2. Sayfa, Toplam 5 BirinciBirinci 1234 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 47

Organlarımız ve görevleri

Bilim ve Astronomi Kategorisi Biyoloji Forum'u Forumunda Organlarımız ve görevleri Konusununun içerigi kısaca ->> Sinüs ve Sinüzit Yeni doğmuş bir bebeğin bile çok küçük olsa dahi sinüsleri vardır. Başlangıçta bezelye büyüklüğünde olan bu boşluklar ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Sinüs ve Sinüzit
    Yeni doğmuş bir bebeğin bile çok küçük olsa dahi sinüsleri vardır. Başlangıçta bezelye büyüklüğünde olan bu boşluklar burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen boşluklardır. Çocukluk ve genç erişkinlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Hava cepleridirler. Burnun iç yüzünü kaplayan zarın aynısı tarafından kaplanmaktadırlar ve bir kurşun kalem başı büyüklüğünde açıklarla burun boşluğuna bağlanırlar.

    SİNÜSLER NE İŞE YARAR?
    Sinüsler normal salgı (mukus) oluşturan burun, sisteminin bir parçasıdır. Normal olarak burun ve sinüsler günde yaklaşık olarak yarım litre mukus salgılar. Üretilen mukus burun örtüsü (mukoza) üzerinde hareket ederek toz parçacıklarını, bakterileri ve diğer havayla taşınan partikülleri süpürür ve yıkarlar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve yutulur. İçindeki parçacıklar ve bakteriler mide asidi tarafından parçalanır. Birçok insan bunun farkında değildir çünkü normal bir vücut fonksiyonudur.

    BURUN GERİSİNE AKINTl NE DEMEKTİR?
    Burun içi; hava kirliliği tarafından, allerjiye neden olan maddeler tarafından, dumanla veya virüsler tarafından rahatsız edildiğinde normalden çok fazla mukus üretir. Bu burun zarlarındaki allerjik maddeyi yıkayıp uzaklaştırmak amacıyla bol miktarda üretilmiş, berrak su gibi bir salgıdır.

    Burun arkasına doğru su gibi bir salgı oluşur. Arkaya akıntının en önemli nedeni bu olaydır. Bir başka tipte ise mukus yapışkan ve kıvamlıdır. Bu, hava yollarının çok kuru olduğu ve zarların yeterince sıvı salgılıyamadığı durumlarda görülür. Bakteriler tarafından oluşturulan enfeksiyonlarda da yapışkan ve kıvamlı mukus gözlenir aynı zamanda cerahatten dolayı mukusun rengi sarı veya yeşil olabilir.

    SİNÜS NEDİR?
    "-it" eki tıpta enfeksiyon veya enflamasyonu ifade eder. Bu nedenle sinüzit, sinüslerin enfeksiyonu veya enflamasyonudur. Tipik bir akut sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir atak sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlar o kadar çok şişebilir ki sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemezse mukus sinüsler içinde birikir ve basıncın artmasına neden olur.

    Hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yüzde veya alında üzerine basmakla oluşan, gözler arasında veya gerisinde, yanaklarda ve üst dişlerde ağrıya meydana gelir. Çıkışı kapalı ve mukus dolu bir sinüs bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortamdır. Soğuk algınlığı normalden fazla sürerse ve sümüğün rengi yeşil-sarıya dönerse veya garip bir tat oluşursa muhtemel bakteriyel enfeksiyon gelişmiştir.

    Akut sinüzit olgularında yüzdeki ve alındaki ağrı çok kötü olabilir. Sinüs çıkışının uzun süre kapandığı durumlarda kronik sinüzit gelişir. Baş ağrısı az görülür ancak akıntı ve kötü koku devam eder. Enflamasyonun çok aşırı olması sonucunda polip adı verilen oluşumlar gelişir. Bazı sinüzit olguları üst dişteki enfeksiyonun sinüse geçmesi sonucunda oluşur.

    SİNÜZİT TEHLİKELİ MİDİR?
    Sinüzit olgularının büyük çoğunluğu tıbbi tedaviye cevap verir ve tehlikeli değildir. Bununla birlikte sinüs içindeki bir enfeksiyon hem göze hem de beyne çok yakındır. Enfeksiyonun göze veya beyine yayılması çok nadirdir. Enfeksiyonlu sinüslerden akan mukus akciğerler için sağlıklı değildir. Böylece sinüzit; bronşit, kronik öksürük veya astımı ya azdırır yada bunların ortaya çıkmasına neden olur.

    SİNÜZİT BAŞ AĞRISI NEDİR?

    Soğuk algınlığı sırasında veya burun örtüsü şiştiği ve burnun aktığı zamanda veya burun sümükle dolu olduğunda yüzde, yanaklarda, alında veya göz çevresinde ortaya çıkan baş ağrısı muhtemelen sinüzit ağrısıdır. Sinüs enfeksiyonu buna neden olur. Bir başka tür sinüs baş ağrısı ise uçak inmek üzere alçaldığı zaman ortaya çıkar. Bu özellikle soğuk algınlığınız veya aktif allerjiniz varsa belirgin olur (buna "Vakum Baş Ağrısı" denilir). Maalesef sinüs baş ağrısıyla karıştırılabilecek birçok başka neden vardır.

    Örnek olarak migren ve diğer damar kaynaklı baş ağrıları veya gerginlik baş ağrısı hem alın ve göz çevresinde ağrı oluşturması hem de burun akıntısına da neden olabilmelerinden dolayı sinüzit ile karıştırabilirler. Ancak bu tip baş ağrıları doktor müdahalesi olmadan kısa sürede gelip geçerler. Doktor müdahalesi olmadan uzun süren ve ancak antibiyotik tedavisiyle düzeltilebilen sinüzitten farklıdırlar. Bununla birlikte arada sırada gelen, bulantı ve kusmaya neden olan baş ağrısı daha ziyade migren baş ağrısıdır. Şiddetli, sık ve uzun süren baş ağrılarının tanısı için mutlaka doktora baş vurulmalıdır.

    KİMLER SİNÜS PROBLEMİYLE KARŞILAŞIRLAR?

    Gerçekte herkes sinüs enfeksiyonu geçirebilir ancak bazı gruplar daha hassastırlar.

    Allerjisi olanlar : Bir allerji atağı soğuk algınlığı gibi mukozanın şişmesine, sinüs kanallarının kapanmasına, mukus akımının engellenmesine ve bakteri enfeksiyonuna neden olur.

    İyi nefes almayı ve mukus akışını engelleyecek yapısal burun bozuklukları olanlar : Örnek olarak kırık bir burun veya septum deviasyonu (septum burun delikleri arasında burnu sağ ve sol olmak üzere ikiye bölen kıkırdak bir yapıdır. Bunun bir tarafa doğru eğilmesine deviasyon denir.)

    Sık sık enfeksiyona maruz kalanlar: Okul öğretmenleri ve sağlık personeli hassastır.

    Sigara içenler: Tütün dumanı, nikotin doğal direnç mekanizmasını bozarlar.

    DOKTOR SİNÜSLERİM İÇİN NE YAPACAKTIR?
    Doktorunuz size soluk alıp vermeniz, burun akıntınızın rengi ve kokusu ve hangi olayların (günün hangi saatinde veya hangi mevsiminde ) bu bulgulara neden olduğu ile ilgili sorular soracaktır. Baş ağrınızı tarif etmeye hazır olun; Ne zaman ve hangi sıklıkta olduğu, ne kadar sürdüğü, bulantı, kusma, görme bozukluğu, veya burun tıkanıklığı ile ilişkili olup olmadığı.

    Kulak Burun Boğaz uzmanı özellikle mukozanın görünüşüne ve salgının niteliğine dikkat ederek kulağınızı, burnunuzu, ağzınızı, dişlerinizi, ve boğazınızı muayene edecektir. Burnunuzdaki hassasiyeti inceleyecektir. Bazı durumlarda sinüslerinizin röntgen fılmi gerekli olabilir. Tedavi doktorunuzun koyduğu teşhis ile bağlantılı olacaktır. Enfeksiyonlar için antibiyotik tedavisi veya cerrahi müdahale bazen de her ikisi birden gerekebilir.

    Akut sinüzit çoğunlukla antibiyotik tedavisine yanıt verirken kronik için genellikle cerrahi müdahale gerekmektedir. Son yıllarda uygulanan Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi (FESS) bu hastalıkların çözümünde uygulanan basit bir tekniktir. Sonuçlar oldukça başarılıdır. Eğer bulgular allerji, migren veya sinüzite benzeyen bir başka nedenden dolayı ise doktorunuz alternatif bir tedavi planı uygulayacaktır.

    SİNÜSLERİM İÇİN BEN NE YAPABİLİRİM?
    Allerjiniz varsa bunu kontrol edin. Soğuk algınlığı olduğunuz zaman buharla nemlendirici kullanın. Yatağınızın baş tarafı daha yükseltilmiş bir şekilde uyuyun. Dekonjestanlar kullanılabilir ancak içlerindeki kimyasal maddeler adrenalin gibi etki gösterebileceğinden yüksek tansiyonu olanlarda riskli olabilir. Aynı zamanda bunlar uykusuzluğa neden olan uyarıcıdırlar. Kullanmadan önce doktorunuza baş vurun.

    Burnunuzu tahriş eden kirleticilerden, özellikle sigara dumanından uzak durun.

    Dengeli beslenin, düzenli egzersiz yapın.

    Enfeksiyonu olduğunu bildiğiniz insanlarla ilişkilerinizi sınırlamaya çalışın bu olmuyorsa bir takım önlemler alın (el yıkamak, ortak havlu ve önlük kullanmamak).

    Birçok reçetesiz sinüs ilacı satılmaktadır ancak uygun bir tanı koyulmadan bunları kullanmak doğru değildir. En iyisi sizi muayene eden ve sizin şikayetlerinizi bilen doktorunuzun verdiği ilaçları kullanmaktır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Y Kromozomu
    Her insanda bulunan bütün hücrelerde 46 tane cinsiyet dahil-~ tüm özellikleri tayin eden kromozom bulunur. Normal erkekler annelerinden bir x ve babalarından ise bir y kromozomu edinmişlerdir. Sadece erkeklerde bulunduğu için y kromozomuna "erkeklik kromozomu" denir.

    Son yıllarda kalıtım bilimi uzmanları bazı erkeklerde birden çok "y" kromozomu bulunduğunu ortaya koymuşlardır. Bir iddiaya göre, cinsel suç işlemiş olan akıl hastaları arasında bu oran 100'de birdir. İngiliz araştırıcıları bu durumu saptadıktan sonra 1969 sonbaharında A.B.D. Akıl Sağlığı Ulusal Enstitüsünden sağlanmış bir fon ile Johns Hopkins Üniversite üyeleri daha geniş çapta bir araştırmaya koyulmuşlardır.

    Bu ve benzeri geniş çaptaki araştırma henüz bir sonuca ulaşmamış olduğu için bu konuda kesin söylenemez; ancak Avusturya'nın Melburn şehrinde 1969 sonbaharında yaşlı bir dul kadını boğmak suçu ile yargılanan, aynı günlerde Paris'te katillik ithamı ile yargılanmakta olan başka bir kimsede ve Chicago'da 1967'de Filipinli hemşire öğrencilerini öldürdüğünden yakalanmış olan Richard Speck'te bu ikinci y kromozomunun bulunmuş olması ve bütün bu ikinci y kromozomluların boylarının ortalama norma! boydan uzun bulunması, iki y kromozomu sahibi olmanın cinsel suç işlemeğe yatkın ve uzunca boylu bir tip ortaya çıkabileceği şüphelerine yol açmıştır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  3. #13
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Kromozom
    Çok ilkel olan yaratıklar (mikroplar vb.) ile özel ödevlere çok uymuş bazı hücreler (kandaki alyuvarlar) dışında, canlıları meydana getiren bütün hücreler bir bazen daha çok sayıda çekirdek (nukleus) sahibidir. Çekirdeğin içinde, canlının özelliklerinin ondan türeyen kişilere geçmesini sağlayan bileşikler ihtiva eden cisimcikler vardır. Bu cisimciklere kromozom adı verilir.

    Kromozom, kroma (renk) ve soma (cisim) sözcüklerinden türetilmiş bir deyimdir. Hücre bazı özel boyalarla boyandığı zaman bu cisimlerin çok belirli hale gelmeleri, bu ismin verilmesinin nedenidir.

    Her türün kendine öz bir kromozom sayısı vardır. Bir türe ait bir canlıda türünden çok ya da az sayıda kromozom bulunması çoğu kez bir gelişim bozukluğunun belirmesine yol açmaktadır.

    1960'ta toplanmış olan Denver konferansında insandaki kromozomlar gruplara ayrılarak sınıflandırılmış ve her grupta bulunan kromozomlar da numaralanmışlardır. Böylece bir bilim adamı, bir insanda herhangi bir kromozomda bir fazlalık veya eksiklik veya şekil değişikliğinden söz açtığı zaman diğerinin neden bahsedildiğinden anlaması mümkün olmuştur.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    İskelet ve Kemikleri
    Bütün omurgalı hayvanların ve insanların, türlere göre değişik sayıda kemikten oluşan eklemli bir çatısı, yani iskeleti vardır. Birbirine eklemlerle bağlanan kemikler, kaslara destek görevi yapar; ayrıca, iç organları korur, vücudun besin alışverişine katkıda bulunur, özellikle kan için çok gerekli olan kalsiyumu sağlar.

    Canlı Bir Madde

    Kemik madensel tuzlardan (yüzde 45), sudan (yüzde 25) ve başta kemiközü (osein) olmak üzere ona esneklik veren maddelerden (yüzde 30) oluşur. Üzerindeki incecik kanallardan sinirler ve kan damarları geçer.

    İskelet gelişen bir yapıdır: doğumdan erişkin yaşa kadar kemiklerin ağırlığı artar, boyu uzar (kızlarda 20 ve erkeklerde 25 yaşına kadar). Kemik, kırıldığı zaman özel bir madde çıkararak kendini onarır. Ancak bu canlılık sürekli olarak bazı besinlerin (protitler, kalsiyum, fosfor ve D vitamini) sağlanmasına ve bazı salgıbezlerinin iyi çalışmasına da bağlıdır.

    Kemikler biçimlerine göre yassı kemikler (kürek kemiği, kafatası kemikleri), kısa kemikler (omurga) ve uzun kemikler (uyluk kemiği) diye çeşitlere ayrılır. Uzun kemiklerde silindir biçiminde bir orta kanal bulunur ve bunun içinde sarı ilik yer alır: bu çeşit kemiklerin iki ucu hafifçe şişkindir ve üzeri kıkırdak adını verdiğimiz sedef renginde bir maddeyle kaplıdır. Uçlarda kırmızı ilik vardır.

    Karmaşık Bir Çatı
    İskeleti özellikle ayakta durmağa elverişli olan insanda, vücudun kemikten eksenine omurga denir. Omurga, üst üste yerleşmiş 33 kemikten meydana gelir, omur denilen bu kemikler, kıkırdaktan yapılmış esnek disklerle birbirinden ayrılır. Omurga, kuyruk ve sağrı kemikleriyle kalça kemiklerinden oluşan leğene dayanır. Omurganın içinde, beynin uzantısı olan omurilik vardır. Kafatası başlıca 8 kemikten meydana gelir. Bunlar yassı kemiklerdir ve birbirine sımsıkı kenetlenmiştir. Başın yüz kısmında, 13'ü kafatasına kaynamış 15 kemik bulunur.

    Omurlardan başlayan 12 çift kaburga önde göğüs kemiğine bağlanarak göğüs kafesini oluşturur. Kollar kürek ve köPage Rankingücük kemikleriyle omurgaya bağlanır; bacaklarsa iki kalça kemiğine bağlıdır. Bacak kemikleri (uyluk, baldır ve kaval) ayak kemikleriyle son bulur ve el ile son bulan kol kemiklerinden (pazı, önkol ve dirsek) daha sağlam ve güçlüdür, çünkü bacak kemikleri hem vücut ağırlığını taşır, hem de yürümeyi sağlar.

    Hastalıklar ve Çarpıklıklar
    Kemiklerde mikroplu hastalıklar (kemik iltihabı, kemik veremi), kötü beslenme ya da güneş görmeme (raşitizm) yüzünden çarpılmalar olabilir. Omurga da bazen çarpılabilir: kamburluk v.b.

    Eklemler
    Kemiklerin eklem yerleri yapışık (kafatası kemikleri), yarı oynar (omurlar) veya oynar olabilir: böylece kol ve bacak eklemleri (dirsek, diz) eklem sıvısı denen yağlı bir sıvıyla dolu ve kaygan bir kıkırdakla kaplıdır. Eklem kapsülü denen bir gömlek ve eklem bağlan, kemiklerin birbirinden ayrılmasını önler. Kapsül de, eklem bağları da şiddetli basınç altında (burkulmalar, ezikler) uzayabilir ve o zaman kemikler birbirinden ayrılabilir, yerinden çıkabilir; çıkık yerlerindeki eklem sıvısı da yayılabilir.

    (Solda) İnsan iskeleti. Öteki primatlardan farklı olarak insanda omurga diktir: vücudun çeşitli yerlerindeki eğimler, ayakta dururken gerekli olan esnekliği ve dengeyi sağlar.

    (Sağda) Bir eklemin şeması: diz.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  5. #15
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Kan ve Kalp
    Atar ve toplardamarlardaki kan vücutta dolaşır. Bu dolaşım durmadan çalışan ve emmebasma bir tulumba ödevini gören kalp tarafından düzenlenir. 65 kilo ağırlığında bir insanın 5 litre (vücut ağırlığının 1/13'ü kadar) kanı vardır. Bu kırmızı ve yapışkan madde plazma adı verilen bir sıvıyla yuvarlar ve pulcuklar dediğimiz hareketli maddelerden meydana gelmiştir.

    Al ve Akyuvarlar
    Alyuvarlar (eritrosit) küçücük, yuvarlak disk görünümündedir (kanın her milimetre küpünde ortalama 5 milyon), içlerinde, kana rengini veren kırmızı bir boya, yani hemoglobin (yüzde 90) bulunur. Bu boya, oksijen ya da karbondioksitin çok bulunduğu ortamlardan bunları almayı, sonra gereken ortamlara salıvermeyi sağlar.

    Akyuvarlar (lökosit) alyuvarlardan daha azdır (milimetreküpte 6,000 ile 7,000 arasında); renksiz olan bu yuvarların biçimleri de değişik olabilir. Bunlar bir yandan ölmüş veya yıpranmış hücreleri yok ederek, öte yandan tehlikeli mikroplan «yiyerek» organizmanın «temizlenmesi» ve savunması işini üstlenmişlerdir.

    Pulcuklar (milimetreküpte 200,000 ile 300,000 arasında), kanamaların durdurulmasında ve kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynar. Kan hücrelerini (yuvarlar ve pulcuklar), ilikte, lenf düğümlerinde, dalakta ve karaciğerde bulunan özel bir doku üretir.

    Plazma ve Lenf (Akkan)
    Açık sarı renkte olan plazmada su, madensel tuzlar, erimiş gazlar, sindirilmiş besinler, çok az miktarda etkin madde (hormonlar, vitaminler) ve organların çalışması sonucunda doğan artıklar bulunur. Kan, onun aracılığıyla besleme görevini yapar. Plazma, serum denilen bir sıvıyla fibrinojenden oluşur; fibrinojen pıhtılaşma anında pıhtıyı meydana getirir.

    Derinin yüzeyi hafifçe sıyrıldığında renksiz bir sıvı ortaya çıkar, lenf ya da akkan denen budur (her insanda yaklaşık olarak 15 litre). Lenf, kılcal damarların çeperlerinden sızan plazma ve akyuvarlardan meydana gelir, hücrelerin oksijen ve besin aldıkları ve artıklarını içine attıkları ortamı oluşturur. Lenf düğümleri akyuvarların oluştuğu yerdir ve mikroplara karşı bir savunma duvarı ödevini görür.

    Sonsuz Bir Dolaşım
    Kan dolaşımı, kalpten başlayan iki akımla olur. Temiz kan (bol oksijenli olduğu için rengi kırmızıdır), aort atardamarı yoluyla vücudun her yanına dağılır. Atardamarlar gittikçe incelen sayısız dallara ayrılır, en sonunda saç kadar ince kılcal damarlar haline gelir. Kan ile dokular arasındaki gaz ve besin alışverişi kılcal damarlar düzeyinde olur. Kan, artıklarla ve karbondioksitle yüklenmiş olarak (kirli kan) toplardamarlar yoluyla yeniden kalbe döner: buna büyük dolaşım veya genel dolaşım denir.

    (Solda) Kalbin kesiti. Oksijen yüklü kan, akciğer toplar damarlarıyla kalbe gelir; aort yoluyla organlara gönderilir ve ana toplardamarlar yoluyla geri döner.

    (Sağda) Kan dolaşımı şeması. Mavi renkle gösterilen damarlar aracılığıyla kirli kan organlardan kalbe ve oradan akciğerlere gider. Kırmızıyla gösterilen damarlar ise temiz kanı akciğerlerden kalbe götürür; kalp bu kanı kılcal damarlara doğru pompalar.

    Miyokard Enfarktüsü
    Kalp atardamarı veya kalbi besleyen dallarından bir tanesi bir pıhtıyla tıkanacak olursa kalp kası (miyokard), artık kan alamaz olur ve oksijensiz kalır; buna enfarktüs denir. Ciddi vakalarda cerrahî tedaviye, yani açık kalp ameliyatlarına veya kalp nakline başvurulur. Profesör Barnard, 3 Aralık 1967 günü Kap'ta ilk kalp naklini gerçekleştirmiştir.

    Kan Haftalıkları

    Kansızlık (anemi), alyuvar sayısının aşırı azalmasıyla belirir. Gerçek kan kanseri olan lösemide, akyuvarlar aşırı çoğalır. Kadınlardan geçen ve sadece erkeklerde görülen hemofili hastalığında ise, kan ya çok yavaş pıhtılaşır, ya hiç pıhtılaşmaz ve en küçük bir kanama bile çok ağır sonuçlar yaratabilir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  6. #16
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Karaciğer
    Vücudumuzun gerçek kimya laboratuvarı olan karaciğer, karın boşluğunun sağında yer alan iri bir bezdir (1,600 gram kadar); içinde 800-900 gram kadar kan bulunur; koyu kırmızı renktedir; lob adı verilen sayısız küçük parçacıktan oluşur; yeri, diyaframın altında, üst karın bölgesinde ve midenin önündedir.

    Karaciğerin görevleri çeşitli olduğu kadar önemlidir de. Hücrelerin enerji kaynağı olan şekeri yapar; yağların özümlenmesi ve dolayısıyla sindirim için vazgeçilmez bir madde olan ödü (safra) salgılar; birçok artığın vücuttan atılmasını ve vücudun zehirlerden arıtılmasını sağlar, alkolü süzer ve kanı pıhtılaştıracak maddeleri yapar. Ayrıca birçok ilaç, ancak karaciğerde değişikliğe uğradıktan sonra organizma tarafından kullanılabilir.

    Görevinin karmaşıklığı nedeniyle karaciğer nispeten nazik bir organdır; birçok hastalığa tutulabilir: en çok bilineni sarılıktır; derinin sarı bir renk almasıyla beliren bu hastalık, safranın iyi boşatmamasından ileri gelir. Karaciğerin en tehlikeli hastalıklarından biri alkol sirozudur: bu hastalıkta karaciğer büyür ve görevlerini yerine getiremez.

    Hayvanların Karaciğeri
    Yalnız omurgalı hayvanlarda karaciğer vardır. Büyüklüğü ve ağırlığı türlere göre değişir: sözgelimi, balıklarla yılanlarda oldukça büyük yer tutar. Birçok hayvanın karaciğerinde, bazı ilaçların yapımında kullanılan elemanlar (özellikle A ve B vitaminleri) vardır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  7. #17
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Kaslar
    İnsanların ve hayvanların vücudunda iskelet dediğimiz bir çatı vardır, çeşitli boy ve biçimdeki organlar bu iskelete bağlanmıştır: bunlar, kaslardır. Sayılan 600'e yaklaşan kaslar, vücuda biçimini verir ve bütün hareketlerine katılır.

    Beyazlar ve Kırmızılar
    İki türlü kas vardır:

    1. Beyaz kaslar. Düz kas liflerinden meydana gelmiştir, ince katmanlar halinde, içi boş organları (mide, sidik torbası) ve kanalları kaplar; bunlara içorgan kasları da denir.

    2. Kırmızı veya çizgili kaslar. Bunlarda kalın ve kırmızı bir orta kısım (karin) vardır; iki ucu, beyazımtırak ve dar birer kirişle son bulur. Kasların biçimleri çok değişik olabilir: iğ biçimi (kol pazısı), değirmi (göz kapağı kasları), yelpaze biçimi (göğüs kasları). Kalp, çizgili bir kırmızı kastır, ama ötekilerden tamamen başkadır. Bu kaslar genellikle kemiklere bağlanır (bunun için iskelet kasları da denir), ama kıkırdaklara veya derinin, altına da girebilir. Şiddetli bir vuruşla bir kasın lifleri kopacak olursa lif kopmasından söz edilir.

    Kasların belli başlı özelliği, esneklik ve kasılma yeteneğidir. Kasılma, hareket sinirlerinin aktardığı sinirsel bir akımla olur. Bu hareket sinirleri kas liflerinin üzerine yerleşip bir hareket plağı meydana getirir.

    Mide ve bağırsak kasları gibi düz kaslar ağır ağır ve istem dışında kasılır. Çizgili kaslar ise tersine, beynin emirlerine uyar. Dinlenme halindeyken kas, tonus denilen kısmi bir kasılma durumundadır. Çalıştığı zaman enerjisini, besinlerden, özellikle de oksijen sayesinde değişime uğrattığı şekerden alır.

    Artıklarını (özellikle laktik asit) normal olarak kan yoluyla atar. Fazla yoğun bir kas çalışmasında artıklar kasa birikir ve kas yorgunluğu yaratır, bu da, çalışma uzun sürecek olursa, tutulmalara (ağrılı kasılmalar) yol açar. Kramplarda ise aksine, ağrı kısa sürer veya soğuktan ya da biçimsiz duruştan ileri gelir.

    Nazik Organlar
    Miyoloji (kasbilim), anatominin (vücudun çeşitli organlarının incelenmesi) kaslarla ilgilenen dalıdır. Kasları ayrı ayrı sayar ve görevlerini açıklar. Kas cerrahisi yıpranmış, yırtılmış veya kesilmiş kasları onarır: ağır yaralanmalarda (savaş yaralıları, ağır yanıklar vb.; organ nakilleri yapar. Masaj ise kasların sağlamlığını ve işlekliğini korur, yorgunluğu giderir.

    (Solda) Pazı kasının hareketi: 1. kas dinlenme durumunda; 2. kasılmış durumda.

    (Ortada) Bir çizgili kas liflerinin, mikroskopta görünüşü. Çizgili, kırmızı kaslar, erişkin insanda vücut ağırlığının yarısını oluşturur. Bu kaslar, kalp hariç, istemle kasılabilir.

    (Sağda) Bir sol bacağın anatomisini gösteren desen, Davul Angers'in (17881856) çizgisi. Vücudun genel biçimi, kasların yapısına ve boyuna göre oluşur.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  8. #18
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Kulak
    Kulak üç bölümden meydana gelir: dış kulak, orta kulak, iç kulak; yalnız dış kulak dıştan görülür. Dış kulak, kulak kepçesiyle kulak yolundan oluşur; kulak kepçesi, kıvrımlı bir kıkırdak parçasıdır ve hayvanların birçoğunda hareketlidir, istenilen yöne yönelebilir; kulak yolunun sonu kulak zarı denilen değirmi bir zarla kapalıdır.

    Orta kulakta bir orta kulak boşluğu ve bunun içinde üç küçük kemik (çekiç, örs, üzengi), ayrıca mememsi boşluklara ve yutağa açılan östaki borusu bulunur. Şakak kemiğinin içine gömülü olan iç kulakta bir sıvı ve bu sıvının içinde yüzen bir çeşit kese (zar dolambaç) vardır. İç kulak, kulağın en önemli kısmıdır.

    Kulak sıvısı denilen bir sıvıyla dolu olan zar dolambaç, yarım daire biçiminde üç kanal ile iki torbacıktan (kırbacık ve kesecik) ve salyangozun bulunduğu salyangoz borusundan meydana gelir, işitme sinirlerinin duyarlı uçları salyangozun içindedir. Kulak kimi hayvanlarda bir kesecikten, kimi hayvanlarda bir kanaldan ibarettir; omurgalılarda giderek gelişmiştir.

    Titreşimler

    İşitme, biri fiziksel, öteki sinirsel olan iki olgunun birleşmesiyle gerçekleşir. Dış kulak, sesleri toplayıp kulak zarına yöneltir. Sonra orta kulak harekete geçer: ses titreşimlerini büyülterek iç kulağa aktarır; titreşimler iç kulağın çevre ve iç sıvılarına yayılır, iç kulakta bulunan işitme sinir hücreleri uyarılır ve bunlar bir çeşit sinir akızı meydana getirir, işitme siniri de bu akızı beyine iletir. Beyin hemen devreye girer ve ses izlenimini yaratan duyu mesajını yorumlar: ses işitilmiştir.

    Sağır-Dilsizler
    Bir çocuk, beynin bazı bölgelerinde (işitme sinirlerinin bulunduğu kabuk bölgesi) aksaklıklarla doğabilir. İşitemeyince, konuşmayı öğrenemez, sağır-dilsiz olur. Bu yüzden karşısındakinin dudak hareketlerine bakarak ne söylediğini anlamaya alıştırılır. Israrlı bir uygulama ve eğitim sonucunda ses çıkartabilir, hattâ bazı cümleler söyleyebilir. Ayrıca, el hareketleri ve mimikler kullanarak sağır-dilsiz arkadaşlarıyla pekâlâ konuşabilir.

    Deniz Tutması

    Kulak aynı zamanda denge organıdır: biz farkında olmayız, ama çeşitli duruşlarda dengemizi sağlayan ve hızı bize hissettiren hep kulaktır. Kulak denge ödevini iyi yapamazsa baş dönmelerine yol açabilir ve deniz tutmasının da bundan ileri geldiği anlaşılmıştır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  9. #19
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Göz ve Görme
    Yalnız bir kısmını görebildiğimiz göz, küre biçimindedir. Göz. çukuru denen kemikten bir çukurda bulunan göz, birkaç «saydam ortam»ı içeren üç tabakadan oluşur.

    Üç Tabaka
    En dışta bulunan, sert ve telsel olan tabaka koruyucudur: buna sert tabaka ya da gözakı denir. Sert tabakanın ön kısmına saydam tabaka denir.

    Sert tabakanın altındaki ikinci tabakaya damar tabaka denir; bunun ön kısmında da kirpiksi cisim ve iris bulunur, iris mavi, kahverengi, yeşil ya da siyah olabilir. İrisin ortasında gözbebeği denilen ve ışığın şiddetine göre genişleyip daralan delik vardır.

    En içteki üçüncü tabakaya ağtabaka denir. Görme sinirinden çıkan sinir telleri bu tabakada bulunur. Ağ tabaka gözün duyarlı tabakasıdır. Işıkla etkilenen sinir hücrelerinden oluştuğu için, görme organının görev bakımından en önemli bölümü bu ağtabakadır.

    Saydam Kısımlar
    Göz yuvarı'nda üç saydam kısım vardır. Gözbillûru, irisin arkasında bulunan esnek bir mercektir, bunun kalınlığı, dolayısıyla görme gücü, kirpiksi kasın etkisiyle değişir: buna göz uyumu denir. Sior suyu, gözbillûru ile saydam tabaka arasında kalan kısmı doldurur. Yapışkan bir madde olan camsı cisim ise gözün içini doldurur.

    Bir Karanlık Oda
    Görme biri optik, öbürü sinirsel olan iki mekanizmanın işbirliğiyle gerçekleşir. Damar tabaka, «karanlık oda» ödevi görür; saydam kısımlar, özellikle gözbillûru optik sistemi meydana getirir; duyarlı bir alan olan ağtabaka, tıpkı fotoğraf makinesinde olduğu gibi iş görür. Ağtabaka üzerine düşen görüntü, eşyanın ters görüntüsüdür.

    Işığın etkisiyle ağtabakadaki görme hücrelerinin uyarılması, sinirsel akızlar meydana getirir; dalga halindeki bu akızlar sinirlerle beyne iletilir. Görme merkezleri bunları çözümledikten sonra bize, baktığımız cismin biçimi, büyüklüğü ve rengi hakkında bilgi verir, başka bir deyimle görmemizi sağlar.

    Körler
    Doğrudan doğruya göze zarar veren kazalar dışında, görme duyusunun yitirilmesi (körlük), ya görme sinirindeki bozukluk veya kopukluktan, ya da beyin kabuğundaki görme bölgelerinde ortaya çıkan bozukluklardan ileri gelir. Doğuştan kör olup bu beşinci duyudan yoksun kalanların buna karşılık, işitme ve dokunma duyuları gelişmiştir.

    Kabartma noktalardan oluşan Braille yazısının icadı (1852) genç körlerin eğitim görmesine olanak sağlamıştır. Böylece onlar da herkes gibi çalışabilir, topluma katılabilirler.

    Görme Bozuklukları
    Bunların çeşitli nedenleri vardır: saydam kısımlardaki bozukluklar miyopluk (uzaktaki cisimleri iyi görememek), presbitlik (genellikle yaşlılığa bağlı olarak yakındaki cisimleri iyi görememek) ya da astigmattık (biçimleri bozuk görme) yapar; göz iltihaplanmaları, göz içi basıncının artması, ağtabaka dekolmanı, (billurunun donuklaşması da (katarakt) başlıca nedenlerdendir.

    Uzaklıkları Tahmin Etmek
    Biçimler, renkler ve hareketler tek gözle görülebilir, ama kabartıları görmek ve uzaklıkları tahmin etmek ancak iki gözle mümkündür. Gerçekten de beyin, aynı anda, sol gözle sağ gözün sağladığı, birbirinden farklı görüntüler arasında bir birleşme ve benzeşme sağlar.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  10. #20
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.799
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Organlarımız ve görevleri

    Gözyaşı ve Ağlama
    İnsanın gözüne bir toz taneciği kaçınca veya esnerken, kahkahayla gülerken yahut da nezle olunduğu zaman, gözler, su gibi bir sıvıyla yaşarın işte bu gözyaşıdır. Dertlendiğimiz zaman döktüğümüz yaşlar da bunlardır.

    Tuz Tadı

    Gözyaşı sürekli olarak, göz çukurunun dış köşesinde, göz kapaklarının altında bulunan ve gözyaşı bezleri adı verilen küçük bezler tarafından salgılanır. Kanallar bu salgıyı göze döker ve orada konjonktiva'yı (gözü ve göz kapağının içini örten incecik zar) hep nemli tutar. Bu zar kuruyacak olursa, saydamlığı da gider.

    Niçin Gözyaşı?
    Bol gözyaşı salgılanmasına yol açan nedenlerin bazıları maddeyle ilgilidir (göze toz kaçması); bazıları göz yuvarlağının bir hastalığına bağlıdır (konjonktivit, sert tabakanın zedelenmesi) veya göz kapağı iltihaplanmasından ileri gelebilir. Bütün bu durumlarda gözlerin yaşarması, tepkiye bağlıdır (refleks); yani ne kışkırtılması, ne durdurulması mümkündür.

    Rahatlatmak ve Yatıştırmak

    Heyecanlar, acı, keder veya sevinç de gözleri yaşartabilir ve o zaman bu yaşlar ancak büyük bir irade gücüyle önlenebilir. Herkes ağlar ama erişkinlere oranla daha duyarlı olan çocuklar, üzüntüden olsun, hiddetten olsun, daha sık ağlarlar. Bebeklere gelince, konuşmayı beceremediklerinden, onlar için ağlamak, hoşlanmadıkları şeyi belli edebilecek tek çaredir.

    Ağlamak, acısını göstermenin bir yolu olduğu gibi, aynı zamanda da, insanı rahatlatan, vücudu gevşeten ve kısa zamanda yatıştıran bir fizik olayıdır.

    Ağlayıcı Kadınlar
    İlkçağ'da, Asya'da, Yunanistan ve Roma'da, cenaze başında veya gömülme törenlerinde ağlamayı meslek edinmiş kadınlar vardı. Sözde derin acı duyuyormuş gibi yaparak, elleriyle üstlerini başlarını yırtarak bu ağlayıcılar bir ağızdan, yas ilâhileri söylerlerdi. Bazı Akdeniz ülkelerinde (Güney İtalya, Yunanistan, Korsika), bugün de ağlayıcı kadınlar vardır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

2. Sayfa, Toplam 5 BirinciBirinci 1234 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Körelmiş Organlarımız
    SOSYALİST Tarafından Biyoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 25
    Son mesaj: 06-01-2014, 02:47 PM
  2. Organlarımız hangi meyveye benziyor?
    dogangunes Tarafından Sağlık Bilgileri Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 24-02-2010, 06:09 PM
  3. Burçlara Göre Hassas Organlarımız
    dogangunes Tarafından Astroloji (burçlar) Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 19-02-2010, 02:38 AM
  4. Yorum: 0
    Son mesaj: 05-04-2009, 04:24 PM
  5. Organlarımız Konulu Sunu
    dogangunes Tarafından Öğretmenler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-02-2009, 12:39 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık