Türbanlı bir kızın karşısına geçip... " Ben ince ince araştırdım, dibine kadar soruşturdum: Başını örtmen gerekmiyor " derseniz... Son derece basit bir cevap alırsınız:

Dinin şartı olmasa ne yazar?
Bazı laikçi köşe yazarları... Başı örtmenin İslam'ın gereği olup olmadığını tartışıyor. Surelerden alıntılar yapıyor... Kuran'ın çeşitli dillerdeki meallerini inceliyor... Bazı din bilginlerinden fikri yardım alıyorlar...
Kimi " Şart değil "... Kimi " Tamam şart ama bu biçimde olması gerekmiyor " diyor.
Böyle bir tartışma entelektüel açıdan yapılabilir elbette. Ancak şunu unutmamak şartıyla: Entelektüel " doğru " anlayışı ile toplumsal "yorum" arasında birebir ilişki yoktur.
Yani bir işin " doğrusunu " ya da " gerçeğini " ortaya koymak... İnananların düşünce ve davranış biçimlerini değiştirmez...

Mesela... Copernicus, Kepler ve Galileo gibi bilimcilerin çalışmaları; dünyanın, güneşin etrafında döndüğünü bundan dört yüzyıl önce net biçimde ortaya koydu.
Ancak bu buluş sağduyuya aykırıydı. Sıradan insanın gözlemleri tersini gösteriyor: " Güneş, dünyanın çevresinde döner! "
Sonuçta bilimsel ispatlara rağmen milyonlarca insan inancını korudu.
Öyle ki... Dünya'nın uzaydan fotoğrafları çekildiğinde... İnsanoğlu Ay' a ayak bastığında dahi dünyanın düz olduğuna ya da güneşin bizim çevremizde döndüğüne inananlar vardı.
Doğa bilimlerinde durum böyle. Somut verilerden ziyade yoruma dayanan toplumsal konularda ise durum çok daha belirsiz.

Bir an için İslam'da baş örtmenin olmadığını varsayın (" Velev ki "!) Farz edin ki böyle bir şartın bulunmadığını net olarak biliyoruz.
Ne yani... Bunu öğrenir öğrenmez türbanlı kızlar başörtülerini çıkaracak mı?
Toplumsal grupların değerleri gerçeğe değil yoruma dayanır. Milyonlarca Müslüman kadın, başını örtmesi gerektiğini düşünüyorsa... Kime, neyi ispatlayacaksınız?
Türbanlı bir kızın karşısına geçip... " Ben ince ince araştırdım, dibine kadar soruşturdum: Başını örtmen gerekmiyor " derseniz...
Son derece basit bir cevap alırsınız:
" Sana ne! "

Emre Aköz/Sabah /27.02.2008