SİNEMADA SES

SESSİZ SİNEMANIN SONU&SESLİ SİNEMANIN İLK YILLARI


Sessiz sinema,bu yeni sanatta en son olarak varlık gösteren genç Sovyet okuluyla en gelişmiş durumuna ulaştı.Sessiz sinema ,böylelikle kendi başına bir sanat ,kendine özgü kuralları olan ,belli ilkelere dayanan bir anlatım olmuştu ki ,birdenbire ortaya ses öğesi çıktı.Ses öğesinin sinemada herşeyden önce sözlendirme için kullanılacağı ,filmlere arayazılar konulmaya başlandığından beri anlaşılmıştı.İlk sessiz filmlerde ara yazı yoktu.Daha sonraları bir çekimden öbürüne geçerken zaman bakımından ilerlemeyi göstermek ,bulunulan yeri belirtmek ,kişilerin kimliğini ortaya koymak için ara yazılar kullanılmaya başlandı.Giderek bunlar yerini ''konuşma'yı gösteren yazılara bıraktı.1920 yıllarına doğru senaryonun gelişmesi,görüntüler kadar ara yazılar ,çekimler arasında açık kapatmak ihtiyacını duyan kurgucunun isteğine göre değil ,senaryocunun isteğine göre hazırlanıyordu.Sessiz sinemanın son birkaç yılı içinde ''konuşma''yla ilgili sözler o kadar önem kazandı ki,herhangi bir oyuncu ağzını açıp söz söylemeye başlarken çekimi kesip bir arayazıyla bu sözü vermek alışkanlık haline geldi.Sinemada sesin ,daha doğrusu sözün saltanatı başlamıştı.

Ses sinemaya giriyor...

Sinemada ses,sinemanın kendisi kadar eski bir buluştur.Sesli sinemanın ilk zamanlarında sesle görüntünün birlikte gitmesini sağlamanın güçlüğü,sesin yeniden çalınması,kolay aşılır engeller değildi.Bundan başka sessiz filmin kendine özgü yapısı,sanatı,tekniği bunun dışındaki ilerlemeler,mikrofonların gelişmesi bu alandaki çalışmaları hızlandırdı.

SESİN ÖZELLİKLERİ

Görüş alanımız sınırlı ,işitme alanımız geniştir.Denemelerin ortaya koyduğu üzere görsel kavrama ,işitsel kavramadan daha hızlıdır.Görüntü ve sesin eşlemesi çok uyumlu olmalıdır.Çünkü seyirci görüntülerin anlamını hemen kavrayıp arkadan gelen görüntülere geçicek fakat sözün anlamını daha geç kavrayacaktır.Sadette seyirci kendisini görüntülere kaptırırsa sesi izleyemeyerek sözü anlamaya çalışırsa görüntüleri kaçırıcaktır.Herhangi bir kavramın somut olarak ortaya konması aynı kavramın sözle anlatılmasından daha kestirmeli ve etkileyicidir.

KURGUDA MEVCUT OLAN SESLER

Senkronizasyon ve Asenkronizasyon


Sese başka bir açıdan senkronizasyon ve asenkronizasyon perspektifdir.

Senkronizasyon:Senkronizasyonda ses ve görüntü ,sesin kaynak aldığı nesneyle görüntü olarak birleşmesidir.Senkronizasyon sadece ses ve nesnenin birleşmesiyle sınırlı değildir.Birçok filmde karakterler bir taşıtda olabilirler ve görüntü sadece karakterlerin içinde bulundukları taşıtı göstermesine rağmen karakterlerin konuşmalarını duyulur.Prodüksüyon aşamasında diyaloglar görüntüle eşlenir ve senkronize edilir.

Senkronizasyonun bunun dışındada başka sofistike formları vardır.Mesela bir insana ait olmayan ses bir insan görüntüsüyle eşlenebilir.

Senkronizasyon birçok kez yaratıcılığı arttırmada da kullanılabilir.Filmdeki karakterin geçmişi hatırlar.Geçmişi hatırlayan insanın sesiyle ona geçmişi hatırlatan nesnenin görüntüsü eşlenebilir.Ya da geçmişi hatırlatan insanın yüzüyle o an duyulan ses birleştirilebilir.
Senkronizasyonda ses ve görüntü sözün gelişine,mekana,günlük akışa göre anlatılır.Asenkronizasyonda ise ses ve görüntü sembolik olarak,mecazi ve ironik bir şekilde anlatılır,eşleştirilir.Birtakım sesler duyulduktan sonra görüntünün daha farklı bir yönde gelişmesi beklenir.Asenkranizasyon bir sesi bir nesnenin yerine koymak yada aynı anda var olamıycak ses ve görüntüleri yanyana koyma gibi imkanlar tanır film yapımcılarına.

Asenkronik ses: Etrafın görünür olmadığı bir yakın çekimde,kaynağının neresi olduğunu bilemediğimiz gizemli bir ses çekimde duyulur.Bu ses seyircide yarattığı merak veya umut sayesinde görüntüde ki gerginliği arttırır.Bazen seyirci bu sesin ne olduğunu ya da nerden geldiğini anlamaz fakat filmdeki karakter bu sesi seyircilerden önce duyar ve suratını sesin geldiği yöne çevirir.Ele alınan sahne ve ses,efektlerin sağladığı gerilim ve süprizler için daha geniş ve zengin fırsatlar sunar.

Asenkronik ses bir filmde hesaba mutlaka katılması gereken şekilde önemlidir.Eğer ses görüntünün kaynağıyla birleşmezse,ileriki boyutlarda- gelişir.Daha sonra ses bir şans eseri değil de ,evrensel geçerlilikde bir bildiri olarak belirir.

Asenkronik ses efektleri: Bir sahne esnasında duyduğumuz ses ,sahnenin değişmesine rağmen devam ediyorsa bu iyi bir geleneksel efekt sayılır.Büyük muheteşem bir kentin sıkıcı sessiz görüntüsünün Ölü bir adamın yattığı odada geçen sahneyi izlerken hala dışarıda ki gece klübünden gelen jazz müziğini duyarız.

Bu önceden yapılan hazırlık sahnedeki gerilimi ve atmoseferdeki çekiciliği arttırır.

SOUNDTRACK

Kaydedilen sesin film karelerine dahil edilmesinde ortaya çıkan ilk önemli sorun diskden çıkan sesin projektörden çıkan görüntüyle aynı anda birleşmesi ve devam etmesiydi..Daha sonra ses filmin üzerine dahil edildi ve bugün soundtrack dediğimiz sesi görüntüyle en özgür şekilde buluşturan hale dönüştü.

Prodüksüyon dilinde ''track'' denilen fotoğraf kareleri biçiminde kaydedilen ses,prodüksüyon işlemleri boyunca genellikle görüntülerden ayrı tutulur.Bir karedeki resim diğerine geçerken track filmin üzerine eklenir.Ve daha sonra track ile film karesi birleştirilir.Filmin track eklenmeden önceki haline göre birçok soundtrack eklenebilir üzerine.Bir track sesi çekim boyunca korur,yerini sağlamlaştırır.''Direct recording''(doğrudan) kayıt yada ''live sound''(canlı kayıt?) denilen bu track diyalogları ve sahneye göre dışarıdan gelen ses efektlerini içerir.Çekimden sonra eklenen ses efektleri ayrı bir track olarak alınır ve film karelerinin düzenlenmesinden sonra görüntüyle eşlenir.Bu track'lere ses efektli sahnelere yeni ses efektleri için 'direct recording' uygulaması yapılmadanda eklemeler yapılabilir.Yada diğer track ler müzik ve anlatım için yapılabilir ve prodüksüyonun son bölümünde 'mixing' yada 'dubbing' olarak adlandırılan olayla bütün track'ler görüntüyle eşzamanlı bir şekilde birleştirilip tek bir track haline getirilebilir.Bu track film üzerine eklenir.

SES KAYDINDA YAŞANAN SORUNLAR (THE SOUND MAN'S PROBLEM)


Bir sescinin başlıca problemi filme uygun olan ve olmayan sesleri doğru şekilde kayıt etmektir.Mekanik mikrofonlar sesleri algılamamızı sağlayan insan kulağının yapısından çok farklıdır.Bir mikrofon insanın üzerinde yoğunlaşmak istediği sesi diğerlerinden daha dikkatli bir şekilde duyma işlemini gerçekleştiremez.Mikrofon ortamdaki bütün sesleri kayıt eder.

Mesela lisede bir öğrenci olduğunuzu ve hiç çalışmadığınız zor bir tarih sınavına girdiğinizi düşünün.Etrafda masaların üzerinde tıklayan kalem sesleri,öksüren öğrencilerin sesleri,kopya çeken öğrencileri uyaran öğretmenin uyarıcı yüksek sesi ve okulun yanındaki inşaatta çalışan dozerlerin gürültüsü..Bu kadar çok gürültünün arasında siz sadece yanınızdaki arkadaşınızın fısıltıyla cevapları size söylemeye çalıştığı sesine odaklanırsınız. Fakat böyle bir ortamda mikrofon bu ayrımı yapamaz.Mikrofon tamamen mekanik bir alet olduğu için ortamdaki bütün gürültüyü,sesleri düzensiz bir şekilde kayıt edecektir.Ve kayıtları dinlediğinizde arkadaşınız duymaya çalıştığınız fısıltılı sesi gürültünün arasında ya zor duyulucak yada iyice kaybolup gidicektir.

Film prodüksüyonunda Filmde duymak istediğimiz gerekli ve uygun işitsel tınılara ''ses'',duymak istemediklerimize ise ''gürültü'' diyoruz.Aktörlerin diyalogları,onların çıkardığı ayaksesleri ve kapanan kapılar ''ses'' kategorisine giren tınılardır.Kameranın çıkardığı mekanik tıkırtı,sahne arkası personelin çıakrdığı ayaksesleri ve stüdyodaki aletlerin çıkardığı sesler ''gürültü'' dür.Miks'cinin görevi çekim boyunca mekanik mikrofonun bir insan beyni gibi çalışmasını ve algılamasını sağlamak,gürültüleri elimine etmektir.

Bunu başarmak için genellikle eşzamanlı kullanabilicei birçok metodu vardır.Yapması gereken ilk iş doğrudan setteki sesleri kayıt sırasında elimine etmektir.İkinci olarak mikrofonu doğru yere yerleştirmek zorundadır.Üçüncü olarak yapması gereken ise kayıt esnasında gürültüleri kayda girmiycek kadar düşük bir seviyede kaydetmektir.

Film çekimlerinde uyulması gereken en önemli kurallardan biri çekim boyunca ortamın sahne için gereken sesler dışında sessiz olmasıdır.Gürültünün meydana geldiği her sahne tekrar çekilir ve bu yapımcıya yüzlerce dollardan binlerce dolara kadar çıkan bir artı masrafa sebep olabilir.Tekrarlanan her sahnede Aktörlere ve ekipmana ödenen fazla para masrafların hızlı bir şekilde yükselmesine sebep olur.Bir sahne çekimi sırasında ortamın bütün aletlerin gibi mikrofonlarında en uygun şekilde kayıt yapabilmesini sağlamak için detaylı ve komplike prosedürler ve sistemler saptanır,temin edilir.Bu önlemlere rağmen ve bunlar sayesinde yüzde yüz başarı alınır fakat yinede bazı kesin seslerin doğrudan elimine edilemez.

Film kendi tabiatı içinde varolan bir gürültü vardır.Yüzeysel gürültü denilen bu ses,bir gramafon iğnesinin plak üzerinde çıkardığı cızırtılı sese benzetilebilir.Bu sesi azaltmak için bir çok yol kullanılmıştır fakat bu işin teknik yanıda doğanın bir parçası olduğu için yönetmenin düzeltmeler yapabiliceği sahanında ötesinde kalmıştır.Bu sorunu minimum düzeye indirmek için yönetmenler çekimler boyunca sesi yapabilicekleri en yüksek seviyede tutmuşlar ve bu yolla yüzeysel(ground) sesin minimum düzeyde kalmasına çalışmışlardır.

Mikrofonlar doğrudan kayıt eden ve doğrudan kayıt etmeyen mikrofonlar olmak üzere iki gruba ayrılır.İsmindende belli olduğu gibi doğrudan kayıt yapan mikrofonlar bir sesi diğer seslerin geldikleri kaynaklar yerine belirli sadece bir kaynaktan alır.

SİNEMA PROJEKSİYON MAKİNESİ

Sinema projeksiyon makinesinin başlıca parçaları şunlardır :


1. Optik Kısım:

Optik kısım dört bölümde incelenebilir.


a-)Projeksiyon Lambası :

Projeksiyon için gerekli ışığı sağlar. Her sinema makinesinde kullanılan lambanın gücü değişik olabilir. Genelde sinema makinelerinde ev tiplerinde 500w-1000w gücünde sinema salonlarında kullanılanlarda ise 2500w-5000w gücünde lamba kullanılır.

Sinema makinelerinde kullanılan lambanın renk sıcaklığı 3200 Kelvin derecedir. Bu standart bütün dünyada uygulanmaktadır. Nedeni ise pozitife basılan filmin tungstram yani 3200ºK olmasıdır.

b-)Reflektör:


Projeksiyon lambasından gelen ışığı toplar ve merceklere yöneltir.

c-)Mercekler:

Işığın toplu bir ışık demeti halinde filmin üzerine düşmesini sağlarlar.

d-)Objektif: :

Ters olan film görüntüsünü düz çevirerek, görüntünün perdeye düşmesini sağlar. Ayrıca ileri geri hareket ettirilerek görüntünün perdede net olarak oluşmasını sağlar.

2.Motor ve Mekanik Kısım

Motor, filmin ve film makaralarının ileri geri hareketini, sinema makinesinin mekanik kısmı ise filmin aynı hızda film kanalından geçmesini sağlar.

3.Amplifikatör:

Önceden filme alınmış metal çizgiler halindeki sesin, insan kulağının duyabileceği istenilen şiddette yayınlanmasını sağlar. Bu sayede filme kayıtlı ses duyulabilir. Ayrıca amplifikatör kullanılarak film üzerindeki ses olmaksızın dışarıdan müzik veya bir mikrofon yardımıyla insan sesi artırılabilir. Bu sayede film hakkında bilgi vermek, film yayını sırasında müzik dinletmek olasıdır.

Sinema Projeksiyon Makinesinin Konumu


En öndeki sıranın perdeye uzaklığı, en az perde genişliğinin iki buçuk katı olmalıdır. Bu sayede gözlerini oynatmadan ( başını çevirmeden ) rahatça perdenin tamamını görebilir. Son sıranın perdeye olan uzaklığı ise, en çok perde genişliğinin altı katı olmalıdır. Son sıradaki izleyicinin detayları seçebilmesi gerekir .Bu nedenle fazla uzak olmamalıdır.

Projeksiyon lambasının ışık gücü en son sırada oturanın rahat izleyebilmesi için yeterli olmalıdır.Perdenin fazla parlak veya çok karanlık olması engellenecek şekilde ışık ayarı iyi yapılmalıdır.

Projeksiyon cihazının lensleri temiz olmalıdır. Toz ve pislik ışık kaybına ve netlikte bozulmasına neden olur.

Projeksiyon makinesi seyircilerin arkasında bulunmalıdır. Ayağa kalkmak zorunda olabilecek kişiler göz önüne alınarak, ortalama insan boyundan daha yüksek bir yerden ışık perdeye yansıtılmalıdır. Projeksiyon cihazı ile perde aynı yatay düzlemde bulunmalıdır. Aksi halde perde üzerinde filmdeki kenar düzlemler perspektif hatasına neden olur.

Sinemalar için portatif ve sabit perdeler üretilmiştir. Bu perdeler özel beyaz bir kumaştan üretilir. Işığın tam yansıması sağlanır. Fakat yüzey parlak değildir. Ayna görevi yaparak ortamı fazla aydınlatmaz. Mat beyaz idealdir.

SES


En öndeki sırada oturan seyirci ile en arka sırada oturan seyircinin veya yanlarda oturan seyircilerin homojen şekilde sesi duyması gereklidir. Ses duvar ve tavandan yansır ve odaya dağılır. Ancak bu yansıma eğer tavan ve duvarlar parlak bir yüzeyse artar. Ses önce bir duvara çarpar yansır, diğer duvara çarpar ve buradan da yansır. Yok olana kadar bu durum devam eder. Sesin yankı yapmayacağı bir salon ortamı olmalıdır.

Bundan kısa bir süre önce üç büyük firma stereo ses sistemlerini (aslen Dolby stereo olarak bilinir) sinema salonlarına taşıyacak yeni bir ses teknolojisi geliştirdi. Bunlar; Dolby Digital (DD), Digital Theater Systems (DTS) ve Sony Dynamic Digital Sound (SDDS). Bu formatların tümü 'discrete' çevresel sesleri bizlere iletmek için yaratıldılar.
Tüm bu formatlar sayısal sıkıştırma tekniklerini kullanırlar. Bu sıkıştırma tipleri sesin dinamik-aralığı ile ilgili değildir; aksine, sayısal sinyallerin bit sayılarını azaltarak bantgenişliği kullanımını optimize ederler ve ses dosyalarının kapladıkları alanları asgariye indirgerler. Serbest olarak dağıtılan Dolby Digital ve SDDS ses formatlı filmlerde sesler filmlerin içerisine gömülü olarak bulunur. Serbest dağıtılan DTS sistemleri ise ses dosyalarını bağımsız olarak saklarlar, ancak diğer formatlara göre daha fazla yer kaplarlar.
Sıkıştırmanın yararları olduğu gibi zararları da vardır. Bir ses dosyası sayısal olarak sıkıştırıldığında %90 oranında veri kaybına uğrayabilir. Peki bu kadar veri kaybı olmasına karşılık neden ses kalitesinde bir kayıp olmuyor?
Cevap basit: 'perceptual coding' yöntemi, yani insan faktörü. İnsan kulağı yüksek seslerden oldukça fazla etkilendiğinden düşük seviyedeki sesleri algılayamayabilir. Yüksek sesli ortamlarda düşük sesler abzorbe edilir ve insan kulağı bu sesleri algılamaz. Bu teknik kullanılarak filmlerdeki yüksek seslerin bulunduğu alanlar filitrelenir ve bu % 90 oranına kadar çıkabilmektedir.
Üç büyük ses formatı sahibinden sadece iki tanesi ev sinema sistemleri için çözüm üretmektedirler. Bunlardan Dolby Digital aslan payına sahipken, DTS sessiz kraldır.
Bu zamana kadar, bu standart daha çok sinemalarda kullanılıyor ve çok yeni olarak evlere girmeye başladı. Bu da 5.1; ses Dolby Dijital'deki gibi altı kanal üzerinde kodlanıyor. Bu standartı yazılım yoluyla çözebilen ses kartları gibi pek çok DTS uyumlu sistem artık piyasada bulunabiliyor. Yine de, DTS'nin kalitesi inkar edilemez ise de, ve hatta Dolby'den biraz daha iyi olsa bile, unutmayın ki hiçbir film tek başına DTS ile gelemez ve Dolby dijital sesin standartı sayılırken DTS öyle değildir.

DTS'nin ana özelliği, kodlama sisteminin disk alanı yerine ses kalitesini ön planda tutmasıdır. Bu yüzden bir DTS ses parçası, 18 bitlik Dolby'nin aksine, 24 bit ile kodlanır. Sıkıştırma, çözülecek sesin miktarına göre değişen bir sıkıştırma oranı kullanan dinamik bir prosestir. Bu oran 1:1'den 40:1'e kadar değişir ve genelde ortalama 1,5 Mb/s'lik bir oranla Dolby Dijital'den daha kaliteli bir sonuç verir. En büyük dezavantajı, Dolby'e göre ses parçasının çok daha fazla yer kaplamasıdır (Dolby'nin üç katı kadar). Bu yüzden DTS ile kodlanan DVD'ler sadece bir dil desteğine ve sınırlı sayıda bonusa sahip olabilirler. Şu ana kadar sadece birkaç adet DVD, DTS desteğine sahipti, fakat bu sistemin Dolby Dijital'e göre ses kalitesi avantajı yüzünden bu sayı hergün artıyor.

Bu kalite avantajı, temel olarak DTS'nin dinamik olarak çözümleme yapmasına bağlı olmasına rağmen, Dolby'nin, 15 kHz'nin üzerinde 448 Kb/s'de ve 10 kHz'nin üzerinde 384 Kb/s'de kanalları karıştırması gibi faktörlere de bağlıdır. Bunun anlamı, Dolby Dijital'in DVD üzerinde ses için gerekli alanı azaltabileceği ve yüksek çıkışta maksimum bant genişliği sağlayabileceğidir, fakat nihai kalite kaybı uğruna. DTS kodlaması asla kanalları karıştırmaz. Bu sözlerimiz, Dolby ile DTS arasında bir tartışmayı alevlendirmek için değil, sadece her formatın farklı kodlama sistemleri seçtiğini belirtmek içindir.Dolby Dijital disk alanı ve bant genişliği gözetirken, DTS kaliteyi her şeyin üstünde tutar.

DTS'nin kalite avantajı 6.1 ve 7.1'de de geçerlidir çünkü sadece DTS ES standartı altıncı kanalda ayrı bir kodlamaya sahiptir, yani diğer çevresel kanallardan bağımsızdır ve kayıt sırasında eklenir (en azından beş ses efekti mikrofonunda). Fakat şunu unutmayın: DTS ES'de kodlanmış filmler çok azdır ve çok nadir çekilirler ve çoğu zaman bulacağınız arka merkez kanalı, Dolby Dijital EX'deki gibi sağ ve sol çevresel kanala matrislenmiş DTS ES Matris parçasıdır. Bu yüzden şu anda, sadece bir tane gerçek 6.1 ses sistemi standartı vardır ve aslında bu tam olarak standart sayılamaz

Her iki sistemi birbirlerinden ayıran temel unsurlardan bir tanesi, Dolby Digital sistemlerin herkes tarafından biliniyor olması (AC-3 veya DD) ve DTS sistemlerin ise teknik bilgiye sahip kişiler tarafından tercih ediliyor olmasıdır. DD toplam veriyi tüm 5.1 kanal mikslerine aynı anda 384 kilobit/saniye (kbps) hızında gönderir. sıkıştırılmamış CD'ler ile karşılaştırdığımızda bu; her iki kanal için (sağ/sol) 1.4 megabit/saniye (Mbps) olacaktır. DTS'in veri aktarma hızı tüm 5.1 kanllar için lazerdisklerde 1.41 Mbps, DVD'lerde 1.54 Mbps'dır (bu fark DVD'ler sayısal ses örneklemesinin 48 kHz oranında gerçekleşmesinden kaynaklanır, oysaki Lazerdisklerde örnekleme oranı 44.1 kHz'dir). DTS, DD'ye oranla daha fazla sıkıştırma yapmasına karşılık büyüklük olarak DD sistemlerden fazla yer kaplamaktadır.
Biraz daha spesifik olursak eğer DD sistemler tüm ev sinema kitlesine hitap ederken DTS sistemler belirli bir kitleyi hedeflemişlerdir diyebiliriz. günümüzde DTS formatında müzik CD'leri de satılmaktadır. Bu CD'ler 5.1 kanal sesleri her bir kanaldan farklı ses örneklemesi yapacak şekilde üretilmişlerdir. DTS sistemler her ne kadar - teknik olarak - daha performanslı görülseler de DD Receiver'ları hemen her yerde bulmanız mümkün iken DTS çözücülü Receiver'lar çok fazla değildir.

5.1-kanal Dolby Digital varken, dört-kanal ses veren Dolby Surround neye yarar?

5.1 kanal ses imkanını Dolby Digital sunarken, Dolby Surround'un hala kullanıcılar ve üreticiler tarafından rağbet görmesi çok da enteresan değil. Çünkü Stereo ses veren 2 kanllı sistemler piyasada olduğu ve üreticile bu formatta ses verebilen medyalar çıkarttıklarından Surround sese her zaman ihtiyacımız olacaktır.
DVD'lerin fazlası ile rağbet görmesi sayısal teknolojinin hızla ilerlemesine olanak tanıyor. Ancak iki kanal yayın yapan radyolar, televizyonlar ve VHS kasetler (belki DivX'leri de burada söylemek gerekir) halen el atında olduğu sürece çevresel seslere ve bu seslerin üreticilerine çok rağbet olacak, ürünler bu formatları destekliyor olacaktır.
Dolby Surround Dolby Laboratories tarafından, ön sol/sağ hoparlöler, merkez hoparlör ve arka çevresel hoparlör olarak dört kanal ses imkanı verebilmektedir. Aslen çevresel hoparlörler de iki ayrı kanal olarak davranış gösterebilirler. bu bir Matrix yapıyı gerektirir, discrete kanallar son mikslemelerinde iki kanala indirgenirler. Ses çalınacağında tam ters işlem gerçekleşir ve iki kanal dört kanal olarak duyurulur.

İlk olarak VHS kasetlerde ve kimi televizyon kanllarında iki kanaldan Stereo ses ile yayın yapan medyalar ortaya çıktığında herkes mono yayınların son bulacağını düşünmüştü. Oysa bu yayınlar için iki kanal ses verebilecek yatırımlara da ihtiyaç vardı. Bu konuda çalışmalar olanca hızı ile ilerlerken Dolby Lab. firması çığır açabilecek bir keşif yaptı ve çevresel ses verebilme teknolojisini geliştirdi.
Ancak bu teknoloji sesler kayıt yapılırken gerçekleşmiyordu ve bu da Dolby firmasının lisanslama işlerini hayal ettiği gibi yapamamasına neden oluyordu. Bu nedenle firma, özellikle sinema salonlarında gösterilecek filmler için Dolby Surround standardını ve lisanslamasını şart koştu. Evlerimizde televizyonlardan izlediğimiz çift kanal Stereo yayınlar ise Dolby lisansına ihtiyaç duyulmadan gerçekleşiyor.
Günümnüzde çeversel yayın standardında Dolby, Dolby Prologic ile farklı bir yaklaşım ve teknik geliştirmiştir. Bu teknik, arka çevresel hoparlörleri de iki kanal olarak tanıtabilen ve Prologic II'den bir Bas kanalı eksiği ile tam olarak çevresel bir formattır. Halen onlarca televizyon üreticisi, televizyon kanalı, receiver'lar ve filmler Prologic Surround formatında yayın yapmakta veya satılmaktadır.

Dolby Laboratories, 1980'lerin sonlarına doğru 35 mm filmlerde sayısal ses işlemesini gerçekleştirdi. Filmelerin analog ses kanallarını bozmamak için sayısal seslere özel ayrı bir sayısal yol yaratıldı. Bu kanal 5.1 ses verebilen günümüz teknolojisinin temeliydi.
Doğal olarak bu sayılsal band için fazlası ile yere ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu konuda Dolby firması kolları sıvadı ve değişik sıkıştırma teknikleri geliştirmeye başladı. Üçüncü kuşak geliştirilen sayısal teknolojinin adı Dolby AC-3 oldu. Bu fotmat 1992 yılında üretilen filmlerde uygulanmaya başladı.
Dolby Laboratuvarlarında geliştirilen bu format, en yaygın kullanılan temel surround/çevre ses formatıdır.Basit anlamda sesi dört kanaldan vererek çevre etkisi yaratır. Sol ön, sağ ön, orta ön (merkez) ve surround kanallarından oluşur. Bas seslerin üretildiği (düşük frekans) bir subwoofer eklemek de mümkün olmaktadır. Band genişliği 100Hz-7000kHz arası olan surround kanalı monodur ve iki arka hoparlörler besleyerek aynı sesi üretir.
Bu formatta ses dijital olmayıp analogtur. Dolby Pro Logic'in geliştirilmiş ikinci jenerasyonu olarak da adlandırılabilir Dolby Digital. İki ses formatı arasındaki iki temel fark, Dolby Digital'de birbirinden tamamen ayrı altı kanaldan dijital ses üretilmesidir.Beş ana kanaldan oluşur. Bunlar, sağ ön, sol ön, sağ surround, sol surround ve subwoofer'dır. Bu beş ana kanalıntümü 3Hz-20.000Hz band genişliğine sahiptir. Arka hoparlörlerinde önlerle aynı yetiye sahip olması yanı sıra stereo surround efekti olması, sesin ve efektlerin daha iyi konumlandırılmasını sağlar. Görüntünün daha gerçekçi ve ikna edici olmasını sağlayarak doğal ortamında dinleniyormuş hissi yaratır. Altıncı kanal subwoofer için ayrılmıştır. Bu kanalda bas sesler üretilir.özellikle çarpışma, patlama gibi haraketli sahnelerin daha gerçekçi olmasını sağlar. Bu etkiyi de ürettiği ekstra bas efekti ile yaratır. Bu formatta ifade edilen 5.1'de; beş ana kanalı "5", bu subwoofer'I da "1" simgeler.

Bu 6 kanalın hepsi de dijital ses ürettiğinden, sesin kayıt edildiğistüdyodan evinize kadar hiçbir kayıp olmadan gelmesini sağlar. Tüm bu özelliklerine rağmen altı kanal dijital ses içeren veri, CD üzerinde tek kanalın kapladığı alandan daha az yer kaplar. Bu sayede DVD ve LD'lere (Laser Disc) rahatlıkla kayıt edilebilerek, gerçekçi ve natürel sesleri evlerimize taşır..

alıntı