Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

M.ö. 12.000 - 10.000 tufan sonrası ve demir çaği'na giriş - 1

Bilim ve Astronomi Kategorisi Arkeoloji Forum'u Forumunda M.ö. 12.000 - 10.000 tufan sonrası ve demir çaği'na giriş - 1 Konusununun içerigi kısaca ->> M.Ö. 12.000 - 10.000 TUFAN SONRASI VE DEMİR ÇAĞİ'NA GİRİŞ - 1 Mu Kıtası'nın sulara gömülmesinden bu yana binlerce yıl ...

  1. #1
    bursali68
    Misafir..

    M.ö. 12.000 - 10.000 tufan sonrası ve demir çaği'na giriş - 1

    M.Ö. 12.000 - 10.000 TUFAN SONRASI VE DEMİR ÇAĞİ'NA GİRİŞ - 1

    Mu Kıtası'nın sulara gömülmesinden bu yana binlerce yıl geçmişti... Mu'nun batışından sonra Mu Kültürü uzun bir sü¬re Atlantis'te yaşatılmaya devam etti. Bu süre içinde dünyanın kalbi Atlantis'ti...

    Mu'nun sırları, Atlantis'ten çevre kıtalara yapılan göçlerle taşındı... Bizim kıtalarımızdaki çeşitli yörelerde merkezler oluşturuldu. Bu merkezlerden en önemlilerinden biri Mısır'dı. Mısır tam anlamıyla Atlantisliler'ce kuşatıldı. Bölgeye çok önce ge¬len Mulular zaten burada uygun bir zeminin oluşmasını sağlamışlardı. Bu da Atlantisiler'in işini hayli kolaylaştırdı. Yıllar süren göçler Mısır'ı adeta küçük bir Atlantis'e çevirdi. Orjinali Atlantis'te olan ve sırların merkezi konu¬mundaki "Yüce Piramit"in bir benzeri Mısır'da da inşa edilmiş." Ancak ortada çok önemli bir sorun vardı... Dünya'nın ka¬pısını yeni bir doğal afetler zinciri daha çalmak üzereydi...

    Elde edilen tüm bulgular bu seferki yıkımdan en çok za¬rar görecek bölgelerin başında Atlantis Kıtası'nın geleceğini gösteriyordu...

    Fakat ortada bir başka sorun daha vardı...

    Mu Kıtası'nın batışından sonra geçen süre içinde Atlan¬tis'te "Osiris Öğretisi" adı altında yaşatılmaya devam eden Mu'dan gelen kozmik kökenli bu öğreti, ikiye ayrılmış du¬rumdaydı. "Bir'in Oğullan" ve "Belial'in Oğullan" adı al¬tında ikiye ayrılan Atlantisliler, kendi aralarında önce zıtlaş¬mayla başlayan ve sonrasında çatışmaya hatta kıta içinde bü¬yük bir savaşa dönüşen bir kutuplaşmanın içinde bulunuyor-lardı.

    TUFAN YAKLAŞIYOR

    İnsan bedeninde nasıl ki enerji giriş ve çıkış noktalan var¬sa, Dünya'nın da buna benzer şakraları vardır. Atlantisliler Dünya'ya ait güç akımları başta olmak üze¬re, belirli kozmik güçlerin mahiyetini ve nasıl işlediğini bili¬yor ve bunları dikkatli bir şekilde yaşamlarının çeşitli alanla¬rında kullanabiliyorlardı.Çeşitli doğa olaylarına da bu güçler sayesinde müdahale edebiliyorlardı. Jeofizik afetlere karşı da bu güçlerden yararlanıyorlardı. Belirli yerlere diktikleri pira¬mitler bu alanda da önemli bir fonksiyon görmekteydi.

    Ancak şimdi durum çok değişmişti. Her iki grubun da el¬lerinde bulunan kozmik kökenli bilgiler ve sırlar farklı amaç¬larda kullanılmaya başlanmıştı. "Bir'in Oğulları" adı verilen grup Osiris Öğretisi'ne ilk günkü safiyetiyle bağlı kalmış, bu¬na karşın "Belial'in Oğullan" ise bu bilgileri ve bu bilgiler¬den elde ettikleri psişik - majik güçlerini negatif alanlarda kullanmaya başlamışlardı.

    Böylelikle Dünya üzerinde ilk kez kara maji uygulama¬ları ortaya çıkmış oluyordu. Kozmik kökenli bilgilerden elde edilen psişik güçler ve buna bağlı olan majik uygulamaların negatif alanda kullanımı öncelikle dünyanın aurası üzerinde çok ağırlaştırıcı bir etkiye neden olmuştu. Kara maji uygula-malarından ortaya çıkan negatif yüklü enerjiler, Dünya'yı adeta "kcıra bir bulut" gibi her geçen gün biraz daha kaplı¬yordu.

    Bu, daha sonraki yüzyıllarda etkilerini bizim devremiz insanlığına da taşıyacak olan, çok önemli bir yol ayrımının başlangıcıydı.

    Psişik güçlerin negatif alanda kullanımı o denli ileri bir boyuta ulaşmıştı ki, bu tekniklerden yararlanılarak, yerküre¬nin tektonik güçleri bile faaliyete geçirilebilmekteydi. Ancak bütün bu yapılanların Yerküre'nin dengesini nedenli bozduğu hiç hesap edilmiyordu.

    Belirli periyotlarla Dünya üzerinde yaşanan kozmik kö¬kenli bazı doğal afetlere, bir de bu etkenler ilave olmuştu. Ka¬çınılmaz son tüm gücüyle geliyorum diyordu...

    Dünya'nın dengeleri bozuluyor...

    Atlantis'deki Osiris Rahipleri yaklaşmakta olan felâkete karşı halkı uyarmak için her yolu deniyorlardı. Eski Mu Külütürü'ne sadık kalan Osiris Rahipleri kendi
    aralarında yaptıkları son toplantıda yaklaşmakta olan büyük yıkımı tüm ayrıntılarıyla ele almışlar ve yapılması gerekenleri birkaç ana başlıkta toplamışlardı:

    1- Halihazırda "Osiris Öğretisi" adı altında varlığını sürdüren Mu Kültürü'nün gelecek kuşaklara her ne şekilde olursa olsun aktarılmasına olanak sağlanmalı ve dünya üzerinden tamamen kay¬bolmasına izin verilmemeli.

    2- Daha önce Mu'nun Naakal rahiplerince oluşturulan gizli yeral¬tı merkezleriyle irtibata girilmeli ve bu merkezlerin yeni kurula¬cak merkezlerle irtibatlandırılması sağlanmalı.

    3- Yaşanacak afetlerden kısmen daha az etkilenmesi beklenen çevre kıtalardan Amerika ve Afrika'nın Kuzey bölgelerindeki tes¬pit edilen yörelere sürdürülmekte olan göçler yoğunlaşırılmalı ve mümkün olduğunca halkın büyük bir bölümünün buralara göç etmesi için her türlü imkân seferber edilmeli.

    Ve bütün bunlar olabildiğince çabuk gerçekleştirilmeliy¬di. Çünkü yaklaşmakta olan felâketler zincirine fazla bir za¬man kalmamıştı.

    Kaynak : M.Ö. 12.000 - 10.000 TUFAN SONRASI VE DEMİR ÇAĞİ'NA GİRİŞ - 1 | antik mısır medeniyeti ve gizemleri

  2. #2
    bursali68
    Misafir..

    M.ö. 12.000 - 10.000 tufan sonrası ve demir çaği'na giriş - 2

    M.Ö. 12.000 - 10.000 TUFAN SONRASI VE DEMİR ÇAĞİ'NA GİRİŞ - 2

    Ancak kıtalarının batmayacağına inanan "Belial'in Oğul¬ları" buna gerek olmadığını ileri sürüyorlardı. Beklenen doğal afetlerin kıtalarını kesinlikle batırmayacağından emindiler. Örnek olarak da daha önce Mu Kıtası'nın batışına neden olan doğal afetlerde Atlantis'in batmamasını gösteriyorlardı, Evet... Atlantis'in belli bir bölümü parçalanarak sulara gömüldüyse de tamamen ortadan kalkmamıştı. Ancak bu sefer tehlikenin merkezinde Atlantis vardı. Çünük tektonik aktivite hissedilir bir şekilde durumdaydı. Ama dengesizleşmişBelialin Oğulları için korkulacak bir şey yoktu!...

    Başını rahiplerin çektiği bu iki grubun çevresinde halk tam anlamıyla ikiye bölünmüş durumdaydı. Fakat bu bölünüş yan yarıya değildi. İbre "Belial'in Oğulları"nda yana daha ağır basıyordu. Halkın yarıdan çok daha fazlası "Belial'in Oğulları"nın yanında yer almıştı... Vatanlarından ayrılıp herşeye yeniden başlamanın zorluğu da buna eklenince, halkın büyük bir bölümü ilk başta göç etmek istemedi.

    Ta ki, felâketler bir biri arkasına gelmeye başlayıncaya kadar... Atlantis büyük sarsıntılarla parçalanmaya başlamıştı... Sonunda "Beliarin Oğullan" da göç etmekten başka bir şanslarının kalmadığını farkettiier...

    Benzer fakat farklı iki uygarlık ortaya çıkıyor: Mayalar ve Aztekler

    Atlantisliler kıtalarının tamamen sulara gömülmesinden önce her iki grubun temsilcileri çevre kıtalara göç ettiler. Avrupa üzenden Orta Asya'ya kadar göçler düzenlendi. Ancak en fazla göç alan topraklar Amerika Kıtası oldu. Ame¬rika Kıtası'na her iki grubun temsilcileri de gelerek yerleşim birimleri oluşturdular.

    "Belial'in Oğullan" ve yandaşları yoğun olarak Kuzey Amerika topraklarına yerleştiler. Daha sonraları tarih kitaplarımızda karşımıza çıkacak olan Aztekler'in atalarını oluşturdu¬lar ve burada da Kara Maji uygulamalarına devam ettiler. Buna karşılık "Bir'in Oğulları" Orta Amerika'yı tercih ettiler. Çünkü bu bölgeye ve bu bölgenin daha Güney uçları¬na daha önceleri Mulular tarafından göçler düzenlenmiş ve Mayalar adı altında bir yerleşim birimi oluşturulmuştu. "Bir'in Oğulları" bu bölgede kendilerine kolaylıkla bir yer edinebildiler.


    pano24-2.jpg

    "Belial'in Oğulları"na bağlı grupların Mayalar'ın bulun¬duğu bölgenin Kuzey kısımlarına yerleşmeleri, Orta Ameri¬ka'da bulunan Mayalar'dan çok farklı bir toplumun. Kuzey Amerika'da ortaya çıkmasına neden olmuştu... Günümüzde Amerika Kıtası'nın yerlileri olarak nitelendirdiğimiz Aztekler ve Mayalar'ın temelde birbirlerine benzeseler de birçok nok¬tada ayrı özellikler göstermelerinin nedeni işte buna dayanı¬yordu... Örneğin, Mayalar'da insan kurbanlarının görülmeme¬sine karşın Aztekler'de inanılmaz boyutlara ulaşan insan kur¬ban edilişinin nedeni de, bu göçierdeki farklılıklara bağlıdır.

    "Belialin'in Oğullan" ŞAMBALA'yı kuruyor...

    Belial'in Oğullan'nın başını çeken rahiplerin önde gelen¬leri, sahip oldukları gücü daha da artırmak ve etkilerini daha geniş alanlara yayabilmek için, Avrupa'dan Orta Asya'nın iç¬lerine ve Tibet'in dağlık kesimlerine kadar gelip buralarda gizli yeraltı tüneller sistemleri ile bağlantılı gizli tarikatlar oluşturdular. Bu oluşturulan gizli yeraltı tarikatı, örneğini da¬ha önce Mulular tarafından oluşturulan gizli yeraltı ezoterik merkezi Agarta'dan almıştı.

    Böylelikle daha önce Mu'dan gelen Naakal rahiplerince kurulan merkeze alternatif olarak, bir başka merkez daha ku¬rulmuş oldu. Bu merkez daha sonraları Ezoterizm'de Şambala olarak anılmaya başlandı.

    Zaman zaman günümüzde yayınlan bazı kitaplarda Agarta ile Şambala'mn sanki iki ayrı merkez değil de, tek bir mer¬kezin iki ayrı ismiymiş gibi kullanılması, bu her iki grubun da köken itibariyle aynı sırlara sahip olmasından kaynaklanmıştır. Ancak arada önemli bir farkın olduğu, bazen bilerek bazen de bilmeden göz ardı edilmiştir. Bu iki grubun en büyük or¬tak noktası her ikisinin de Atlantis'ten gelmiş olmalarıydı. İş¬te bu nedenle bazı yazarlarca, bu grupların birbirlerinden bir
    farkının olmadığı düşünülmüş olabilir. Ancak bu merkezler¬den biri pozitif alanda diğeri ise negatif alanda faaliyet gös¬termekteydi... Ve bu, günümüze kadar böyle devam etmiş¬tir!...Bu merkezler bizim devremizde çok önemli fonksiyon görmüşlerdir. Özellikle de Şambala...

    Demir Çağı için ŞAMBALA'ya ihtiyaç vardı!...

    Bu ara başlığımızın ifade ettiği anlam ilk başta biraz tu¬haf gelebilir. Evet, Demir Çağı için Şambala'ya ihtiyaç vardı. Şimdi hem anlatılması, hem de anlaşılması oldukça zor olan bu konuyu çeşitli açılardan ele alarak, elimizden geldiğince
    anlaşılır bir şekilde açmaya çalışalım:

    "Şambala" ve "Agarta" ile ilgili yayınlanmış ve kaynak gösterilebilecek oldukça az sayıda kitap vardır. Bu konuyla il¬gili elimizdeki bilgi ve belgelerin büyük bir bölümü Ezoterik Öğretiler'den elde ettiğimiz bilgilere dayanmaktadır. Ancak az sayıda da olsa bazı yazarlar Şambala konusuna değinmekten çekinmemişlerdir. Çekinmemişlerdir diyorum çünkü çekinmelerini gerektirecek bir meseleyle karşı karşıya olduklarını biraz sonra siz de yakından farkedeceksinizi..

    Kaynak : M.Ö. 12.000 - 10.000 TUFAN SONRASI VE DEMİR ÇAĞİ'NA GİRİŞ - 2 | antik mısır medeniyeti ve gizemleri

  3. #3
    bursali68
    Misafir..

    M.ö. 12.000 - 10.000 tufan sonrası ve demir çaği'na giriş - 3

    M.Ö. 12.000 - 10.000 TUFAN SONRASI VE DEMİR ÇAĞİ'NA GİRİŞ - 3

    Bu konuda bazı açıkalamalar yapabilen ender yazarlar¬dan biri Jacques Bergier'dir. "Les Livres Maudits" isimli ki¬tabında bu konuyla ilgili olarak Jacques Bergier, Şambala'nın uzantılarına "Kam Tarikat Üyeleri" tanımlamasını getirmiş ve bu tarikatın amacını şöyle açıklamıştır:

    insanları bilgelikten uzak tutmak, cahil bırakmak ve bir lakım sırlarla insanların karşılaşmalarını ön¬lemek amacıyla büyük bir organizasyon kurulmuş¬tur . Bu organizasyonun üyeleri tüm dünyaya yayıl¬mış durumdadır . Bu tarikat ezoterik bilgileri ve bel¬geleri yöntemlice yok etme konusunda büyük bir başarıya ulaşmışlardır. Bu kara cüppelilerin uygar¬lık kadar eski oldııklarıyla ilgili elimizde ciddi delil¬ler bulunmaktadır .

    Evet, gerçekten de, "Kara Tarikat Üyeleri"nin uygarlık tarihi kadar eski olduklarıyla ilgili elde ciddi deliller bulun¬maktadır. Elimizdeki bulgular, "Kara Tarikat Üyelen "nin bi¬zim devremize ait uygarlık tarihi içindeki her dönemde etkin bir rol oynadıklarını göstermektedir. Bunları maddeler halinde aktarmak bile birkaç kitap konusu olacak kadar çoktur.

    Şambala'nın tarih içinde; geçmişten günümüze kadar yaptığı inanılmaz komploları ve dünyadaki hangi grup, kurum ve kuruluşlarla hatta devlet yöneticileriyle irtibata girdikleri¬ni belgeleriyle ortaya koymak mümkündür. Bunların birçoğu bilinmektedir. Ancak bunların çok küçük bir kısmı kamuoyu¬na duyurulmuş durumdadır.

    Şambala ve "Şeytan Plânı"

    Dini Literatür'de Seylan'la anlatılmak istenen meselenin özüyle, bu ezoterik geçmiş arasında önemli paralellikler var¬dır.

    Kur'an-ı Kerim terminolojisinde de Şeytan, aslında bir melek olarak anılır ama isyan ettiği için diğerlerinden ayrılır. Yani aynen, aynı bilgilere ve kökene sahipken Agarta ile Şambala'nın birbirlerinden ayrılması gibi...

    Dini terminolojide Şeytan olarak sembolleştirilen bu kavramla anlatılmak istenen, negatif enerjilerin yoğunlaştığı merkezdir. Dinlerde ve mitolojilerde geçen şeytan sembolü öncelikle negatif fiil ve enerjilerin sembolüdür. Daha açık olarak söylemek gerekirse: Negatif enerjileri yaymakla gö¬revli bir ruhsal planın dini terminolojideki ismidir.

    Dünya üzerinde nasıl Agarta ve Şambala olarak biri po¬zitif diğeri ise negatif kutbun temsilcileri ortaya çıkmışsa, bu oluşumun desteklenmesi ve yaygınlaştırılabilmesi için ruhsal alanda da bunların desteklenmesi gerekmekteydi. Hatta önce ruhsal planda bu oluşumun gerçekleştirilmiş olduğunu söyle-yebiliriz. Önce ruhsal planda gerçekleşen bu kutuplaşma daha sonra fizik dünyaya yansımış ve Agarta ve Şambala olarak iki ayrı kutup ortaya çıkmıştır.

    Kur'an-ı Kerim'de sözü ediler Şeytan planıyla irtibatlı olan rahiplerin de Şambala'nın rahipleri olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Nitekim Orta Çağ'da yapılan ve Şeytan'ı tasvir eden tablolardan birinin de adının Belial olması son derece düşündürücüdür...

    Artık, konumuzu toparlayalım...

    Yine dini literatürde Şeytanla ilgili bir başka tema daha dikkatlerimizi çeker: Şeytan belli bir süre serbest bırakılmıştır ama zamanı gelince bu gücü elinden alınacaktır. Peki ne za¬man? Dini metinler buna da bir süre göstermişlerdir: Kıyamette...

    Kıyamet'in insanlığın uyanışı anl***** geldiği dikkate alındığında mesele bir anda gözlerimizin önünde daha netleş¬meye başlayacaktır. Şeytan'ın görevi tamamlandığında insan¬lık kıyama varacaktır. Ayağa kalkacak ve ölü anlayışlardan uyanacak yani şuurlanacak ve bilgilenecektir.

    Sözünü ettiğimiz dini terminoloji ile ezoterik termi¬nolojiyi birleştirirsek, ortaya çıkan sonuç şudur:

    Şambala'nın hakimiyeti bittiğinde ya da bir başka deyiş¬le Agarta hakimiyeti ele aldığında, insanlık yeniden çıkışa ge¬çecektir. Bu tüm dinlerde vaadedilmiş bir sondur ve bu sona doğru insanlık hızla yol almaktadır. Böylelikle insanlığın önündeki bu iniş ve sonrasında yeniden çıkış sürecinin yaşan¬ması gerçekleşecektir.

    Şambala'nın da katkılarıyla insanlığın aşağıya inişi ger¬çekleştirilmiş durumdadır. Ancak unutulmaması gereken ve bizi bugün için asıl ilgilendiren mesele, artık bu gidişatın de¬ğişme vaktinin gelmeye başlamış olmasıdır.

    Bunu neye dayanarak söylüyoruz?

    Bunu binlerce yıl öncesine ait ezoterik bilgilerde yer alan "insanlığın aşamalı olarak aşağıya iniş ve çıkış grafiği"ne bakarak söylüyoruz. Bu grafikte yer alan değişimler ve bu değişimlere denk gelen tarihler kesin veriler olmayıp, genel bir sürece ait gidişatı gösteren bir özellik gösterir. Yani saati saatine bir tarihlendirme söz konusu değildir ama bu gidişa¬tın nasıl bir sürece yayıldığı ile ilgili genel bir fikre sahip ol¬mak mümkündür.

    Burada önemli olan bir diğer nokta da, bu değişim süre¬cinin fiziksel ve ruhsal olarak birbirleriyle bağlantılı olması¬dır. Yani dünya üzerinde sadece ruhsal değişim değil, jeofi¬ziksel, iklimsel ve benzeri fiziksel değişimlerin de daha önce yaşandığı gibi bundan sonra da yaşanacak olmasıdır.

    Kaynak : M.Ö. 12.000 - 10.000 TUFAN SONRASI VE DEMİR ÇAĞİ'NA GİRİŞ - 3 | antik mısır medeniyeti ve gizemleri

Benzer Konular

  1. Sümerlilerde Tufan Tufan'da Türkler
    SOSYALİST Tarafından Mitoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-12-2009, 02:59 PM
  2. "Hayal Meyal" / Tarık Tufan
    ResuLL Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 09-03-2009, 11:18 PM
  3. Anna/ Tarık Tufan
    ResuLL Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 13-02-2009, 04:37 AM
  4. Hoş Geldin Demir'im
    Hamdi ÖZDEMİR Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 27-03-2008, 07:25 PM
  5. CADI
    Runaw@y Tarafından Genel Kültür Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 31-10-2007, 06:11 PM
Yukarı Çık