Bakteriler de insan toplumlarında olduğu gibi farklı dillere sahiptirler ve birbirleriyle iletişim kurup konuşabilirler



Bakteriler tek hücreli canlılardır. Bulundukları ortamdaki besinleri tüketerek boyutlarını iki katına çakırır, ortadan ikiye bölünerek, iki, dört, sekiz, on ve katları şeklinde sürekli büyür ve çoğalırlar.

Bakteriler de insanlar gibi farklı topluluklar halinde yaşarlar. Her bir bakteri topluluğunun kendine has dilleri, kendilerine has sosyal yaşamları vardır. Tek hücreli olan bu canlıların milyarlarcası, plan yapar, uygun zamanı bekleyip atağa kalkar, kendi aralarında şifreli bir şekilde iletişim kurarlar.

Bakteriler arası iletişim, ilk olarak okyanuslarda yaşayan zararsız bir bakteri türü olan “Vibrio fischeri” araştırılırken keşfedilmiştir. Bu bakterilerin özelliği ateşböcekleri gibi ışık üretebilmeleridir.

Bu bakteriler sayıları az olduğunda ışık üretmezler. Belli bir sayıya ulaştıklarında ise, aynı anda ışık üretmeye başlarlar. Bu da araştırmacıların aklına, bakterilerin yalnız olmadıklarını nereden anladıkları, birbirlerinden nasıl haberdar oldukları, sayılarını nereden hesap edip belli bir rakama ulaşınca ışık üretmeye başladıkları gibi çeşitli sorular getirmiştir.

Araştırmalar devam ettikçe, hep birlikte ve aynı anda hareket etmelerini sağlayan şeyin bakterilerin birbirleriyle konuşması olduğu anlaşılmıştır. Bakteriler bunu kimyasal bir dil yoluyla yapmaktadırlar.

Bu keşfin tarihi 1960’lara dayanmaktadır. Fakat ilerleyen zamanlarda yapılan araştırmalar, başka bakteri türlerinde de benzer organize faaliyetler olduğunu ortaya çıkarmıştır. Mesela hastalık yapıcı özelliği olan bazı bakterilerin, aynı “Vibrio fischeri”lerde olduğu gibi belli bir çoğunluğa ulaştıklarında atağa geçtikleri, sayıları azken ise zararsız durdukları tespit edilmiştir. Bu ve benzeri veriler, bakterilerin birbirleriyle “konuştukları” görüşüne kesinlik kazandırmıştır.

Bakteriler nasıl konuşurlar?



Bakterilerin konuşmasında, bizim kullandığımız sesli sözcük dili yoktur. Bunun yerine kimyasal moleküller salarak iletişim kurarlar. Bu kimyasal sözcükler diğer bakteriler tarafından da tanınır. Bakteriler kullandıkları bu dil sayesinde, ortamda bulunan moleküllerin miktarı, çevrelerinde bulunan diğer mikroorganizmaların sayısı gibi pek çok şeyi tespit ederler.

Bakteriler doğada sadece kendi türleriyle değil, yüzlerce farklı türden bakteriyle bir arada yaşarlar. Pek çok farklı türdeki bakteri, farklı sınıflara ait sinyal moleküllerini ortak dil olarak kullanırlar.

Her bakteri türü de, kendi türü içinde, kendine has başka bir molekül salgılar. Yani bu, her bakteri türüne özgü, ayrı bir dil demektir. Her molekül, sadece kendisini salgılayan bakteri türüne uyum sağlamaktadır. Bu da konuşmaların yalnızca o türün kendi içinde kalması anl***** gelir. Yaptıkları konuşmalar özel ve gizli kalır. Yani, farklı moleküller, Türkçe, Çince, İngilizce, Fransızca gibi farklı dillere karşılık gelirler.

İncelemeler devam ettikçe, tüm bakterilerin her birinde ortak olan ve ikinci bir moleküle odaklı başka bir sinyal sistemi daha bulundu. Bu ortak sinyal molekülünü yapmaya yarayan enzim her bakteride bulunmaktaydı. Yani, her bakteri türünün hem kendi milletine ait bir dili hem de diğer yabancı milletler diyebileceğimiz diğer bakterilerin dillerini anlayabilen başka bir ortak dilleri daha vardır. Bu, bakterilerin birden fazla dil bilgisine sahip olduklarını göstermektedir.

Milyarlarca bakteri türü birarada bulunmaktadır. Bu ortak dil sayesinde bakteriler ortamda bulunan diğer türlerin sayısını tespit edip, kimin azınlık kimin çoğunluk olduğunu belirlemekte ve hangi görevi devreye sokacaklarına karar vermektedirler.

Bakteriler çevrelerinde bilgi tespitini nasıl yaparlar?



Onların bu tespit mekanizmaları yakın zamanda QS tanımıyla adlandırılmıştır. QS’in açılımı, quorum sensing yani “quorum: salt çoğunluk”, “sense: his” anlamlarına gelmektedir. Salt çoğunluk hissi.

Bakterilere özgü tespit cihazı diyebileceğimiz QS sayesinde, bakterilerin gerçekleştirdiği yüzlerce plan ve davranış olur. QS’i sadece sayı tespiti için kullanmazlar. Mesela kimi zararlı bakteriler de bu sistemi hastalık yapıcı bir mekanizma olarak kullanırlar.

Şöyle ki: İnsanların sağlığına zararlı mikroorganizmalar için iki kavram kullanılır: biri ‘patojenite’ diğeri ‘virülans’. Bir mikroorganizmanın patojen olması, hastalık yapıcı özelliği olduğunu, virülans ise bu özelliğin gücünü ifade eder.

Patojen özellikte olsa da, birkaç bakterinin vücudumuza girmesi pek birşey ifade etmez. Çünkü az miktardaki bakteri karşısında, bağışıklık sistemimiz devreye girerek bunları devre dışı bırakıp yok eder. Bakteriler, adeta düşünme, karar verme yeteneği olan bir insan gibi bunu “bilirler”. Sayıları artana kadar sessizce pasif bir şekilde pusu kurup beklerler. Bu arada bölünerek artarlar ve QS ile yeterli sayıya ulaştıklarını anladıklarında, hep beraber toplu olarak toksin (zehir) salgılamaya başlarlar. Patojenite özellikteki bakteriler, toplu bir güç kazanarak virülans hale gelmiş olurlar.

Yani, tek hücreli bir topluluk, “birlikten kuvvet doğar” bilinciyle birbirleriyle iletişim kurar, konuşur, yardımlaşır, savaşa girerler. Mini bir dünyada büyük bir toplu dayanışma, organize yapılanma sergilerler.

Araştırmacılar eğer bakterilerin QS sistemleri bloke edilebilirse, bakterilerin sağır ve dilsiz hale getirilebileceğini düşünüyorlar. Birbirleriyle haberleşemezlerse virülans yani hastalık yapıcı etki meydana getiremez, dolayısıyla da hastalıklar daha başlamadan önlenmiş olur ümidini taşıyorlar.

Bu araştırmanın sebebi bakterilerin enfeksiyona gösterdikleri dirençten kaynaklanmaktadır. Enfeksiyona bağlı hastalıkların tedavilerinde antibiyotik kullanımını şarttır. Antibiyotikler bakterileri öldürmek ve üremelerini durdurmak için kullanılır. Bakteriler ise antibiyotiklere direnç geliştiren, sürekli yeni direnç genleri üreten canlılardır. Hızla antibiyotiklere direnç göstermeleri hastalıkların tedavilerinde sınırlı kalınmasına yol açar. Yeni antibiyotiklerin geliştirilmesi için de bilimadamları var güçleriyle çalışmalar yapmaya devam ederler. Ancak bakteriler de antibiyotiğin yapısına göre bir strateji geliştirip, antibiyotiği kendileri için etkisiz kılmaya devam etmektedirler.



Burada, söz konusu antibiyotik direncinin, Darwinistlerin iddia ettikleri şekilde evrim ile ilgisi olmadığını hatırlatmak gerekir. Bakteriler, sahip oldukları mevcut genlerin özelliklerine bağlı olarak antibiyotik direnci yeteneğine sahip olurlar. Bu özellik, canlının evrimleştiğinin değil, tam tersine mükemmel bir yaratılış harikası olduğunun delilidir. Konuyla ilgili detaylı açıklamalarımızı buradan okuyabilirsiniz.

Tek hücreli minicik bir canlı, 100 trilyon hücresi olan koskoca bir canlıyı alt edebilen bir yetenek sergiler. Plan yapar, sessizce topluluğunu büyütene kadar bekler, sonra birdenbire, hep beraber, aynı anda atağa geçerek o canlıyı yok edecek bir savaşa başlar. Akıl, plan, düzen içeren, kararlı, bilinçli bir ordu harekatı gerçekleştirirler.

Gözle bile görülemeyen bir mikroorganizmaya bu yeteneği veren, bu planı, stratejiyi belirlemesini sağlayan alemlerin Yaratıcısı, Şanı pek Yüce olan Rabbimiz’dir.

Yüce Allah, en küçük zerrede bile dev alemler yaratandır

Rabbimiz’in makro alemden mikro aleme kadar müthiş detaylı bir yaratma sanatı vardır. Allah’ın bu yüzyılda insanların hizmetine sunduğu elektron mikroskobuyla adeta farklı bir kozmik aleme açılırız.

İnsan vücudunda da, doğada da incelenen her noktadan dev ve son derece kompleks bir aleme kapı açılır.

Rabbimiz herşeyi bir ilimle yaratmıştır. Şuara Suresinin 23’üncü ayetinde Firavun Hz. Musa’ya Alemlerin Rabbi nedir?" diye sorar. Hz. Musa,


"Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)." (Şuara Suresi, 24) diye cevap vermiştir.

Hz. Musa’nın Firavun’a verdiği cevapta olduğu gibi, alemlerin Rabbi olan Allah’ımız, evrenin her yerini sarıp kuşatmış, evrenin her noktasını müthiş bir ilimle donatmıştır. Evrenin her noktasında Allah’ın muhteşem yaratma sanatı vardır. Her neyi incelesek, hangi bilgiye ulaşsak oradan daha büyük bir olağanüstülüğe kapı açılır.



Tek bir hücreden koskoca bir dünyaya yol açılır. Hücrenin içinde bulunan hangi parça incelense incelensin, o parçalardan da başka alemlere açılır. Hücreden DNA’ya geçtiğimizde buradan da ucu bucağı olmayan başka bir bilgi, ilim alemine geçeriz. Tek bir bitkinin sapı veya tohumu incelendiğinde bile muhteşem bir bilgi hazinesine, ayrı bir evrene açılırız.

Hem insan vücudunda hem doğada, gözlerimizle gördüklerimizin ardında bambaşka alemlerin kapısı bulunur. Şanı pek Yüce olan Rabbimiz yerde ve gökte herşeyi sonsuz gücüyle, sonsuz ilmiyle sarıp kuşatmıştır. Rabbimiz Rahman Suresi’nin 29’uncu ayetinde, “Göklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan ister. O, her gün bir iştedir.” diye buyurmuştur.
(makale harun yahya)