İSTANBUL - Züğürt Ağa ve Selamsız Bandosu gibi Türk sinemasına damga vurmuş filmlere imza atan yönetmen Nesli Çölgeçen, "Son Buluşma" filmi ile ilgili soruları yanıtladı.

14 Kasım'da vizyona girmeye hazırlanan Kurtuluş Savaşın'nın son tanıklarının yer aldığı "Son Buluşma" filmini anlatan Çölgeçen, Saba Tümer'in sorusu üzerine filme sponsor bulunamadığını açıkladı. HaberTürk'te yayınlanan programda izleyenlerin mail ve telefonla destek yağdırdığı o sohbet.

'Son Buluşma'yla ilgili biraz bilgi alabilir miyiz?
Atatürk'ün yaşayan son üç askerinin hikayesini anlatan bir film. Öncelikle şu sorunun cevabını veriyor bize. Bu Kurtuluş Savaşı'nı veren kimlerdi? Nasıl insanlardı? Ve o kuşak nasıl bir kuşaktı? o insanların bütün o insani özelliklerini, kahramanlıklarını, vatan sevgisini, cesaretlerini hepsini görüyoruz ve bunların tamamını da bugünkü yaşamlarından hareketle görüyoruz. Kendileri bir taraftan anlatıyorlar, bir taraftan da çevreleriyle, birbirleriyle girdikleri ilişkilerden anlıyoruz ki, Kurtuluş Savaşı'nı yapan bu insanlar hakikaten çok farklı insanlarmış, o kuşak hakikaten çok farklı bir kuşakmış.

Son Buluşma gerçek sinema türünde bir film. Belgesel yaklaşımı içinde bir film ama içinde belli bir oranda öyküsü de olan bir film. O anlamda biraz etkiliyor insanları. Herhangi bir prova yok. O gazilerle birlikte hep birlikte oturup o anlardan yaptığımız bir film.

Siz bunları ne zaman yapmaya karar verdiniz?
Sinemada şöyle bir şey var. Her yönetmenin neredeyse saplantı haline getirdiği projeler vardır. Yönetmenler bu projeleri fırsat bulduğunda yapmak isterler. Bu proje benim için böyle bir projeydi.

Bir de bunda geç kalmamak lazım. Kaç tane gazimiz kaldı ki...
Yok artık. Bir tane var. Benim yapmayı düşündüğüm drama projesiydi. Bir oyuncu, bir senaryo, bir kurgusal projeydi. bunun üzerinde zaman zaman çalışıyordum, zaman zaman bırakıyordum. Fakat bir türlü bunu realize edecek bir ortam, zaman bulamamıştım. 2005 yılında tekrar bu projeyi gündeme getirdim. Dramasını çekmek üzere yeniden senartyo çalışmalarına, araştırmasına başladım. Sonra çocukluğumdan beri bildiğim, takip ettiğim bir şeydi Kurtuluş Savaşı gazileri. Çünkü bazı arkadaşlarımın Kurtuluş Savaşı gazisi dedeleri vardı. Onlardan çok şey dinlemiştim. Şevket Süreyya Aydemir bizim üst komşumuzdu. Lisede ve fakültenin ilk yıllarındayken sürekli ona ziyarete giderdim. ondan da çok şey dinlerdim. Yani kısacası bu benim hayatımda 'Mutlaka yapmam gereken bir proje' diye hep vardı kafamda. En son 2005 yılına geldiğimizde 'Bu artık yapılmalı' dedim. 'Bunun kurgusuyla uğraşıp vakit kaybetme' dedim, kendi kendime. Yaşayan gerçek kahramanlarımız var ve bunları birer birer kaybediyoruz. 'Gerçek kahramanların peşine düş, önce onları çek, ondan sonra gerekirse, kurgusal olanı yaparsın' dedim. Neredeyse bir sabah kalktım, ekibi topladım, 'Arkadaşlar, çekime gidiyoruz' dedim. Böyle başladık. Gittik, ellerini öptük, yanlarına oturduk. Ve 3 ay boyunca onlarla yaşadık.

Ayrı ayrı yerlerde miydi? Hepsini bir araya getirdiniz mi?
Hayır. Sürekli gidip geldik. Yalnız içlerinden bir tanesi 2005 yılı Zafer Haftası'nda arkadaşlarını ziyerete gidip onlarla vedalaştı.

Var mı o sahne?
Var.

Siz çektikten sonra ikisi daha vefat etti...
Böyle bir 8-10 ay arayla vefat ettiler.

Son kalan 3 kişiyle de siz bu belgeseli yapmış oldunuz.
Bu anlamda da kendimi çok şanslı hissediyorum.

Onların hikayelerinde sizi en çok şaşırtan, etkileyen ne oldu?
Birçok şey tabii ki şaşırttı. Kurtuluş Savaşı'nın mesela inanılmaz bir yoksulluk içinde yapılan bir savaş olduğunu birebir o savaşın içinde, cephede bulunmuş insanlardan duymak hakikaten çok etkileyiciydi. Silahsız bir savaş Kurtuluş Savaşı, 10 kişi bir silahın başında biri şehit olunca o silahı alıyor, öteki şehit olunca öteki...Böyle bir savaş bu ve bu bizim filmimizde var olan kahramanlar bu olayı bilfiil yaşamışlar. İki tanesi zaten yaralanmış da. Bu zaten etkileyici bir şeydi. Ama beni en çok şaşırtan şeylerden bir tanesi üçü de inanılmaz derecede nüktedan, hayata sarılı, kendileriyle barışık, çevreleriyle barışık, doğayla barışık, süreekli espri yapan hatta ve hatta inanılmaz derecede kendileriyle dalga geçen insanlar. İnsanın ister istemez böyle bir beklentisi olmuyor. Çünkü bir kahraman karşınızdaki. Kurtuluş Savaşı gazisi, üstelik de 100 küsür yaşlarını doldurmuşlar. Bu beni önce çok şaşrıttı sonra düşündüm. Dedim, 'Niye şaşırıyorsun? Bu ülek Nasreddin hocaları çıkarmış', yani bu ülke insanı böyle.

Bir de neler yaşamışlar? Savaşları görmüşler, yoklukları götmüşler, kıtlıkları görmüşler. Artık onlar dünyayıi hayatı, insanı kavramışlar. Yani onlar dalga geçmesinler de kim dalga geçsin? Üçü biraraya geldiler dediniz, ne yaptılar, ne konuştular?
Üçü bir araya gelmedi, bir tanesi diğer iki tanesini ziyaret etti.

Hiç birbirlerini tanımıyorlardı değil mi?
Birbirlerini medya aracılığıyla tanıyorlardı. Son dönemlerinde artık iyice birbirleriyle medya aracılığıyla ilişki kurmaya başlamışlar. Gerek yazılı basında gerek görsel basında kendileriyle ilgili çıkan haberleri pür dikkat dinliyor ve izliyorlarmış.

Birbirlerini de 'Ne zaman sıra bana gelecek?' diye de izliyorlardır, değil mi?
Zaten filmde söylüyor onu. Onlar ölümle de dalga geçiyorlardı. Hayırlı yolculuklar, diliyorlardı birbirlerine mesela, o derece. Ermiş gibiydiler. İnanılmaz bir şeydi. Bütün bunlar gerçek haliyle Son Buluşma filminde seyirciyle buluşacak.

Bu filmin bence en büyük özelliklerinden bir tanesi burada çok gerçek, çok inandırıcı bir vatan sevgisi var. Bir fedakarlık var ve bir vefa var. Bu film asla ve asla tekrarı olmayacak bir film. Çünkü bu üç kahraman artık aramızda değil ve benzerleri de yok. Bu anlamda film gerçek sinema filmi olmaktan öteye ikinci bir anlamı var ki, bugüne ve gelecek kuşaklara çok öenmli bir belge. Kurtuluş Savaşı'nın son belgesi olacak, Son Buluşma. Ve bunu çok inanarak, çok isteyerek yaptılar. Daha öncekileri birtakım gazeteciler ziyret etmiş, üniversiteler ilgilenmiş. Aşinaydılar çekimlere fakat bizim farklı bir şey yaptığımızı çok kısa zamanda kavradılar. Ve inanır mısınız, gönüllü biçimde, 'Biz önümüzdeki kuşaklara çok öenmli belge ırakıyoruz' bilinciyle inanılmaz bir eforla filmde görev aldılar, bunu bir görev gibi yaptılar.

Son görevleri de buydu diyebiliriz.
Buydu. bu filmin kendilerini ölümsüzleştireceğini ve Türk toplumuna çok önemli bir mesaj bıraktıklarının bilincindeydiler.

Çok daha değişik bir soru soracağım. Bu filmi çekerken sponsor bulmakta ya da destek bulmakta zorlandınız mı?
Bu film, Kültür Bakanlığı'nın belgesel film yapım desteğini almış bir filmdir. Kültür Bakanlığı'na bu anlamda tabii ki çok teşekkür ederiz. Ama o destek inanılmaz küçük bir destektir.

Yani yol paranızı falan karşılar...
Evet o kadar. Bu film öyle bir destekle çekilecek bir film değildi. Çekim süresi de uzundu, montaj süresi de uzundu. Maliyeti çok yüksek bir filmdi bu. Bu film tamamen bizim kendi kaynaklarımızla gerçekleşti. Hiçbir sponsoru yoktur.

Siz mi araştırmadınız?
Biz araştırdık. Ama bu film sponsorsuz bir filmdir.

Mustafa filmi ile ilgili birtakım tartışmalar oldu ya, sizin de başınıza herhangi bir şey geldi mi?
Hayır. Biz bir arayış içine girdik, bulamadık. Belki de bizim beceriksizliğimizden dolayı. Bu film Türkiye'de sponsor bulamadı.

Peki size gerekçe olarak neyi gösterdiler?
Gerekçe konuşulmadı. Yani bir gerekçe konuşmaya da ihtiyaç yok sanırım. Biz proje aşamasındayken sponsor aramadık. Dediğim gibi ben o sabah 'Arkadaşlar çekime gidiyoruz' dediğimde bu film ortaya çıkmayacaktı. Yani biz zamanla mücadele ettik.

Sizi bir şey dürtmüş değil mi?
Evet. Filmi seyreden bir arkadaş, 'ilahi bir güçseni çağırmış' dedi. Yani şöyle dedi: 'Aslında onlar seni çağırmış' Ben hakikaten kalktım, 'Bunu mutlaka yapmam lazım' dedim, girdim yaptım. Biz filmi bitirdikten sonra sponsor aradık, ama olmadı. Olmaması çok önemli bir şey değil...

Hayır, olmaması tabi ki çok önemli bir şey değil, siz filmi tamamladınız. Gayet güzel bir gişe elde edeceğinden de eminim ben. Bu aralar bu tarz tartışmalar olduğu için, tarihi nitelikte bir belgesel bu. Buna sponsor olmaktan kim, neden çekildi?
Bu bence ciddi bir bilimsel araştırma konusu. Yani bu böyle birkaç lafla...

Yani siz gitiğiniz şirketlerde 'Ben böyle bir şey çektim, sponsor olmak ister misiniz?' mi dediniz? Yoksa izletip de mi böyle bir talepte bulundunuz?
Tabi izlettik.

İzlettirdiğiniz halde gittiğiniz yerlerden 'Hayır' yanıtı mı aldınız?
Evet...Ama bu önemli değil. bu filmin yapılması öncelikle önemli. Şimdi bundan sonra halktır sponsor. Bence sinemada en büyük sponsor halktır. Halk eğer kendi filmine sahip çıkarsa gerisi çok fazla bir şey değil.

Mustafa'yı seyrettiniz mi?
Hayır. Elbette seyredeceğim.

Peki tartışmaları izliyor musunuz?
Maalesef. Bizim işilerin kampanyası vardı, açıkçası ilgilenemedim. Kulaktan dolma şeyler var.

Onlar sponsor bulurken siz bulamıyorsunuz. Peki niye aynı anda vizyona girmedi? Çünkü onlar ilginç bir rüzgar aldılar arkalarına...
Teknik problemlerimiz oldu, parasal problemlerimiz oldu. Bu film birtakım problemlerle ortaya çıktı. Ama çıktı film artık. 50 yıl, 100 yıl kalacak. Bu film babalarımızı, dedelerimizi anlatıyor. bu film aslında bizi anlatıyor. Zaten bir halk filmi bu film. Seyirci gitiği zaman kendini görecek. Kendi babasını kendi dedesini, kendi atalarını, kendi geleneğini görecek. Kendi ilkelerini ,kendi düşüncesini ,kendi yaşamını görecek. Bu görünen şey dünya tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olan Kurtuluş Savaşı'nın son temsilcilerinin belgesi olarak kalacak. 50 yıl sonraya da kalacak, 100 yıl sonraya da kalacak. Şöyle düşünün: Teknoloji müsait olsaydı, dünya tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olan İstanbul'un fethiyle ilgili sesi ve görüntüsü olan insanların görsel ve işitsel malzemesi olsaydı bugün çok değerli olmaz mıydı? 100 yıl sonra bugün yaptığımız film, Kurtuluş Savaşı'nın kimler tarafından yapıldığını nbizim torunlarımıza gösterecek. Bir de şöyle gösterecek. Kahramanlarımızın Osmanlı olarak doğup Osmanlı olarak büyüyüp Osmanlı olarak gelişip, Osmanlı askeri olan hatta, sonra Cumhuriyet askeri olup Kurtuluş Savaşı'nda bir dönüşümü yaşamışlar. Bu çok önemli bir tarihi belge. Sözlü tarih açısından çok önemli. Osmanlı'yı kapsıyor, Cumhuriyeti de...

Onlarla 2005'te görüştünüz tabi. Ne diyorlardı o zamanki durumlara? Nasıl bir yorumda bulunuyorlardı Türkiye'nin durumuna?
Ben onların ağzından direkt olarak Türkiye ile ilgili çok somut bir yorum duymadım. Ama üçü de inanılmaz derecede ilgiliydi. Gündemi takip ediyorlardı. Üçünden de ortak duyduğum yorum kardeşlikti. Vatan sevgisi ve kardeşlik. Elbette ki bağımsızlık ve özgürlük. Biz bu ülkeyi bağımsızlık için kurtardık, bu savaşı bunun için verdik. Kardeş kalmayı bunun için çok önemsiyorlardı.

Peki bu gazilerimiz içinde Atatürk'le birebir tanışmışlığı olan var mı?
Evet. Gazi Yakup Satar..O çok profesyonel bir asker. 1. Dünya Savaşı'na katılmış. Irak'ta savaşmış bir asker. Kurtuluş Savaşı'nın ilk yıllarında o tür tecrübeli askerler çok az var. Ve o kendi anlatımlarından Atatürk'le yan yana olmuşluğu var.

Onunla ilgili herhangi bir şey anlatıyor mu?
Anlatıyor. Filmde kendi ağzından duyuyoruz.

Gazilerimizi hayatta en çok üzen şey neydi?
Dediğim gibi böyle çok somut, bu anlamda bir şey ağızlarından duymadım. Ama genel anlamda ülkelerinin iyi olmalarını istiyorlardı. Pozitif bakıyorlardı her şeye. Yoksulluk ortadan kalksın, birlik ve beraberlik içinde olalım diyorlardı.


(İzleyici sorusu) Neden Kurutuluş Savaşı'yla ilgili çok kapsamlı film çekildiğini merak ediyorum. Atatürk devrimlerinden bahseden bir filme hem gençlere hem dünyayaya tanıtılmamasını anlayamıyorum. Acaba bu filmle birlikte devamı da gelecek mi? Savaş sırqasındaki hali, duyguları anlatmaya çalışan bir film ortaya koyacak mısınız?
Çok güzel bir soru ama bir çırpıda cevaplanacak bir soru değil. Sektörel nedenler var. Endüstriyel olarak bir altyapınız olması gerekiyor. Böyle filmleri yapabilmek gerekiyor. Hem de çok ciddi bir bütçe gerekiyor.

Saba Tümer: Sponsor yok sayın seyirciler sponsor yok! Deminden beri anlatmaya çalışıyoruz.
Ben bir film yaptım, film konuşulmalı. Benim bir şey söylemem gerekmiyor.

Bu zamanda biraz konuşmakta fayda var gibi geliyor bana. Çünkü karşınızda başka bir film var ve inanılmaz bir PR'la gidiyor. Bence siz de birazcık böyle PR yapın...

(İzleyici yorumu) Sponsor olayı üzücü ama güzel tarafı da var. Sponsorların filme müdahale etme imkanı olmadığından önemsiyorum. Bence böylesi daha iyi olmuş. Zaten Kurtuluş Savaşı da böyle zorluklarla yapılmamaış mıydı?
Teşekkür ederim. Yalnız şunu söylemek isterim bizim sponsor arayışımızdaki ana şeyimiz bu filmi türk halkına sunmak içindi, yapmak için değildi. Mümkün olduğu kadar büyük kitlelere ulaşmasıydı amaç.

kaynak