Erkekte değil kadında, dağda ormanda dolaşmış değil ama, apartmandan çıkmamış kızda yılan korkusu olur. Bunun, insanın ilk yıllarına dayanan, ormanda çocuğunu yılandan koruma içgüdüsüyle ilişkili genetik bir iz olduğu düşünülür.

Korkudan korktuğunuz zaman korkak olursunuz. 360 derece dönen ray kızakları üzerinde hızla gitmek mesela korku yaratır insanda. Hızlı dönüş sırasında merkezkaç kuvvetinin etkisiyle kalpten kan hızla çevre damarlara yayılır, kalp kansız bomboş kalır; bu da korkuyla birlikte ilginç biçimde gevşeme sağlar.

Araştırıcılar, kıvrılıp giden bir ray üzerinde fır fır dönen bu alete karşı korkusunu yenenlerle konuştuklarında, onların bu işten ölümüne korktuğunu, buna rağmen korkmaya karşı mazohistik bir duyguyla bağımlılık yaşadıklarını, bundan bahsederken de ağızlarını yayarak güldüklerini farketmişler.

Korkmayı önleyemeyiz ama ondan zevk almayı öğrenebiliriz. Tehlikeli oyunlara bağımlılık geliştiren herkeste vardır bu zevk. Kalpten kan boşaltmak... Kalbin boşken ve fakat kolun bacağın capcanlıyken otuz saniyelik bir ölüm yaşamak, yaşama ölümü ya da ölüme can katarak varolmak... Zevk budur.

Kimse gevşeyerek, tatile çıkarak, eğlenceye dalarak yani korkudan kaçarak korkusunu yenemez, ancak ondan zevk alarak yenebilir. Beynimizin limbik bölgesi(beynin eski bölgelerinden) cahildir, buna karşılık beyin kabuğu(yeni bir bölge) akıllıdır. Cahil bölge enerjik olmasına rağmen öğrenemez, örneğin bir kadına yılanın zehrinin alındığını söyleseniz de laf anlatamazsınız, o korkmaya devam eder, çünkü limbik bölge mantık kuramaz. O, bir hayvan gibi ya korkar ya da zevk alır. Onun lisanıyla konuşmamız gerekirse: Korkudan korkmak işimize gelmediğine, limbik bölge de başka yol bilmediğine göre korkudan zevk almayı öğrenmek akıllıca olur.

1563 eylülünde İstanbul’da görülmemiş bir sel olmuştu. O sırada Çekmece taraflarında avda olan Sultan Süleyman korkmuş ve irikıyım bir adamın omzunda çatıya tırmanarak ancak kurtulmuştu. Selden sonra ama Çekmece’ye bugünkü o zarif köprüyü yaptırıp, sık sık üzerinden geçerek korkusunu zevke dönüştürmüştü.

Bir çocuk basit şemalarla doğar. “Acıysa uzaklaş, tatlıysa yaklaş” gibi basit, şartlı, tek emirli reçetelerdir bunlar. Zamanla değişirler, “acıysa kaç” emri, “acıya dayanmak tatlı şeyleri elde etmenin yolu olabilir” diyen bir bilgiyle yer değiştirir mesela. Çocuğun bunu öğrenmesi için deney yapması şarttır. Piaget(İsviçreli bir psikolog) bunun için çocuklara, “Onlar deney adamıdır” demişti. Bir çocuk ne kadar deney yapar ve şemalarını ne ölçüde değiştirirse o kadar hızlı gelişir. Şema değiştirme gücü insanın uyum gücüdür. Yeniye uyum, şemanın bağlayıcı katılığından uzaklaşmakla mümkündür. Bunu yapamazsa çocuk, şemasını kırmamak için, sonraki yıllarda bir dogmaya sarılmak zorunda kalır. Bu durumda dogması olanların gerçekte iddiaları değil, korkuları olduğunu söyleyebiliriz. Yılandan korkmak kadar yılan korkusundan korkmak da bir dogmadır, onun için yılan korkusundan hoşnut olmak, yılana karşı atılacak çığlıktan zevk almak korkuyu bitiren asıl anahtardır.

Mahler’in hayatı acı ve ölümle geçmişti, kardeşinin intiharı, kızının kızıldan ölümü, her şeyin üzerine tuz biber ekmişti. Ölümün yanında öyle mesleki acılar da duymuştu ki, eğer Mahler, konser salonunda tavandan akan suyu temizlemezse, Barok dönemin ağır parçalarını orkestrası, bir karış suyun içinde çalardı. Freud psikoterapiyle onu, ölüme ve acıya karşı zevke değilse bile aldırmazlığa alıştırmıştı. O da bu huzurla dogma yıkmak peşine düşüp işi din değiştirmeye kadar götürmüş, Musevilikten İseviliğe dönmüştü.

Psikologlar korkulu işe girişeceğinizde “Bir şey olmaz” diyerek kendinizi teselli etmeyin, korkarmış gibi çığlık atın, sonra da ondan zevk alın derler. Limbik bölge yeryüzünün en cahil yapısıdır, cahiller öğretilerek değil, cezalandırılarak ya da zevk verilerek, yani şartlandırılarak eğitilebilir.

Silah taşıyanları da, gerçek ya da hayali korkusu olanlar olarak görebiliriz. Ülkemizde silah isteyenlerin üçte birinin kuşkucu, onda birinin de bencil olduğu tespit edilmiş(Özalp, Anadolu Psik. Derg, 7:3, ek sayı). II. Abdülhamid, meşrutiyetin ilanından sonraki ilk cuma selamlığa çıkacağı an Yıldız Sarayı’nın etrafını saran mahşeri kalabalıktan korkmuş ve ne kadar silah varsa üzerine kuşanmıştı. Abdülhamid korkuyu zevke dönüştüremediği için ondan kurtulamamıştı.

Rockefeller’in bir sözüyle bitirelim: Hiçbir şeye sahip olmak istemem ama her şeyi kontrol etmek isterim. Ve son söz: korkmak kontrol edilmekse, zevk duymak kontrol etmektir.

Tahir M. Ceylan

kaynak