+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 Toplam: 6
  1. #1
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.805
    Rep Gücü
    137443

    Genel Arkeoloji

    Etnoarkeoloji

    Etnoarkeoloji, etnoloji ve arkeoloji terimlerinin birleştirilmesinden oluşturulan bir birleşik terimdir. Temelde etnolojinin yöntemlerini benimsemesine rağmen, asıl amacı arkeolojik buluntuları daha iyi yorumlayabilmek ve anlamaktır. Günümüzde kullanım gören geleneksel aletlerin yapımı, kullanımı gibi ya da geleneksel mimari geleneklerin anlaşılması, evlerin nasıl yapıldığından, nasıl terk edildiğine, terk edildikten sonra görülen süreçe kadar çok çeşitli araştırma konuları olan bir alt disiplindir.

    Çanak çömlek yapımının çeşitli aşamaları, kullanımı, kullanımdan çıkması, taş alet yapımı, mimari malzemenin edinimi, kullanımı, farklı mimari öğelerin kullanımı etnoarkeolojinin ana konularını oluşturur. Onun dışında etnoarkeoloji insanların nasıl örgütlendiklerini, günlük etkinliklerini, birbirleriyle olan ilişkilerini, bir toplumdaki hiyerarşik yapıyı ya da cinsiyet ayrımı gibi konuları anlamak için de kullanılır.

    Amerikalı arkeolog Lewis Binford, etnoarkeolojiyi arkeolojinin vazgeçilmez yöntemleri arasında koyarak bu dalın gelişmesine en çok katkıda bulunan arkeologlardan biridir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. # ADS
    İlginizi Çekebilir Genel Arkeoloji
    Üyelik tarihi
    Daima
    Mesaj
    Çok:)
     

  3. #2
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.805
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Genel Arkeoloji

    Smyrna

    Smyrna (İzmir) antik kalıntılarını diğer üç önemli özellik bir arada değerlendirildiklerinde diğer arkeolojik sitlerden ayırmaktadır. Bunlardan birincisi İzmir/Smyrna'da (daha geniş bir ifadeyle İzmir Körfezi 'nin ucunda) kentsel yerleşimin geçmişinin uzunluğudur. Gerçekten de, Bayraklı höyüğü en az 5000 yıllık bir tarihe işaret etmekte, bu höyükte henüz el atılmamış daha erken katmanlar da bulunmaktadır. İkincisi bu (en az) 5000 yıllık geçmiş içinde, kentin önemi zaman zaman artmış veya azalmış olsa da, bir uygarlık ifade eder tarzda yerleşik hayatın İzmir/Smyrna'da neredeyse kesintisiz bir tarzda baki kalmış olmasıdır.
    Üçüncüsü, son 300 yıllık uluslararası ticaret merkezi kimlikli gelişiminin bir uzantısı olarak İzmir'de günümüzde de bir metropolün mevcut bulunmasıdır. Başka bir deyişle, İzmir/Smyrna, bir yandan (yaşı itibariyle) Troya 'nın, bir yandan (yaşı ve kesintisizliği bir arada alındığında) Mezopotamya sitlerinin, bir yandan da (tarihi birikime sahip dev metropol kimliğiyle) İstanbul ve Roma 'nın (ki bunlar çok daha genç yerleşim merkezleridir) özelliklerini bir araya getirmektedir. Bu özelliklere, İzmir/Smyrna'nın tarihi boyunca pek çok siyasi güç arasında el değiştirmiş olması, ve tarihi içinde kent merkezinin belirleyici bir taşınma hadisesi yaşaması da eklenebilir (Bayraklı civarından Kadifekale (Pagos) ve eteklerine geçiş).

    İzmir'in metropol kimliği, son dönemlerdeki çok hızlı nüfus artışı, topraklarının yoğun yerleşime konu olması, mülkiyet meselelerinin karmaşıklığı, kentin ticarete odaklanmış ruhu, arazilerin değeri ve yerel yönetimlerin acil gündem maddelerine karşın imkanlarının kısıtlılığı Smyrna antik kenti üzerinde yürütülebilecek araştırmaları da zorlaştırmaktadır. Bayraklı höyüğüne, burada Tekel'in örnek üzüm bağlarının bulunması sayesinde ulaşılabilmiştir. Günümüzde şehrin başlıca tarihi/turistik argümanını teşkil eden ve M.S. 178 depreminden sonra Roma İmparatoru Marcus Aurelius tarafından yeniden inşa ettirilmiş haliyle karşımıza çıkan Smyrna Agorası 'nın varlığı yüz yıl önce bilinmemekte, üzerinde Müslüman mezarlığı bulunmaktaydı. Yol yapım çalışmaları esnasında bazı mermer sütunların dikkati çekmesi üzerine ortaya çıktı ve ilk kazıları 1927'de yapıldı. 1932-1941 arasında daha geniş kapsamlı kazılardan sonra, Agora'ya ancak 1990'lı yıllarda geri dönülebildi. 1996'dan bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi idaresinde buradan elde edilen paha biçilmez buluntular, Agora sitine ve çevresine harcanacak ilave çaba ve paranın sağlanacak getirisi ile katbekat karşılanacağını ispatlamaktadır.

    Üçüncü tarihi varlık olan Kadifekale tahkim edilmiş yapısı ve çağlar boyunca askeri işlevlere hizmet vermesi sayesinde günümüze nispeten sağlam bir şekilde ulaşabilmiştir. Ancak Kadifekale eteklerinde varlığı bilinen ve üzerinde bugün İzmir'in en berbat gecekondu mahallesinin yer aldığı Smyrna Antik Tiyatrosu 'na anılan güncel sebeplerden ötürü ulaşılamamaktadır. M.Ö. 1. yüzyılda inşa edilmiş olan bu antik tiyatro hakkındaki ilk çalışma Atina 'daki Avusturya Arkeoloji Enstitüsü temsilciliği için bu konuda bir tez yazan Otto Walter ve Otto Berg tarafından gerçekleştirilmiş, hatta bu çalışma 1929'da 'İzmir'de Roma Tiyatrosu' adıyla Türkçe'ye çevrilerek yayınlanmıştır. Bu tez çalışmasında 1850'lerde bütün Osmanlı topraklarının haritalarını çizen Avusturyalı haritacı Baedecker kaynak olarak kullanılmıştır. Baedecker'in haritalarından o dönemde antik tiyatronun bazı kısımlarının hala toprak yüzeyi üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. 1917'de İzmir'deki Almanya Konsolosu Spiegelthal kazılar başlatmak için antik tiyatro alanının bir kısmını satın almış, krokiler hazırlattırmıştır. Ancak I. Dünya Savaşı 'nın mağlubiyetle sonuçlanması, işgal, Kurtuluş Savaşı, genç Türkiye Cumhuriyeti 'nin imkansızlıkları ve gündem yoğunluğu ile proje unutulmuş, 1950'lerde Kadifekale'de başlayan gecekondulaşma ile de arazinin üstü örtülmüştür. Bugün arkeologların ve diğer uzmanların, ev ve bahçelerdeki kalıntı izlerini yakalamaya dönük küçük yüzey gözlemleri için dahi koruma altında girebildikleri bir bölgedir.

    İzmir Antik Tiyatrosu Hristiyan tarihi açısından, Roma İmparatorluğu'nun paganizm döneminde Aziz Polikarp 'ın öldürüldüğü yer olması bakımından da büyük önem arzetmektedir. (Aziz Polikarp burada önce aslanlara atılmış, ancak aslanlar doymuş oldukları için onu yememişler, ardından bir direğe bağlanarak etrafına atılan odunlar yakılmış, ancak ateş tutmamış, son olarak bir Romalı askerin mızrağıyla can vermiştir.)

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  4. #3
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.805
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Genel Arkeoloji

    Nemrut Dağı


    Nemrut Dağı Milli Parkı, Adıyaman ili; Kahta ilçesi bulunan ve içinde Komagene antik kentini barındıran milli park ve ören yeri. Adıyaman il merkezinde Kahta'ya bağlantı sağlayan karayolu ile ulaşım sağlanmakta olup, Milli Park alanı Kahta'ya 9 km, Adıyaman'a 43 km uzaklıktadır. Nemrut Dağı ve Kommagene Kralı Antiochos'a ait Tümülüs ve kutsal alanlar, Milli Park'ın ana özelliğini teşkil etmektedir.

    Antiochos'un tümülüsü ve dev heykelleri, Arsameia(Eskikale),Yenikale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü Milli Park içerisinde kalan kültürel değerlerdir. Eski çağlarda Kommagene olarak anılan bu bölgede, I.Mithradates tarafından bağımsız bir krallık kurulmuş, krallık onun oğlu I.Antiochos (MÖ 62-32)un egemen olduğu yıllarda önem kazanmıştır. MS.72 yılında da Roma'ya karşı yapılan ve kaybedilen savaş ile krallığın bağımsızlığı sona ermiştir.

    Nemrut Dağı doruğundaki kalıntıları yerleşme yeri olmayıp Antiochos'un Tümülüsü ve kutsal alanlardır. Tümülüs, 2150 metre yüksekliğinde, Fırat Nehri geçitlerine ve ovalarına hakim tepe üzerinde bulunmaktadır. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin anakayaya oyulmuş odaya konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki tümülüs ile örtüldüğü düşünülmektedir. Girişi kuzeyden olup doğuda ve batıda dini törenlerin yapıldığı teras şeklindeki avlular yer almaktadır.

    Her iki terasta da aslan ve kartal heykelleri arasında yüksekliği 7 metreye ulaşan oturur vaziyette dev heykeller sıralanır, bunlar yazıtları ve kabartmaları olan ortostad (dik olarak konulan büyük taş bloklar)'la çevrilmiştir. Eski Kahta Köyü yakınında Kommagene'nın başşehri Arsameia yer alır. Burada, Mithridates'in kutsal alanı bulunmaktadır.

    Yine Eski Kahta yakınında Kocahisar Köyü civarında sarp kayalar üzerine kurulmuş Yenikale yer alır. Kale ortaçağ etkileri taşırsa da geç devre aittir. İçinde su depoları, hamam, cami ve Kahta Çayı'na inen gizli su yolu bulunmaktadır.

    Kahta Çayı'nın bir kolu olan Cendere Çayı'nın daraldığı yerde iki ana kaya üzerinde tek kemerli olarak yapılan Cendere Köprüsü yer almaktadır. Köprü sütunları üzerindeki kitabeye göre Kommagene şehirleri tarafından Roma İmparatoru Septimus Severus (MS 193-211)ile karısı ve oğulları onuruna yaptırılmıştır. Arsameia'nın 10 km güneybatısında 21 metre yüksekliğinde krallık kadınlarının gömüldüğü Karakuş Tepe Tümülüsü bulunmaktadır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  5. #4
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.805
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Genel Arkeoloji

    Laertes

    Antalya il sınırları Alanya ilçesi yakınlarındaki antik kent. Laertes, Alanya'nın 25 kilometre doğusunda Toroslar'da bir vadi ağzında yükselen yamacın eteğinde kuruludur. Kent, Antik Çağ'da Dağlık Kilikya olarak bilinen bölgenin içindedir. İç kesimde olmasına karşın kentin limanı da vardır. Laertes'te bulunan M.Ö. 7. yüzyıla ait ve üç yanı Fenike dilindeki yazıt, Alanya Müzesi'nde sergilenmektedir.
    Kentten günümüze kalan ve Roma dönemine ait kalıntılar arasında gözetleme kuleleri, halkın agorada sohbet için kullandığı yarım daire biçiminde oturma birimi, İmparatorlar caddesi, odeon veya tiyatro; Zeus, Apollon ve Sezar adına yapılmış tapınaklar, agora, hamam ve nekropol sayılabilir. Kent M.S. 1. yüzyıldan 3. yüzyıla kadar en parlak dönemini yaşamıştır. Kazılar sırasında bulunan ve Alanya Müzesi'nde sergilenen bir askere ait diploma, geçmişteki yaşama ışık tutacak niteliktedir. İsa'dan sonra 138 yılına ait Pamfilya Valisi'nin adının geçtiği belgede Suriyeli bir asker 25 yıllık şerefli hizmetlerinden sonra terhis edilmekte ve kendisine Roma vatandaşlığı ile Pamfilya'lı bir kadınla evlenme hakkı verilmektedir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  6. #5
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.805
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Genel Arkeoloji

    Idryos

    Lidya'nın bir şehri olan İdryos Kemer'in antik ismidir. Tam olarak Phaselis'in kuzeyinde Kemer yerleşim yerinin güney - batı bölümünde yer almaktadır. Buralarda yer alan dönemsel antik eserlerden bazılar şöyledir:

    * Kilise: Bazikal tip planında olan kilise, ortada apsisli bir orta nef, narteks,eksonarteks,güneyinde bir şapel, kuzeyinde baptisteryum ve çevresindeki diğer yapılarla kompleks bir yapı özelliği göstermektedir.Tabanı iri taneli mozaiklerle süslüdür.

    * Gözetleme yeri: Marinanın kuzeyinde bulunan yüksek tepenin güney ucunda, etrafı poligapol örme tekniğinde yapılmış duvarlarla çevrili, güney yönünde iki kule ile bir giriş, kuzey - doğu yönünde de bir kule bulunmaktadır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  7. #6
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.805
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Genel Arkeoloji

    Gılgamış Destanı

    Destana konu olan kral Gılgamış gerçekten yaşamış ve M.Ö. 27.yüzyılda Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı, Gılgamış’ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir.

    Gılgamış Destanı, Akat ve Sümer mitolojilerinde geçer ve Akat dilinde yazılmış tabletlerden oluşur. Bunlardan günümüzde 11 tablet bulunabilmiştir. Ama bu tabletler eksik olduğu için destan metninin bütünü elde edilememiştir. Aslında bir tablet daha bulunmuştur ancak olayların sırasına uymamaktadır ve bu yüzden ayrı bir versiyon olduğu düşünülmektedir. 1855’te Ninova’da yapılan kazılarda, Asur Kralı Asurbanipal’in M.Ö. 7. yüzyılda derlettirdiği tabletler bulunmuş, daha sonra Türkiye-İran sınırında ve Irak’taki Nippur antik kenti kazılarında bulunan tabletler de eklenmiştir. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve Boğazköy’de yapılan kazılarda da destanın izi bulunmuşsa da henüz tümü gün ışığına çıkarılmamıştır.Tabletlerdeki metne göre destan, Gılgamış’ın özelliklerini övgüyle anlatarak başlar. Yarı insan, yarı tanrı olan Gılgamış karada ve denizde olan biten her şeyi bilen başarılı bir yapı ustası ve yenilmez bir savaşçıdır. Destanının, öbür bölümlerinde Gılgamış’ın başından geçen serüvenler anlatılır. Derinlemesine hikaye türünün en olağan üstü biçimde anlatıldığı Gılgamış akılların tamamen özgür ve doğaçlama melekesini gözler önüne sermektedir.

    İlk serüven Gılgamış ile Gök tanrısı Anu arasında geçer. Halkına acımasız davrandığı için Gılgamış’a öfkelenen Anu, onu öldürmek için vahşi bir hayvan olan Enkidu’yu üzerine salar. Enkidu ile Gılgamış arasındaki savaşta Gılgamış üstün gelir. Daha sonra Enkidu Gılgamış’ın en yakın dostu ve yardımcısı olur.

    Bunun ardından gelen serüven Gılgamış ile aşk tanrıçası İştar arasında yaşanır. İştar Gılgamış’a evlenme önerisinde bulunur. Gılgamış bunu red eder. Onuru kırılan İştar Gılgamış’ı öldürmek için yeryüzüne bir boğa gönderir. Gılgamış, Enkidu’nun da yardımıyla boğayı öldürür. Enkidu rüyasında, boğayı öldürdüğü için tanrılar tarafından ölüme mahkum edildiğini görür.

    Destanın bundan sonraki bölümüyle ilgili tabletler bulunamamıştır. Ama, destanın devamının yer aldığı Gılgamış’ın Enkidu için yaktığı ağıtı, düzenlediği görkemli cenaze törenini, sonunda Enkidu’nun ölüler dünyasına göçtüğünü anlatan tabletler bulunabilmiştir.

    Enkidu’nun ölümünü Tufan öyküsü izler. Tufan, yeryüzünün sularla dolup taşmasının öyküsüdür. Gılgamış destanında Tufan’ı tanrıça İştar ve Bel’in başlattığı anlatılır. Gılgamış, Tufan’dan kurtularak sağ kaldığını öğrendiği Utnapiştim’i bulmak üzere yola çıkar. Utnapiştim ölümsüzlüğün sırrını bilen bir bilgedir.

    Utnapiştim’i bulan Gılgamış, onun verdiği ölümsüzlük otuyla gençliğine yeniden dönecek ve ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Ama, destanının insanlar için en üzücü bölümü burada başlar. Çünkü Gılgamış ölümsüzlük otunu yemeye fırsat bulamadan onu bir yılana kaptırır ve Uruk’a eli boş döner. Bazı kaynaklar, Gılgamış’ın ölümsüzlük otunu halkıyla birlikte yemek istediğini belirtir. Destan, Gılgamış’ın ölüm karşısında yenilgisiyle biter.Gılgamış destanı Nuh Tufanı’nın anlatıldığı ilk yazılı eserdir. Uruk kentinin kralı Gılgamış’ın yaşamını anlatan destan, kimilerine göre kutsal kitapların da kaynağıdır.

    Çoğu tarihçi, tarihin, çivi yazısını bulan Sümerlilerle başladığını söyler. M.Ö. 4 bininci yılın ikinci yarısında Aşağı Mezopotomya’da yaşayan; Ur, Uruk, Kiş, Eridu, Lagaş ve Nippu gibi önemli kentler kuran Sümerlerden geriye, o dönemi yansıtan pek çok eser kalmıştır. Bunlardan belki de en önemlisi, içinde Nuh Tufanı’nın da anlatıldığı Gılgamış Destanı’dır. Sümer diliyle “Sha Nagba İmuru” yani “Her şeyi görmüş olan” Gılgamış, bugün Gaziantep’in Suriye’ye sınır ilçesi Karkamış’ın o dönemki adıyla, Uruk kentinin kralıdır.

    İlk yazılış tarihi M.Ö. 2500-3000 yılları arasında olduğu tahmin edilen destan, Sümerce 12 tane kil tablete yazılmıştır. İlk yazılımın dışında destan, daha sonra Babil döneminde iki kez daha yazılmıştır. Toplam 2 bin 900 satır olduğu tahmin edilen destanın en önemli bölümleri ek***tir. Sadece yüzde 60′ı tam olarak bulunan şiir formatında yazılmış destanın bazı dizelerinin başı ve sonu yoktur. Destanın Sümerce yazımının anlaşılması oldukça zordur. M.Ö. 1800 yıllarında Babil kralı Hamurabi zamanında tekrar yazılan Gılgamış Destanı’nın üç tableti bulunamamıştır. Destanın son yazılım tarihi tam olarak bilinemese de, son ozanının, Kassitler çağında yaşamış Sin Lekke Unnini adında bir sanatçı olduğu kabul edilmektedir.

    Destanın kahramanı Uruk Kralı Gılgamış, dörttü üçü tanrı, dörtte biri insan olan bir varlıktır. Gılgamış halk tarafından çok sevilir ama, kral aynı zamanda sert, güçlü ve mağrurdur. Halk bu öfkeli kralın burnu biraz sürtülsün düşüncesiyle tanrılardan yardım ister. Dualar boşa gitmez ve tanrıça Aruru, yarı vahşi bir yaratık olan Enkidu’yu yeryüzüne gönderir. Enkidu destanın ikinci önemli karakteridir. Fakat Enkidu’nun kırlarda yaptığı kıyımlar Gılgamış’tan çok dilekte bulunan Uruk halkının başına bela olur. Gılgamış, Enkidu’yu yola getirmek için güzel bir fahişe yollar ve ehlileşmesini sağlar. Kadının peşinden kente gelen Enkidu krallar gibi ağırlanır, güzel kokularla yıkanır, kentlilere özgün elbiseler giyer, oturup kalkma dersleri alır. Tanrının isteğinin aksine Gılgamış’la Enkidu çok iyi arkadaş olurlar.

    Güçlerini sınamak için yola koyulan ikili, kendilerine hasım olarak, korkunç sesiyle bile insanları öldürebilen Sedir ormanının korucusu dev Huvava’yı seçer. Ancak devin gürleyişi karşısında Enkidu korkudan dona kalır. Gılgamış ise etkilenmez ve devi öldürür. Bunu gören tanrıça İştar, Gılgamış’a aşık olur. Fakat Gılgamış tanrıça İştar’ı, fahişe gibi davranıp her önüne gelenle hatta hayvanlarla bile birlikte olduğu için aşağılar ve reddeder. Tanrıçanın intikam almak için Uruk kentine yaptığı saldırılar ise iki kahraman tarafından bertaraf edilir.

    Günün birinde Enkidu ölüme yenik düşer. Dostunu yitirdiği için çılgına dönen Gılgamış, kendisinin de bir gün öleceği gerçeği ile karşılaştığından paniğe kapılır. Ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek için “tufan”ı yaşamış ve ölümsüzlüğe ermiş olan Utnapiştim’i görmeye gider. Utnapiştim, binbir zorlukla Mutlular Adası’ndaki evine gelen Gılgamış’ı geri çevirmez ve ona tufanı anlatır. Tanrılar bir tufan ile insanları yok etme kararı alırlar. Ancak Utnapiştim, tanrı Ea’nın uyarısı üzerine ailesini, çeşitli zenaat erbabını, hayvan ve bitki türlerini içine alacak yedi bölümden oluşan bir gemi inşa eder. Yedi gün, yedi gece süren ve yeryüzünün sularla kaplandığı tufan sonunda Utnapiştim’in gemisi Nisir Dağı’nın tepesinde karaya oturur.

    Utnapiştim, Gılgamış’tan, genç kalmanın sırrının, denizin diplerinde bulunan bir bitkide olduğunu saklamaz. Kral sevinçle denizin diplerine dalar ve otu bulur. Ancak Gılgamış’ın yorgunluktan uykuya dalmasından yararlanan bir yılan, otu yutuverir. Destan, yılanların her bahar deri değiştirmesini bu olaya bağlamıştır. Ebediyen varolma şansını yitiren Gılgamış deliye döner. Çaresiz bir biçimde geldiği Uruk’ta artık Enkidu’nun ruhuyla kurduğu ilişkiden başka avuntusu kalmamıştır. Gılgamış, Enkidu’ya ölümden sonraki hayata dair yönelttiği sorularla biraz olsun teselli bulurken bilgeliğin dünyanın nimetlerinden yararlanmak anl***** geldiğini kavrar ve destan da sona erer.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

Benzer Konular

  1. Klasik Arkeoloji
    dogangunes Tarafından Eğitim Öğretim Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-12-2011, 08:08 AM
  2. Arkeoloji
    mopsy Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-08-2011, 08:21 AM
  3. Kpss Genel Kültür Genel Yetenek Deneme Sınavları
    dogangunes Tarafından Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-09-2010, 01:48 AM
  4. Arkeoloji Müzeleri
    dogangunes Tarafından Arkeoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 11-04-2008, 01:41 AM
  5. Arkeoloji nedir?
    dogangunes Tarafından Arkeoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 05-11-2007, 05:44 PM
Yukarı Çık