1799 yılında Napoleon Bonaparte, bir alay askerine siper kazmasını emretmiş. Kazı sırasında askerler ilginç bir taş bulunca, arkeologlar devreye girmiş ve taşın yüzyıllar öncesine ait olduğunu açıklamışlar.
Geçmişe ait yassı taş üzerinde çalışan arkeoloji uzmanları, taşın üzerindeki sembolleri çözemezler. Eski medeniyet kalıntılarına yıllarını vermiş bilim adamları, çaresiz kalırlar. Hem Yunan hem Mısır diline hakim oldukları ve hiyeroglifin gidişini bildikleri halde…
Mesleğinde uzman olan kişiler, her bir resmin bir kelime ifade ettiği konusunda aynı fikirdedirler. Peki her bir resmin karşılığına Yunanca bir kelime koydukları halde, neden sonuca varamadılar? Çünkü yanlış giden, çözemedikleri birşey vardı. Pek çok araştırmacı aylarca süren alınterinin karşılığını alamadı, cesaretleri kırıldı. Ve onca çalışma maalesef yarım kaldı; yazı esrarını korumaya devam etti… Her şeye rağmen ümidini kesmeyen tek bir kişi vardı. Franszıların tanınmış bilgini Jean François Champollion… Kafası bu problemle oldukça meşgul olan genç adam, sanki beynini şifre çözmeye programlamıştı. Zihnini zorlayarak düşünüyordu: “Acaba her bir şekil, bir harf demek midir?” diye Ama fikirlerini doğrulayacak en ufacık bir ipucu bulamadı.
Champollion, Fil Adası’nda araştırma yaparken, dikili bir taş buldu. Bir kelimenin sıkça tekrarlandığını tespit etti. Bildiği harfleri yerine koyunca, “Buldum! Kleopatra!” diyerek sevinçle haykırıyordu.
Bilgin anladı ki; Mısırlılar yalnızca özel isimlerin her bir harfi için bir işaret kullanıyor. Ancak kelime yazarken o kelimeyi bir resimle belirtiyor… Champollion, bu bilgiye ulaşmak için kaç yılını harcadı dersiniz? Tam yirmi üç yıl… Hiyeroglifin ilk cümlesinin ardından bu konuda bir gramer kitabı yazdı. Ardından da muhteşem bir sözlük hazırladı.
Günümüz insanı, Mısır bilimleri (matematik, geometri, mimari, astronomi ve tıp) konusunda edindiği bilgilerin çoğunu onun yılmayan çalışmalarına ve tecrübelerine borçlu.


alıntı