Merhaba!



Morfogenetik alanlar temel olarak formlara hayat veren, fiziksel olmayan tasarımlardır. Morfogenetik alanlar enerji değil, yalnızca bilgi taşırlar ve oluştuktan sonra hiçbir yoğunluk kaybına uğramadan zamanda ve mekanda varolurlar. Morfogenetik alanlar fiziksel formların modelleri (kristal gibi maddeler ile biyolojik sistemler de dahil olmak üzere) tarafından yaratılırlar. Bunlar daha sonra ortaya çıkacak olan benzer sistemlerin oluşmasını yönlendirirler. Sonuç olarak, yeni oluşan bir sistem, içinde taşıdığı tohumla, önceden oluşmuş bir diğer sistemin sahip olduğu ve kendisininkine benzer bir tohumla rezonansa girerek önceden oluşmuş bir diğer sisteme “uyumlanır”.



Dolayısıyla bu görüşe göre, canlı bir sistemin (örneğin bir meşe ağacının) genlerindeki DNA, o sistemi şekillendirmek için gereken bilginin tamamını taşımaz ama aynı türdeki daha önce oluşmuş sistemlerin morfogenetik alanlarına uyumlanan bir “uyumlanma tohumu” olarak fonksiyon görebilir. Dolayısıyla morfogenetik alanlar, genetik alışkanlıklar olarak tanımlanabilecek özelliklere ait havuzlardır.



Ayrıca, aynı kavramlar insan hafızasının gizemlerinin bazılarını açıklayabilmek için de kullanılabilir. Aslında, beyinlerimiz morfogenetik alanlarda mühürlenen bir dizi deneyimi ardında bırakan birer gönderme ve alma istasyonlarıdır ve daha önceki deneyimleri o deneyimlere uyumlanarak yeniden hatırlayabilmektedir. Dolayısıyla morfogenetik alanları taşınabilir bellek gibi kullanmak zihinler arasında hiçbir mutlak ayrılığın olmadığının göstergesi olmaktadır.

Bütün bunların yanı sıra, morfogenetik alanlar, kimliklerimizin düal (ikili) olduğunu da göstermektedir; tıpkı bir elektronun hem parçacık hem de dalga oluşu gibi. Bizler, eşi olmayan varlıklarız ve her birimiz farklı yönlere sahip olmakla birlikte düşünce ve davranışlarımızın çoğu kişisel ötesi morfogenetik alanları yaratmada, onu şekillendirmede ve ona katılmada etkin olmaktadır. Dolayısıyla bizler hem ayrı bireyleriz, hem de bir “grup zihninin yaratıcıları ve ifadeleriyiz”; tıpkı Jung’un “kollektif bilinçdışı” kavramı gibi, ama bu görüş ondan daha kapsamlı ve bazı açılardan daha çok değişkenliğe sahip.

Beyinlerimiz bizleri diğer türlere bağlayan bazı titreşim düzeylerine (memeliler, sürüngenler vs.) sahip olduğundan, bu grup zihni tüm hayatı kapsamaktadır. Hatta, bildiklerimizle ilişkili şuurun tüm olasılıklarını araştırdığımızda, örneğin cansız bir maddeyi düşünün, şuurumuz vasıtasıyla tüm yaratılışla bağlantı içinde olduğumuzu görebiliriz. Böylelikle sadece bedenlerimizdeki kimyasal maddelerle değil, aynı zamanda zihinlerimizle de, yıldızlarla bile bağlantı kurmamız mümkün.

Morfogenetik alan düşüncesini kabul etmek aynı zamanda şuurun ve zihinsel sürecin fiziksel destek olmadan da işlevini sürdürebileceği düşüncesine kapıyı açıyor. Bu da fiziksel olmayan varlıkların mevcut olduğunun göstergesi olmaktadır (tanrılar, melekler, ölüm sonrası hayat vs.) ki bunlar çoğu dinsel ve ruhsal geleneğin temel ilgi alanına konu olmaktadır.

Alıntı: Enlightenment - The Experience Festival
Çeviren: Işık UÇKUN