Klonlama İnsan Yaratma Değildir

Canlılık Uzaydan Gelmemiştir

Raelian tarikatının uzaydan gelen hayali yaratıkların dünyada yaşamı var etmesi iddiaları hiçbir bilimsel delile dayanmayan bir hayal ürünüdür. Bu iddianın birçok farklı yerde dile getirilmiş olması bu konunun açıklığa kavuşturulması zorunluluğunu doğurmuştur. Bu konuda ortaya atılmış iki hayali iddia vardır. Birincisine göre uzayda varlıklarını sürdüren bazı yaratıklar dünyaya gelip bilinçli olarak yaşamı başlatmıştır. İkincisine göre ise zaten uzayda var olan bazı yaşam öncesi organizmalar göktaşları ya da diğer fiziki etkiler vasıtasıyla dünyaya ulaşmış ve evrim sürecinin başlangıcını oluşturmuştur. Bu iddialardan ilkini hiçbir bilimsel kuruluş ya da bilim adamı desteklememektedir. 1950 ' lerde özellikle sinemada yaşanan uzaylı ziyaretçiler akımının etkisinde kalmış sapkın tarikatlar ve bir kısım cahil insan haricinde kabul görmemiştir. Evrim teorisinin yeryüzündeki canlılığın nasıl oluştuğunu açıklamakta yetersiz kaldığını fark eden bazı bilim adamları tarafından ortaya atılan iddia ise ikinci olandır. İlk iddianın geçersizliğini göstermek için herhangi bir bilimsel delil sunmaya gerek bile yoktur. İkinci iddiayı savunanlar ise aşağıdaki bulguları açıklamaktan yoksundurlar.

Dünyaya ulaşan gökyüzü cisimlerinde, yaşamın uzayda tohumlama yapan dünya dışı varlıklar tarafından başlatıldığı iddiasını destekleyecek veya bunu doğrulayacak hiçbir bulguya rastlanmamıştır. Bu konuda bugüne kadar yapılan tüm araştırmaların ortaya koyduğu gerçek bu cisimlerde bazı çok basit organik maddeler dışında canlılıkta yer alan herhangi bir kompleks molekülün saptanmadığıdır. Bu cisimlerde saptanan organik maddeler canlılık açısından hiçbir şey ifade etmezler. Bu durum tohumlama tezi için de geçerlidir. Çünkü Allah yeryüzündeki tüm canlıları yoktan varetmiştir. (Harun Yahya, Kuran Bilime Yol Gösterir)

Bu tezi savunanların karşısındaki önemli bir soru da şudur: Yaşamın uzayda bir bilinç tarafından oluşturulup, Dünya'ya ulaştığı kabul edilse bile, yeryüzündeki milyonlarca farklı canlı türü nasıl oluşmuştur? Tüm bunların yanı sıra, evrende yeryüzündeki yaşamı başlattığı iddia edilen herhangi bir uygarlık veya varlığa ait ize de rastlanmamıştır. Özellikle son 30 yıl içinde büyük hız kazanan astronomik gözlem ve araştırmalar sonucu evrende, dünyada yaşam başlatabilecek bir uygarlığa ait bir belirti bulunamamıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da canlılığın kökenini uzayda arayan bilim adamlarının, canlılığın başlangıcı konusuna yeni bir yorum getirmedikleridir. Hoyle, Wicramasinghe, Crick gibi evrimci bilim adamları da dünya üzerinde hayatı oluşturabilecek tesadüfi bir oluşumun imkansızlığını açıkça görmüşlerdir ancak yanlış bir yola saparak canlılığın uzaydan gelmesi gerektiği gibi bir arayışa girmişlerdir. Ne var ki canlılığın tesadüfen meydana gelmesi gibi bir imkansızlık yeryüzü için olduğu gibi uzay için de geçerlidir, bu nedenle söz konusu bilim adamları bilinçli bir tasarımın varlığını kabul etmek zorunda kalmışlardır.

Bu bilim adamlarının bilinçli tasarımın kaynağı konusunda ortaya attıkları "uzaylılar" tezi son derece çelişkili ve anlamsızdır. Modern fizik ve astronomi, evrenimizin bundan 12–15 milyar yıl önce "Big Bang" adı verilen büyük bir patlama ile meydana geldiğini ortaya koymuştur. Evrenin içinde yer alan her türlü maddesel varlık da bu dönem içinde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Dünyamızdaki canlılığın kökenini evrendeki diğer bir madde kökenli canlılıkta arayan bir düşünce, uzayda var olduğunu iddia ettiği o canlılığın nasıl meydana geldiğini de açıklamak zorunda kalır.

Bunun anlamı da evrimciler açısından böyle bir değerlendirmenin meseleyi çözmeyip bir basamak geriye taşımasıdır. (Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı)

Klonlama İnsan Yaratma Değildir

Klonlama konusunda birçok insanın içine düştüğü en önemli yanlış, kopyalamayı "insan yaratmak" olarak anlamalarıdır. Oysa kopyalamanın böyle bir anlamı kesinlikle yoktur. Kopyalama, zaten var olan canlı bir üreme mekanizmasına, zaten var olan bir genetik bilgiyi eklemekten ibarettir. Bu işlemde ne yeni bir mekanizma, ne de yeni bir genetik bilgi üretilmiş değildir.

Merkezi Kanada ' da olan UFO ' cu bir tarikat ve birkaç hırslı bilim adamının açıklamaları dünya gündemine oturdu. Henüz bilimsel olarak ispatlanmamış olsa da insan kopyalamak üzere kurulan ve Raelian tarikatının finanse ettiği Clonaid şirketinin müdürü Fransız Brigitte Boisselier'in ''klonlama tekniğiyle elde edilen kız bebeğin dünyaya geldiği'' açıklaması dünyanın dört bir yanında şiddetli tepkiler doğurdu. Bilim adamları, din adamları, politikacılar, sivil toplum örgütleri bu, bilimsel etiğe ve ahlaka aykırı davranışı şiddetle kınıyorlar. Biz de bu sayımızda kapak konumuzu klonlama hakkında kamuoyuna empoze edilmeye çalışılan yanlış bakış açılarına ve insan klonlamanın gerçekte ne demek olduğuna ayırdık. Bilimin sapkın ideolojilerin eline geçmesinin dünyaya getirdiği yıkımları, insan klonlamanın kesinlikle bir yaratma olmadığını, bazı bilim adamlarının gözlerini nasıl hırs bürüyebildiğini, insan klonlamanın aslında her an bir cinayete dönüşebileceğini bu yazıda delilleriyle okuyacaksınız. Ayrıca uzaydan gelen hayat masallarının çürütülmesine şahit olacaksınız.

Canlıların Kopyalanması Ne Demek?

Kopyalama konusunda bazı insanların içine düştüğü en önemli yanlış anlama kopyalamayı "insan yaratmak" olarak anlamalarıdır. Oysa kopyalamanın böyle bir anlamı kesinlikle yoktur. Kopyalama, zaten var olan canlı bir üreme mekanizmasına, zaten var olan bir genetik bilgiyi eklemekten ibarettir. Bu işlemde ne yeni bir mekanizma, ne de yeni bir genetik bilgi üretilmiş değildir. Var olan bir insanın genetik bilgisi alınmakta ve bir annenin rahmine yerleştirilmektedir. Bu işlemle annenin, doğuracağı yeni çocuğun ve genetik bilgisi alınan kişinin "tek yumurta ikizi" olması sağlanmaktadır. Aslında bu şekilde ortak klon özelliklerine sahip insanlardan yüz binlercesi dünya üzerinde yaşamaktadır. Aynı yumurtadan olan tek yumurta ikizleri de klonlanan canlı ve klon kopyası gibi ortak genetik yapıya sahiptirler. Ancak bu onları asla aynı kişi ya da kopya yapmamakta, sadece birbirlerine benzeyen hatta iki farklı insan konumuna getirmektedir.

Kopyalamanın ne olduğunu bilmeyen bazı kişiler ise bu konuda bazı hayali düşüncelere sahiptir. Örneğin 30 yaşında bir insanın hücresinin alınıp hemen o gün yine 30 yaşında bir kopyasının üretildiğini zannetmektedirler. Oysa sadece bilim kurgu filmlerinde rastlanabilecek olan böyle bir "kopyalama" yoktur ve mümkün de değildir. Kopyalama aslında bir insanın "tek yumurta ikizi"nin doğal yollarla (yani anne rahminde) hayata getirilmesinden ibarettir. Canlı klonlarında, örneğin ilk klonlanan koyun olan Dolly'de, yeni doğan canlı hiçbir zaman orijinaliyle aynı olmamaktadır.

Klonlama Öldürüyor

İlk kopyalanan canlı olan koyun Dolly doğduğunda, teknolojinin klonlamadaki problemleri bir gün çözeceği ve binlerce insanın hayatını kurtaracağı ümit ediliyordu. Ne var ki hayvanların klonlamasında alınan sonuçlar alarm vermektedir. New Scientist dergisinin 19 Mayıs 2001 tarihli sayısında yer alan bir makalede "klonlamanın hayvan yaşamı için bir kayıp olduğu" açıklandı. Verilere göre kopyalanan hayvanların birçoğu ya doğmadan ölüyor, ya da doğduktan kısa süre sonra Bugüne dek bu sorunun gündeme getirilmediğini belirten makalede, ölen kopyaların bilimsel yayınlara konu edilmediğinden yakınılıyor.

ABD'deki Hematech firmasından Jim Robl "Devamlı olarak kusurlu kopyalar üretiyoruz." diyerek, kopyalandıktan sonra hayatta kalmayı başarabilen danaların aşırı büyüklüğünden, akciğer ve kalp problemlerinden yakınıyor. Makalede ne kadar çok klonlama uzmanı ile konuşulursa, doğumsal kusur listesinin de uzayıp gittiği aktarılıyor. "Herhangi bir model yok, bu çok şaşırtıcı." diyor Robl, büyümüş diller, yassı yüzler, bozuk böbrekler, tıkalı bağırsaklar, bağışıklık bozuklukları, diyabet, uzuvlara kısa gelen kaslar nedeniyle işe yaramaz eğik ayaklar... Bu konuda zarar görenler yalnızca kopya hayvanlar değil; onların anneleri de sıklıkla ölüyor. Annelerin on ikisinden dördü gebelik sorunları nedeniyle kaybediliyor. ABD'deki Infigen firmasından Michael Bishop bu konuda "Anne ineği ve kopyayı feda ediyoruz... Hiçbir kahraman bu hayvanları kurtaramaz." diyor. Bu acı sonuçlar kopyalanan diğer hayvanlar için de geçerli; fare, kedi ve köpek. Üstelik kopya kedi ve köpekler hiçbir şekilde hayata gözlerini açamıyorlar.

Bu arada, her klonlamacı bilim adamının üzerinde hemfikir olduğu tek şey var, o da insan kopyalamanın kabul edilemez olduğu. Oregon Bölgesel Primat Araştırma Merkezi'nde maymun kopyalamaya çalışan Don Wolf, insanın anne karnında bu tip anormallikler için takip edilmesi fikrinin "tamamen saçmalık" olduğunu belirterek şunları soruyor:

"60 günlükken sağlam görünen bir cenin 61. günde ölebiliyor." diyor. "5 gün yaşadıktan sonra ölen bir kopya, normal kromozomlara ve genlere sahip olabiliyor, çıkacak sorunlar için neye bakılacağını bilemezken nasıl ve neyi tarayacaksınız?"

Annenin ve doğacak bebeğin hayatlarının bu kadar risk altında olduğu bir işlemi gerçekleştirmeye çalışmak elbette ki yoğun bir hırsın ve sapkın bir bakış açısının ürünüdür.

Bilim Sapkın Tarikatlerin Eline Düşerse

İlk kopya bebeği dünyaya getirdiğini açıklayarak tüm dikkatleri üzerine çeken, 55 bin müritli Raelian Tarikatının merkezi Kanada'nın Quebec eyaletinde bulunuyor. UFO'cular olarak da adlandırılan bu sapkın tarikat üyeleri, yeryüzündeki yaşamın uçan dairelerle uzaydan gelen zeki varlıklar tarafından yaratıldığına, insanın da genetik kopya ürünü olduğuna inanıyorlar. Kanada'da yaşayan Fransız tarikat lideri Claude Vorilhon, kendisinin peygamber olduğunu iddia ediyor ve genetik kopyalamanın insanlığa sonsuz yaşam olanağı vereceğini öne sürüyor. Babasının uzaylı bir varlık olduğunu iddia eden eski Fransız gazeteci 1973 yılında uzayda yaşayan yaratıklar tarafından ziyaret edildiğini iddia ediyor. Bu ziyaret sırasında uzaylı yaratıkların kendisine mesajlar ilettiği, bu mesajların bir kitapta toplandığı ve mesajları insanlara iletmekle görevlendirildiği Vorilhon'un sapkın iddialarından sadece birkaçıdır.

Söz konusu sapkın tarikat Kudüs ' te, 2035 yılında gelmesini bekledikleri uzaylıların ziyaretine hazırlık amacıyla, bir elçilik açmak için çalışıyor. Aslında yapmak istedikleri uzaylılar için bir tapınak. Bu tapınak tamamlanmadan uzaylıların kesin olarak dünyaya gelmeyeceklerine inanıyorlar. Tarikatın sembolü de önceden içinde gamalı haç bulunan altı köşeli bir yıldızken, içinde spiral olan altı köşeli bir yıldıza çevrilmiş durumda. Bu tarikat tarafından kurulan ve desteklenen Clonaid şirketi 1997 yılında faaliyete başladı. Başlangıçta faaliyetlerini ABD ' de sürdüren laboratuvar 2000 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) klonlama çalışmalarına izin vermeyeceğini açıklaması üzerine merkezini Kanada'ya taşımıştı.

Açıkça görülmektedir ki Raelian Tarikatı, bugün dünyanın birçok noktasında faaliyet gösteren sapkın tarikatlardan birisidir. Bu gibi sapkın tarikatların uygulamaları son yirmi yılda birçok kez görülmüştür. Toplu intiharlar, kitle katliamları, inanç adı altında insanlara empoze edilmeye çalışılan sapkın masallar bu tip tarikatlarla birlikte anılmaktadır. Bu tarikatların sapkın inançlarına hizmet eden hırslı, para ve şöhret düşkünü bazı bilim adamları arasında ilk klon bebeğin doğmasını sağlamak çılgın bir yarış halini almıştır. Klonlandığı iddia edilen bebeğin,(eğer gerçekten klonlanmışsa), sezeryanla dünyaya getirilmesinin sebebi de bu çılgınca sürmekte olan yarıştır. Bilindiği gibi ilk kopya insan üzerinde çalışan doktor olarak bilinen Severino Antinori adlı İtalyan jinekolog 2003 yılının Ocak ayı içinde ilk kopya bebeğin dünyaya geleceğini açıklamıştı. Bunun üzerine Raelian tarikatının finanse ettiği projenin başındaki Fransız bilim müdürü Brigitte Boisselier, ilk klon bebeğin doğmasını sağlayan kişi olmak amacıyla bebeği doğum tarihinden önce sezeryanla almıştır. Burada söz konusu olan hayatı üzerinde acımasızca oyunlar oynanan bir anne ve onun hiçbir şeyden habersiz bebeğidir. Tarihte de hırsları uğruna ya da hizmet ettikleri ideolojilerin iddialarını ispatlamak amacıyla acımasızca insanları kobay olarak kullanan bilim adamları olmuştur. Nazi Almanyasının ırkçı teorilerini ispat etmek amacıyla öjeni teorisini ortaya atan ve binlerce sakat insanı toplama kamplarında öldürten Ernst Haeckel, Darwin ' in evrim teorisini ispatlamak için Avusturalya ' daki Aborjin kabilesinin toplu kıyımdan geçirilmesini sağlayan Royal Society ' nin başkanı James Barnar ya da psikanaliz teorisini ispatlamak amacıyla akıl sağlığı yerinde insanların delirmesine sebep olan Freud bilim tarihine yüz karaları olarak geçmişlerdir. Günümüzde bu UFO ' cu tarikatin iddialarını ispatlamak amacıyla insanlar üzerinde deneyler yapması da bu hastalıklı zihniyetin devamıdır.

İnsan Kendi Başına ve Sorumsuz Değildir

Allah'ın varlığına ve sonsuz gücüne iman eden, bu gerçeği anlamazlıktan gelmeye çalışmayan bir kişi aynı zamanda Allah'a karşı sorumlu olduğunun da bilincine varır. Allah her insan gibi o kişiyi de yoktan var etmiş ve evrendeki pek çok şeyi de onun hizmetine vermiştir. Doğumunun, hayatının ve ölümünün Allah'ın gücü ve iradesi altında olduğunu kavrayan insan, tüm hayatını, kendisini yoktan yaratarak sayısız nimet veren Rabbimizi hoşnut etmek için geçirmelidir.

İnkar edenler ise kibirlerinden dolayı Allah'a boyun eğmeyi, O'nun hoşnutluğunu aramayı, Allah'ın emir ve yasaklarını dinlemeyi bir türlü kabullenemezler. Onlar, başıboş olmayı, hiçbir güce itaat etmemeyi kendilerine ilke edinmişlerdir ve bu, onların inkara yönelmelerine neden olur. Allah "İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet Suresi, 36) ayetiyle bazı insanların bu özelliklerine dikkat çekmiştir. Allah bir başka ayetinde ise bazı insanların gerçekleri anladıkları halde, kibirlerinden dolayı inkar ettiklerini şöyle bildirmiştir:

"Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak." (Neml Suresi, 14)

Kuran ve tüm bilimsel bulgular, yaratılışın evrimle değil Allah ' ın OL emri ile olduğunu göstermektedir. Güzel ve erdemli olan tavır, bu gerçekleri öğrendikten sonra hemen harekete geçmek ve zararlı ideolojilere karşı yürütülen fikri mücadeleye destek olmaktır. Allah bir ayetinde Müslümanlara şöyle buyurmaktadır:

"İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur." (Enfal Suresi, 73)
KAYNAK : Bu makale, Mercek Dergisi 20. sayı (Şubat 2003) 2. sayfadan alınmıştır