Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Entartete Kunst

    Merhaba!

    Entartete Kunst -Dejenere Olmuş Sanat



    " Sanat Bolşevizmi artık sona eriyor...
    Bugün sizlere kesin ve geriye dönüşü olmayan kararımı açıklamak istiyorum. Politik kargaşa nasıl giderildi ise, Alman sanatındaki yozlaşma aynı şekilde önlenecektir."
    Adolf Hitler (Alman Sanat Evi Açılış Konuşması'ndan: Münih, 1937)


    Bir politik ideolojinin sanat üzerindeki en acımasız etkinliğini sanırım ki en fazla Hitler döneminde açılan "Entartete Kunst" (Dejenere Olmuş Sanat) Sergisi gözler önüne seriyor. Sanatsal özgürlüğün ideolojinin acımasızca saldırısına uğrayışını, sanatın alay edilerek aşağılanışını, sanatçıya açıkça saldırıyı, meydan okumayı simgeliyor "Entartete Kunst". Bu ideolojik saldırganlık nereden kaynaklandı ve sonunda neler kaybedildi?... Bu soruyu yanıtlayabilmek için Hitler dönemindeki siyasal ve sosyokültürel olguları kısaca gözden geçirmek gerekiyor.



    - 1927'de Rosenberg "Alman Kültürü İçin Savaş Birliği"ni kurdu. "Entartete Kunst" ve "Entartete Musik" (Dejenere Olmuş Müzik) broşürleri halka dağıtılmaya başlandı. "Müzikal Bolşevizm" sloganı altında dejenere olmuş besteciler seçiliyordu. Stravinsky, Berg, Hindemith, Schönberg, Hugo Hirsch, Victor Hollaender, Rudolf Nelson ve diğerleri... Caz müziğine "Entartete Musik" damgası vurulurken, bazı operalar "Müzikal Bolşevik" adı altında eleştiriliyor ve yasaklanıyordu. Stephan Zweig'ın yazmış olduğu "Schweigsame Frau" (Suskun Kadın) adlı opera tekstini bestelediği gerekçesi ile ünlü besteci Richard Strauss Berlin Operası'ndan uzaklaştırılıyordu, çünkü Stephan Zweig Musevi idi. - 1929'dan beri avangard sanata karşı bazı küçük lokal gruplar "Germen Kültürü'ne Karşı Suç" sloganı altında birleşerek avangard sanatı eleştiriyorlardı.

    Ressam ve sanat yazarı Wolfgang Willrich'in "Sanat Abidesini Temizle" adlı broşürü ise o dönemde Nazilere yalnızca "Entartete Kunst" fikrini vermekle kalmamış, Alman milli sanatının belirleyici formunu sosyal arenada da duyurmuştu. Görüldüğü gibi nasyonal sosyalistlere ilk uyarının sanatçılardan gelmesi oldukça şaşırtıcı...

    -12 Mart 1933'de Joseph Goebbels "Nasyonel Aydınlatma ve Propaganda" Bakanlığı'na getirildi. Baskı sonucu ünlü mimar Gropius ve soyut sanatın öncü ressamlarından Kandinsky ve Klee Almanya'yı terketti.

    "Alman Ruhuna Aykırı" gerekçesi ile çok sayıda kitap yakılarak imha edilirken, öğretim üyeleri de sanat eğitim kurumlarından azledilmeye başlandı.

    Kübist, Ekspresyonist, Sürrealist sanatçılar saldırıya uğruyor, popüler "Brücke" (Köprü) grubu üyeleri Kirchner, Emil Nolde, Rottluff ve Bauhaus sanatçıları acımasızca eleştiriliyordu. Öncelikle saf Alman ırkından olmayan resmi görevliler sanat kuruluşları ve eğitim kurumlarından uzaklaştırıldı. Nolde bile Nasyonel Sosyalist Partisi'ne ilk katılanlar arasında olmasına rağmen "dejenere" olarak aşağılanıyordu. Willi Baumeister ve Beckmann Frankfurt Devlet Okulu'ndaki görevlerinden uzaklaştırıldı. Bunu Otto Dix, Paul Klee ve Max Pechstein'ın Dresden, Düsseldorf ve Berlin akademilerinden atılmaları izledi. Berlin'deki Prusya Akademisi ise Ernst Barlach, Rudolf Belling, Otto Dix, Ludwig Gies, Karl Hofer, Oskar Kokoschka, Kaethe Kollwitz, Max Liebermann, Ludwig Mies von der Rohe, Pechstein ve Bruno Traut gibi değerli öğretim üyelerinden yoksun kaldı. Oysa bu grupta yalnızca Liebermann Musevi idi, "Entartete Kunst" sergisinde ise 6 Musevi sanatçı yer alıyordu. Berthold Hinz'in 1979'da açıkladığı bir görüşe göre de Albert Einstein'ın "20. yüzyılın Sanatı" adlı eseri nasyonal sosyalistlerin "Modern Sanat" yargısına rehber olmuştu...

    -1934'de Kokoschka Prag'a kaçtı ve antifaşist "Kokoschka Derneği"ni kurdu. 4 Eylül'de Hitler, Nürnberg parti toplantısında her iki sanatı da şiddetle cezalandıracağını vurguladı: Modernizm ve tradisyonel, rasyonel sanat... Aynı yıl Sovyetler Birliği'nde "Sosyal Realizm" milli sanat stili olarak açıklanıyordu...

    -1936'da Folkwang (Essen) Devlet Müzesi'nin Nazi Direktörü, Kandinsky'nin ilk soyut örneklerinden ünlü "Improvisation 1912" adlı tabloyu sattı, kendi değimi ile müzeyi Kandinsky'den temizledi. Berlin Sanat Galerisi'nin "Modern Sanat" Bölümü kapatıldı.



    -17 Temmuz 1936'da Heinrich Himmler Alman Polis Teşkilatı'nın başına getirildi. "SS" (Schutzstaffel Elite Dienst) Goebbels "Sanat Kritiği"ni yasakladı.

    Fransa'ya kaçan sanatçılar "Alman Sanatçılar Birliği"ni kurdular. (Paris, Fransa) Max Ernst, Otto Freundlich gibi ünlü sanatçılar derneğe üye oldular.

    -1937'de "Reich" Güzel Sanatlar Odası Başkanlığı'na Ziegler getirildi. 30 Haziran'da kendisine Hitler tarafından Goebbels kanalı ile şöyle bir emir geldi: "Dejenere olmuş sanat örneklerini Alman müzelerinden temizleyin ve bir ibret sergisi için ayrılmasını/sağlayın."

    Modern Sanat, Naziler tarafından "hasta" olarak nitelendirilirken, diğer yandan Bolşevik ve anarşistlerin politik arenasına taşınmak isteniyordu. Modernistlerin Avrupa kültürüne aykırı bir primitif sanatı yansıttıkları vurgulanarak spontane çocuk resimleri, ya da akli dengesi bozuk, özürlü kişilerin ürünlerini andırdıkları iddia ediliyordu.

    -18 Temmuz 1937'de Nazilerin inşa ettiği Alman Sanatevi'nin açılışı "Büyük Almanya" Sergisi ile yapıldı. Hitler'in o günkü ünlü açılış konuşması ise dejenere sanata karşı acımasızca bir temizlik savaşını başlatma mesajını veriyordu.

    -19 Temmuz 1937'de, Ziegler "Entartete Kunst" sergisini Alman Sanatevi karşısında "Hofgarten"de açtı. Açılış gününde sergide eserleri yer alan sanatçılardan Beckmann, Feininger, Kirchner ve Schwitters Almanya'yı acilen terk ettiler. Ağustos-Kasım ayları arasında 5.000 resim ve heykel, 12.000 grafik çeşitli müzelerin elinden alınarak Berlin'de bir depoya taşındı. 18 Ekim'de Laszlo Moholy Nagy Chicago'da "New Bauhaus" ekolünü açtı. 1939'da Kokoschka Londra'da "Serbest Alman Kültür Birliği"ni kurdu. 100'ün üzerinde mülteci sanatçı derneğe üye oldu. Bu tür girişimlere Naziler'in yanıtı ise çok acımasızdı. 1939 yılında Goebbels tarafından "süprüntü" olarak adlandırılan 100'lerce değerli sanat eseri Berlin'de yakılarak imha edildi. "Entartete Kunst" sergisinde halka ibret olarak gösterilen eserler yalnızca Eisberg'in su üstünde yüzen bölümünü içeriyordu, oysa Nazi Sanat Komitesi tarafından "dejenere" damgası vurulan ve gasp edilen sanat eserlerinin sayısının 16.000'in üzerinde olduğu sanılıyor.

    “Entartete Kunst" Sergisi

    32 Alman devlet müzesinin elinden alınan 650 paha biçilmez sanat eseri ilk kez 1937 yılında Münih'de sergilendikten sonra 3 yıl süre ile Almanya ve Avusturya'da gezdirildi. Sergiye giriş ücretsizdi. Her gün binlerce kişi tarafından izleniyor adeta halkın hücumuna uğruyordu, öyle ki ilk 15 günde 36.000 kişi gezmişti. Böylece "Entartete Kunst" çağımızda hiçbir Modern Sanat sergisi ile kıyaslanmayacak kadar büyük popülariteye sahip olmuş oluyordu. Serginin kendisi kadar "Dejenere Olmuş Sanat Sergisi Rehberi" adını taşıyan sergi katalğu da ilginçti. Sergilenen eserler aşağılanırken, zaman zaman Adolf Hitler'in Alman Sanat Evi açılış konuşmasından pasajlara yer veriliyor ve sanatçılar Bolşevik olmakla suçlanıyordu. Adeta avangard sanatı imha etme motivasyonunu taşıyan katalogda Nazilerin sanat ütopyasına yer veriliyor, ideal Alman sanatının kriterleri çizilmek isteniyordu. Sanki Almanya çağın gerisinde kendisi için ideal sandığı bir sanatı arıyordu, belki de onu antik çağda bulmayı düşünüyordu.

    Aşağıda "Reich" Propaganda Başkanlığı Kültür Dairesi Başkanlığı tarafından bastırılan sergi kataloğundan bazı ilginç yazılara yer vermek istiyorum: Serginin düzenlenme nedeni söz konusu katalogda şöyle açıklanıyor: "Entartete Kunst Sergisi neyi amaçlıyor?"

    -Yeni bir çağın başlangıcında, geçmiş yıllarda yaşanan kültür parçalanmasının tüyler ürpertici son sermayesi hakkında Alman halkına genel bir fikir vermek.

    - Halkı sağduyuya davet ederek sanat yozlaşmasının olup olmadığını hala tartışmak isteyen yazar ve sanatçıların gevezeliğine ve saçmalıklarına son vermek.

    -Bu sanat dejenerasyonunun bir takım delilikler, budalalıklar ve aşırı cesur deneyimlerden daha büyük sorun teşkil ettiğini vurgulamak. Kanımızca avangard sanat nasyonal sosyalizm olmasa bile ölüme mahkum olurdu.

    -Burada söz konusu olan, sanatta beklenen olağan değişim değil, sanatın özüne ve gelişmesine planlı bir darbenin atılmasıdır.

    -Politik ve kültürel anarşinin aynı kökenden olduğunu vurgulamak ve sanat bolşevizmini açığa çıkarmak.

    -Sanatı parçalayan güçlerin hangi ideolojik, politik, ırkçı ve ahlaki hedefler peşinde olduklarını göstermek.

    -Ayrıca bilinçli güçler tarafından başlatılan bu dejenerasyonun tarafsız taklitçilere hangi boyutlarda sirayet ettiğini göstermek. Bunların bazıları çok daha önceden, bir kısmı da sonradan yeteneklerini ispatlamış olmalarına rağmen Musevi ve Bolşevizm curcunasına katılacak kadar insafsız ve karaktersiz olduklarını yeterince göstermişlerdir.

    -Birkaç Musevi ve Bolşevik sözcünün yönlendirdiği gelişimin ne denli tehlikeli olduğunu vurgulamak, Bolşevik parti politikasına yakın görüşte olan bazı kişilerin nasıl anarşist ve Bolşevik planların içine çekildiğini açıklamak.

    -Bu sergi, ayrıca şunu vurgulamak istiyor: Bu sanat soysuzlaşmasına neden olanların, daha sonraları ortaya çıkıp da "masumiyetlerini" ispata kalkışmaya hiç hakları yoktur.

    -Yapıtların altındaki her imzanın komünist partisine üye olduğunu savunmak istemiyoruz.

    -Bu sergi, adı geçen kişilerin önceden daha değişik eserler yapıp yapmadıklarını sorgulamıyor, ancak onların Alman sanatına yönelik ve bolşevik saldırıları sırasında Alman sanatını parçalamaya, yozlaştırmaya çalıştıklarını vurgulamaktan da kaçınmıyor.

    -Sergilenenler arasında Musevi dostlarıyla beraber yurt dışına çıkmamış olan ve Alman kanından gelenlerin, yeni ve sağlıklı bir yaratıcılığın temelini oluşturmak için şerefli bir şekilde savaşmalarını da engellemek istemiyoruz.

    -Bu sergi, karanlık geçmişli kişilerin yeni devi etimize ve geleceği güçlü halkımıza, kendilerini "3. İmparatorluk Sanatının Bayraktarları" olarak tanıtmalarını engellemek mecburiyetindedir.

    Gençsanat, Aralık 1998

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Sergi Bölümleri

    Birinci bölümde "zanaat" çıkışlı Barbar Sanatı hakkında genel bir fikir edinmek mümkündür. Form ve renk unsuru bozukluğu ile plastik sanatlar renk ilkelerinin bilinçli olarak saygısızca çiğnendiğini görüyoruz. Konu seçiminde egemen olan bariz aptallık ve izleyicinin etik değerlerini zedeleyici imajlar kayda değer.

    İkinci bölümde dinsel temaları içeren resimler gruplandırılmıştır. Musevi basını bir zamanlar bu korkunç resimleri "Alman Dinciliğinin Dışavurumu" olarak nitelendiriyordu oysa bu tablolara bakıldığında dini imajın bozulmak istendiğine gerçekten tanık oluyoruz. Hayret verici bir nokta da, bu eserlerde "Musevilerin Tevrat"ındaki efsanelerde bile rastlanması mümkün olmayan gayri ciddi görüntülerin resmedilmiş olduğudur.

    Üçüncü Bölüm'de gösterilen grafik eserler, sanatsal yozlaşmanın ardındaki gizlenen politik amaçların gerçek kanıtlarıdır. Sanatsal anarşi yöntemleri ile gerçekleştirilen politik anarşi burada övgü ile vurgulanmaktadır. Bu gruptaki her resim, Bolşevizm zihniyeti ile halkı sınıf savaşına kışkırtmaktadır. Bu nedenle kişi, kaba güç eğilimli proleter sanat ile güçlendirilmeye çalışılmakta, mücadelenin sonuna kadar köleliğin ruhsal zincirine bağlanmaya zorlanmaktadır. İşçiler ve işçi çocukları, solgun yüzlerinde taşıdıkları acılı ifadeler ile izleyiciye bakıyorlar. Resimlerde kapitalistler ve avantacılar da tanımlanıyor. Yaratıcı insanın yoksulluğuna meydan okurcasına alaycı bir tutum takınan kasaplardan banka sahiplerine kadar halkı köleleştirenler, hor görenler sergileniyor. Burada özellikle belirtmek istediğimiz bir husus da, sınıf savaşçısı ressamların, Musevi sanat tüccarlarının bu proleterya sanatından sağladıkları küçümsenmeyecek miktarlardaki maddi kazançları adeta umursamamış olmalarıdır.

    Dördüncü Bölüm'de de politik eğilimin belirginliği gözlemleniyor. Sanat, zorunlu askerlik hizmetine karşı çıkan Marksist propagandanın emrine girmiş bulunuyor. Amaç açıkça belirtilmiş: Asker, izleyiciye adeta bir katil veya anlamsız bir savaş kurbanı olarak sunulmaktadır. Her şeyden önce halkın, askeri gurur, cesaret, kahramanlık ve fedakarlığa karşı köklü saygısının tüm olarak yitirilmesi amaçlanmaktadır. Böylece bu bölümdeki resimlerde iticilik uyandıran savaş malullerini, kurnazca resmedilmiş toplu mezarları, Alman askerlerinin ise budala, basit erotik hovardalar veya ayyaşlar olarak bilinçli bir şekilde tanımlandığını görüyoruz. Sadece Museviler değil, savaş vahşetinin alçakça propagandasını yapan bu kötü, cılız eserleri üreten ve foyaları daha önceden ortaya çıkmış Alman sanatçılar da Alman Kültür Tarihi'nde bir kara leke olarak kalacaklardır.

    Serginin beşinci bölümü sanat yozlaşmasının ahlaki yönünü yansıtıyor. Buradaki ressamlar için tüm dünyanın büyük bir fuhuş yuvası olduğu açıkça görülüyor. İnsan figürleri ise fahişe ve belalılardan oluşuyor. Bu boyalı pornografide öyle resimler vardı ki kadınlarımızın da sergiyi gezecekleri göz önünde bulundurularak sergi bünyesinden çıkarılması gerekti. Henüz daha birkaç yıl öncesine kadar Heinrich Brüning iktidarı döneminde bile engellenemeyen, "Sanat ve Özgürlük" parolası altında faaliyet gösteren, insanın temel içgüdülerine yönelik böylesine akıl almaz seviyesizlik ve ahlaksızlıkların bugünkü Alman halkı tarafından onaylanması mümkün değildir. Serginin bu bölümünde de yoz sanat pisliklerinin Marksist eğilimi açıkça belirginleşiyor. Çoğu kez, hovardaların varlıklı sınıfı temsil ettikleri, fahişelerinin ise açlık ve yorgunluktan arka planda sürünen halk figürüne aykırı düştükleri gözlemleniyor. Diğer resimlerde ise idealize edilmiş fahişeler, halk kesimindeki kadınlara tezat teşkil edercesine saygınlık kazanmış bulunuyor. Bu sanat yapımcıları namuslu kadını aşağılayarak karakterize ediyor. Kısacası... Bu bölümde tüm duvarlarda Bolşevizm haykırıyor.

    Altıncı Bölüm'de eserlerin çoğunda "Entartete Kunst"un Marksist ve Bolşevik ideolojinin hizmetine sunulduğunu görüyoruz. Sanatçıların amacı şudur:

    Planlı bir şekilde ırk şuurunu yoketmek... Bundan önceki bölümde fahişe, ahlaki bir ideal olarak ortaya çıkarılmıştı, burada ise Modern Sanat'ın ırk ideali olarak zencileri ve Hint adaları vahşilerini görüyoruz. Bu sanat eserlerini yaratanların Almanya'da ya da Avrupa'da yaşadıklarına ya da önceden yaşamış olduklarına inanmak mümkün değildir. Bu arada vurgulamak gerekir ki bu zenci sanatı zencilerin bile yadırgamayacağı kadar barbardır.

    Yedinci Bölüm'de bir zamanlar "Modern Sanat" diye adlandırılan akımın tamamen özel bir zihinsel idealin peşinden koştuğunu görüyoruz. "İdiolar, geri zekalılar ve spastikler." Otoportrelerde bile debil suratlı figürler açıkça görülüyor. Bu tarz figürlerin diğer eserleri de etkilediği ve taklitçiliğin yaygınlaştığı gözlemleniyor. "Modern Sanat"ı aptal görünümlü her suratın etkilediği ve özellikle motive ettiği görüşü kesinlik kazanıyor. Serginin bu bölümünün plastik, grafik ve resim yönünden bu kadar geniş kapsamlı oluşu başka türlü açıklanamazdı. Resmedilen insan figürleri adeta gorili andırıyor. Çizilen bu portrelerin yanında Taş Devri mağaralarındaki insan figür denemeleri bile adeta başyapıt niteliğini taşıyabilir, fakat bu ürpertici parçalar için bile birkaç yıl öncesine kadar yüksek fiyatlar talep edilmiş ve ödenmiş olduğu da bir gerçektir..

    Sekizinci bölümde yalnızca Musevilerin eserleri teşhir edilmektedir. Yanlış yorumlara neden olmamak için Musevilerin ürettiği sayısız kötü yapıttan genelde küçük bir bölümün örnek olarak seçilmiş olduğunu vurgulamak istiyoruz. Bu özel taltif, yoz sanatın Musevi sözcüleri, tüccarları ve teşvikçilerinin göstermiş oldukları büyük hizmetlerin hakkını yeterince veriyor kanısındayız. Burada Musevi Freundlich'in hayal ettiği "Yeni İnsan" (Der Neue Mensch) adlı yapıt bulunmaktadır. Ayrıca orada burada sarkıp duran plastik parçaları ve resim sanatı berbat örnekleri karşısında söyleyecek söz bulamıyoruz...

    Serginin en geniş kısmını içeren dokuzuncu bölüme ancak şu ad verilebilir: "Eşsiz Delilikler". Tüm "İzm'lerin" bir kesiti niteliğini taşıyan hayali yapıtların üreticileri arasında Flechtheim, Wollheim ve John Forten'i görüyoruz. Bu ürpertici grubun uzun süre bu tür sanatı teşvik ettiğini ve ticaret yaptığını biliyorduk. Fırça veya kalemi ellerine aldıklarında hasta beyinlerinin ne düşlediği bilinmeyen bu kişilerin resimlerini anlamak kesinlikle mümkün değildir. Bir tanesi çöp kovasından dökülenler ile resim yapmakta idi. Bir diğeri büyük beyaz zemin üzerinde birkaç siyah çizgi ve tahta parçası ile yetiniyordu. Üçüncüsü ise ilham gelmiş, 2 metrekarelik tuvale birkaç daire çiziyordu. Bir dördüncü de arka arkaya 3 otoportresi için 3 kg . boya harcıyordu, çünkü henüz daha kendi kafasının yeşil veya kükürt sarısı, yuvarlak veya

    köşeli, gözlerinin kırmızı ya da gök mavisi veya başka bir renk olduğuna kendi kendine bir türlü karar veremiyordu. Deliliğin bu aşamasında sergi izleyicilerine sadece baş sallayıp gülmek düşüyor.

    Tabii sebepsiz yere değil... Ama eğer söz konusu sanat eserlerinin terkedilmiş atölyelerin tozlu köşelerinden değil de sanat koleksiyonlarından ve Almanya'daki büyük şehir müzelerinden getirtildiği göz önünde bulundurulursa ve bu eserler bizim iktidarımızda bile asılı kaldıysa ve hayretler içinde kalan sanat dünyasına hala sunulmakta ise, artık bunlara gülünemez... Ancak Almanlar gibi dürüst ve terbiyeli bir halkı alçakça istismar eden bu sanatçılara karşı şiddetle savaşmak gerekir.

    Sanat Bolşevizmi Sona Eriyor, Adolf Hitler'in Alman Sanatevi Açılış Konuşması:

    "Bugün sizlere kesin ve geriye dönüşü olmayan kararımı açıklıyorum: Alman Sanat hayatındaki bozukluklar aynen politik kargaşada olduğu gibi temizlenecektir...

    Kendi başlarına anlaşılamayan sanat eserlerinin var oluşlarını ispatlamak için özel açıklamaya gerek duyuluyorsa ve hala çekindikleri için bu kadar aptal ve ahlaksız saçmalıkları sabırla onaylayanlar varsa, şu andan itibaren Alman halkı tarafından dışlanacaklardır. Tüm bu aptalca ve gerçek dışı saçmalıklar "İç Yaşantı", "Güçlü Bir Zihniyet", "Kuvvetli Bir Arzu", "Geleceğe Dönük İzlenimler", "Kahraman Bir Tutum", "Anlamlı Hissediş", "Yaşanmış Zaman Düzeni", "İlkel Kökenli" gibi saçma sloganlar başarısız ve değersiz sanat eserleri için özür kavramları olamaz. Bir kişinin güçlü arzusu veya iç yaşantısı varsa, bunu eseri ile dışa vurması gerekir, gevezelikle değil. Bizleri istemek değil yalnızca başarmak ilgilendirmektedir. Ancak gerçekten başarabilenler geleceğin sanatında yer alacaklardır. Ne istediğini bilmeyen gevezelerin çalışmaları sonuçsuz kalır. Eğer bu gevezeler kendilerini yeni devrin sanat temsilcileri gibi görerek eserlerini çekici kılmak istiyorlarsa, o zaman onlara şunu söylemek gerekiyor: "Sanat yeni dönemler üretmiyor, ancak ülkelerin genel yaşamlarını yeniden yapılandırmalarından dolayı yeni sunuşlar arıyor". Son dönemlerde gündeme gelen "Yeni Sanat" çağdaş Almanya tarafından kesinlikle anlaşılamamaktadır. Yeni bir çığır açanlar edebiyatçılar değil, savaşanlardır, halkı yönlendiren ve tarihi yazanlardır. Söz konusu zavallı çılgınları bunlara dahil etmek mümkün değildir.



    On bin ya da yirmi bin yıl önce bir mağara adamı tarafından bile üretilebilecek eserleri günümüzde devam ettirmek yüzsüzlük, ahlaksızlık, hatta anlaşılması güç bir aptallıktır. Sanatın primitifliğinden bahsediliyor, bu arada sanatın gerçek işlevi tamamen unutuluyor. Sanatın amacı ilerlemekte olan halkın gerisinde kalarak uzaklaşmak değil, ileriye doğru canlı bir atılımı sembol ize etmektir.

    Şimdiki çalışmalarımız yeni bir insan tipi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Halkımızı yüceltmek, erkeklerimizi, çocuklarımızı, kadınlarımızı daha sağlıklı ve güçlü kılmak, güzelleştirmek için birçok alanda olağanüstü gayret sarf edilmektedir ve bu güçlü motivasyondan yepyeni bir yaşama sevinci doğmaktadır. İnsanlık, dış görünümünde ve iç duygusal yaşamında Antik Çağ ile bu kadar yakın olamamıştı. Spor, yarışma oyunları milyonlarca genç vücudu çelikleştiriyor ve belki de binlerce yıl dikkatlerden kaçan bu yücelen fenomeni gözler önüne seriyor. Görkemli bir insan tipi yetişiyor öyle ki, onun yüksek performansını ancak şöyle dile getirmek mümkün: "Zor günlerin ardından kazanılmış başarılı şenlikler..."

    İlk kez geçen yıl tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştirilen olimpiyat oyunlarında büyük gururla izlediğimiz bu sağlıklı bedensel gücü taşıyan yüce insan tipi çağımızın tipidir. Oysa sizler...

    Sizler Prehistorik sanat kekemeleri... Peki sizler ne üretiyorsunuz? ... Spastik, özürlü bedenler, idiolar, zihinsel özürlüler, itici kadınlar, insandan çok hayvanı çağrıştıran adamlar, adeta "Tanrı'nın gazabına uğramış" çocuklar... İşte zamanımızın en zalim sanatçıları bunları sizlere çağdaş sanat ürünleri olarak sunma cesaretini gösteriyorlar. Aslında çağdaş sanata yalnızca zamanımızın yapılandırdığı gerçek, güçlü insan tipinin damgasını vurması gerekirdi.

    Bu tür sanatçıların gerçek objeleri resmettikleri tarzda algılayabildikleri söylenemez. Gönderilen resimler üzerinde yaptığım incelemelerde belirli kişilerin göz algılamalarının özürlü olduğunu, objelerin deforme edilerek algılandığını ve resmedildiğini gözlemledim. Halkımızın güçlü figürlerinin zihinsel özürlüler gibi yansıtıldığını izledim. Bunlar belki de kendi söyledikleri gibi çayırları mavi, gökyüzünü yeşil, bulutları kükürt sarısı olarak algılıyor veya hissediyorlar. Ben söz konusu kişilerin gerçekten böyle görüp görmedikleri tartışmasına girmek istemiyorum, fakat Alman halkı adına bu görme özürlü zavallı bahtsızların yanlış izlenimlerini sanki gerçekmiş gibi zorla empoze etmeye çalışmalarını veya bunları sanat eseriymiş gibi sunmaya kalkışmalarını tamamen yasaklamak istiyorum...



    Hayır, burada yalnızca iki olasılık var... Eğer söz konusu sanatçılar objeleri gerçekten böyle görüyor ve bundan dolayı yaptıkları figürlerin gerçek olduğuna inanıyorlarsa, göz bozukluklarının kalıtımsal olup olmadığının muayene edilmesi gerekir. Söz konusu sanatçılardaki göz bozuklukları fizyolojik olarak sonradan oluşmuşsa bu bahtsızlara ancak acımak gerekir, eğer doğuştan ise durum Alman İçişleri Bakanlığı'nı doğrudan ilgilendirir ki bu şartlar altında kalıtımsal göz bozukluğunun gelecek nesillere sıçramasını önlemek için kesin önlemlerin alınması zorunludur. Veya bu kişiler objelerin gerçek görünümü reddederek başka nedenlerden dolayı realiteyi çarpıtıyorlarsa, o zaman bu durum ceza hukukunu ilgilendirir. Beni bundan sonra bu sözde sanatçıların yumurtladıkları yumurtaları kendi aralarında karşılıklı gagalamaları hiç ilgilendirmiyor. Çünkü sanatçı sanat için yaratmaz, diğer kişiler gibi halk için yaratır.

    Ve bizler de şu andan itibaren halkımızın kendi sanatını sahiplenmesi için var gücümüzle gayret sarf edeceğiz."

    ADOLF HITLER

    Asrımızın bu en ilginç sergisi 1991'de Amerika'da "Los Angeles County Museum of Art"da yeniden açıldı. Bu kez sergi "Entantete Kunst, Nazi Almanya'sında Avant-Garde'ın Alın Yazısı" adını taşıyordu. Alman Sanat Vakfı'nın destek ve katkılarıyla Lufthansa Hava Yolları eserlerin taşınmasını üstlendi. Sergi gezdirilerek "The Art Institute of Chicago" ve "Smithsonian Institution", "International Gallery" ve Berlin'de "Altes Museum"da 1992 yılında gösterildi. Geriye dönüp 1937 yılındaki eserlerin akıbetini düşündüğümüz zaman, şüphesiz ki ünlü "Fischer Müzayedesi" gündeme geliyor...

    Fisher Galerisi Müzayedesi

    1938 İlkbaharında Naziler, kendi değimleri ile "Sanat Pisliği"ni İsviçre'nin Lucern şehrindeki Fischer Sanat Galerisi'nde müzayedede satarak paraya çevirmeyi tasarladılar. Bu müzayede çağımız Modern Sanat müzayedelerinin mihenk taşı niteliğini taşımaktadır, belli ki satışa sunulan eserler en üst kalitede, paha biçilmez sanat ürünlerinden oluşmaktaydı.

    "Reich Güzel Sanatlar Odası" müzayede kataloğunun basımını üstlendi. Fischer tüm eser satışlarından % 15 komisyon alacaktı, ancak en önemli 6 sanatçı hariç... Gauguin, Van Gogh ve 4 Picasso tablosu üzerinden ise %6...

    Fischer, 24 Ekim 1938'de "Bank of Switzeriand" garantisi altında müzayedede yer alacak eserlerin sigortalanarak Berlin'den İsviçre'ye transferine hazır olduğunu Almanya'ya bildirdi. Nazilerin kurmuş olduğu satış komisyonu "Entartete Kunst" Sergisi'nden sonra Niederschönhausen Sarayı'nın deposuna kaldırılan 62 eserin de sergide yer alacağını bildirdi. Anlaşma gereği eserlerin yalnızca %40'ı katalogda gösterilecek, komisyonun onayı dışında hiçbir eser müzayedeye dahil edilmeyecekti. Yalnızca Burlington Magazine (Londra, İngiltere), the Gazette deI'Hotel Drouot (Paris, Fransa) ve Art News (New York, ABD)'da müzayede duyurulacak, satılamayan eserler 3 hafta içinde Berlin'e teslim edilecekti.

    26 Nisan'da 108 resim ve 17 heykel Almanlar tarafından İsviçre'ye gönderildi. 30 Haziran'da galerici Fischer "Grand Hotel National" Salonunda 3 saatlik satışı başlattı. Salonu 350 kişi doldurmuştu. Aralarında İsviçreli koleksiyonerler, New York, ABD'li galericiler, müze küratörleri, Alferd Frankfurter, Joseph Pulitzer, Pierre Matisse gibi ünlülerin bulunduğu katılımcılar uzun süre çekişti. Sanat eserlerini satın alanlar koleksiyonlarını büyük ölçüde zenginleştirmenin yanı sıra bu değerli ürünleri muhtemel bir saldırıdan kurtararak dünya sanat tarihine kazandırmış oldular. Basel, Berlin, Bern, Bremen, Brüksel, Massachusetts, Cincinnati, Duisburg, Hagen, Halle, Minneapolis, Saint Louis ve Zürich'e dağılan bu paha biçilmez eserlerin tümünün en büyük ayrıcalığı ise çok özel ve ilginç bir kökeni paylaşmalarıydı. Modern Sanat ise, bir ideolojiden acımasızca gelen darbelere karşın kendi coşkusundan bir şey yitirmeden sanat tarihi içinde layık olduğu yeri özgürce korumayı başardı, bu da sanatın en saldırgan politik güç karşısında bile evrensel üstünlüğünün kanıtıydı... Politik ideolojinin bir sanat ekolüne karşı ölüme mahkum edercesine saldırganlaşması, acımasızca meydan okuyuşu, o ideoloji ile birlikte öldü, sanatsal değerler ise tarihin adil akışı içinde gerçek yerini buldu.



    "Entartete Kunst" Sergisine Katılan Sanatçılar:

    Jankel Adler, Ernst Barlach, Rudolf Bauer, Philipp Bauknecht, Otto Baum, Willi Baumeister, Herbert Bayer, Max Beckmann, Rudolf Belling, Paul Bindel, Theo Brün, Max Barchatz, Fritz Burger, Paul Camenisch, Heinrich Campendonk, Karl Caspar, Pol Cassel, Marc Chagall, Louis Corinth, Heinrich Dauringhausen, Walter Dexel, Johannes Diesner, Otto Dix, Hans Christoph Drexel, Johannes Driesch, Heinrich Eberhard, Max Ernst, Hans Freibusch, Lyonel Feininger, Conrad Felixmüller, Otto Freundlich, Xaver Fuhr, Ludwig Gies, Werner Gilles, Otto Gleichmann, Audolph Grossman, George Grosz, Hans Grundig, Richard Haizman, Raoul Hausmann, Guido Hebert, Erich Heckel, Wilhelm Heckrott, Jacoba van Heemskerck, Hans Siebert von Heister, Oswald Herzog, Werner Hauser, Heinrich Hoerle, Karl Hofer, Eugen Hoffmann, Johannes ltten, Alexej von Jawlensky, Eric Johanson, Hans Jürgen Kallmann, Wassily Kandinsky, Hanns Katz, Ernst Ludwig Kirchner, Paul Klee, Cesar Klein, Paul Kleinschmidt, Oskar Kokoschka, Otto Lange, Wilhelm Lehmbruck, EI Lissitzky, Orkar Lüthy, Franz Marc, Gerhard Marcks, Ewald Matare, Ludwig Meidner, Jean Metzinger, Constantin von Mitschke-Collande, Laszlo Moholy-Nagy, Margarethe Moll, Oskar Moll, Johannes Molzahn, Piet Mondrian, Georg Muche, Otto Müller, Erich Nagel, Heinrich Nauen, Ernst Wilhelm Nay, Karel Niestrath, Emil Nolde, Otto Pankok, Max Pechstein, Max Pfeiffer Watenphul, Hans Purrmann, Max Rauh, Hans Richter, Emy Röder, Christian Rohlfs, Edwin Scharff, Oscar Schlemmer, Rudolph Schlichter, Karl Schmidt-Rotluff, Warner Scholz, Lothar Schreger, Otto Schubert, Kurt Schwitterz, Lasar Segall, Friedrich Skade, Friedrich Stuckenberg, Paul Thalheimer, Johannes Tietz, Arnold Topp, Karl Völker, Christoph Voll, William Wauer, Gert Wollheim.

    Kaynakça:

    "Art And Power" Europe Under The Dictators.

    Thames and Hudson Ltd. London, 1995 "Degenerate Art" The Fate of the Avant-Garde in Nazi Germany Los Angeles County Museum of Art, Harry N. Ine., 1991

    “Entartete Kunst” Ausstellungsführer Verlag für Kultur und Wirtschaftswerbung,

    -Berlin, 1937 “Exiles+ Emigres” The Flight of European Artists from Hitler Los Angeles County Museum of Art. Harry N. Abrams N. Inc. 1997


    *Gençsanat, Aralık 1998

Yukarı Çık