, sinirlerini elbette mahkûmlardan çıkarmaya karar verdiler. Gardiyanların yeniden sınırları zorlar hale gelmiş olan aşağılayıcı tavırlarına isyan eden bu kez 819 oldu. 819, hücresinden çıkmayarak sabah sayımlarına katılmayı reddetti. İsyanı kırmak için gardiyanlar 819’un hücre arkadaşlarına yüklenmeye başladılar. Bu olay, mahkûmlar arasındaki bireyselliği iyice ortaya çıkarmıştı. Daha fazla ezileceklerine gardiyanlar ne derse yapmaya razı oluyorlardı. Kimse birbirine destek çıkmıyordu.

819 da araştırmadan ayrılmaya karar verdi. Zimbardo, 819’a katılımından dolayı teşekkür etti. Erken ayrılıyor olsa da 2 haftalık paranın ona ödeneceğini söyledi. Zimbardo ile 819 arasında bu kapanış konuşması geçerken, hapishaneden mahkûmların sesleri duyulmaya başlandı. “819 kötü bir şey yaptı” diye hep bir ağızdan bağırıyorlardı (bunu onlara gardiyanlar yaptırıyordu elbette). Bunları duyan 819, gitmekten vazgeçti. Hapishaneye geri dönüp oradaki diğer kişilere kötü bir mahkûm olmadığını kanıtlamak istiyordu. Zimbardo, 819’un bu sözleri üzerine aslında sıradan üniversite öğrencileri olan bu erkeklerin gerçeklik algısının ne kadar bozulmuş olduğunu gördü ve 819’a şöyle cevap verdi; “Sen kötü bir mahkûm değilsin. Çünkü sen bir mahkûm değilsin!”. 819 ancak bu sözleri duyunca kendine gelip gerçek dünyaya dönebildi ve deneyden ayrıldı.
819’un boşalan yerine, yedek listesinden biri çağırıldı. Yeni mahkûm, sürecin en başından beri orada olan diğerlerinin aksine, kuralları ve rolleri çoktan oturmuş ve aslında (ironik olarak) kontrolden çıkmış bir hapishaneye geliyordu. Hapishanenin işleyişini görüp gördüklerinden hiç hoşlanmayan bu yeni mahkûm (416), gardiyanlara bunun bir delilik olduğunu ve çıkmak istediğini söyledi. Ancak, gardiyanlar onu bunun gerçek bir hapishane olduğuna ve çıkma imkânının bulunmadığına ikna etmeyi başardılar.
416, gardiyanların acımasız davranışları karşısında bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordu. Hapishanede bulunduğu kısa süre içerisinde bile kimliğini kaybetmeye ve birey olmaktan çıkıp ‘416’laşmaya başladığını hissediyordu. Böylece, 416, açlık grevine girdi. Gardiyanların tüm yaptıklarına karşılık olarak onları zor durumda bırakmanın bir yolunu bulmuştu. Gardiyanlar ise şöyle düşünüyordu “Tam 3 gün uğraşarak elde ettiğimiz gücümüzü bu yeniyetme nasıl olur da elimizden almaya kalkar? Bunun bedelini ödeyecek!”.
Böylece gardiyanlar, daha doğrusu gardiyanların arasından lider pozisyonuna geçmiş John Wayne lakaplı olanı, onu ceza odasına kapattı. Diğer mahkûmları da onun yaptıklarından dolayı cezalandırarak hücre arkadaşlarının öfkelerini doğrudan 416’ya yöneltmelerini sağladı. Kızgın mahkûmlar ve gardiyanlar sürekli olarak 416’nın içerisinde kilitli olduğu ceza odasının kapısını yumrukluyor ve tekmeliyordu. 416 üzerindeki baskı giderek artıyordu. John Wayne’in mahkûmların çarşaflarını vermelerine karşılı 416’yı salıverme teklifi bile reddedilmişti. 416 ceza odasında kalmış, mahkûmlar da çarşaflarından ayrılmamıştı.
4. günün sonuna gelindiğinde 4 mahkûm baskıya dayanamamış ve salıverilmişti. 416, açlık grevinin 2. günündeydi. Ve deneyin daha 9 gün devam etmesi gerekiyordu.
Bu arada Zimbardo’nun deneyini gözlemlemeye bir meslektaşı geldi; Christina Maslach. Maslach, hapishanede gördüklerine inanamadı ve derinden etkilendi. Zimbardo onun bu duygusal tepkisini yadırgadı ve hatta onunla bu olaya profesyonel açıdan bakamadığı için onunla bilimsellik üzerine bir kavgaya tutuştu. Maslach ise buna şöyle cevap verdi; Genç çocuklar acı çekiyorlar ve bunun sorumlusu sensin. Bu sözler üzerine, ertesi gün yani 20 Ağustos 1971’de, başlangıcından bu yana henüz 6 gün geçmişken Zimbardo deneye son verdi.


Sonuçlar
Stanford Hapishane Deneyi adıyla anılan bu deney Psikoloji literatüründe, sosyal roller ve itaat başta olmak üzere pek çok alanda bulgu sağladı. Sıradan ve sağlıklı üniversite öğrencilerinin 6 gün içinde sadist (gardiyanlar) ya da tamamen itaatkâr ve pasif (mahkumlar) bireylere dönüşebilmiş olması bu sosyal faktörlerin kişisel davranışlar üzerinde ne ölçüde etkili olabileceği konusunda önemli bir gösterge oldu. Kuşkusuz deneyin en ilgi çeken noktalarından biri de öğrencilerin çoğunun bunun bir deney olduğunu ve istediği zaman çıkacaklarını bilmelerine rağmen hapishane ortamını ve buradaki rollerini içselleştirip dışarı çıkmayı denemek yerine ya itaat ederek koşulları kabullenmesi ya da isyan çıkarması oldu. Birkaç örnek hariç katılımcıların çoğu hapishane için çözüm yolları ürettiler.
Deneyde ilgi çekici pek çok bulgu olmasına rağmen, deney hem etik hem de bilimsel açıdan çeşitli eleştirilere maruz kaldı. Bunların en başında, elbette, öğrencilerin bu 6 günlük deney sürecinde ciddi kimlik problemi yaşamaları ve yaşadıkları psikolojik baskı konusu vardı. Bu tür bir deney günümüzde katılımcılara verdiği büyük zarar (ya da verebileceği olası zararlar) nedeniyle etik olarak onaylanmayacak ve gerçekleştirilemeyecektir. Ancak günümüzde bu tür deneyleri engelleyen etik kuralların koyulması da Stanford Hapishane Deneyi gibi deneyler sayesinde olmuştur. Yapılan diğer temel bir eleştiri deneyin bulgularının bilimsel açıdan fazla öznel olması ve deneyin başkalarınca tekrarlanarak aynı sonuçlara ulaşılıp ulaşılmadığının test edilmesinin neredeyse imkânsız olmasıdır. Bu eleştiri daha metodolojik bir konu üzerine olmakla birlikte yine de deneyin insan davranışı üzerine göz önüne serdikleri yadsınamaz.

Yazar: Elif Okan - derki.com