Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Çanakkale şehitliğinde Alman Hemşirenin mezarı

Kültür, Sanat Kategorisinde ve Genel Kültür Forumunda Bulunan Çanakkale şehitliğinde Alman Hemşirenin mezarı Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Merhaba “Yaralı Türk askerlerini tedavi ederken top mermisi ile hayatını kaybeden Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey’in Refikası Hemşire. 26 Eylül 1915” ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Çanakkale şehitliğinde Alman Hemşirenin mezarı

    Merhaba



    “Yaralı Türk askerlerini tedavi ederken top mermisi ile hayatını kaybeden
    Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey’in Refikası Hemşire.

    26 Eylül 1915”

    Halk arasında ve bugün resmi kayıtlarda “Madam Erika’nın Mezarı” olarak bilinen Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey’in eşi olan Alman Hemşirenin mezarı, Eceabat Yalova Köyü mezarlığında (şehitliğinde) bulunmaktadır.

    Mezarının dış duvarındaki yazıtta şu ifadeler yer almaktadır: “Yaralı Türk askerlerini tedavi ederken top mermisi ile hayatını kaybeden Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey’in Refikası Hemşire. 26 Eylül 1915”

    Mezar taşının üzerinde ise şu ifade bulunmaktadır: “İfa-yı vazife esnasında top mermisi ile terk-i hayat eden Madam Doktor Ragıp Bey’in hâb-gâh-ı ebedisi 4 Kânunuevvel 1331/ 17Aralık 1915”

    Gerek mezarın dış duvarında gerekse mezar taşında Ragıp Bey’in eşinin ismi yer almamasına rağmen “refika = eş, hayat arkadaşı” kelimesi halk arasındaki söylenme şekli ile “erika” haline dönüşmüş ve Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nın kayıtlarında da “Madam Erika” olarak yanlış şekilde yer almıştır.

    Peki, gerçekten bu olay nasıl meydana gelmiştir? Dr. Ragıp Bey kimdir ve Alman eşiyle nasıl tanışmışlardı? Dr. Ragıp Bey’in Alman eşine neden daha savaş sırasında mezar yaptırılmıştı? Ve Cumhuriyet döneminde Dr. Ragıp Bey neler yapmıştı? Şimdi akrabaları var mıdır? Bugüne kadar yanlış bilinen bu sorulara sırasıyla cevap verelim.

    17 Aralık 1915 günü öğleden sonra Kont Hohenburg’un idaresinde bulunan Yalova Köyü’nde bulunan Hilal-i Ahmer Hastanesi üzerinde bir İngiliz uçağı keşif uçuşu yapmış ve daha sonra bu uçağın verdiği koordinatlara göre, denizden İngiliz gemileri hastaneyi topa tutmuştu. Bombardıman sonucunda hastanede tahribat meydana gelmiş, burada hastabakıcılık yapan 5.Ordu Sıhhiye Reisi Muavini Ragıp Bey’in eşi hayatını kaybetmiş, iki asker de ağır yaralanmıştı. Lahey savaş hukuku kuralarına göre, burasının hastane olduğunu gösteren 20 metrelik Hilal-i Ahmer işareti “kırmızı ay” olmasına rağmen bombalanması üzerine Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti Başkan Yardımcısı Besim Ömer Paşa durumu Osmanlı Başkumandanlığı’na bildirmişti. Başkumandan Vekili Enver Paşa da İngiliz ve Fransız hükümetleri nezdinde uluslar arası kurallara aykırı olarak yapılan bu saldırının Amerikan Elçiliği vasıtasıyla protesto edilmesi için Osmanlı Hariciye Nezareti’ne bildirmişti.

    Dr. Ragıp Bey’in eşinin vefatı üzerine Gelibolu Yarımadası’nda bir tören yapılmış ve mezarı da düzenlenmişti. O dönemde propaganda amacıyla çıkarılan Harp Mecmuası’nda konuyla ilgili olarak bir resim yayınlanmış ve olay da “Maydos Yalova Köyü civarında hastanede ifa-yı vazife ederken düşman tarafından atılan bir bomba ile vefat eden Doktor Binbaşı Ragıp Bey’in zevcesinin meşhedidir” şeklinde yer almıştı.

    Şimdi Dr Hasan Ragıp Bey’in hayatına bakalım ve eşiyle tanışmasını ele alalım.

    Dr. Hasan Ragıp Erensel Selanik yakınlarındaki Nevrekop kasabasında 28 Mayıs 1881 tarihinde doğmuştu. 22 Ağustos 1905 tarihinde Tıp Fakültesi’nden mezun olan Dr. Hasan Ragıp Bey, doktor yüzbaşı olarak bir yıl Gülhane Hastanesi’nde staj yaptıktan sonra 1906 yılında Manastır Merkez Hastanesine, 1907 yılında da Florina Aramsaz Hastanesi’ne atanmıştı. Daha sonra Malakas Redif Taburu’nda askeri doktor olarak görev yapmaya başlamıştı. Dr. Hasan Ragıp Bey, burada görev yaparken 15 Mart 1912 tarihinde Almanya’ya gönderildi. İşte bu sırada bir Alman hemşire ile tanıştı. Bu hemşire Dr. Ragıp Bey’den bir kaç yaş daha büyük olmasına rağmen sevecen bir kimseydi. Kısa süre sonra Ragıp Bey bu hemşire ile Almanya’da evlendi. Osmanlı İmparatorluğu’nda “genel seferberlik” ilan edilmesi üzerine 29 Mayıs 1913 tarihinde Alman eşi ile İstanbul’a döndü. Ailesi bu evliliği onaylamadı. Dr. Ragıp Bey, Taşkışla Hastanesi’nde çalışmaya başladı. 6 Ocak 1914 tarihinde 1. Kolordu Derince Mevki Sıhhiye Heyetinde görev aldı. 1 Mayıs 1314’te ise 1. Kolordu 1. Tümen Başhekim yardımcılığına atandı.

    Dr. Ragıp Bey, 19 Ocak 1915 tarihinde Çanakkale Grubu Başhekim Yardımcılığına getirildi. Bu sırada Dr. Ragıp Bey’in eşi de Balkan Savaşları sırasında eşini kaybetmiş köylü kadınlarına yardım ederek zamanını onların dertlerine çare aramakla geçiriyordu. O sırada kendisi askeri veteriner olan Cevat Naki (Akkerman) Bey, Dr. Ragıp Bey ve eşi Alman hemşirenin yaşamını şöyle anlatmaktadır: “Hasan Ragıp (Erensel) çok eski muhiplerdendi. 1915 Çanakkale Muharebeleri sırasında ben veteriner teğmen, o da tabip yüzbaşı olarak birbirine yakın iki karargâhta idik. Kendisi seyyar sahra hastanesinde, Alman olan ve gönüllü hemşire olarak aynı hastanede çalışan refikasıyla (eş-bayan arkadaş) birlikte Kocaçimen Dağı eteklerinde Yalova Mevkii’nde ve ben de Akbaş’ta vazifeli idik. Her iki günde bir ya kendisi bana ya da ben kendisine gider ve çok hürmet ettiğim refikasına “Ana Hatun” diye takılır ve gülüşürdük. Yine bir ziyaretimde tutulduğumuz endirekt otuzsekizliklerin kurbanı oldu. Üstümüzde patlayan gülle hepimizi bir yana savurdu. Paramparça olan eşinin parçalarını beraber topladık ve gömdük.”

    Dr. Hasan Ragıp Bey, 3 Mayıs 1916 tarihinde 17. Kolordu Başhekimliği’ne atanarak arkasında çok sevdiği hemşire eşinin mezarını Gelibolu Yarımadası’nda bırakarak ayrıldı. Dr. Hasan Ragıp Bey, Birinci Dünya Savaşı sonrasında 1919 yılında Haydarpaşa Hastanesi’nde, çalışmaya başladı. 5 Haziran 1921’de Sıhhiye Dairesi 1. Şube Yardımcısı oldu. 28 Haziran 1921’de Batı Cephesi Komutanlığı emrinde doktor olarak görev yapmaya başladı. 10 Mayıs 1923’te Balıkesir Hastanesi’ne atandı. Cumhuriyetin ilanından sonra 1925 yılında Milli Savunma Bakanlığı Personel Dairesi Sıhhiye Şubesi’nde görev aldı ve 30 Haziran 1927 tarihinde doktor yarbay iken Türk Silahlı Kuvvetlerinden askeriyeden emekli oldu.

    Dr. Hasan Ragıp Bey, 1934 yılında soyadı kanunu çıkarıldığında “Erensel” soyadını aldı. Hayatı dönemin şartları gereği savaş meydanlarında yaralıları tedavi etmekle geçti. Trablusgarp, Balkan Harbi, Birinci Dünya Harbi ve İstiklal Harbi’ne katılan Dr. Hasan Ragıp Erensel’in, İstiklal Savaşı Madalyası, 2. Rütbeden Alman Demir Salip Nişanı, Avusturya Fransuva Jozef nişanı vardı. Dr. Hasan Ragıp Erensel, emekli olduktan sonra da çalışmaya devam etti. 16 Temmuz 1927 ila 1 Ağustos 1937 yılları arasında tam on yıl Devlet Demiryolları Umum Müdürlüğü’nde Sıhhiye Müfettişi olarak çalıştı.

    Atatürk’ün özel doktoru olan Hasan Ragıp Erensel, ilk eşi şehit olduktan sonra Fahriye Hanım’la evlendi. Hasan Ragıp Bey ile Fahriye Hanım’ın Orhan ve Ferhan adında iki erkek çocuğu oldu. Her oğlu da doktorluk mesleğini seçti. Dr. Ferhat Erensel, ünlü sinema sanatçısı Ekrem Bora ve Gül Bora’nın eniştesiydi.

    Dr. Hasan Ragıp Erensel, 6 Ocak 1953’te bir kalp krizi sonucu Ankara’da hayata gözlerini yumdu. Öldüğü zaman dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın özel doktorluğunu yapıyordu. Naaşı Ankara Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi. Dr. Hasan Ragıp Erensel’in eşi Fahriye Hanım da bir süre sonra vefat etti. Dr. Ferhan Erensel, 13 Mart 1981 tarihinde vefat etti. Daha sonra da diğer oğlu hayata gözlerini yumdu.

    Dr. Hasan Ragıp Bey’i Atatürk, çok severdi. Dr. Ragıp Bey, Bektaşi’ydi. Pek çok Bektaşi babasını Atatürk’e tanıştıran da oydu. O, Bektaşilerin Kurtuluş Savaşı’na Atatürk’e destek vermesinde de önemli katkılar sağladı. Yakup Kadri Karaosmanoğlu “Nur Baba” adlı bir eser yazmış ve Bektaşiler hakkında yanlış anlaşılmalara sebep olabilecek cümleler kullanmıştı. Mustafa Kemal, Dr. Ragıp Bey’e Bektaşi şeyhlerinden Ali Nutki (Nur Baba) Baba’yı ve Haydar Baba’yı Çankaya’ya davet etmesini söyledi. Saat gece yarısına yakındı. Bir süre sonra Yakup Kadri Bey geldi. Salona girince Nur Baba’yı Atatürk’ün yanında görünce çok şaşırdı. Atatürk selamını alıp ona: “Şuraya oturun” diyerek bir yer gösterdi. Hiç kimse Yakup Kadri’ye tek kelime söylemiyordu. Atatürk uzun zaman onunla bir daha ilgilenmedi. Neden sonra, birdenbire Yakup Kadri’ye Ali Nutkî Baba’yı göstererek: “Tanır mısınız?” Dedi. O da: “Evet, efendim babamdır” diye cevap verdi. Atatürk Yakup Kadri’ye: “Nur Baba adlı romanınız Ali Nutkî Baba’yı üzmüş olacaktır. Gerçi tanınmış bir edibin (yazarın) eserine ben de konu olsam kızmazdım. Ama yine de kalk ve babanın elini öp” diye buyruk verdi. Salonda çıt çıkmıyordu. Ali Nutkî Baba’nın ince zekâsı burada derhal işledi ve Yakup Kadri’yi bu sıkıntılı durumdan kurtarmak için fevkalade bir jest yaptı. Derhal Atatürk’e hitaben: “Muhterem Gazi Hazretleri… Bizde usuldür, önce babalar evlatlarını alnından öperler. Lütfen müsaade buyurunuz da bendeniz önce uzun süredir görmediğim ve şimdi sayenizde kendisine kavuştuğum bir evladımın alnından öpeyim” dedi. O sırada yanına gelmiş olan Yakup Kadri’ye doğru bir adım atarak, onu usulüyle kucakladı. Niyazlaştılar ve alnından öptü. Böylece, kendisine acı bir oyun oynamış bir evladı olmasına karşın, büyük bir huzurda (Atatürk’ün huzurunda) ve tanıdıkları arasında onun gurur ve onurunu korudu. Bu manzaradan Atatürk çok duygulandı ve bana dönerek; “Ragıp, İstiklâl Savaşı başlarında sizinkiler Pîr Evi (Hacıbektaş İlçesi’ndeki dergâh)’nde bana mutluluk gözyaşı döktürmüştü. Şu anda aynı zevk ve heyecanı yaşadım. Bektaşî Dergâhlarını zamanın gereklerine uygun bir şekilde, yine irfan yuvası olarak canlanacakları, elverişli ortamı bekliyorum” müjdesini verdi. Zamanı gelince Atatürk, her zaman yaptığı gibi, iki elini birden kaldırarak, avuçlarını masaya vurdu. Bu vuruş, artık dağılın işareti idi. Herkes birer birer onun elini öpüp çekildi. Yakup Kadri de gitti. Atatürk Ragıp Bey ve çağırdığı misafirlere beklemelerini işaret etmişti. Atatürk; “Ragıp senden bir ricada bulunacağım, bu akşam konuklarını burada yatırmama müsaade et. Gel beraber onlara yatacakları yerleri gösterelim dedi. Onları odalarına değin birlikte götürdük”

    Dr. Hasan Ragıp Bey’le Mustafa Kemal arasında Çanakkale Savaşları sırasında başlayan dostluk ve sevgi cumhuriyet döneminde de devam etmişti. Bugün Dr. Ragıp Bey’in eşinin Gelibolu Yarımadası’ndaki mezarını her yıl binlerce kişi ziyaret etmektedir. Gerçek ismi “Erika” olmasa da ona karşı saygısını “Ana Hatun” olarak göstermektedir.

    Dr. Mithat Atabay

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Dec 2016
    Cinsiyet
    Erkek
    Mesaj
    5
    Rep Gücü
    2

    Cevap: Çanakkale şehitliğinde Alman Hemşirenin mezarı

    Hımmm çok faydalı bir bilgi için teşekkürler. doğrusu bunu bilmiyordum ve öğrenmiş oldum...

Yukarı Çık