+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 Toplam: 6
  1. #1
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.720
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062

    Darwin'in Dediği Gibi Çıktı

    Darwin'in Dediği Gibi çıktı

    Evrim kuramının babası Charles Darwin'in, balıkların suyun hareketinde rol oynadığı yönündeki kuramı önceki gün kanıtlandı.

    Evrim teorisinin kurucusu, doğa bilimci Charles Darwin’in okyanuslarda yaşayan küçük ve büyük canlıların suyun hareketinde
    önemli rol oynadığına dair kuramı, çarşamba günü yayımlanan raporla, 150 yıl sonra kanıtlandı.


    Darwin, 19. yüzyılın ortalarında balıkların ve diğer deniz canlılarının hareketlerinin denizin hareketlenmesinde katkılarının olabileceğini ileri sürmüş,
    fakat bilim çevrelerince kabul görmemişti.
    1960’larda yapılan bir deneyle okyanusun bir ucundan diğer ucuna oluşan türbülansların, deniz canlılarınca yapılıp yapılmadığına bakılmış,
    girdapların oluşmasında mikroskobik deniz canlılarının ve balıkların bir rolü olamayacağı sonucuna varılmıştı.

    İngiltere’de yayımlanan yeni bir araştırmada, Darwin’in tezi doğrultusunda, nabızları düşük denizanaları kullanıldı.
    Kaliforniya Teknoloji Enstititüsü’nden Kakani Katija ve Joan Dabiri deneylerinde lazer kullanarak, suyun her hareketini videoya alarak hesapladı.

    Sonuç, Darwin’in kuramını doğruladı.
    Görüntülerde gölün dibindeki soğuk su ile yüzeydeki sıcak su denizanasının hareketleri doğrultusunda birbirine karışıyor.
    Bu da türbülans yaratıyor.


    kaynak
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  2. #2
    Kıdemli Üye onuc13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Yaş
    46
    Mesaj
    559
    Rep Gücü
    2430
    "Darwin'in dediği gibi çıktı" demek, o kadar kolay olmasa gerek...

    Darwin, hayati gerçekte yanılmıştır.
    Bu hayati gerçekte yanılması onun "bilim adamı" rolünü de masaya yatırılmasına da sebep olmuştur.
    Materyalizm ve natüralizm çöküşüne devam etmektedir.
    Bilim, kendisine giydirilmeye çalışılan zoraki kalıbı parçalamakta ve yaratıcının varlığını ilan etmektedir.
    Bahsettiğiniz teorinin yerle bir edilen evrim teorosinden bir farkı yok !

    Suyun hareketini balıklara bağlayan Darwin'in, balıkların hareketini neye bağladığı sorusuna cevap bulamamıştır.
    Tıpkı insanın geçmişinin "maymun" olduğu iddiası gibi...

  3. #3
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.720
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062
    Evrim kuramının babası Charles Darwin'in, balıkların suyun hareketinde rol oynadığı yönündeki kuramı önceki gün kanıtlandı.
    Dikkatinizi çekerim arkadaşlar '' kanıtlandı '' diyor!!!
    Bunun ne anlam ifade ettiği anlaşılabiliyor mu acaba?
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

  4. #4
    Kıdemli Üye onuc13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Yaş
    46
    Mesaj
    559
    Rep Gücü
    2430
    Alıntı SOSYALİST´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

    Evrim kuramının babası Charles Darwin


    Alıntı SOSYALİST´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evrim teorisinin kurucusu, doğa bilimci Charles Darwin


    Alıntı yaptığınız site Darwin için bu ifadeleri kullanmış...
    Bu övgülere yer vermiş...
    İnsanların geçmişinin "MAYMUN" olduğunu iddia eden Darwin'in "Evrim teorosini" ön plana koymuş.
    Halbuki bu teori yerle bir edilerek çürütülmüştür.
    Özellikle 19.yüzyılda bilimin temeli sanılan materyalizm ve natüralizm felsefelerinin artık bilimin kendisi tarafından reddedilmektedir.
    Bu ilerlemeye karşı koymak ve 19. yüzyılın "KÖHNE" felsefelerini topluma empoze etmek isteyenler ise, şimdiden kaybedilmiş bir davanın peşinden koşmaktadırlar.
    Darwin için övgüyle "Evrim kuramının babası Charles Darwin" diye söz edenler, onun hayati yanılgısını kabul edenlerdir.
    Bu yanılgıyı ön plana çıkarmaya çalışanlar bilimin sopasını her zaman karşılarında göreceklerdir.

  5. #5
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    Bilimde en son gelişmeler ve asıl gerçekler...

    NELER OLUYOR?
    Darwin’in teorisinin, hayatın moleküler temellerinin açıklanması yönündeki yetersizliği,
    bu kitaptaki analizlerden de anlaşıldığı gibi; aynı zamanda karmaşık biyokimyasal sistemlerin nasıl meydana geldiğini anlatan profesyonel bilimsel yayınları bulunmayışından da anlaşılmaktadır.

    Modern biyokimyanın, hücrenin içindeki inanılmaz karmaşıklığı açığa çıkarmasıyla; bilim çevreleri gerçekten felce uğramıştır. Hücre içindeki iplikçikleri, görmeyi, kanın pıhtılaşmasını veya herhangi bir biyokimyasal sistemi Darwinci üslupla açıklayabilen bir kişi bile –Harvard Üniversitesi’nden, Ulusal Sağlık Enstitüleri’nden, Ulusal Bilimler Akademisi’nden, Nobel Ödülü sahiplerinden hiç kimse- bulunmamaktadır. Fakat biz buradayız. Bitkiler ve hayvanlar
    da burada. Tüm karmaşık sistemler burada duruyor. Bu varlıkların hepsi bir biçimde oluştular:
    eğer Darwinci bir yaklaşımla olmadıysa, bu nasıl oldu?
    Eğer bir varlık çeşitli aşamalar geçirerek bir araya getirilmediyse, bu durumda bir anda
    varolmuş olması gerekir. Ve yine eğer bağımsız parçaları bu sisteme teker teker eklemek
    sürekli bir fayda sağlamayacaksa, o zaman tüm parçaların tamamıyla aynı anda birleştirilmesi
    gerekir.


    İKİLEM
    Son kırk yıl içinde, modern biyokimya sayesinde hücrenin sırları ortaya çıktı. Fakat bu
    gelişme çok büyük zorluklarla elde edilmiştir. Onlarca ve hatta binlerce insan, hayatlarının
    büyük kısmını laboratuvarlarda yaptıkları çalışmalara ayırmıştır. Cumartesi geceleri lastik
    ayakkabılarının çözülmüş bağlarını fark etmeden laboratuvarlarda çalışan gençler; günde on
    dört saat ve haftada yedi gün çalışan lisans üstü öğrencileri; çocuklarını bile unutmak zorunda
    kalan profesörler - bu insanlar bilimin ilerlemesi için çaba göstermektedir. Modern biyoloji
    alanında bildiklerimizin tamamı, proteinlerin incelendiği, genlerin klonlandığı, elektron
    mikrograflarının çekildiği, hücre kültürlerinin yapıldığı, yapıların belirlendiği, dizilimlerin
    karşılaştırıldığı, parametrelerin değiştirildiği ve kontrollerin yapıldığı deneylerden alınan
    sonuçların uç uca eklenmesiyle elde edilmiştir. Gazeteler yayınlanmış, sonuçlar
    değerlendirilmiş, yorumlar yazılmış, yeni fikirler ortaya atılmıştır.
    Hücrenin araştırılmasında kolektif olarak yapılan çalışmaların sonucu -hayatın moleküler
    seviyede incelenmesi- güçlü, açık ve çarpıcı bir “dizayn!” görüşünü ortaya çıkarmıştır. Sonuç
    o kadar açıktır ki, bilim tarihindeki en büyük gelişmelerden birisi olarak değerlendirilmelidir.
    Bu buluş Newton, Einstein, Lavoisier ve Schrödinger, Pasteur ile Darwin’in öne sürdüklerine
    meydan okumaktadır. Hayatın akıllı bir dizaynın eseri olduğu görüşü, dünyanın güneşin
    etrafından döndüğünün, hastalıkların bakterilerce oluştuğunun, ya da radyasyonun kuanta
    denilen parçacıklarla yayıldığının belirlendiği an kadar önemlidir.
    Yıllarca yapılan çalışmalar
    sonucunda harcanan onca çaba ardından elde edilen bu zafer, tüm dünyadaki laboratuvarlarda şenlikli kutlamalara yol açacaktır. Bilimin bu buluşu ile on binlerce ağızdan “Eureka!”
    çığlıkları gelecektir.
    Hatta bu olayı kutlamak üzere eller çırpılacak, yüzler gülecek ve bir gün işten izin bile
    alınabilecek!
    Fakat hiç bir kutlama yapılmadı, eller çırpılmadı. Hücredeki aklın ortaya çıkışının
    ardından, bu karmaşıklık sessizlik ve utanç dolu bir tereddütle karşılanmıştır. Bu konu halk
    arasında tartışıldığında nefesler hızlanıyor ve insanlar ayaklanmaya başlıyor. Aslında tek
    başlarınayken, insanlar rahat ve mutlu bir tepki verirken, toplum içindeyken kafalarını
    sallayıp her şeyi oluruna bırakıyorlar.
    Bilimsel çevreler, neden bu müthiş buluşu kabullenemiyor? Dizaynın gözlemlendiği bu
    gerçeklik, neden entellektüellerce sahiplenilmiyor? Bu ikilem şurada yatıyor, filin bir tarafı
    akıllı dizayn derken, diğer taraf da Yaratıcı’yı gösterecektir.

    Bilimadamı olmayan birisi şu soruyu soracaktır: öyleyse ne olur? Bir yaratıcının varlığı
    çoğunluk tarafından kabul görmektedir -hatta daha da fazlası. Yapılan araştırmalarda
    Amerikalılar’ın yüzde 90’ının Allah’a inandığı belirlenmiştir. Hatta bunların yarısı da düzenli
    olarak dini görevlerini yerine getirmektedirler. Politikacılar da özellikle seçim zamanlarında
    bu konuyu gündeme getirerek artı puan toplamaktadır. Çoğu takım kaptanı, maç öncesi
    takımıyla beraber dua eder; müzisyenler beste yapmadan önce, ressamlar resim yapmadan önce ve işadamaları da. Hastane ve havaalanlarında ibadethaneler vardır, Ordu ve Kongre’de de din adamları hazır bulunmaktadır. Toplum olarak Martin Luther King gibi insanları onurla anarız ve onların inançlarının dini yönünü destekleriz. Halkın bu derece onayı olmasına rağmen, bilim neden herkes tarafından zaten onaylanan bir teoriyi kabullenmekte güçlük çekiyor? Bunun çeşitli sebepleri var. Bunlardan ilki söylemeye çekindiğimiz bir gerçek -şovenizm. Diğeri ise bilimin pek tanımadığı felsefi ve tarihi yaklaşımlar nedeniyle. Bu nedenler bir şekilde birbirleriyle etkileşiyorlar, fakat biz şimdi bunları ayırmaya çalışalım.
    MERAKLI ve DAHA MERAKLI
    Uzun ve yorucu çalışmalar bilimin akıllı bir tasarımı kabul etmek istemeyişindeki
    isteksizliğinin kabul edilebilir bir temeli olmadığını göstermiştir. Bilimsel şovenizm
    anlaşılabilir bir duygudur ancak ciddi entelektüel konuları etkilemesine izin verilmemelidir.
    Din ve bilim arasındaki çekişme üzücüdür ve kötü sonuçlara neden olmuştur. Ancak miras
    alınmış bir kızgınlık, bilimsel kararlarda sağlam bir dayanak oluşturamaz. Bilimin,
    doğaüstüne işaret eden teorilerden kaçınması gerektiğine dair (bazı ateistler tarafından) felsefi argümanlar, bilim üzerinde suni bir kısıtlama oluşturmaktadır.
    Doğaüstü açıklamaların bilimi etkisi altına alacağı korkusu yersizdir. Dahası, Big Bang
    teorisi doğaüstü çağrışımlar olan teorilerin oldukça faydalı olabileceğini göstermektedir.
    Bazı insanların doğadan başkası var olamaz prensibine duydukları felsefi bağlılık bilimsel
    verilerden elde edilen bir teoriyi engellememelidir. Doğaüstü sonuçlardan kaçınmak isteyen insanların haklarına saygı duyulmalıdır ama hissettikleri hoşnutsuzluk belirleyici olmamalıdır.
    Bu kitabın sonuna yaklaşırken vardığımız güvenilir sonuca karşıt olabilecek güvenilir bir
    görüşe rastlayamadık: yani hayatın akıllı bir varlık tarafından tasarlandığı sonucuna karşı.
    Aslında, son birkaç yüzyıldır bilimin gerçekleştirmiş olduğu gelişme bu ilginç sonuca doğru
    bir ilerleyiş olmuştur. Ortaçağa kadar insanlar doğal bir dünya yaşadılar. Sabit bir dünya herşeyin merkezindeydi; yıldızlar, ay ve güneş, gece ve gündüz ışık sağlamak için durmadan
    dönüyorlardı. Bitkiler ve hayvanlar çok eski çağlardan beri bilinmekteydi. Krallar ilahi bir
    güçle yönettiler. Sürprizler çok azdı.
    Daha sonra çok saçma olduğu düşünülerek, dünyanın güneşin etrafında dolanırken kendi
    etrafında dönerek hareket ettiği iddia edildi. Hiç kimse dünyanın döndüğünü hissetmiyordu,
    hiç kimse döndüğünü görmüyordu. Ama dönüyordu. Bugünkü modern bilgilerimizle, Galileo
    ve Kopernik’in duyulara nasıl bir saldırıda bulunduklarını anlayabilmek pek kolay değildir.
    İnsanların artık gözlerine bile inanamayacaklarını öne sürmüşlerdi.
    Yıllar geçtikçe işler daha da kötüye gitti. Fosillerin keşfiyle karada ve ormanlarda yaşayan
    tanıdık hayvanların hep yeryüzünde olmadıkları, dünyanın bir zamanlar, şimdi yok olmuş dev
    yaratıklarla dolu olduğu ortaya çıktı. Bir süre sonra Darwin bildiğimiz hayatın insan aklı
    tarafından kavranamayacak uzunlukta bir süre içerisinde var olan garip bir hayattan türediği
    iddiasıyla dünyayı sarstı. Einstein bize uzayın yuvarlak olduğunu ve zamanın göreli olduğunu söyledi. Modern fizik ise katı nesnelerin çoğunlukla boşluk olduğunu, atom altı parçacıklarınkesin tanımının olmadığını ve kainatın bir başlangıcı olduğunu söylemekte.
    Şimdi ise sıra hayatın temel biliminin, modern biyokimyanın sarsma zamanı. Bir zamanlar
    hayatın kökeni olduğu düşünülen basitliğin bir hayal olduğu ispatlandı. Bunun yerine hücreyi eksiltilemez bir karmaşıklık işgal etmekte. Sonuç olarak hayatın üstün bir akıl tarafından tasarlanmış olduğu anlayışı, hayat basit doğa kanunlarının bir sonucu olarak algılamaya alışkın bizlerde bir şok etkisi yaratmıştır. Ama diğer yüzyıllar da benzer şoklar yaşamışlardı ve şoklardan kaçmak için bir neden de yok.
    İnsanlık uzayın merkezinin dünyadan kalkıp güneşin ötesine ilerlemesine, hayatın tarihinin çoktan ölmüş sürüngenleri içerecek kadar genişlemesine ve sonsuz kainat fikrinin çökmesine dayanabilmiştir. Darwin’in kara kutusunun açılmasına da dayanacaktır.

    http://www.ozetkitap.com/Darwinin_Kara_Kutusu.pdf

  6. #6
    Hiper Aktif Üye SOSYALİST - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    KAPİTALİZM SİLAH ÜRETİR, MERMİ ÜRETR, BOMBA ÜRETİR; ELBETTE BUNLARIN TÜKETİMİ İÇİN ORTAM HAZRLAYCTR
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5.720
    Blog Mesajları
    2
    Rep Gücü
    67062
    İlk insanın Adem ve Havva olduğuna inananlar elbette Evrim Teorisini önkoşulsuz reddedeceklerdir.
    Teoriyle ilgili gelişmeler, sonuçlar ve kanıtlananlar elbette yok sayılıp, görmemzlikten gelinecektir.
    Bunları analyabiliyorum.

    Anlayamadığım ve esefle karşıladığım durum ise evrimleşmeyle ilgili gelişmeleri anlamak istemeyip, sindiremeyip,
    bunun, öç alam durumuna getirilerek ''insanlar maymundan gelmiştir'' düşüncesinin ortaya atılması ve bu mantığın insanları yanlış yönlendirmesidir.

    Bununla ilgili şöyle sormak istiyorum:

    Maymun denildiği zaman akla gelen nedir?
    Bunlar sınıflara ayrılır mı?


    İkinci bir soru olarak ise aklıma şu gelir:

    Turunçgiller denildiği zaman akla gelen nedir?
    Bunların çeşitleri nelerdir?


    Bu sorularım yanıtlandığında, gerekli açıklamam devam edecektir...
    HERKES BİR GÜN KOMÜNİST OLACAK

Benzer Konular

  1. Eşimin Bir Dediği İki Olmaz
    meys Tarafından Evlilik ve Aile Foruma
    Yorum: 14
    Son mesaj: 12-11-2009, 12:42 AM
  2. Zurnanın zırt dediği yere gelmek
    onairci Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-10-2009, 11:05 PM
  3. ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol
    Kadim Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 20-09-2009, 12:15 AM
  4. Darwin Kovuldu
    SOSYALİST Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 10-03-2009, 12:46 PM
  5. Erkek peynir gibi, kadın soğan gibi
    Gül@y Tarafından Sohbet ve Dedikodu Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 27-02-2009, 11:52 AM
Yukarı Çık