Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5
  1. #1
    bursali68
    Misafir..

    Mısır inisiyasyonu - 1

    MISIR İNİSİYASYONU - 1

    Mısır, kadim çağlarda "Kutsal Bilim"in en önemli mer¬kezlerinden biri ve insanlığı aydmlatan büyük inisiyeleri ye¬tiştiren bir okuldu... Bu merkezde yetişenler arasında bazı fi¬lozoflar da bulunmaktadır Ancak şurası bir gerçek ki, bu mer¬kezlerde yetişenlerin sadece çok küçük bir kısmı hakkında bir bilgiye sahip bulunmaktayız.

    Bir zamanlar Mısır'da yaşananlar dünya tarihinin en giz¬li kalmış konularından biridir Ve bir zamanlar burada yaşa¬nanların büyük bir bölümü günümüzde hâlâ gizliliğini koru¬maya devam etmektedir O dönemlerde mabetlerden dışarıya sızdırılmamaya özen gösterilen sırlar o denli iyi muhafaza edilmiştir ki, bazı filozof ve peygamberlerin bu merkezlerde yetiştirildikleri bile açıkça insanlık tarihinde yer bulamamış¬tır.

    înisiyeler için bir zamanlar yeryüzünü aydınlatmış olan "Osirisin Işığı" bugün terkedilmiş mabetlerde artık sönmüş durumdadır Thot'un binlerce yıl öncesinden söylemiş olduğu kehanet niteliğindeki şu sözleri, bugün tam anlamıyla gerçek¬
    leşmiş bulunmaktadır:

    pano25-1-1.jpg

    Evet... Taşlara oyulmuş bir tarih... Bu taş sayfaların üze¬rine işlenmiş hiyeroglifler arkeologlar ve tarihçilerce bugün çözümlenebilmiştir. Ama bütün bunlara rağmen ortada yine de önemli bir sorun kalmıştır:

    Bu gizemli tarihin ve kültürün sırlarına nüfuz et¬mek...

    Bu sır, rahiplerin ezoterik öğretilerine ilişkin bir sırdır ve bu sırları gün ışığına çıkartabilmek için Mısır İnisiyasyonu'nun gizli yolunu aydınlığa çıkartmak gerekir.

    İşte bunu yapabilmek için şimdi tarihin geçmiş dönem¬lerine geri dönüyor ve bir zamanlar Mısır'daki mabetlerin içinde yaşananları gözümüzün önünde canlandırmaya başlı¬yoruz:

    SIRLAR ÖĞRETİSİ'NE GİRİŞ

    Tarih: M.Ö. 1300'ler... Ramses dönemi... Musa Peygamber'in de Mısır'da yaşadığı dönem, işte bu dönemdi...

    Yunan kentlerinden, Trakya'dan, Anadolu'dan ve Mezo¬potamya'dan kopup gelen çok sayıda insan, mabetlerinin ünü¬nü duyduğu Mısır'a gelmekten kendilerini alamıyordu...

    Menfis'e vardıklarında gördükleri karşısında büyülü bir dünyanın içinde kendilerini buluyorlardı. O kendine has kıya¬fetli insanlar, haşmetli yapılar ve halk şenlikleri onlara Mı¬sır'ın zenginliğini ve bolluğunu göstermeye yetiyordu.

    Mabedin en iç bölümünde büyük bir gizlilik içinde yapı¬lan kutsama ayininden çıkıp, on iki Mısırlı'nın taşıdığı tahtıre¬vanına binen Firavun'u ilgiyle seyrediyorlardı... Tahtın önün¬de yüıüyen bir grup rahip, altın nakışlı bir yastığın üzerine konmuş kraliyet nişanı "Koç Başlı Asa "yi taşıyorlardı. Tahtın arkasında ise, genç rahip adayları geliyordu... Önde giden ra¬hiplerin başlarındaki beyaz taç ve göğüslerinden sarkan mü¬kemmel bir işçilik ürünü olan koç ve aslan nişanları, onları seyredenleri adeta büyülüyordu.

    Gece olunca bayraklarla donanmış sandallarda Nil'in kı¬yılarında yanan meşalelerin altında konser veren çalgıcı grup¬ların eşliğinde dansözler raks etmekteydiler. Olup bitenleri hayranlıkla izleyenler bu dansın ve müziğin gizemli dünyasın¬da farklı bir şeyler olduğunu hemen sezinliyorlardı. Dansta kesinlikle cinsellik teması değil, insanın ruhuna hitabeden öğeler olduğu derhal farkediliyordu. Mabede girmeye hak kazananlar müziğin ve dansın nasıl insanın arınmasında bir yön¬tem olarak kullanıldığını daha sonra anlayacaklardı. Şu an¬da sadece bu gizemli müziği ve gizemli dansı uzaktan seyret¬mekle yetinen adaylar, serin çöl akşamının sihirli dünyasına kendilerini bırakıyorlardı.

    Görünüm ve atmosfer muhteşemdi... Gelenler sihirli ve büyülü bir dünyanın kendilerini içinde buluveriyorlardı. Bu¬rası gerçekten de masallar dünyasındaki büyülü bir yaşamın hüküm sürdüğü bir ülke izlenimi uyandırıyordu. Ama bütün bunlar, Mısır'ı görmeye gelmiş olan kişinin aradığı şeyler de¬ğildi... Onlar görünen büyülü atmosferin değil, mabetlerin de¬rinliklerinde yaşanan görünmeyen büyülü dünyanın peşin¬deydiler.

    Onca yolu aşıp buralara gelmelerinin asıl nedeni, ma¬betlerin derinliklerinde saklanan sırlara sahip olmaktı. Bunun hiç de kolay bir iş olmadığını ve belki de bu sırlara hiç¬bir zaman dokunamadan buradan gitmek zorunda kalacakla¬rını da biliyorlardı. Çünkü bu sırlara sahip olabilmek için çok çetin sınavlardan geçirilecekleri, kendilerine önceden söylen¬mişti. Niceleri gelmiş ve elleri boş dönmüştü... Mabedin kapısmdan bile içeri girememişlerdi...

    - "Acaba ben mabedin kapısından içeri girebilecek mi¬yim.'
    'Peki ya mabede girdikten sonra nelerle karşı laşacağım.'
    - "Ya vaz geçer de çıkmak istersem?"


    İşte Nil kıyısında meşalelerin altında, müziğin eşliğinde dans edenleri seyrederken tüm bu sorular, buraya ilk kez ge¬lenlerin zihninden garip bir kuşkuyla peş peşe akıp gidiyor¬du!...

    Nice aday "Yoksa buraya hiç gelmemeli miydim?" diye kendi kendisine sormaktan kendisini alamıyordu... Yoksa va¬kit henüz erkenken buralardan çekip gitmeli miydi? Bu kadar endişeye ve kendilerini bekleyen bilinmezliğin stresine kat¬lanmaya değer miydi? Yıllarını acaba ne uğruna harcayacak¬tı?...

    Yıllarca kalacakları ve asla bu süre içinde mabetten dışa¬rı çıkamayacakları, bilinmeyen bir serüvene doğru yaklaştık¬larını artık daha kuvvetli hissetmeye başlamışlardı. Artık Mı¬sır'daydılar ve sabah olunca bu yolda ilk adımı atacaklardı!...

    Yaşamlarının büyük bir dönüm noktasıydı bu. Ve birçok¬ları için artık geri dönüş yoktu...

    Son Akşâm

    İnisiyasyona kabul her yılın belirli dönemlerinde toplu olarak törenler eşliğinde yapıldığından, gelen adaylar önce belli bir yerde misafir ediliyor ve burada bekletiliyordu. Bu süre içinde kenti dolaşabiliyorlar ve akşam olunca da misafir edildikleri yere geri dönüyorlardı. Böylelikle Mısır'ın atmos-ferine yavaş yavaş ısınmaya başlıyorlardı.

    İşte yine o günlerden birinin akşamıydı...

    Yarın sabah inisiyasyona kabul işlemleri başlayacaktı. Bu düşünceler içinde yattıklarında "Sırlar Dünyası"na ata¬cakları ilk adımın heyecanı herkesi kaplamıştı... Biraz da kork¬madıklarını söylemek mümkün değildi... Çünkü buraya gelmeden önce sırlarla karşılaşmaya hazır olmayanların mabetle¬rin derinliklerinde akıllarını yitirdikleri, delirdikleri ile ilgili o kadar çok şey anlatılmıştı ki!...

    Kaynak : MISIR İNİSİYASYONU - 1 | antik mısır medeniyeti ve gizemleri

  2. #2
    bursali68
    Misafir..

    Mısır inisiyasyonu - 2

    MISIR İNİSİYASYONU - 2

    Peki ya kendisi sırlarla karşı¬laşmaya hazır mıydı?...

    Umut, merak, endişe ve korku ile karışık duygular içinde yataklarına yattılar. Gözlerini kapattıklarında Mısır'ın o sihirli dünyası belirdi... Değişik kıyafetli insanları ve hiçbir yerde görmedikleri yapılarıyla; çok farklı bir yerde olduklarını artık gayet iyi biliyorlardı... İşte bu düşüncelerle herkes o geceyi yarı uyuyarak, yarı uyanık geçirmişti...

    Mabede İlk Adım

    "Sırlar Öğretisi"ne inisiye olmak için gelen adaylar ma¬bedin kapısını çaldığında, her biri ayrı ayrı mülakata alınmak için, hizmetkârların eşliğinde iç avlunun dev sütunlu giriş bö¬lümüne götürülmekteydi.

    Burada gelenleri karşılayan mabedin rahipleri adayları teker teker alarak Başrahibin yanına götürmekteydiler. Her gelen adayla Başrahip bizzat ilgilenmekteydi. Adaylar teker teker ön görüşmeye alındığında, Başrahip tarafındart kendisi¬ne görünüşte sıradan sayılabilecek bir takım sorular yöneltil-mekteydi. Osiris rahibi ona doğum yeri, ailesi ve daha önce eğitim gördüğü mabetlerle ilgili çeşitli sorular yöneltmektey¬di...

    Evet... Görünüşte son derece sıradan gelebilecek bu ön mülakat, aslında adayın geçtiği ilk sınavdı... Çünkü Başrahip bu görüşme sırasında adayın astral yapısına varıncaya kadar onu kısa ancak net bir psişik sentezden geçirmekteydi.

    Bu kısa sınav sonucunda baş rahip mabedin kapısını çal¬mış olan adayın "Sırlar Öğretisi"ne katılmasına uygun olma¬dığı sonucuna vardıysa, sessiz fakat kararlı bir hareketle ada¬ya hiçbir şey söylemeden, kibarca kapıyı işaret etmekteydi. Bu aday için her şeyin sonu demekti. Derhal diğer rahipler tarafından mabetten dışarı çıkartılır ve ''Sırlar Öğretisi"nt inisiye olma şansı ebediyen sona ererdi.

    Adaylarda aranan niteliklerin en Önemlisi, sırlarla karşı¬laşabilecek kapasiteye sahip olup olmadıklarıydı. Adayın iyi niyetli ve "Sırlar Öğretisi" ile karşılaşmaya çok hevesli ol¬ması yeterli değildi. Aranan en {nıenıli özellik, astral yapısı¬nın bu çalışmaya uygun olup olmamasıydı.

    Kötü niyetli ya da elde edeceği sırları negatif alanlarda kullanabilecek eğilimdeki adayların ise zaten hiç bir şansları yoktu. Bu durumları Başrahip tarafından anında algılandığı için, bu tür kişiler de mabetten derhal uzaklaştınhrdı. Bu ön elemeden geçebilenler, kısa bir aranın ardından ra¬hipler tarafından yine teker teker çağrılmakta ve adaydan Başrahibi izlemesi istenmekteydi. Her ikisi birlikte ilerleye¬rek, sütunlu giriş bölümlerinden ve iç avlulardan geçip, her iki yanı dikili taşlar ve sfenkslerle donatılmış bulunan üstü açık bir yolu izleyerek küçük başka bir mabede varmaktaydı¬lar. Bu, yeraltı dehlizlerine giriş kapısı olma özelliğine sahip bir mabetti.

    Mabedin kapısının hemen yanında normal bir insan boyu¬tunda olan bir Isis heykeli gelenleri karşılıyordu. Kucağında kapalı bir kitap tutan İsis heykeli yere oturmuş meditasyonyapar durumdaydı. Yüzünü ise bir peçe örtüyordu. Heykelin alt bölümünde ise şu satırlar yazılıydı:

    "Benim peçemi hiçbir ölümlü kaldıramamıştır."

    Adayla birlikte kapının önüne kadar gelen Başrahip, ada¬ya dönerek onun korkusuzluğunu ve kararlılığını sınamak için insanın tüylerini ürperten bir konuşma yapardı:


    pano25-2-1.jpg

    pano25-2-2.jpg

    Bir haftalık bekleme süresi

    Bu sözleri heyecanla dinleyen aday, gerçekten de ciddi bir durumla karşı karşıya bulunduğunu artık çok daha derin¬den hissetmeye başlardı. Aday tüm bu uyarılara rağmen kararlılığını sürdürür ve mabede girmek istediğini söylerse, Başrahip bir hafta sonra yeniden bu kapının önüne getirileceğini ve ancak o zaman bu kapıdan içeri girmesine izin verileceğini söyleyerek, onu dış avluya geri götürüp, oradaki hizmetkârlara teslim ederdi. Bu noktada vaz geçenler ise, hiçbir zorlukla karşılaşmadan der¬hal mabedin dışına çıkartılırdı.

    Bu noktada mabetten çıkmaya karar verenlerin sayısı bir hayli fazla olmuştur. Mabette kalmaya karar verenler bir hafta boyunca hemen hemen hiçbir şey yapmadan, sadece mümkün olduğunca zih¬nini temizlemeye ve negatif duygu ve düşüncelere kesinlikle zihninde yer vermemeye özen göstererek hizmetkârların gö¬zetiminde bulunurlardı. Bu süre içinde adaylar belirli zaman¬larda bir araya getirilirlerdi. Ancak onlardan istenen tek şey, kesinlikle hiç konuşmamak ve mutlak bir sessizlik içinde bu¬lunmaktı.

    Her bir adayın kendisine ait bir odası bulunur ve zaman¬larının çoğunu ya bu odada, ya da mabedin avlusunda diğer adaylarla birlikte geçirirlerdi.

    Bir haftalık bekleme süresi ilk başta hiç bir şey yapılma¬dan geçen bir süre gibi görünse de bu süre içinde hiç konuş¬madan sadece kendi iç dünyasıyla adayın baş başa kalması sağlanmış olunuyordu. Böylelikle bu süre içinde aday kendi içindeki her türlü endişeyi yeterince tahlil etme imkânına ula-şabiliyordu. Aceleye getirilmiş ve bir anlık kararla adayın mabede girmesinin önü alınmaya çalışılıyordu.

    Bu bir haftalık bekleme süresinin bir başka yararı daha vardı. Bu süre içinde aday, mabedin sahip olduğu enerji ala¬nının içinde yaşama imkanına ulaşabiliyordu. Böylelikle ma¬bedin aurasıyla ilk teması gerçekleştirilmiş olmaktaydı. Bu, aday için mabedin enerjileri altında yıkanma anl***** geliyordu.

    Hiç konuşmadan geçen bir haftanın sonunda, asıl sı¬nava tutulacakları gün gelip çatmaktaydı. Sınav akşamı adaylar her zaman olduğu gibi yine teker teker ahnarak gizli mabedin kapısının önüne getirilirlerdi. Ancak bu kez Başrahip değil, henüz eğitimleri devam eden "Neokor" ismi verilen genç rahip adayları kendilerine eşlik ederdi.

    Kaynak : MISIR İNİSİYASYONU - 2 | antik mısır medeniyeti ve gizemleri

  3. #3
    bursali68
    Misafir..

    Mısır inisiyasyonu - 3

    MISIR İNİSİYASYONU - 3

    Kendisine eşlik eden iki rahiple birlikte daha önce Baş-rahiple kapısında konuştuğu küçük mabede geldiklerinde, mabedin kapısını diğer rahipler açarak, adayı içeriye alırlardı. Mabedin kapısı çok karanlık bir hole açılmaktaydı... Du¬varlarda aralıklı olarak yanmakta olan meşalelerin zayıf ışığı, holün her iki yanındaki heykelleri zar zor görülebilecek kadar aydınlatabiliyordu... Son derece kasvetli ve iç karartıcı bu ho¬lün duvarlarının dibine sıralanmış insan vücutlu aslan, boğa, kartal, yılan başlı heykeller ortamı daha da esrarengiz bir hâ¬le sokuyordu.

    Aday çevresini saran bu büyülü atmosfer karşısında içi¬nin ürpermesine engel olmakta zorluk çekse de, çok özel bir yerde olduğunu artık tüm benliğinin derinliklerinde hissetme¬ye başhyordu.

    Hiçbir şey konuşmadan yürümeye başladıklarında sanki holün sonu hiç gelmeyecekmiş gibi görünüyordu... Uzun bir yürüyüşün sonunda; yüzleri birbirine dönük ayakta duran bir mumyayla, bir iskeletin bulunduğu bir alan yer almaktaydı. Burası holün sonuydu... Ancak ilk bakışta her tarafı duvarlar¬la kapalı çıkmaz bir sokağa gelindiği düşünülebilirdi. Tam bu sırada o ana kadar hiç konuşmayan rahipler yine hiç konuş¬madan sadece elleriyle; karşıdaki duvarda dikkatlice bakılırsa meşalelerin ışığında zar zor görülebilen bir deliği işaret et¬mekteydiler. Duvardaki bu delik ancak sürünülerek derlene¬bilecek kadar alçak ve küçüktü. Adaya buradan içeri girmesi işaret edilmekteydi. Bu sırada rahiplerden birinin sesi duyul¬maktaydı:

    Hala daha geri dönebilirsin... Mabedin kapısı henüz kapanmış değil. Ama sen hala devam etmekte kararlıysan, bu delikten geçip geri dönmemecesine yola devam etmek zorundasın...

    Seni daha öncede uyarmıştık. Bu son uyarımız. Şu anda geri dönmek istersen seni geri götürebiliriz...

    Kapı kapanıyor...

    Aday tüm cesaretini toplayıp: "Devam ediyorum" derse, bunun üzerine rahipler ona yanmakta olan bir kandil verip geldikleri holden geri dönerek, mabedin kapısın büyük bir gürültüyle kapatarak, adayı orada yalnız başına bnakıyorlardı. O kasvetli holün sonundaki duvarın dibindeki nereye açıldığı belli olmayan deliğin önünde aday bir anda tek başı¬na kahveriyordu... Yapabileceği tek bir şey vardı. Elindeki kandilin yağı bitmeden bir an önce o delikten içeri girip ye¬raltındaki delhizlerde ilerlemek... Artık tereddüte yer yoktu. Elindeki kandille birlikte zorlukla sürünerek dehlizde ilerle¬meye başlıyordu. Zorlukla ilerlemeye çalışırken dehlizin derinliklerinden gelen bir sesle bir an duraksıyordu.

    "Sırlar Bilimine ve kudrete göz diken akılsızlar burada telef olup giderler"

    Gerçekten de moral bozucu ve tedirgin edici bir sözdü bu... Üstelik belirli aralıklarla tam yedi kez mükemmel bir akustik etki ile tekrarlanmaktaydı.

    Ancak yapılabilecek bir şey yoktu. Mabedin kapısı bir kez kapanmıştı artık. İlerlemekten başka çaresinin ol¬madığı ortadaydı. Bu tehdide rağmen ilerlemek gerekiyordu. Sürünerek ilerlediği dehliz gittikçe genişlemekte ve daha ko¬lay ilerlemesine olanak sağlıyordu. Ama bu sefer de gittikçe aşağıya doğru dikleşerek inen bir eğim hâlini almaktaydı. Gözüpek yolcu sonunda kendisini dibinde kuyu olan bir çukurun içinde buluyordu.

    Çukurun içindeki bu kuyudan aşağıya doğru demir bir merdiven sarkıtılmıştı. Merdivenin sonu da, kuyunun dibi de görünmüyordu!... Elindeki ışık ancak birkaç basamak aşağısını aydınlatabiliyordu. Dikkatle merdivenden aşağıya doğru inen aday, bir süre sonra basamakların bittiğini ancak kuyunun derinliklere doğru devam ettiğini görmekteydi. Tit¬reyen eliyle sımsıkı tutmaya çalıştığı ikandilinin ölgün ışığı sonsuz karanlığın içinde aciz kalmaktaydı!...

    Merdivenin basamakları bitmiş ancak kuyunun sonuna varamamıştı. Yukarıya tırmanıp geldiği yerden geri dönebilir¬di. Ama kendisine kapının bir daha asla açılmayacağı söylen¬mişti!... Daha fazla da aşağıya inemiyordu. Öylece orada onu altında bekleyen korkunç karanlıkla baş başa kalıvermişti...

    Böyle bir çaresizlik içinde kalacağını hiç aklına getirmemişti. Her şeyin bittiğini zannettiği bir anda, tam karşısında za¬yıf ışıkta zorlukla farkedilebilen bir oyuğun ve bu oyuğun içinde de basamaklar olduğunu farketmekteydi.

    Bir merdiven!... Buradan kurtuluş yolu!... Derin bir nefes alıp, derhal o tarafa doğru yönelmekte, böylece uçu¬rumdan kurtulmaktaydı.

    Tüm bu yaşadıklarının girmiş olduğu mabette yıllar süre¬cek inisiyasyonunun saflıalarını sembolize ettiğini henüz an¬layacak durumda değildi.

    Çoğu zaman gerçekler hep insanın gözü önündedir ama insanlar bunu göremedikleri için anlayamamaktadır. Aynen demin yolunu son anda farketmesi gibi... Ancak bütün bunları şu anda düşünecek durumda olmayan aday, tedirginlik için¬de yoluna devam etmek zorundaydı.

    Mabetteki İlk sınav sona eriyor...

    Şu anda içinde bulunduğu basamaklar rahatça ayakta du¬rup tırmanmaya müsait bir yapıdaydı. Spiral çizerek yukarıla¬ra doğru tırmanan bir dehlizde ilerleyen adayın önü, bronz parmaklıklarla kesilirdi. Parmaklıkların hemen ardında ise meşalelerle gayet iyi aydınlatılmış, üstü Mısır İnisiyasyonu'na ait sembollerle süslenmiş oldukça yüksek ve heybetli sütun¬larla desteklenmiş geniş bir alan bulunmaktaydı. Parmaklık¬lara kadar gelen adayı orada "Pastafor" ismi verilen ve Mısır İnisiyasyonu'nda "Kutsal Sembol Muhafızı" olarak tanım¬lanmakta olan bir rahip karşılamakta; sevecen ve insana gü¬ven veren bir yüz ifadesiyle parmaklıkları açıp onu içeriye alırdı.

    Kaynak : MISIR İNİSİYASYONU - 3 | antik mısır medeniyeti ve gizemleri

  4. #4
    bursali68
    Misafir..

    Mısır inisiyasyonu - 4

    MISIR İNİSİYASYONU - 4

    Mabetteki ilk sınavını başarıyla bitirip, buraya kadar gel¬me cesareti gösterdiği için onu kutlayıp, galerideki kutsal re¬simlerin anlamlarını anlatmaktaydı. Böylelikle aday, ilk inisiyatik bilgilerini almaya başlamış oluyordu... Bu, adayın ma¬bette aldığı ilk dersti.

    Mabedin " Kutsal Sembol Muhafızı" tarafından adaya ak¬tarılan ilk bilgilerin çok az bir kısmı açık, büyük bir bölümü ise kapalı bir şekilde adaya açıklanırdı.

    İlk başta oldukça karmaşık bir görünüme sahip olan bu bilgileri, adayın o an anlayabilmesi kesinlikle mümkün değil¬di. Anlatılanları sadece dinliyor ve ne anlama geldiğini zih¬ninde bir yerlere oturtmaya çalışıyordu ama bu anlatılanlar öylesine sembolik bir dile sahipti ki, bu sembolleri içselleştirebilmek için adayın yıllar sürecek bir eğitimden geçmesi ge¬rekiyordu.
    Zaten o an için adaydan da bu anlatılanları tam olarak idrak etmesi beklenmiyordu.

    Tüm sembolik bilglerde olduğu gibi bu bilgiler de, kat kat bohçalanmış bir özelliğe sahipti. Her bir adayın bu bohça¬lardan kaç katını açabileceği tamamen kendi kapasitesine bağlıydı .

    Sırlarla İlk Karşılaşma

    Meşalelerin aydınlattığı holün çevresinde sıralanan deva¬sa taş sütunların üzerine işlenmiş tam yirmi iki kabartma hey¬kel bulunmaktaydı. Hepsinin de altında bir harf ve bir sayı bulunmaktaydı. Mevcut yirmi iki heykel yirmi iki (emel sun sembolize etmekte ve "Ezoterik Bilimin Alfahesi'ni" oluştur¬maktaydı. Bunlar evrensel prensiplerin anlaşılmasında anah¬tar olabilecek sırlara karşılık geliyordu.

    Bu lisanda her hart ve her sayı, ilâhi alemde, ruhsal alem¬de ve fizik alemde yansıınaları olan üç ögeli bir yasayı ifade etmekteydi.

    "Kutsal Sembol Muhafızı" bunu adaya şu şekilde anlat¬maktaydı:

    pano25-4-1.jpg


    "Kutsal Sembol Muhafızı"nın bu sözleri aslında tüm ev¬rende varolan ve yeryüzünde de geçerli olan çok önemli majik bir yasayı anlatmaktaydı.

    Bu yasa "aşağısı yukarıya, yukarısı aşağıya benzer" sözleriyle Ezoterizm'de ifade edilen kozmik bir prensiptir. Bu aynı zamanda evrenin her köşesinde hep aynı tarzda işle¬yen yasaların varlığına işaret eder. Bu sırrı bilen bir Osiris ra¬hibi, yeryüzünde belli bir konsantrasyonla ve belli bir bilinç düzeyi içinde kutsal alfabeye uygun belli bir sözcüğü telaffuz ettiğinde; kozmik bir etkiyi, ya da ruhsal bir gücü harekete geçirebilmekteydi. Bu yolla mucizevi diye nitelendirilen pek çok fenomen gerçekleştirilebilmekteydi. Bu tam anlamıyla majik bir uygulamaydı. İşte "Kutsal Sembol Muhafızı"nın adaya anlatmaya çalıştığı sır buydu...

    Günümüzde sihirli olduğu dilden dile dolaşarak gelen "Abrakadabra", "Okııs Pokus" gibi bazı sözcükleri hepimiz duymuşuzdur. Aslında bu inanışın altında yatan gerçek yuka¬rıda aktarmaya çalıştığımız ve majinin önenıli bir bölümünü oluşturan bu evrensel prensibe dayanmaktadır. Kuşkusuz ki, halk arasında dilden dile dolaşarak gelen bu kalıplaşmış söz¬cüklerin bugün için hiçbir majik etkisi yoktur Ancak bir zamanlar bu tür kelimelerin mabetlerde kullanıldığını biliyoruz. Günümüze kadar gelen bu inanışın kökeni işte bu eski kültürlerin ezoterik bilgilerine dayanır, Ezoterizm'de bu konu "Ses'in Gücü" ya da "Ses Majisi" başlıkları altında ele alınmıştır.

    Dini Öğretiler'de karşımıza çıkan "Dua mekanizması "nın kökeni de, yine bu prensiple bağlantılıdır Bu prensip tüm din¬lerin ezoterik içeriklerinde gizlenmiş ancak halka bu prensip hiç bir zaman açık olarak anlatılmamıştır. Sadece ibadetlerin bir parçası olarak bu teknik halka aktarılmıştır..

    Her dinsel öğretide kullanılan duaların sahip oldukları bir enerji kapasiteleri vardır. Ancak bu enerjileri onların orjinal dillerinde okunduklarında ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

    Majik yönü bir hayli gelişmiş olan Mısır İnisiyasyonu'nun önemli yazılı belgelerinden biri olan Mısır'ın Ölüler Kitabı'nda da bu tür dua ve ilâhiler vardır. Ancak bunların ter¬cümeleri, yukarıda açıkladığımız nedenden dolayı aynı etkiye
    sahip değillerdir.

    Bu konuya tekrar döneceğiz...

    Sayılar Bilimi

    "Kutsal Sembol Muhafızı" adaya "Gizli Sayılar Bilimi" ile ilgili bilgileri aktarmaya başlamadan önce şunları söyle¬mekteydi:

    Kutsal yolun yolcusu şunu hiç bir zaman unutmaz İnsanlar ölümlü Tanrılar, Tanrılar ise ölümsüz İlahlardır.

    Bu sözlerin ardından, "Kutsal Alfabe" ve "Sayılar Bili¬mi" ile ilgili ilk bilgileri adaya aktarmaya başlardı:


    pano25-4-2.jpg

    Gizli mahzendeki 1 No'lu sır buydu işte... 1 No'lu sır¬rın üzerinde yazıldığı heykel ise, elinde asa ve başında altın taç bulunan beyaz giysili bir Maj ile temsil edilmekteydi.

    Böylelikle adaya ilk sır aktarılmış olmaktaydı: ''İnsan Tanrısı'na benzemektedir. Bir başka deyişle insanda Tanrı¬sal bir güç gizlidir."

    Bu sırnn daha sonra gelen çeşitli toplumların dinsel öğre¬tilerinde de farklı sembollerle dile getirilmiş olduğunu gör¬mekteyiz.

    Örneğin:

    Eski Yunan'da: Tanrı insanın içinde uyumaktadır... Ve inisiyasyonla bu gizli güç uyandınlabilir.

    Müslümanlık'ta: Hiçbir yere sığmayan Tanrı, mümin kulunun kalbine sığmaktadır. "Biz size şah damarınızdan da yakınız" sözüyle bu durum Kur'an-ı Kerim'de de dile getiril¬miştir.

    Örnekleri çoğaltmak mümkün ama konumuzu fazla uzat¬mak istemiyorum... Biz Mısır'daki mabedimize tekrar geri dönelim...

    Ateş ve Su Sınavları'ndan Geçiş

    Teker teker tüm sütunları ve bunlara karşılık gelen "Kut¬sal Alfabe" ile "Sayılar Bilimi"nin sırlarını adaya aktaran "Kutsal Sembol Muhafızı" sözlerini bitirdikten sonra, holde bulunan bir kapıyı açarak adayı oraya davet ederdi. Ancak adayı davet ettiği yer, dibinde harlı bir ateşin alev alev yandı¬ğı; merdivenlerle inilen genişçene bir çukurluğa açılan bir odaydı. Oraya indiğinde ne olacağı belliydi... Ve bu ölüm demekti!...

    Kaynak : MISIR İNİSİYASYONU - 4 | antik mısır medeniyeti ve gizemleri

  5. #5
    bursali68
    Misafir..

    Mısır inisiyasyonu - 5

    MISIR İNİSİYASYONU - 5

    Mabede girdiği andan itibaren, kayıtsız şartsız her isteni¬leni yapması gerektiğinin bilincindeydi. Göstereceği en ufak bir tereddütün, inisiyasyonunun da sonunu getireceğinin far¬kındaydı. Bu kuralı gayet iyi biliyordu ama bu sefer işin ucun¬da ölüm vardı... Aday ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette ho¬casına bakarken, "Kutsal Sembol Muhafızı" devreye girmek¬te ve şunları söylemekteydi:

    pano25-5-1.jpg

    Bu sözün hemen ardından "Kutsal Sembol Muhafızı" "Sırlar Galerisi"nin bronz parmaklıgınuı arkasına geçip ağır ağır kapıyı kapatarak oradan uzaklaşırdı. Artık aday "Sırlar Galerisi"nde yine tek basınadır. Bronz parmaklıklı kapının kapanmasıyla adayın geri dönüş şansı da engellenmekteydi. Artık önünde sadece tek bir çıkış yolu kalmıştı. O da dibinde alevlerin bulunduğu ateş çukuruydu!...

    İster istemez o anda tüm adayların aklına, az önce mabe¬din derinliklerinden yansıyan şu söz geliyordu: "Sırlar Bili¬mi'ne ve kudrete göz. diken akılsızlar burada telef olup gider¬ler!..."

    - "Yoksa sırlarla karşılaşmaya layik olmadığımı anladı¬lar ve beni bu yüzden ateşe atmak mı istiyorlar!..."

    Zihninden böyle düşünceler geçen birçokları paniğe ka¬pılmakta, korku içinde bağırıp çağırmaya ve kendisini bura¬dan çıkartmaları için yalvarmaya başlamaktaydı. Böylelikle işte tam bu noktada, sınavı kaybetmekte ve derhal mabedin hizmetkârlarınca bulunduğu yerden çıkartılmaktaydı. Eğer ce¬saretini toplayıp ateş odasına doğru yürüyebilirse, aslında bütün bu olup bitenlerin bir illüzyondan ibaret olduğunu anla¬makta gecikmemekteydi. Çünkü uzaktan gördüğü alevlerin büyük bir bölümünün ışık gölge oyunlarıyla yapılmış görün¬tüler olduğunu farketmekteydi. Orada bulunan gerçek alevle¬rin ise, rahatlıkla arasından geçebileceği kadar bir mesafede olduğunu anlamaktaydı.

    Adayı böylesine zor bir durumla karşı karşıya bırak¬malarının iki amacı vardı:

    Birincisi, yaşamın birçok alanının aynen burada olduğu gibi büyük bir illüzyondan ibaret okluğunu, bu sembolik oyunla adaya aktarmaktı. Evet buradan adayın çıkartması ge¬reken birinci ders yaşamın sadece görünenden ve zannedilen¬den ibaret olmadığıydı...

    Bu sınavdan beklenen ikinci amaç ise; sonu ölüm bile ol¬sa, "Sırlar Bilgisi"ne doğru yürüyüşüne devam etme kararlı¬lığını gösterip gösteremeyeceğinin anlaşılmasıydı. Bu aynı za¬manda eğitmenlerine kayıtsız şartsız kendisini teslim edip et¬mediğinin de bir göstergesini oluşturmaktaydı. Eğitmenlerine duyduğu güven bu şekilde test edilmekteydi.

    İşte bu kararlılıkla ateş odasına doğru yürüyebilen aday, sonunda alevlerin arasından rahatlıkla geçip, kendisini bir başka galeride buluyordu. Bu galeride ise kendisini simsiyah bir su beklemekteydi. Ne kadar derin olduğu ve içinde ne ol¬duğu dışarıdan anlaşılamayan bu sudan da geçip yoluna de¬vam etmesi gerekmekteydi.

    İçinde ne olduğu belli bile olmayan kapkaranlık bu sudan geçme cesareti gösterebilen adaylar için önemli bir merhale atlatılmış olmaktaydı. Ama bu henüz mabede kabul edildikle¬ri anl***** gelmiyordu. Daha önlerinde geçmeleri gereken başka engeller kendilerini beklemekteydi. Ne var ki, onlar henüz bunu bilmiyorlardı...

    Özellikle de tüm bu zorlukların bittiği zannedildiği bir anda kendilerini bekleyen bir başka zorulu sınav belki de her şeyin sonunu getirecekti...

    Zorlukların bittiği zannedildiği anda...

    Önce ateş sonra da su sınavından başarıyla geçebilen adaylar, iki rahip tarafından karşılanmaktaydı. Rahipler adayı alıp, kubbeli geniş bir odaya götürmekteydi. Burada hizmetkârlarca banyo yapmasına olanak sağlanır, üstü başı iyice te¬mizlendikten sonra, güzel kokular sürülen adaya, Mısır'a öz¬gü bir modelde hazırlanmış ince keten bir cüppe giydirilmek¬teydi. Odada bulunan son derece rahat bir yatakta uzanıp dinlenebileceğini, daha sonra Başrahip'in gelip kendisiyle görü¬şeceğini söyledikten sonra hizmetkârlar odayı terkederlerdi.

    Artık derin bir nefes alma zamanıdır...

    Yorgunluk ve stresten o ana kadar bitkin düşen aday bu sükûnet ortamında rahat bir nefes alıp, yatağına serilmektey¬di. Geçtiği dehlizlerde gördükleri ve yaşadıkları teker teker gözlerinin önünden geçmekte ve acaba bundan sonra ne ola¬cak diye düşünmekten de kendisini alamamaktaydı...

    Bu düşünceler içinde tam içi geçip uykuya dalmak üze¬reyken, mabedin derinliklerinden gelen, insanda cinsellik te¬masını uyandıran müzik nameleriyle tekrar kendisine gelmek¬te ve neler olup bittiğini anlamaya çalışmaktaydı. Tam bu sı¬rada yavaş yavaş odanın karanlık bir bölümünden kendisine doğru yaklaşmakta olan bir bayanın silueti, tüm zihnini allak bullak ediyordu!?... Pembe bir tüle bürünmüş, boynunda muskası olan Sudanlı bir kadındı bu... Sol elinde bir kupa tut¬makta ve adaya şehvetli gözlerle bakmaktaydı. Çıkık elmacık kemekleri, kırmızı etli dudakları, loş ışıkta parlayan gözleri adayın aklını başından almak üzereydi ki, aday ne yapacağını şaşmnış bir vaziyette yerinden kalkıp ellerini yüzüne kapatıp, öylece donup kalmaktaydı. Bir mabette, hele ki bir Mısır ma¬bedinde bir kadına yaklaşmak... Olacak şey değildi... Bütün bunlar yetmiyormuş gibi kadın, adayın işini iyice zorlaştırmaya çaba sarfedermişcesine yanına iyice yaklaşarak, "Yabancı benden korkuyor musun? Sana galiplerin ödülünii, mutluluk kupasını getirdim. Yorgunluğunu giderir." diyerek elindeki içki ile dolu kupayı uzatmaktaydı. Aday kupayı alıp almamak¬ta tereddüt ederken, kadın yavaşça yatağa oturup adayı süz-meye devanı ediyordu.

    O etli dudakların üzerine eğilenin, o bronzlaşmış omuz¬lardan etrafa yayılan mis gibi kokulara kendisini kaptıranın vay haline! Elini kadının eline sürdüğü ve dudaklarını o kupa¬da ıslattığı anda, iş çığırından çıkıvermekle ve aday kendisini sarmaş dolaş halde yatakta bulmaktaydı. Ama olan olup, ar¬zusunu tatmin ettikten sonra, daha önce kupadan içtiği sıvı, adayı derin bir uykuya sevketmekte, uyanmca da darmadağı¬nık yatağının içinde, yanlış bir şeyler yapmış olmanın huzur¬suzluğu içinde kendisini yapayalnız bulmaktaydı. Tam o sı¬rada, kapı açılmakta, odaya ağır adımlarla Başrahip gir¬mekte ve adaya hitaben şunları söylemekteydi:

    pano25-5-2.jpg

    pano25-5-3.jpg

    Bu her şeyin sonu demekti... Ne mabetten dışarı çıkıp geldiği ülkesine geri dönebilmekte, ne de inisiyasyona devam edebilmekteydi. Bu artık mabedin bir hizmetkârı olarak ölün¬ceye kadar burada kalması anl***** geliyordu. Kendisine o ana kadar sıradan bir insanın bilmemesi gereken bazı sırlar ak-tarılmış olduğu ve mabedin sınavlarına şahit olduğu için dışa¬rıya çıkmasına kesinlikle müsade edilemezdi. Çünkü bunları dışarıda başkalarına anlatma ihtimali vardı. Ketumiyet yasası gereği artık o ömrünün sonuna kadar burada tutulacaktı. Böy¬le bir sonuçla karşılaşabileceği kendisine daha önce defaatlarca hatırlatılmış ve o da bunu kabul etmişti. Yapılacak bir şey yoktu!... Ve ne yazık ki, affedilme ihtimali de... Çün¬kü Mısır mabetlerinde işler affedilme, affedilmeme, ceza ya da mükâfat sistemlerine göre yürümüyordu. Burada her şeyin bir karşılığı vardı ve bu harfiyen uygulanıyordu.

    Kayırma diye bir şey zaten söz konusu bile olamazdı...

    Kurallar vardı ve bu kurallara herkes uymak zorundaydı. Eğer aday, tüm bunların bir sınavın parçası olduğunu unutmayıp, duygularına bir an için yenilmeyerek kupayı eliy¬le itip, kadını reddetseydi, o anda ellerinde meşalelerle 12 ra¬hip gelip onu alacaklar ve yarım daire oluşturacak şekilde di¬zilmiş ve beyaz giyisiler giyinmiş olan Majlar'ın tam mevcut¬la bekledikleri İsis Mabedi'ne görkemli bir şekilde götürecek-lerdi. Fakat bu sınavı atlatamayanlar, ömürlerinin sonuna ka¬dar mabedin hizmetkârlığını yapmak kaderiyle baş başa kal¬maktaydılar.

    Tüm bu yaşananlar aslında adayın mabede kabul tö¬reninden başka bir şey değildi. Bu törenin en önemli özel¬liği, adayın burada yaşadığı her sınav ve her aşama, bundan sonra geçeceği inisiyasyonun safhalarını sembolize etmesiy¬di. Yani kısaca özetlemek gerekirse, mabette kalacağı uzun yıllar boyunca yaşayacaklarının tamamı, kısa bir özet tarzında adaya önceden sembolik bir şekilde gösterilmiş olmaktaydı. Ve bütün bu tören boyunca inisiyasyonunda karşılaşacağı tüm zorluklar adaya bir sınav tarzında gösterilmekte ve ne kadar zor bir işe giriştiği kendisine aktarılmaktaydı. İşte tüm bu zorlukları yenmeye göğüs germe cesaretini gösterenlerin da¬hil edildiği "Sırlar Öğretisi"ne, aday bu şekilde kabul edil¬miş oluyordu. Bu nedenle de, tüm bu yaşananlara Ezoterizm'de "İnisiyasyona Kabul Ritüeli" adı verilmektedir.
    Kaynak : MISIR İNİSİYASYONU - 5 | antik mısır medeniyeti ve gizemleri

Benzer Konular

  1. Mısır büyükelçiliği
    dogangunes Tarafından Büyükelçilikler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-12-2011, 02:36 AM
  2. Mısır Ekmeği
    dogangunes Tarafından Supermeydan Mutfağı Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 03-09-2010, 09:07 AM
  3. Karamelli Mısır
    mopsy Tarafından Türk Mutfağından Yemekler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-06-2010, 09:49 PM
  4. Eski Mısır
    mopsy Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 18-04-2010, 08:15 PM
  5. Mısır Tarımı
    dogangunes Tarafından Borsa ve Ekonomi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-01-2008, 02:10 AM
Yukarı Çık