Evrendeki Güçler Arasındaki Olağanüstü Denge

Uzayda sayıp bitiremeyeceğimiz kadar çok sayıda yıldızlar, gezegenler, dev galaksiler, milyarlarca güneş sistemi, göktaşları, karadelikler, süpernovalar ve evrenin sonsuzluğunda yer alan adı konulmamış daha nice ayrıntı bulunduğunu hemen herkes bilir. Peki evrenin yoktan var edildiği Big Bang (Büyük Patlama)'in ardından evrene dağılan ve yaşadığımız evrenin yapısını belirleyen tüm bu maddeler bütününü temelde dört kuvvetin dengelediğini biliyor muydunuz? Yüce Rabbimiz, bu kuvvetlerin değerlerini evrenin şimdiki biçimiyle var olabilmesi ve yaşama imkan sağlayabilmesi için belli bir ölçüyle yaratmış ve kendi aralarında çok hassas oranlar ve dengeler var etmiştir.

Evrendeki tüm fiziksel hareketler ve yapılar, modern fizik tarafından dört temel kuvvet olarak adlandırılan; "yerçekimi kuvveti", "elektromanyetik kuvvet", "güçlü nükleer kuvvet" ve "zayıf nükleer kuvvet"in birbiri ile etkileşimi ve dengesi sayesinde gerçekleşir. Güçlü ve zayıf nükleer kuvvetler atomun yapısını belirler. Yerçekimi ve elektromanyetik kuvvet ise, atomların arasındaki ilişkiyi ve dolayısıyla tüm cisimler arasındaki dengeyi belirler. Bu dört temel kuvvet Big Bang'in sonrasında ortaya çıkmış ve evrene dağılan madde, bu dört temel kuvvete göre belirlenmiştir.

Ancak bu kuvvetler incelendiğinde ortaya çıkan tablo oldukça dikkat çekicidir. Çünkü bu kuvvetler, birbirlerinden olağanüstü derecede farklı değerlere sahiptir.

Güçlü nükleer kuvvetin değeri, yerçekimi kuvvetinin değerinden yaklaşık "milyar kere milyar kere milyar kere milyar kere milyar" kadar daha büyüktür. Peki acaba neden bu kadar farklı bir güç dağılımı bulunmaktadır?

Ünlü Fizik Profesörü Paul Davies, evrendeki güç dağılımının ve hassas dengelerin amacını ve insan yaş***** en uygun biçimde belirlenmiş olduğunu şöyle belirtir:

Eğer doğada biraz daha farklı sayısal değerler seçilmiş olsaydı, evren çok daha farklı bir yer olacaktı. Ve büyük olasılıkla onu görmek için biz burada olamayacaktık... Ve insan kozmolojiyi araştırdıkça, inanılmazlık giderek daha belirgin hale gelir. Evrenin başlangıcı hakkındaki son bulgular, genişlemekte olan evrenin, hayranlık uyandırıcı bir hassasiyetle düzenlenmiş olduğunu ortaya koymaktadır. (Paul Davies. The Accidental Universe, Cambridge: Cambirdge University Press, 1982, Önsöz)

Yerçekimi Kuvvetindeki Hassas Ölçü

Rabbimiz'in üstün yaratışının delili olan kainattaki muazzam düzene vesile olarak yaratılan kuvvetlerin en önemlilerinden biri "kütle çekimi" veya diğer adıyla "yerçekimi" (gravitasyon) kuvvetidir. Newton, bu gücün yalnızca elmaları ağaçtan düşürmeye değil, aynı zamanda gezegenleri de yörüngelerinde tutmaya yarayan bir güç olduğunu belirtmiştir. Einstein ise, yerçekiminin dev yıldızları nasıl içlerine çökertip kara deliklere dönüştürdüğünden bahsetmiştir. Yerçekimi kuvveti, evrenin en kritik kuvvetlerinden biridir. Evrenin genişlemesini kontrol altında tutan kuvvet de yine yerçekimi kuvvetidir.

Yerçekimi kuvveti sayısal olarak, sabit bir değere sahiptir. Eğer yerçekimi sabiti şimdikinden biraz daha fazla olsaydı, yıldızların oluşumu daha kısa sürede gerçekleşecek ve uzaydaki en küçük yıldızın dahi kütlesi Güneş'in en az 1.4 katı büyüklüğünde olacaktı. Bu tür büyük yıldızlar o derece hızlı ve kararsız biçimde yanarlar ki etraflarındaki gezegenlerde canlı yaş***** elverişli şartların meydana gelmesi imkansızdır. Bu nedenle yaşam için ancak Güneş'in küçüklüğünde yıldızlara ihtiyaç vardır. Ayrıca yerçekimi sabiti şimdikinden biraz daha büyük olsaydı, evrendeki büyük yıldızların hepsi birer kara deliğe dönüşmüş olacaktı. Bunun yanı sıra en küçük gezegenlerdeki yerçekimi dahi o kadar güçlü olacaktı ki, böceklerden daha büyük hiçbir şey ayakta kalmayı başaramayacaktı.

Diğer yandan, eğer yerçekimi sabiti biraz daha küçük olsaydı, o zaman da uzaydaki bütün yıldızlar en fazla Güneş'in %80'i büyüklüğünde bir kütleye sahip olacaklardı. Bu küçüklükteki yıldızlar her ne kadar etraflarındaki gezegenlerde canlı yaşamını elverişli kılacak ölçüde uzun ve kararlı biçimde yansalar da, bu sefer gezegenleri ve canlılığı oluşturacak ağır elementler evrende asla oluşamayacaklardı. Çünkü demir ve daha ağır elementler ancak devasa yıldızların çekirdeklerinde üretilebilir ve ancak bu tür ağır yıldızlar ağır elementleri uzaya yayabilirler. Bu tür elementler ise gezegenlerin ve hayat formlarının oluşması için zorunludurlar.

Elektromanyetik Kuvvet

Canlı cansız tüm varlıklar atom adı verilen ve gözle göremeyeceğimiz kadar küçük temel parçacıklardan meydana gelir. Atom, çekirdeğinde proton adı verilen parçacıklar ve çekirdeğin etrafındaki yörüngelerde dönen elektronlardan oluşur. Atomun çekirdeğinde bulunan protonlar pozitif, etrafında dönen elektronlar ise negatif elektrik yüküne sahiptir. Proton ve elektronun sahip oldukları bu zıt elektrik yükü aralarında bir çekim oluşmasını sağlar ve bu çekim, elektronları atom çekirdeğinin çevresindeki yörüngelerinde tutar. İşte zıt elektrik yüklü proton ve elektronları birbirine bağlayan bu kuvvete "elektromanyetik" kuvvet adı verilir.

Atom çekirdeği etrafındaki elektron yörüngelerinin özellikleri, atomların kendi aralarında birleşerek ne tür moleküller oluşturabileceklerini belirler. Etrafınızda gördüğünüz herşey bu atomların birleşerek oluşturduğu moleküllerden meydana gelmiştir. Oturduğunuz sandalyeden elinizde tuttuğunuz dergiye, arabanızın camından üzerinize giydiğiniz giysilere kadar herşey gibi kendi vücudunuz da moleküllerden oluşmaktadır.

Evrendeki dört temel kuvvetten biri olan elektromanyetik kuvvetin değeri biraz daha küçük olsaydı, çok az elektron çekirdeğin etrafındaki yörüngelerde tutunabilirdi. Biraz daha büyük olsaydı, o zaman da hiçbir atom diğerleriyle birleşmek üzere yörüngesini paylaşamazdı. Her iki durumda da canlılığı mümkün kılan moleküller oluşamazlardı.

Atom Çekirdeğini Bir Arada Tutan Güçlü Nükleer Kuvvet

Güçlü nükleer kuvvet atomun çekirdeğindeki protonları ve nötronları bir arada tutan kuvvettir. Daha önce de belirtildiği gibi, protonlar artı elektrik yüklü parçacıklardır. Elektromanyetik kanununa göre zıt elektrik yüklü parçacıklar birbirlerini çeker, aynı elektrik yüküne sahip parçacıklar ise birbirlerini iterler. Bir başka ifadeyle, elektron ve protonlar birbirlerini çeker; protonlar diğer protonları, elektronlar da diğer elektronları iterler.

Pek çok atom türünün çekirdeğinde onlarca proton birbirine yapışık bir şekilde bulunur. Doğal olarak bu protonların bir araya gelir gelmez büyük bir enerjiyle birbirlerini itmeleri ve her birinin uzaklaşarak uzay boşluğuna dağılmaları gerekirdi. Ancak böyle olmaz ve atomun çekirdeğindeki protonlar büyük bir kararlılıkla birbirlerine bitişik bir biçimde dururlar. Çünkü onları birbirine adeta yapıştıran ve elektromanyetik itme kuvvetinden çok daha güçlü olan bir kuvvet vardır: "Güçlü nükleer kuvvet".

Güçlü nükleer kuvvet, -Allah'ın vesile kılması ile- evrendeki düzeni sağlayan en güçlü kuvvettir. Bu muazzam güç atom bombalarında ve hidrojen bombalarında kullanılır. Bu enerji kaynağı, Güneş'in 4.5 milyar yıldan bugüne dek tükettiği yakıtı ve bundan sonra da tüketebileceği hesaplanan 5 milyar yıllık yakıtı sağlamaktadır. Bu muhteşem kuvvetin sayısal değeri evrenin en kilit sayılarından biridir. Güçlü nükleer kuvvetin sabit değerindeki yüzde birkaçlık azalma ya da artmayla yaşamın en temel elementi olan karbon var olamazdı. Biraz daha ciddi bir oynama ise tüm fizik kanunlarının değişmesine ve evrendeki denge ve düzenin alt üst olmasına neden olurdu.

Atom çekirdeğini bir arada tutan bu "güçlü nükleer kuvvet"le diğer bir evrensel kuvvet olan "elektromanyetik kuvvet" arasındaki oran da, Rabbimiz'in üstün yaratışının delillerinden biri olarak son derece hassas değerlerde düzenlenmiştir.

Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf olsaydı, yukarıda belirttiğimiz gibi atom çekirdeğini oluşturacak protonlar bir arada tutunamaz ve elektromanyetik güç nedeniyle birbirlerini iterek uzaya dağılırlardı. O zaman da birden fazla proton içeren başka hiçbir atom oluşamazdı. Dolayısıyla, evrendeki yegane element tek protonlu "hidrojen" olurdu.

Eğer güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvete göre birazcık daha güçlü olsaydı, bu sefer de evrende tek protonlu atomlar yani "hidrojen" atomları hiçbir zaman oluşamayacaktı. Bunun nedeni, nükleer kuvvet elektromanyetik kuvvete çok daha baskın geleceğinden evrendeki tüm protonlar birbirleriyle birleşme eğilimine girecek ve biraz önce belirtildiği gibi tek protonlu hidrojen atomları var olamayacaktı. Bu durumda yıldızlar ve galaksiler, eğer oluşsalar bile, şu anki yapılarından çok farklı olacaklardı. Ayrıca hidrojen elementinin olmadığı bir dünyada suyun varlığından da söz edilemeyeceği, bu oranın ne denli önemli olduğunu belirten başka bir husustur; çünkü bilindiği üzere su, iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomunun birleşmesinden meydana gelen bir moleküldür.

Tüm bu gerçekler göstermektedir ki; eğer bu temel güçler ve değişkenler şu anda sahip oldukları değerlerde olmasalar, hiçbir yıldız, süpernova, gezegen ve atom var olmayacaktı. Bunun sonucunda elbette hayat diye birşey de olmayacaktı.

Zayif Nükleer Kuvvet


Evrendeki bir diğer temel kuvvet olan "zayıf nükleer kuvvet" de çok özel hesaplanmış bir değere sahiptir. Zayıf nükleer kuvvet, bazı atom altı parçacıklar tarafından taşınan ve bir tür radyoaktif parçalanmaya sebep olan bir kuvvettir.

Zayıf nükleer kuvvetin sebep olduğu radyoaktif parçalanmaya bir örnek olarak nötronların, bir proton, bir elektron ve bir anti-nötrino açığa çıkararak parçalanması verilebilir.

Atom çekirdeğindeki temel parçacıklardan biri olan "nötron" aslında bu sayılan diğer üç parçacığın bir araya gelmesiyle oluşur. Zayıf nükleer kuvvet ise, az önce de belirtildiği gibi, nötronların bu bileşenlerine ayrılarak parçalanmasına neden olur. Fakat zayıf nükleer kuvvetin büyüklüğü bu olayı çok hassas bir dengede tutacak biçimde ayarlanmıştır.

Eğer zayıf nükleer kuvvetin değeri biraz daha büyük olsaydı, nötronlar daha kolay parçalanacak ve bu nedenle evrende nadiren bulunacaklardı. Bu durumda da evrenin yaratıldığı Big Bang (Büyük Patlama)'den bu yana çekirdeğinde 2 nötron bulunduran çok az helyum elementi oluşabilecek ya da hiç oluşamayacaktı.

Helyum hidrojenden sonra en hafif ikinci elementtir. Gerekli helyum var olmadan yaşam için zorunlu olan ağır elementler meydana gelemezlerdi. Çünkü "karbon", "oksijen", "demir" gibi ağır elementler, helyum çekirdeklerinin dev yıldızların merkezinde birbirleriyle birleşmeleri sonucunda oluşurlar. Başka bir deyişle, helyum bir anlamda diğer elementlerin temel yapı taşıdır. Dolayısıyla, helyumun olmaması demek, yaşam için zorunlu olan diğer daha ağır elementlerin de oluşamaması demektir.

Öte yandan, eğer zayıf nükleer kuvvetin değeri biraz daha küçük olsaydı, evrenin oluşumu sırasındaki Büyük Patlama'da hidrojenin çoğu hatta tümü helyuma çevrilecek ve sonuçta yıldızlar tarafından üretilen ağır elementlerin sayısında anormal bir artış olacaktı. Bu durum da hayatın varlığını imkansız kılacak bir başka faktördür.

Evren Yaşam İçin Özel Yaratılmıştır

Bütün bu kuvvetlerin arasındaki hassas değerlerden de anlaşıldığı gibi, evrendeki kuvvetlerin hem kendi oranları hem de birbirleriyle oluşturdukları dengeler, tesadüfle açıklanması asla mümkün olmayacak derecede olağanüstüdür. Evrende görülen bu dengelere ilişkin sayısal değerlerde %1'lik veya 2'lik bile bir oynama olmaması bu olağanüstü durumu gözler önüne sermektedir. Üstelik bu dengelerin evren ilk oluştuğu andan itibaren hiç değişmeden varlığını sürdürmesi, hep aynı hassas ayarları koruması, asla bir aksaklık yaşanmaması da dikkat edilmesi gereken başka bir noktadır.

Big Bang'in büyük bir delili olan kozmik fon radyasyonunu ilk kez Robert Wilson ile birlikte gözlemleyen ve bu nedenle 1965'te Nobel ödülü kazanan Arno Penzias, evrendeki bu olağanüstü tasarım karşısında şu yorumu yapmaktadır:

Astronomi bizleri çok olağanüstü bir olaya götürmektedir: Hiç yoktan yaratılmış bir evren. Hayatın oluşmasına izin verecek gerekli şartları tam olarak sağlayacak hassas bir denge ile kurulmuş, bu amaca yönelik bir plana sahip olan bir evren. (Hugh Ross, The Creator and the Cosmos, s. 122-23 Hugh Ross, The Creator and the Cosmos, s. 122-23)

Ünlü bilim adamının da açıkça ifade ettiği gibi, tüm bunlar evrenin "hassasiyetle düzenlenmiş" ve "hassas bir denge ile kurulmuş" olduğunun kesin birer göstergesidir. Bu kusursuz denge sonsuz ilim ve kudret sahibi Yüce Allah'ın yaratışının delillerinden yalnızca biridir. Rabbimiz'in yaratışındaki bu üstünlük bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş'e, aya ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir. (Araf Suresi, 54)

KAYNAK :Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 09. sayı (Mart 2005) 10. sayfadaN ALINMIŞTIR.