Evrenin yaratılışı sürecinde Titanlar soyundan gelen ikinci kuşak tanrıların yazgıları çok acı oldu. Çünkü yüz kollu devlerin, Tepegöz dediğimiz Kiklop’ların da karıştığı o büyük savaşta Titanlar; Baştanrı Zeus’u Olimpos’taki tahtından indirmeye çalıştılar.
Sonunda bu savaşı yengiyle bitiren Zeus, haliyle hasımlarını en ağır şekilde cezalandırdı. Kimilerini yedi kat yeraltlarına zincirletip kapattırdı… Titan soyundan tanrı İapetos’un dört oğlundan Menoytos’u Erebos denen karanlıkların erişilmez derinliklerine gömdürdü. Atlas’ı da dünyayı iki kolları üstünde sonsuza dek taşıma cezasına çarptırdı! Ama diğer iki oğlu Prometeus’un yazgısı başka türlü oldu...
Düşüncenin ve diyalektiğin tanrısı
Prometeus, bir anlamda düşüncenin ve evrensel diyalektiğin tanrısıydı. Yapacakları üzerinde düşünür taşınır, sonra da mayasından kaynaklanan inançlı kişiliğiyle verdiği kararı kesinlikle uygulardı. Çünkü tepeden tırnağa ateş, ışık ve isyandı Prometeus. Bu yüzden o, kendi soyundan Titanların Zeus’a isyanları sırasında olayları soğukkanlılıkla izledi.
Zeus da onun bu uysallığına bakarak, savaş sonrası tanrılara göstermelik suspayı makamlar dağıtırken, ona da bir ayrıcalık bağışladı. Ondan yeryüzünde insan denen canlıları yaratmasını istedi.
Çamuru kullanmasını ve şekillendirmesini çok iyi bilen Prometeus da bu işe gerçekten şevkle, dört elle sarıldı. Çünkü elleriyle şekillendireceği bu ölümlü yaratığın yeryüzündeki bütün canlılara örnek bir yaşam sürmesini istiyordu.
Üstelik bu yaratığın o güzelim dünyayı daha da güzelleştirip onu evrenin en güzel yıldızına dönüştüreceğine de kesinlikle inanıyordu.
Tanrılara taş çıkartacak bir akıl
İnsanoğlunun bunları gerçekleştirebilmesi için de ona aşk ve isyan yüklü bir yürek gerekiyordu. Sonra da tanrılara taş çıkartacak bir akıl! Çünkü yaratacağı bu insanoğlunun, kendisini kul köle etmek isteyen tanrılar yüzünden yolu hayli uzun ve çileli olacaktı... O yüzden balçığı suyla değil, kendi gözyaşlarıyla karıştırıp yoğurmakla başladı işe...
Atölyesinde birçok kol, bacak, kafa modelleri yapıp raflara dizdi. Sonra da bu parçalardan beğendiklerini birleştirdi. Kafatasının içine kendi beyninden de bir parça koydu. Sonra da onu yeryüzüne yolcu etti. Ne var ki bu insanoğlu; soğuğa ve sıcağa karşı kendini koruyacak şekilde, örneğin hayvanlar gibi kürklü yada kalın derili yaratılmamıştı. İnsanlar, bu zayıf halleriyle, kendilerini doğa karşısında koruyacak önlemler alamadıkları için bilinçsizce, rasgele yaşıyorlardı. Ağız yapılarının elverişsizliği yüzünden, öyle herşeyi de rahatça yiyemiyorlardı!
Üstelik yeryüzünü hep karanlıklar içinde algılıyorlar, önlerini göremiyorlar; yaşamlarını değiştirmeyi düşünemiyorlardı. Kısacası, yaşadıkları dünyanın yabancısıydılar: Çünkü onlar, kendilerini dünyayla kaynaştıracak ateş ve ışıktan yoksundular. Bunun da nedeni Baştanrı Zeus’tu! Zeus biliyordu ki ateş ve ışığa kavuştuklarında insanlar, yeryüzünün yasalarını çözecekler ve sonunda evrenin en uygar ve güçlü yaratıklarına dönüştüreceklerdi. Haliyle bir baştanrı olarak yeryüzünde keyfince sürdürdüğü saltanat da artık son bulacaktı!
Ateşi çalmak
Tanrı Prometeus, kendi soyunu kurutan Zeus’a çok öfke duyduğu bir gün beyninde aniden şimşek gibi bir fikir parladı! Evet, bu ateşi Zeus’tan çalıp insanlara kendisi ulaştıramaz mıydı? O zaman hem hallerine bakıp bakıp da kahrolduğu bu insanlara büyük bir iyilik etmiş olacaktı; hem de… Evet, insanoğulları denen bu yaratıklar ateşle ısınıp ışığıyla aydınlandıklarında, dünyayı kendi egemenlikleri altına alacaklardı!
Baştanrı Zeus’un yeryüzündeki keyfi saltanatı da böylece son bulmuş olacak, ve kendisi de bu arada atalarının soyunu kurutan Zeus’tan öcünü almış olacaktı!
Prometeus sağlam kabuklu şeytanağacından yaptığı bir değneğin içini oydu. Ve ateş tanrısı topal Hefaystos’un demirci atölyesine gitti. Oradan çaldığı kıvılcımı bu değneğin içine gizlice koyup insanlara ulaştırdı!.. Artık bu ateşle ısınıp aydınlanmaya başlayan insanoğulları da, yeryüzünü insan gözleriyle görmeye ve insanca düşünmeye başladılar...
Onlar artık gitgide Zeus’un keyfi yasalarına kulak asmaz oldular. Haliyle Zeus, bunun nedeninin Prometeus’un gizlice insanlara ulaştırdığı tanrısal ateşten kaynaklandığını öğrenince öfkesinden çılgına döndü. Ateşi geri almak için artık çok geçti!
Bu yüzden asi tanrı Prometeus’u, Kafkas dağlarının en yüksek tepesindeki kayalıklara çiviletti. Artık her sabah bir kartal geliyor; yana açılmış iki kollarından ve bacaklarından çivilenmiş Prometeus’un ciğerinden bir parça koparıp gidiyordu…



Ama Prometeus bu cezaya hiç aldırmadı. Zeus’un kendisinden özür dilemesi için gönderdiği elçilere de yüz vermedi. Çünkü kendi gözyaşıyla çamurunu yoğurup elleriyle yarattığı ve ateşle tanıştırdığı insanların artık evrenle birlikte sürekli bir evrim sürecine girdiğini biliyordu! Haliyle gün gelip insanoğlu evrenin efendisi olacak ve tanrıların saltanatına son verecekti…
Her ne kadar daha binyıllar süresince Zeus; kendine başkaldıracak insanları cezalandıracak egemenler türetecekse de bu sancılı süreç fazla sürmeyecekti…