Rıza terapisi nedir. nasıl yapılır?

Bir olaya üzülüyorsanız, bir şeylerdin değişmesini sitiyorsanız ama işler umduğunuz gibi gitmiyorsa, Kişisel Gelişim Uzmanı Dr. Zülfikar Özkan size 'rıza terasipisi' öneriyor...

Rıza terapisi nedir. nasıl yapılır?

Egonuzun kölesi misiniz, efendisi mi?
Seher Kadıoğlu'nun röportajı

(Dünden devam)

Kişisel Gelişim Uzmanı Dr. Zülfikar Özkan, asık suratlılığın tedaviye muhtaç bir hal olduğunu belirtiyor ve insanların kendilerini mutlu etmenin yollarını açıklamayı sürdürüyor.

Bolluk ve Kıtlık Bilinci

> Olumsuz duygular paranın kişiye gelmesini nasıl engelleyebilir?

> Para canlısı birinin yüzü asık olur, beden dili olumsuz mesajlar verir; ağız kenarı aşağı doğru kıvrılır, gülümseyemez. İnsanları çevresinden kaçırır, insanların kaçması az kazanma sonucunu getirir. Ürettiği malı satacak kimse bulamaz. Hz. Musa Mısır’dan çıkmak için adamlarına öncülük etmektedir. Hz. Musa ve yardımcıları susuz kalırlar. Onların adına konuşması için Hz. Musa’ya yalvarırlar. Hz. Musa sakin bir şekilde yağmur duası etmelerini ister. Musa ve beraberindekiler yağmur dualarını ederler ama yağmur yağmaz. Dualarımız işe yaramadı derler. Musa “Hendekler nerede” diye cevap verir. “Allah’(c.c)ın gerçekten yağmur yağdıracağına inansaydınız hendekleri kazardınız”. Bunun gibi para kazanmak isteyen, para kazanmak için kendisini hazır etmelidir. Yoksulluk zihinsel bir durumdur.

> Bolluk ve kıtlık göreceli midir? Yokluk içinde “Her şeyim var zenginim” deyince ne değişebilir?

Söyleşinin ilk bölümüne ulaşmak için bu linki kullanabilirsiniz

> Bolluk bilinci dediğimiz, evrende kendisine yetecek kadar malın olacağına dair olan inançtır Kıtlık ise aç kalacağına dair inançtır. Bolluk ve kıtlıkta esas olan maddiyatın azlığı ya da fazlalığı değildir. Bu bilinçtir, bakış açısıdır. İnsan günde 2 lirayla yetinirse hayat ona 10 lira kazandıracağı şartları verir. Başarı, zenginlik ve bolluk zihne aittir. İnsan bilinçaltına ektiğini hayatında biçer. Eğer aç kalacağım diye korkuyorsanız, açlık çekersiniz. Kartallar güvercinlerle birlikte uçmaz yani üstün bir insan olmak istiyorsak, erdemli insanlarla arkadaşlık yapmalıyız. Aç gözlü, para biriktiren, bencil insanlarla birlikte olduğunuzda onları kendinize çekersiniz. Çekim yasasına göre kartalla güvercin birbirlerini çekmez, iter. Bolluk bilincinde olan insanla kıtlık bilincinde olan insan birbirini iter. Zenginlik duygusu zenginliği oluşturur. Zenginlik bir bilinç boyutudur; bilinç altının fonksiyonlarının nasıl işlediğini bilen kişi asla ekonomik çalkantılardan da rahatsızlık duymaz. Bolluk bilinci ruh zenginliğidir. İnsan aldıklarından değil verdiklerinden manevi bir haz duyar. Bolluk bilincine sahip insan, hep karşısındakinde iyiyi arar. Gönlü boldur; olumlu yönleriyle, ruhsal olgunluğuyla insanları kendine çeker. Çevresindekilere, dünyaya para kazanma amaçlı gelinmediğini hatırlatır.

Kitapları Konuşun

> “Sağlıklı bir iletişim için önce kendimizi eğitmemiz gerekiyor” diyorsunuz. Kendimizi nasıl eğitelim?

> Kendimizi geliştirmenin, başkalarıyla barışık yaşamanın fazla bir kestirme yolu yok. Mutlaka kitap okumamız gerekir. Kendini geliştirme, iletişim konusunda yazılmış birçok kitap bulunuyor; sanıldığı gibi pahalı değil. Okumadan gelişme olmaz. Günde en az bir saat dikkatli bir şekilde okumalı, okuduklarımızı da başkalarıyla tartışmalıyız. Kitap üzerine konuşulmazsa aklımızda yüzde on kalıyor. Vaktimizi, dedikodu, malâyani sözlerle geçireceğimize okuduklarımız üzerine konuşarak doldurmalıyız.

Kişisel Gelişimden Ne Anlarız?

> Kişisel gelişim kitaplarına ilgi arttı. Kişisel gelişim size ne ifade ediyor?

> Kişisel gelişim insanın bulunduğu noktadan daha üst bir noktaya gelmesidir. Benim kişisel gelişimden anladığım Kuran-ı Kerim’in emri doğrultusunda insanın tekâmülüdür. Kâmil bir insan olmak, bilge insan olma yolunda mesafe almaktır; hedef bu doğrultuda olmayıp da mesela para kazandırma konusunda bir motivasyonsa, kişisel gelişime bir katkı sağlamaz. Bilgiyle birlikte bilgeleşmek, ancak insanı ileriye taşır.

> Bu tür kitapların yanlış yönlendirmesi söz konusu olabilir mi?

> Kişisel gelişim kitaplarını okuyan herkes bir şekilde fayda sağlar; az ama çok “Gelişmeyin, okumayın” diyen bir kişisel gelişim kitabı olmaz. Gereğinden fazla özgüven pompalayan bir kitap belki okuyucuda yanlış izlenim uyandırabilir. Ama o da ne kadar etkileyebilir? Faydalı bir kişisel gelişim kitabı kişiyi, manevi anlamda daha üst bir noktaya taşır; az öfkelenmesi, duygusal zekasını geliştirmesi yönünde teşvik eder. Kişisel gelişim kitapları iyiliği yaymaya çalışır, olumlu bakış kazandırır, güzel söz söylemeyi tavsiye eder.

Kimler İyi Anlaşır?

> “Uyum sağlamak bir dansa benzer” diyorsunuz. Bu dansı açar mısınız?
> Az önce söylemiştik İnsanlar kendine benzeyen insanlardan hoşlanır. Birbirine benzeyen insanlara bakarsınız, çayı aynı şekilde yudumlarlar, el kol hareketleri, konuşma tarzları birbirlerini andırır. Vücut dilleri ayni olunca düşünceler de aynı şekilde olur. Şimdi biz bunlardan yola çıkarak diyebiliriz ki “Benzer duygulara sahip olmak için bedeninizi başkalarına benzetin. Mevlâna diyor ki “Aynı fikirleri paylaşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar iyi anlaşırlar” Aynı duyguları paylaşmak istediğiniz kişiyle ses tonunuz farklı olmamalı..Beden dili benzeyince hissiyat da benzer; uyum sağlanır. Uyum ise esnekliktir hayatın gücüdür.

Felaketi Çağırıyor muyuz?

> “Negatif düşünürsek felaketi çağırırız” diyorsunuz, Muhsin Yazıcıoğlu’ nun “Üşüyorum” Şiiri geliyor akla. Kitabınızı okumadan önce “Sanki bilmiş de yazmış” diyordum. Şimdi “Çağırmış mı acaba”? diye düşünüyorum

> Daha önce söylediğim gibi çekim yasasına göre neye dikkatimizi verirsek onu çağırırız.Yok etmek için bile kötülüklerle haşır neşirsek, onları yok edemiyoruz; çoğaltıyoruz. Olumsuzu kötülükleri istenmeyeni değil olumluyu düşünelim ki onu çoğaltalım.

Çağın Çelişkisi

> İletişim çağını idrak ediyoruz; en büyük iletişim aracımız bilgisayar, insanları karşısına köle etti.

> İnsan sosyal bir varlıktır ancak toplum içerisinde büyüyüp beslenip gelişebilir. İnsanların dokunuşuna gülüşüne sesine, sıcaklığına ihtiyacımız var. Bilgisayar ne yapıyor? İnsanlardan koparıyor, makinenin karşısına oturtuyor, sosyalleşemiyorsunuz, başkalarına ulaşamıyorsunuz. İnsanlar konferanslara katılsınlar, cemaatin, toplumun içerisine girsinler ki sosyalleşsinler; birbirlerinin derdine ortak olabilsinler.

> Bazı insanlara içimiz ısınır. Kalp köprüsü kurduğumuz için mi?
> Evet kalp köprüsü kurduğumuz insanlarla bin yıllık dost gibi kaynaşır sohbet edersiniz, dost olursunuz.

> Dostumuz kimdir?

> Bir insan sizdeki en güçlü yönü ortaya çıkarıyorsa o gerçek dosttur; size keyif verir. Bazı insan da kabul edemeyeceğiniz, kendinizin bile yüzleşemediği bir noktayı devamlı karıştırır; su yüzüne çıkartmaya çalışır; toplum karşısında mahcup eder. İnsan gençliğinde yaptığı bir hatayı hatırlayınca kendisi utanır. Böylesi karşısındakini sürekli üzüntüye sevk eder. Demek ki bizdeki en iyiyi ortaya çıkaranlarla kalp köprüsü kurabiliriz; onlar gerçek dostlardır.

Aksi İnsan Tedaviye Muhtaçtır

> Aksi insanları tanımlarken “Çoğu akıl hastasıdır” sert bir ifade değil mi?

> İnsanların yüzde onu yaklaşık olarak psikolojik olarak bozuktur; patolojik tipler diyoruz, hastanede tedavi edilmeliler. Psikiyatri kliniğinde ilaç ve psikoterapi tedavisi görmelidirler. Bunları değiştireceğim diye uğraşırsın değiştiremezsin; çünkü çocukluklarında o kadar kötü yetişmişlerdir, ezilmişlerdir ki sizi dinleyecek durumları yoktur, işitmezler, anlamazlar. Enerji ve zamanı onlarla tüketmeğe değmez.

Başarı ve Rekabet

> “Başarılı insanlar rekabet etmezler” demişsiniz.

> Rekabet, ben herkesten üstün olacağım duygusu, hırs, nefsin işidir. Motivasyoncular “Kendinizi geçeceksiniz” derler ya biz buna tekâmül” diyoruz. Geçen seneden daha çok kitap okumuşsanız, kendinizden bir adım daha ileri gitmişsiniz demektir. Esas gelişme budur. Kendinizi kutlayabilirsiniz; yoksa, sizin şartlarınız başka benim şartlarım başka. Sizinle nasıl yarışabiliriz? Rekabet egonun emrine girmektir bir bakıma.

> Rekabetten uzak mı duralım?

> Tatlı rekabet yapabilirsin, kendini arkadaşınla ölçebilirsin. Ölçemediğin şey güç değildir.

Rıza Terapisi

> Problem çözme aşamasında sorun yerine çözüme odaklanmanın önemini anlatır mısınız?

Zamanımızın enerjimizin yüzde seksenini çözüm üzerinde harcamak, yüzde yirmisini probleme harcamak akılcı olur. Çözüme yoğunlaşınca rahatlarız, problemleri düşünen, sorunun bir parçası oluyor; sorunu büyütüyor. Çözümün bir parçası olmamız için çözüme yoğunlaşmalıyız. Ayrıca duygularımızı, problemlerimizi optimal düşünen insanlara açmalıyız. Luzumsuz adamlara kendi iç dünyanı anlattığın zaman doğru davranış reçetesi alamazsın.

> Çözüme odaklandık. Yine de problem devam ediyorsa?

> Rıza terapisi öneririm. Rıza terapisi, değiştiremediğimiz şeyi kabullenmek, sabretmektir. “Değiştirebileceklerim için güç, değiştiremeyeceklerim için sabır ver Allah’ım” diye dua edelim. İkisi arasındaki farkı anlayabilmek için de bilgelik isteyelim. Bu dünyada her şey bizim istediğimiz gibi olmaz.

Katılımcı Pozisyon İzleyici Pozisyon

> “Bir de katılımcı izleyici pozisyon izleyici pozisyon bahsi”ni konuşabilir miyiz?

> Bir olaya üzülüyorsanız, seyirci pozisyonunda kalın yani olaya üçüncü bir kişiymiş gibi yaklaşın. Geriye yaslanın, sanki bir film izliyormuşçasına, sanki bizim hayatımız değil de başkasının hayatını izliyormuş gibi dışarıda kalın. Rahatlayın bu seyirci pozisyonudur. Olayın içine girmeyerek duygu vermeyerek, bana yapılmamış gibi olayı seyrederseniz; gücünüz tükenmez; objektif, mantıklı bir bakış açısı sağlayabilirsiniz. Başınıza gelen olay, sevinçli bir olay ise katılabilirsiniz bu sevince; katılımcı pozisyona geçebilirsiniz. Bilge insanlar nerede katılımcı nerede seyirci olacaklarını bilirler.

> Siz en bunalımlı anınızda ne yaparsınız?

> Kitap okurum yürüyüşe çıkarım; çok sevdiğim bir arkadaşa telefon açarım, o arkadaşla beraber çay içmeye gideriz, sohbet ederiz

> Yani Kalp köprüsü kurarak mı rahatlarsınız?

> Evet, bunun için de yedekte dostlarımız beklemeli; en azından üç samimi arkadaşınız olmalı ki stresi çözebilesiniz.

kaynak