Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 Toplam: 9
  1. #1
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat İllerimizin örf ve adetleri

    Sinop Örf ve Adetleri
    Sinop’a özgü önemli bir gelenek Ramazan ayında “sellime çıkma” ya da diğer adıyla “helesa”dır.

    Helesa geleneğinin ortaya çıkışıyla ilgili söylence ise şöyledir:
    “Çok eski devirlerde, gemiler yelken ile çalıştığı zamanlarda Karadeniz’de sığınacak üç liman varmış. Bunlar Temmuz, Ağustos ve Sinop’muş. Yani Karadeniz sadece Temmuz ve Ağustos aylarında fırtınasız olur, diğer zamanlarda da gemiler ancak Sinop limanında barınabilirmiş.

    Yine böyle bir kış mevsiminde, bir yelkenli gemi Sinop limanına sığınmış. Haftalarca burada mahsur kalındığından kumanyaları tükenmiş. Açlık baş göstermiş. Dilenmek istemediklerinden kimseden bir şey isteyememişler.

    Bir gün kaptanın aklına feneri alıp ev ev dolaşarak mani söyleyip yardım istemek gelmiş. Filikayla şehre çıkıp gece feneri de yakarak ev ev dolaşıp, mani söyleyerek yiyecek toplamışlar.

    Bundan sonra Sinop’ta bu olay gelenek haline gelmiş ve her Ramazan ayının 15’inden itibaren helesaya çıkılır, bahşiş toplanır olmuş.”

    Ramazanın 15’inden itibaren gençler akşamdan hazırladıkları süslü kayıklarla sellime çıkarlar. Kayıklar birkaç kişinin taşıyacağı büyüklüktedir. Son derece güzel süslenirler, fenerlerle, mumlarla ışıklandırılırlar.

    Akşamları iftardan sonra gençler bu süsledikleri kayığı omuzlarında taşıyarak bir mahalleye gelirler. Kayığı her ev tarafından görülecek bir yere koyarlar ve evlerin kapılarına gidip helesanın bir bölümünü söyleyerek bahşiş isterler. Bahşişler bir mendile sarılarak ve düştüğü yer görülsün diye mendilin ucu yakılarak helesacılara atılır.

    Sellime çıkanlar içinde sesi güzel olanlardan biri aşağıda sözleri yazılı olan helesadan bölümler okur, diğerleri de nakarat kısmını söyleyerek kapı kapı dolaşır ve bahşiş toplarlar.

    Helesa

    Bismillahla başlayalım Aşağı hamamın yokuşu

    Ayva dalı taşlayalım Söküldü mestin dikişi

    Bu yıl burda kışlayalım İlle de kocakarıların cümbüşü

    Helesa yelesa Nakarat

    Heyemola yusa hop

    Dal budarım dal budarım

    Altımızda çürük minder Bahçede bülbül güderim

    Altını üstüne dönder Sizleri her yerde methederim

    Aman beyim bahşiş gönder Nakarat

    Nakarat


    Ahçımızın adı Tayyar Bahşişi almamış olmaz

    Bir kepçe koyar iki sayar Gemi düzenini bulmaz

    Bununla gemici doyar Tayfalar buna razı olmaz

    Nakarat Nakarat


    Gemi geldi duydunuz mu Sıçan gelir takur tukur

    Selam verip aldınız mı Ben sanırım düze dokur

    Bu gemiyi tanıdınız mı Komşu bizden fakir

    Nakarat Nakarat


    Kaptanımız fener taşır Büyük cami direk ister

    Uyuz olmaz durmaz kaşır Söylemeye yürek ister

    Tayfalarım hamsi taşır Arkadaşlar bahşiş ister

    Nakarat Nakarat


    İnce burundan geçerken Aşağları geze geldim

    Sırmalı sancak açarken İnci mercan dize geldim

    Biz doldurup biz içerken Bakın beyim size geldim

    Nakarat Nakarat

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #2
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: İllerimizin örf ve adetleri

    Sinopta Doğum Adetleri
    Doğum geçiş dönemlerinin birincisidir. Sinop’ta doğum âdetleri genel hatlarıyla şöyledir:

    Yörede bebek bekleyen kadına “yüklü”, “gebe” veya “hamile” denir. Çocuğu olmayan kadın ve erkeğe ise “kodaksız” ya da “kısır” denilmektedir.

    Her yörede olduğu gibi Sinop’ta da ailelerin çocuğunun olması önemli bir olaydır ve evliliğin ilk gününden itibaren çiftlerin bir an evvel çocuğu olması için geleneksel bazı yöntemler uygulanır. Örneğin ilk çocuğun erkek olması için yeni gelinin kucağına erkek çocuk verilir, yatağında erkek çocuk yuvarlanır.

    Çiftlerin uzun süre çocuğu olmadığında çocuk olması için uygulan pratikler de şunlardır:

    - Yatıra, türbeye gidilir, adak adanır. Türbe etrafında namaz kılınır.

    - Doğuma engel olduğu düşünülen rahim eğriliğini gidermek için kadın baş aşağı tutulur.

    - Gebe kalınması için rahime kirli koyun yapağından yapılan ilaç, çıra ya da menekşe kökü konur. Çıranın meziri burnundan çıkarsa bir kusur olmadığı anlaşılır.

    - Tavuk gübresi kaynatılıp kadın onun buğusuna oturtulur.

    - Kadının uşaklığına (rahime) ebegümeci konur.

    - Kadının üç kere beli çekilir, kasıkları bağlanır.

    - Rahim kapalıysa şiş salınır.

    - Çocuğu olmayan kadına hacdan getirilen deve eti yedirilir.

    - Hacda tavaf yapılırken okuya okuya bir ipe düğüm atılır. O ip de çocuğu olmayan kadının beline bağlanırsa kadının çocuğu olacağına inanılır.

    - Kadın yıkadığı giysinin buğusuna oturur.

    - İncir yaprağının buğusuna oturur.

    Bunun dışında kadın sık sık ölü doğum yapıyorsa doğacak çocuğun yaşaması için hamileyken çocuk türbeye satılır. Çocuk doğduğunda erkek olursa “Satılmış”, kız olursa “Satı” ismi verilir.

    Düşük olmasının nedeni ise kadının sütünde “südümiyen” olmasına bağlanır ve buna inanılır. Böyle durumlarda ise çocuk için boy hamaylisi yapılır. Bu yapıldığında “ümmü sübyan”ın çocuğu boğmayacağına inanılır. Çocuk doğana kadar boy hamaylısı kadının üzerinde durur. Doğduktan sonra çocuğun yastığının altına konur.

    Kadın gebeliğini yaşıtları arkadaşlarına söyler. Ailedekiler ise gebeliği ancak kadının karnı büyümeye başladığında anlarlar.


    Yörede aşerme “aşyerme” olarak adlandırılıyor ve gebelik sırasında kadının canının bir şeyler istemesi olarak tanımlanıyor. Bu dönemde gebe kadının canının istediği şeyi mutlaka yemesi gerekir. Yemediği ya da yedirilmediği takdirde doğacak çocuğun bir yerinin eksik olacağına inanılır.

    Ayrıca gebe kadın aşerme sırasında gizli olarak kiren (kızılcık) ve elma yerse veya onları saklarsa, bunlarla vücudunun neresine dokunursa doğacak çocuğun vücudunun o kısmında bunların izi olacağına inanılır.

    Gebelik sırasında doğacak çocuğun dış görünüşünün oluşturulması anlamında da bazı pratikler uygulanır. Örneğin, gebe kadın çocuğunun kime benzemesini istiyorsa ona bakar. Gökyüzüne bakan kadının çocuğunun gözünün mavi, gök üzüm ya da gök bir şey yenirse gözlerinin yeşil olacağına inanılır. Gebe kadın kocasını çok severse çocuk kocasına, annesini çok severse annesine benzeyeceği inancı vardır.

    Anadolu’nun genelinde olduğu gibi Sinop’ta da erkek çocuk aileler için önemlidir. Bu nedenle doğumdan önce çocuğun cinsiyeti merak edilir. Gebe kadının dış görünüşünden ve yapılan bir takım pratiklerle çocuğun cinsiyeti öğrenilmeye çalışılır. Bunlardan bazıları şunlardır :

    - Gebe kadına elini uzat dendiğinde elinin içi yere bakarsa çocuk oğlan, yukarı bakarsa kız olur.

    - Kadının karnı sivri olursa çocuk oğlan, yayvan olursa kız olur.

    - Bebek sağ tarafta olursa oğlan, sol tarafta olursa kızdır.

    - Doğacak çocuk kızsa kadın zayıflamaz, oğlan taşıması zor olduğu için zayıflar.

    - Doğacak çocuğun erkek olması için kocasının uçkuru kadının beline bağlanır.

    - Gebe kadının haberi olmadan odadaki minderlerin birinin altına makas, diğerinin altına bıçak konur. Makas olana oturursa çocuk kız, bıçak olana oturursa oğlan olur.

    - Doğacak çocuğun erkek olması için horoz kesilip sıcakken ödü yutulur.

    Doğum eskiden ve kısmen günümüzde de köy ebeleri tarafından yaptırılır. Evin bir odasında doğuma yardım edecek birkaç kişiyle birlikte köy ebesi doğumu yaptırır. Ancak zaman zaman doğum zorlaşır. Gebelik sırasında yatakta kocanın kadının üzerinden geçmesinin ya da kadının gebelik sırasında kapı eşiğine oturmasının doğumu zorlaştıran nedenler olduğuna inanılır.

    Bu durumlarda doğumu kolaylaştırmak için şu pratikler uygulanır :

    - Kadın odada gezdirilir.

    - Çarşaf, yorgan, battaniye gibi şeyler içinde sallanır.

    - Su üzerinden, küfe üzerinden, eşikten atlatılır.

    - Makas ağzı açılır. Ebe kadın saç bağını, saç örgüsünü açar, düğmeler çözülür.

    - Kocasının avucundan ya da ayakkabısının içinden Fatma ana denilen otun bekletildiği su içirilir.

    - Doğum odasına giren kadınlar gebe kadının sırtını sıvazlar, “köy göçtü sen de göç” diyerek doğumun kolay olmasını dilerler.

    - Odaya giren kişi bir şeyin dikişini söker ve “ben geldim sen de gel” der.

    - Gebe kadın gebeliği sırasında dikiş dikmişse doğum yaparken eteği sökülür.

    - Kadının kocası çağırılır ve kadının üzerinden üç kere geçirilir.

    - Kadının saçında iğne, toka varsa açılır, yakasındaki ip çözülür.

    - Sandıkların kilitleri açılır.


    Bebek doğduktan sonra yıkanır ve tuzlanır. Doğumdan sonraki en önemli işlem bebeğin göbeğinin kesilmesidir. Göbek pamuk ipliğiyle bağlanır. Bir ayakkabı ya da lastiğin (ayağa giyilen) üzerinde jiletle kesilir. Göbeğin üzerine kurumaması için anne sütü damlatılır ve “goğorsu” denilen yakılmış beyaz bezin külü konur. İki günde bir ya da her gün göbek düşene kadar bu işlem tekrarlanır.

    Göbeğin kesildiği makas çocuk erkekse, kalbi askılı olsun, çalışkan olsun diyerek duvara asılır. Çocuk kızsa makas, gezgin olmaması, eve bağlı olması için minder altına konur.

    Doğumu yaptıran ebeye doğumdan sonra kibrit ve sabun verilir. Çocuğun kırkı çıktıktan
    sonra da para verilir.

    Doğum sonrası loğusayı ziyarete gelenlere ikram etmek için bebek kız olmuşsa katlama yapılır, erkek olmuşsa çörek gömülür. Küle gömülen çörek “oğlan çöreği” diye dağıtılır.

    Uzun yıllar çocuğu olmayan ya da ilk erkek çocukları dünyaya gelen aileler, çocukları olduğunda yaşlı kadınları toplayarak “beşik düğünü” yaparlar. Kadınlar beşiği düzerler. Bebek uykulu olsun, uyusun diyerek kadınlardan çok uykulu olan birisi bebeği beşiğe yatırır.

    Loğusa kadın ve bebek kırkları çıkana kadar yalnız bırakılmazlar. Bunun nedeni bu dönemde anne ve bebeğe şeytanın çok ilişeceği ve doğum yapan kadının mezarının kırk gün açık olduğu inancıdır.

    Loğusa kadın ve bebek yalnız bırakılmaları gerektiğinde yanlarına su ve süpürge konur. Bebek yalnız bırakılacaksa beşiğine süpürge dayanır, başının altına süpürge teli konur, beşiğin altına ekmek konur. Çocuk mama, yemek yiyene kadar da o ekmek oradan alınmaz.

    Kırk içinde çocuğun üzerine âdetli kadın gelirse “ürfiye”, “urufe” olur. Buna “kabar” da denilir. Çocuğun vücudunda kızarıklıklar olur, darı gibi lekeler çıkar. Bu durumda çocuğun yıkanacağı suya darı atılır ve çocuk bu suyla yıkanır. Bunun dışında çocuğun vücuduna katran sürülür ya da buğday anızının külü vücuda serpilir.

    Çocuk doğduktan kırk gün sonra loğusa da bebek de kırklanır. Ancak kırklama yapılana kadar bebek ve kadın sık sık yıkanır.

    Kadın bu kırk gün boyunca âdet görür. Buna “çocuk âdeti” denir. Kırk gün dolunca “kırk kazanı” konur. Kazanın içine kırk taş atılır. Buna “kırk taşı” denir. Aynı zamanda kırklama suyuna gümüş yüzük, para, iğne atılır. Bunu yaşlı bir kadın yapar, para ve iğne kırklamadan sonra bu kadına verilir. Bu su elekten geçirilir ve kırk kaşık su konur. Artan su loğusanın ve bebeğin gittiği her yere serpilir.

    İki kırklı kadın bir araya geldiğinde “kırk baskını” olacağı inancı vardır. Bu durumda çocuk ilerlemez. Kırk baskını olmaması için bebeklerin iç göynekleri değiştirilir, iki kadın birbiriyle öpüşür ve iğne değiştirirler. Baskın durumunda ise kadınlar birbirlerinin çocuklarını emzirirler.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  3. #3
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: İllerimizin örf ve adetleri

    Siirtin Örf ve Adetleri

    Siirt'te diğer folklor grupları gibi örf ve adetlerde kendine has özellik ve güzellikler taşır. Her kentin kendine özgü haller gösteren nişan, evlenme, doğum ve ölüm törenlerinin ildeki yapılış şekillerini bilmekte herhalde iktisadi ve tarihi yönlerini bilmek kadar fayda vardı. Şimdi bunları sırasıyla anlatmaya başlayalım.
    NİŞAN
    Küçük muhitlerde görülen erken evlenme adeti Siirt'te de görülür. Ancak bu görenek son yıllarda yeni bir istihale geçirmiş ve erkeğin evlenme çağı, vatani vazifesini ifadan sonraya alınmıştır. Eskiden olduğu gibi şimdi de bazı aileler çocuklarının mürüvvetlerini çabuk görmek için erken evlenmeleri tercih etmektedir. Bilhassa tek erkek çocuk sahibi aileler bu durumu tercih etmektedirler.
    FLÖRT YOK
    Siirt'te nişanlıların nişandan evvel birbirlerini tanıyıp anlaşmaları görülmez. Flört ahlak dışı kabul edildiğinden yapılması yasak ve ayıptır. Buna rağmen eskilerin "görmeden" nişanlanma usulü de artık tarihe karışmış bulunmaktadır.
    Mayıs ayında başlayan ve "Şiher" tabir edilen ilkbahar gezmelerinde, düğünlerde, aile toplantılarında veya cadde sokakta birbirlerini uzaktan gören müstakbel nişanlılardan erkek, hemen ailesine açılarak "falan kız acaba kimlerden" diye sorarak onu istediğini ihsas eder. Damat adayının bu isteği üzerine ailesi derhal kız hakkında etraftan soruşturmaya başlar, daha sonra bu soruşturmalar kız ailesi tarafından da erkek hakkında uygulanır. Önceleri bir-iki kadından ibaret olan dünürler "İsteme ekipleri" kız tarafının nazlanması üzerine sayıları çoğalır. Nihayet kızlarını vermeye razı olan kız tarafı misafirleri kahve-şekerle ağırlayıp "Allah hayırlı etsin" temennisiyle, bir kere de erkeklere uğranılmasını ister. Erkekler arasında cereyan eden isteme şekli daha samimi ve kısa olur. Böylece her iki ailenin erkek ve kadınları arasında müspet karşılanan nişan merasiminin hazırlıklarına başlanılır.
    TEMLİHKEYYE (Hikaye Kesimi" Bunu takip eden bir-iki gün içinde gece erkekler, gündüz kadınlar olmak üzere iki koldan kız evine gidilerek "Temlihkeyye" yani "Hikaye Bitimi" yapılır. Bu ziyaretler sırasında erkek tarafı çay pasta ile ağırlanır. Daha sonra hazırlıklar tamamlanarak nişan merasimine geçilir.
    Önce erkek tarafı alyans için ölçü ister, arkasından kız tarafı da erkeğin alyans ölçüsünü isteyerek kuyumcuya ısmarlanır.
    Nihayet Cuma akşamı erkek tarafı toplu halde kız evine giderler. Beraberlerinde bir de hoca götüren erkek tarafı, önlerinde lüküs lambası taşıyan biri olur. Eskiden bu genç umumiyetle damat namzedinin kardeşi olurdu ve herkes görsün diye lüküs lambasını başı üzerinde taşırdı. Bu adetin daha ziyade elektrik olmadığı devirlerde yol aydınlığı için yapıldığı ve o zamandan beri devam edegeldiği sanılmaktadır.
    NİŞAN GECESİ
    Nişan gecesi gündüzden damat tarafın gelin evine bir torba kesme şeker, 2 kilo kahve ve yetiri kadar sigara ve kibrit gönderir.
    Gece kız evine yaklaşıldığı zaman nişana davetli kadınlar sevgi çığlıkları olan "Tililili" nidalarıyla etrafı inletirler.
    "Atayna-verdik"
    Kapısı ardına kadar açık olan kız evine giren misafirler iki kısma ayrılır. Ev iki katlı ise erkekler yukarıda, kadınlar alt katta kalırlar. Misafirlere şeker ve kahve ikram edildikten sonra erkeklerle beraber olan imam nişan duasını üç defa okur ve her defasında "Oğlumuz falana kızınız falın veriyor musunuz" diye sorar. Bu sırada kız tarafının cemaat arasında bulunan en büyüğü "atayna" verdik der. Bu söz üzerine damadın kardeşi veya bir yakını derhal yerinden fırlayarak "evet" diyenin ve hacanın elini öper ve fatiha okunur. Merasimin bitirilmesi kadınlara hemen müjdelenir ve şarkılar söylenmeye başlar.
    SUSUZ BAKLAVA
    Aşağıda kadınlar arasında başlayan sevinç üzerine kız tarafının hazırladığı baklavalar erkeklere sunulur. Erkekler yukarıda afiyetle baklava yerken, aşağıda ise geline getirilen eşyalar teşhir edilir, altın ve mücevheratı takılır. Alyansta bu sırada kızın eline takılır. Son zamanlarda alyanslar, nişan gecesi evine getirilen damatlar tarafından takılmaya başlanmıştır.
    Baklava yeme sırası daha sonrada kadınlara gelir. Yalnız baklava yeme sırasında ve sonra misafirlere katiyen su verilmez. İddiaya göre ağızları tadı kaybolmasın diye uygulanan ve bazı ailelerce tek edilen bu adetin de Siirt'in müthiş su sıkıntısı çektiği Kerbela yıllarında su tasarrufu için uygulandığı sanılmaktadır.
    Geceleyin yapılan bu merasimden sonra kız tarafı ertesi gün 2 tepsi baklava, damat için gömlek, iç çamaşırı, pijama, mendil, çorap, havlu, terlik ve kolonya ile bir kutu şekeri erkek evine gönderir. Şayet alyans nişan gecesi damada verilememişse bu da bir kurdele ile şeker kutusuna bağlanır.
    Ertesi Cumartesi günü yıkanmadan gönderilen boş tepsiler gelin için hazırlanan elbise paketiyle birlikte kız tarafına iade edilir. Tepsilerin yıkanmamasına sebep "tatlı" nın yok edilmeme isteğidir.
    YEDİNCİ GECE
    Nişan üzerinden bir hafta geçtikten sonra mütesadif Perşembe gecesi damadın çok yakınları toplanarak geceleyin gelinin evine giderler. Yine erkek ve kadınlar ayrı ayrı otururlar. Bu sefer kız tarafının ikram ettiği baklava ziyafeti sırasında su içmek serbest olur. Misafirler biraz istirahat ettikten sonra gelin yaş sırasına göre gelenlerin ellerini öpmeye başlar. Eli öpülen herkes getirdiği hediyeyi çıkarıp verir. Bu hediyeler ya para veya altın olur. Altınlar gelinin göğsüne takılır, paralar ise eline sıkıştırılır.
    Nişanlılık devresi devam ettiği müddetçe damat tarafı gelinlere izaz ve ikramlarda bulunarak her mevsimin meyvesinden götürür, bayramlarda bayramlık verir. Mahalli günlerden olan "Cigor" da baklava, portakal; yumurta bayramında sayıları 100-500 arasında değişen yumurta götürür. Her iki taraf içinde iktisadi bir yıkım olan bu adetler çok yavaş bir şekilde terk edilmektedir. Önceleri damat tarafını masrafa sokan bu adetler evlilikten sonra kız tarafı tarafından devam ettirilir.
    NİKAH
    Çeyizler tamamlandıktan, terzilerde ölçüler alındıktan sonra resmi nikah işlemlerinin bitirilmesi için gelinin nüfus cüzdanı istenir. Daha evvel de nikahı kıyıldıktan sonra diğer resmi işlemler bitirilir ve düğüne karar verilir.
    "HAMLE" YÜK
    Pazartesi günü düğünün başlangıcı sayılır. Damat tarafının hazırladığı bütün eşyalar; sandık, hamam takımı, (güğüm ve bakır ibrik kız ailesi tarafından çıkarılır) ayakkabı, manto, çanta ve diğer eşyalar sandık içinde bir hamalın sırtında gelinin evine götürülür.
    Kız evinde toplanan kadınlar huzurunda iki tarafın çıkardığı eşyalar tek tek teşhir edilir ve her teşhirde bir alkış tufanı kopar. Bu sırada gelin ailesinin damat akrabaları için çıkardığı ve "Sabahaiye" tabir edilen hediyeler de, gösterilir. Bu eşyalar evlenme gecesinin ertesi günü yani Cuma sabahı sahiplerine dağıtılır. "Şabaş" denilen teşhir işi bittikten sonra kız tarafı misafirleri çay-pasta ile ağırlar ve sonra uğurlar.
    Artık her iki tarafta da 4 gün sürecek düğün eğlenceleri başlar. Eğlencelerin çoğu daha ziyade damat evinde olur. Gençler mahalli oyunlar oynar, şarkı ve türküler arasında gece yarılarına kadar eğlenirler. Gelin tarafında sadece genç kızlar ve kadınlar düğün yapar. Son zamanlarda bazı aileler gerdek gecesi düğününü salonlarda yapmaya başlamışlardır.
    KINA GECESİ
    Çarşamba günü kına gecesidir. Sabahleyin gelin, damat ailesinin yakınlarıyla hamama götürülerek sevgi gösterileri arasında yıkanır, temizlenir. Damat tarafı hamama, mevsimine göre çeşitli meyveler gönderir. Geceleyin damat tarafı kalabalık bir erkek kadın topluluğu ile kız evine kına götürerek gelinin eline sürülür. Gündüzün de ayrıca gönderilen kına torbasının için bir miktar para konur.
    Gelinin evinden dönüşte tekrar eğlencelere başlanan erkek evinde, damadın da eline kına sürülür ve misafirlere de dağıtılır. Son zamanlarda erkekler kınanın kadınlara yakıştığını iddia ederek sadece serçe parmaklarını kınaya batırmakla iktifa etmektedirler.
    Umumiyetle sade olan düğünlerde daha ziyade kadın olan mahalli çalgıcılar teflerle düzdükleri özel türküleri okurlar ve bunlarda ekseriyetle Arapça'dır.
    Erkekler arasındaki eğlenceler kadınlarınkine nispeten daha renkli olur. Bazen de içki sofraları düzenlenir. Geç saatlere kadar devam eden eğlencelerden sonra sabaha karşı damat, komple tutulan hamama arkadaşlarıyla birlikte gider. Yıkanıldıktan sonra topluca damat evine gidilerek mükellef sabah yemeği yenir.
    İkindiye doğru damadın tıraş merasimle yapılırken, gelinin evinden eşyaların taşınması başlar. Eskiden çocukların başları üzerinde taşıyarak teşhir edilen eşyalar, son zamanlarda arabalarla önde büyük ayna olmak üzere damat evine getirilmeye başlanmıştır.
    Damadın odası gelin evinden gelen kadınların ve varsa yabancı komşularının yardımları ile düzenlenirken, gelin de yakın arkadaşları tarafından süslendirilir ve baba evinde son dakikalarını yaşamaya başlar. Süslenen gelin yatsıya kadar gelinlik elbisesi ve duvağı ile oturarak mahalle komşuları tarafından ziyaret edilir. Saat 19.00-20.00 sıralarında damat tarafından damat evine götürülür. Bu sırada sağdıçlar erkeğe talimat verir. Bunlar damadın akraba veya yakın dostlarından biri olur. Aynı şekilde geline de ablası veya yengesi daha evvel nasihat ederek sağdıçlık vazifesini görmüştür.
    Damadı arkadaşları salavatlar arasında giydirir. Damadın elbise düğmelerini iliklememesi, ayakkabı bağlarını bağlamaması tembih edilir. Gelinle birlikte koltukta karşılıklı oturulurken gelinin ayağına basmaması için dikkatli olması tavsiye edilir. Çünkü gelin damadın ayağına basarsa, erkek evlilik müddetince karısından korkar ve kılıbık olurmuş. Aynı şekilde merasim sırasında damadın bekar kızlar tarafından "Murat" diye çimdiklenmemesi için haberli olması ayrıca hatırlatılır.
    GELİNİN DAMAT EVİNE GETİRİLİŞİ
    Gelin, damat evine gelirken, damadın kardeşi veya en yakını tarafından elinden tutularak kalabalık arasında salona çıkarılır. Gelin tam cümle kapısından girerken, içinde bozuk para ve arpa bulunan bir testi büyük gürültü içinde kırılır. Böylelikle gelinin kayınbaba evinden korkması sağlanır. Arpa da gelinin erkek çocuk doğurması içindir.
    Gerdek odasının önündeki salonda hazırlanan koltuklarda karşı karşıya oturan gelin ile damadın üstüne para serpilir. Damat ise gelini salona girerken etrafa para saçarak karşılar. Dualar ve salavatlar arasında bir müddet salonda oturan damadın elinde mumlarla süslü bir tabak bulunur. Son zamanlarda mumlar yerine ampul yakılmaktadır.
    GERDEK
    Kalabalığın dağılması için hemen gelinle damadı odalarına sokarlar. Etrafın dağıldığına kanaat getiren erkek abdest alarak iki rekat şükür namazı kılar ve dua eder. Namazı bitiren damat, soyunmadan önce geline hediyesini verir. Daha evvelden gerdek odasındaki masaya konan (Damat mendili) tabir edilen bohça içinde bulunan kuru yemişlerden bir birine ikram eden gelinle damat böylece kurdukları yuvanın geleceğinden konuşarak geç saatlere kadar uyumazlar.
    CUMA NAMAZI VE ÖĞLE YEMEĞİ
    Ertesi gün sabah namazından evvel uyandırılan damat hamama götürülür. Öğle vakti de cuma namazına gidilerek dönüşte yakın akraba ve arkadaşlar alınarak yemeğe gidilir. Damadın mali durumu nispetinde çeşitli yemekler ve tatlılar yapılır. Erkekler yemek yedikten sonra, gelinin akrabaları bir hediye ve iki tepsi baklava ile kızlarını görmeğe gelir. Kadınlar da öğle yemeğini burada yerler. Yalnız bu tören sırasında kızın nine ve annesi bulunmaz
    ÜÇÜNCÜ GECE
    Bundan üç gün sonra yani Cumartesi günü akşam dost ve akrabalarla birlikte damat, gelini evine götürür. Burada kayınvalide ve kayınbabasının elini öper ve hediyesini alır. Bu hediye son zamanlarda kol saati, yüküz ve elbiselik kumaş olmaktadır.
    Damadın bu ziyaretinden yedi gün sonra da gelin tarafı kızlarını görmeye gider ve herkes beraberinde hediye götürür.
    "RADDE" Geri Dönüş
    Evlilikten kırk gün sonra da bu sefer gelin babası evine giderek bir hafta kalır. Bu süre bitince gelin tarafı yeni damatlarına bir akşam yemeği verir. Yemekten sonra gelinin akrabalarıyla daha yakından tanışan damat, vakit ilerleyince müsaade isteyerek eşini alır ve yuvasına döner. Ve böylece kuruluşu tamamlanan aile ocağı artık normal yaşayışına saadetle devam eder.
    DOĞUM
    Evlilik telaşının sona ermesiyle doğum hazırlıklarına başlanmış olur. Bilhassa gelinlerin ilk doğumları büyük ilgi uyandırır. Doğum haberi kızın ailesi ve yakın akrabalarına hemen müjdelenir. Doğumun ilk günü kızın annesi tarafından yeni anneye süt gönderilir. Aradan bir hafta geçtikten sonra kızın annesi tarafından hazırlanan çocuk çeyizi götürülür. Bu eşyalar arasında mutlaka; kundak ve elbisesi, pijama, havlu, çocuk pudrası, kolona, bir kaç kalıp sabun, bir kaç kat elbise, atletler, kilotlar, muşamba, salya önlükleri zıbın, yorgan, yastık, kırlent ve anneye bir takım elbise ile bir teneke çekirdek bulunur. Çekirdeğin arasına misafir şekeri, leblebi ve leblebi şekeri ile fıstık karıştırılmıştır. Ayrıca her ailenin mali durumuna göre çocuğun beresine çeyrek, yarım veya bir altın lira kurdele ile iliştirilir.
    40 GÜN İSTİRAHAT
    Doğum yapan kadın 40 gün dışarı çıkmaz. Evde yalnız da bırakılmaz. Çünkü lohusa olması sebebi ile korkacağı sanılır. Bu müddet zarfında da ev işlerine karışmaz.
    İlk gün süt, ikinci gün kebap gönderen kızın annesi mevsimi ise üçüncü gün büryan yemeği gönderir. Fakat bu adetler iktisadi sıkıntılar yüzünden mecburen terk edilmeye başlanmıştır. Bundan sonra yakın akrabalar doğum tebrikine gelirler. Tebrike gelenlerin getirdikleri hediyeler doğan çocuk, erkek ise daha kıymetli olur.
    Doğum yapan kadın 40 ıncı günün sonunda baba evine giderek bir hafta kalır. Bu haftanın hitamında çocuğa ve annesine yeniden hediyeler verilerek kocasının evine gönderilir. Böylece kadın gelinlikten, annelik çağına geçer.
    ÖLÜM
    Nişan, evlenme ve doğum adetlerini anlattıktan sonra şimdi de ölüm için yapılan merasimleri anlatarak bahsimizi bitirelim.
    Siirt'te ölüye çok büyük değer verilir. Bu yüzden İslam dinindeki yasaklayıcı emirlere rağmen 3 gün yas tutulur.
    Ölüm haberi önce ölü evinden yükselen feryatlarla işitilir. Hadise hangi saatte olursa olsun komşular ve haberi işiten akrabalar derhal cenaze evine koşarlar. Olay gece olmuşsa cenaze hemen yıkanıp hak olunduktan sonra hemen bulunduran hocalarla sabaha kadar bir hatim indirilir. Sabahleyin de camilerde sala verildikten sonra toplanan kalabalıkla tabut cenaze namazı için en yakın camie götürülür.
    RENKLİ TABUTLAR
    Ölen kadın ise tabutun üzerine entari ve tülbendi, erkek ise şapka ve ceketi, talebe ise ise önlüğü konur. Genç yaşında ölenlerin tabutları çeşitli renklerle boyanır. Yaşlı ise sadece yeşile boyanır. Ölen çok küçük ise buna tabut yapılmaz. Sadece aile efradı tarafından üzerine eşarp örtülerek kucakta taşınarak götürülür.
    İSKAT
    Cenaze namazı kılındıktan sonra camide ıskat töreni başlar. Bir mendilin içine konan altınlar (iskat için çıkarılacak paraların 10 misli değerinde) ölenin yaşı kadar sıralanan cemaate tek tek dolaştırılır. Mesela ölü 60 yaşında ise 60 kişilik cemaate mendil 60 defa dolaştırılır. Bu dolaştırma sırasında mendili bir kişi taşır ve herkese hibe ederek tekrar hibe ile alır. Bu alışveriş "Kubultü Minke Veheptu ileyke" denir. İskat için çıkarılan paralar burada toplanan daha ziyade imam, müezzin, fukaha ve fakirlere dağıtılır. Bu hareket bir nevi kefarettir.
    Cenaze namazından sonra tabut camiden mezarlığa kadar eller üzerinde taşınır. Tabutun önünde giden bir iki çocuk Kuranı Kerim cüzlerini havi "ımrab'a" sandıkları taşır. Her sandıkta 30 cüz yani bir hatim vardır.
    "ŞEYLE" Kaldırma
    Camide dağıtılan ıskat paralarından ayrı olarak "şeyle" (kaldırmak) için çıkarılan diğer paralarla mezarlıkta tilavet edilen Kuranı Kerim için imamlara, hafızlara, cüzleri taşıyan çocuklara ve talkını yapan hocaya ücreti verilir. Ayrıca ölü yıkayıcısına, tabutu yapan marangoza, mezar kazıcısı ve teneşir tahtasını taşıyanla fakirlere de para dağıtılır.
    Cemaat, mezarlıktaki dini merasim sona erince ölenin çarşıda bulunan işyerine dönülerek burada sıralanan iskemlelerde 5-10 dakika oturularak istirahat edilir. (Ölenin işyeri yoksa evine gidilir) Kalkanlar ellerini göğüslerine getirerek ölü sahibine başsağlığı dileyip ayrılırlar.
    ZİYARETLER
    Gömüldüğü günün gecesinden başlayarak ölü için üç gün süren "Helete" ve ziyaretler yapılır. Camide uygulanan bu adetler gereğince 4 ikindi, 3 sabahları olmak üzere 7 ziyaret yapılır. Bu ziyaretlerde hafızlar Kuranı Kerimden kısa süreler okur, gelenler de huşu içinde bağdaş kurarak dinlerler. Ziyarete gelenler sonuna kadar beklemek zorunda değillerdir. Her hafız değiştiğinde kalkılabilir.
    Bu ziyaretler devam ederken bugünlerin akşamları, yatsı ezanına kadar da yine camilerde (Helete) tabir edilen tören uygulanır. Bu törende "Helete" ayetiyle başlayan (İnsan) süre-i celilesi ve bazı küçük ayetler okunarak ölene hayır dualar edilir. En fazla ilgi toplayan ve 20-30 dakika kadar süren bu töreni sonuna kadar takip etmek mecburiyeti vardır. Zaten yatsı ezanı okununca herkes camiden ayrılmaya başlar. Bazıları ise, özellikle ölünün yakınları yatsı namazını kıldıktan sonra ölü evine camiden topluca giderler. Burada da biraz oturulduktan sonra cenaze evinden ayrılma başlar.
    KEDER YEMEĞİ Ölü evine, yakın akraba ve dostlar tarafından ilk gece yemek gönderilir. Çünkü ölünün aile efradı üzüntüsünden yemek yapamamıştır.
    3 gün süren "Helete" ve ziyaretler müddetince camiye gelenleri ölünün yakınları kapıda karşılarlar ve ayakta durarak misafirlere hürmet edip gelişlerinden memnun olduklarını belirtmek isterler. Bu sırada ailenin küçükleri misafirlerin ayakkabılarını muntazaman dizmekle mükelleftirler.
    TAZİYE VE İKRAM
    Ziyaretlerden gidişte, taziyeye gelenlere herhangi bir şey ikram edilmez. Yalnız "Helete" sonunda camiden ayrılanlara kapıda sigara ikram ederler.
    Bu sırada kapının önünde biri elinde açık sigara paketini tutarken diğer biri kibriti çakmak için hazır vaziyette bulunur.
    Camide düzenlenen bu törenlerden başka evde de 3 gün müddetle kadınlar taziyeye giderler.
    3 CUMALAR
    3 günlük dini törenlerden sonra, ölümden sona gelenden başlamak üzere kadınlar tarafından 3 cuma mezarlığa gidilerek ölünün ruhuna ekmek, helva, portakal, pasta ve kurabiye dağıtılır. Dağıtılan bu yiyeceklerin ekserisi dost ve ahbaplar tarafından Perşembe gününden itibaren ölü evine götürülür.
    Ölümün altıncı günü de ölü evinde kadınların bulunduğu bir tören yapılarak (Izboh) kadın hafızlar tarafından Kuranı Kerim tilavet edilerek ve kasideler okunur. Ölü evinin yakınları bu müddet içinde tıraş olmaz, yıkanmaz ve elbise değiştirmezler.
    Sosyal bir dayanışma ve kaynaşmayı hedef sayan Helete ve ziyaretler sayesinde ölü yakınlarıyla dargın olanlar bu vesile ile barışmış olurlar.
    Ölünün ailesi, ölümden sonraki ilk bayramda dışarı çıkmaz ve evde oturarak taziyeye gelenleri kabul eder. Bu ziyaret sırasında sigara ve son zamanlarda da şeker ikram edilmeye başlanmıştır.
    ÖLENİN AİLEDEKİ İSMİ
    Ölenin ismi umumiyetle uzun müddet aile içinde anılmaz. Ancak ölünün yeni doğan bir torununa ad olarak verilir. Dul kalan kadınların çoğu tekrar evlenmezler. Çocukları varsa onları büyüterek bütün hayatlarını onlara vakıf ederler.
    Dul kalan erkekler ise aradan kısa bir müddet geçince genellikle yine bir dul kadınla sessizce evlenirler. İlk evlilikte gerdek için cuma günü tercih edilirken dulların evlenmeleri, daha ziyade Pazartesi günlerine rastlar.
    DUL EVLİLİĞİ
    Dulların evlendikleri gece, mesela, evlenen dul erkek ise, ilk karısının ailesi tarafından mezarlığa gidilerek akşama yakın mezarı başına iki yumurta kırılarak bir mum yakılır. Bu hareketle ölünün kederden gözleri yerine yumurtaların çatlayacağı düşünülür.
    LAHİT VE BAYRAM ZİYARETLERİ
    Ölümden bir sene sonra hali vakti yerinde olanlar, mezara lahit yaparlar, ayrıca her bayram arifesi mezarlıklar ziyaret edilerek fakirlere para ve yiyecek dağıtılır ve Kuranı Kerim okutulur.
    Not : Bu yazı serisinde anlatılanların hepsi şehir içinde cereyan etmektedir. İlçe ve köylerdeki örf ve adetler çok değişiktir.
    HACILARIN UĞURLANIŞ VE KARŞILANIŞLARI
    Siirt'te mahalli örf, adetler yanında Hacılar için yapılan törenler kendine has özellikler taşırlar. Aslında her ilde hacı adaylarının karşılanış ve uğurlanışları başka başka tatbikatlar gösterir. Şimdi beraberce Siirt'te Hacılar için gidişlerinden dönüşlerine kadar geçen süre içinde yapılanları bir bir görelim.
    HAC YAŞI
    Eskiden İslam dininin 5 temelinden biri olan Hac farizası, umumiyetle çok zengin olan ve yaşı ilerlemiş kimselerce ifa edilmekteydi. Ancak, son yıllarda ulaşımın kolaylaşması ve karadan giden otobüs konvoyları yüzünden "Hac yaşı" çok gençleşmiş bulunmaktadır. Mübalağasız askerliğini yapan hali vakti yerindeki vatandaşlar vakit kaybetmeden Hac hazırlığına başlamaktadır. Bu arada Siirt'ten giden çok sayıdaki motorlu vasıta yüzünden ilimizdeki şoförlerin hemen hemen hepsi bir-iki yıla varmadan Hacı olmuş olacaklardır.
    HACILARA HEDİYELER
    Siirt'te hacılar pasaport muamelelerini ikmal ettikten sonra yolculuk hazırlıklarına başlarlar. Bu hazırlıklar devam ederken hacı adayının akraba ve yakınları yolluk olarak kurabiye ve çeşitli hediyeler hazırlar ve kendisini evinde ziyaret ederler. Hacı adayına götürülen bütün bu yolluk ve hediyeler Hac dönüşü karşılığı görür. Hicazdan getirilen hurma, tespih ve gümüş alyanslar hediye değerine göre "Hac hediyesi" olarak daha evvel yolluk gönderen dost, ahbap ve akrabalara gönderilir.
    ŞEHİRDEN AYRILIK
    Hacılar şehirden ayrılırken büyük kalabalıklar tarafından uğurlanır. Bu kalabalık arasında asıl hacı adayları uğurlayıcılardan tefrik edilmeleri için sırtlarına pelerin gibi geçirdikleri bir kuşak bağlarlar. Bu rada dervişler kasideler okuyarak etrafı coştururlar.
    HACI EKMEĞİ VE ŞEYHÜTTÜRKİ ŞENLİĞİ Hacı aileleri arife günü özel olarak hazırlanan susamlı büyük ekmeklerle irmik helvası yapıp fakirlere ve diğer dost ve ahbaplara dağıtırlar. Aynı gün öğleden sonra şehrin kuzey doğusundaki Şeyhüttürki Tepesine çıkarak mevlit okutur ve fakirleri sevindirirler. Son senelerde mevlit yerine eğlence düzenlenmektedir. Aynı gün Arafat dağında bulunan hacı akrabalarının vakfelerine nazire olmak üzere çıkılan bu dik ve yüksek tepede akşam namazından sonra lüküs lambaları yakılarak inilir. Aynı zamanda binlerce mum da rengarenk ışıklarla ellerde dolaşır. "Ricalil gayp" (Gaybın adamları) için yakılan bu mumlarla tepeden inildikten sonra şehirdeki bütün camiler tek tek dolaşılır, minarelere çıkılır ve dua edilir.
    HAC'DAN DÖNÜŞ Hacıların şehre dönüşünde kapı önünde kurban kesilerek kan akıtılır. Daha sonra mevlit okunarak mükellef bir yemek ziyafeti verilir. Yeni hacı bir kaç gün evden çıkmayarak hoş geldine gelen misafirlerini karşılar. Hacı'yı görmeye gelenler Hac'cın kabulü için dua edip Haceri Esvedle teberrük olan haccının avucunun içini öperek musafahada bulunurlar. Bu müddette geçince yeni Hacı eski işine tekrar döner. Ancak bu sırada adı değişmiş ve isminin başına "HACI" sıfatı eklenmiştir. Artık O, her yerde "Hacı bey şöyle yukarıya buyurun" hitaplarıyla karşılaşmaya hazır ve tetiktedir.
    Allah cümlemize hayırlısından nasip etsin!..

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  4. #4
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: İllerimizin örf ve adetleri

    Kahramanmaraş Örf ve Adetleri
    GÖRÜCÜ USULU KIZ İSTEME

    Kahramanmaraşta evlenmelerin büyük bir kısmı görücülerin aracılığı ile olur. Aileler oğulları evlenme çağına gelince kız görmeye başlarlar. Aile bu işle uğraşmakta gecikirse oğulları bu arzuyu bazı hareketlerle ifade eder. Örneğin; askerden gelmişse nüfus kâğıdını, terhis tezkeresini ailesinin görebileceği yere koyar. Elbisesini suya ıslatıp yıkamadan asar. Burada şu yaygın fıkrayı anlatalım:
    Oğulları evlenme çağına gelmiş olan anne ve baba maddî yetersizlikten dolayı. Evdeki eşeği ve yaşlı öküzü satıp oğlanı evlendirmeye karar verirler. Konuşmaları kapı aralığından dinleyen genç sabırsızlıkla beklemeye başlar. Fakat günler geçtiği halde ailesinde bir hareket göremeyince sabırsızlanan genç bir gün konuşma arasında, "Hani hiç eşek, öküz lâfı etmiyorsunuz der".
    Kız görmek için Pazartesi ve Perşembe günleri uğurlu sayılır. Görücüler, oğlanın babaannesi, teyzesi ve diğer yakın akrabaları bir Pazartesi veya Perşembe günü kız evine giderler. Görücülere kahveyi evin gelinlik kızı getirir ve kahveyi ikram ettikten sonra oda kapısının yanında, uygun bir yerde elindeki kahve tepsisini göğsünün hizasında tutarak bekler.
    Görücüler kızı beğenirlerse anne, babaya "Menendimizi bulduk" der. Baba da kızı bir araştırır. Pazartesi ve Perşembe günü görücüler tekrar kız evine giderler. Kızın annesi "Hoşgeldiniz, hangi rüzgar attı sizi buraya" der. Görücülerden en yaşlısı "Hoş bulduk" der. Oğlanın anası da , "Niçin geldik, sorsana" der. Kızın anası sorunca, "Allahın emri Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istemeye geldik" derler. Kızın anası da "Allah yazdıysa bizim ne söyleye hakkımız var" der. Görücüler giderken kız evi kesin cevap için üç gün izin ister. Görücüler de "Peki ama üç gün sonra kızı almadan gitmeyeceğiz" der. Bundan sonrada kız evi de oğlan hakkında soruşturmalarını yapar. Üç gün sonra kaynana birkaç kişiyle gelir, "Rast gele" der içeri girerler. Hoş beşten sonra kızı vermeyeceklerse "Kızımız daha küçük" diye baştan savarlar. Vereceklerse, kız evi naz evi olduğundan birkaç hafta nazlanırlar. Bir top inci, 20 - 25 tek ince bilezik, 10 - 11 çift burma bilezik, bir gerdanlık istenilir, yol parası ve kızın ağırlığı tespit edilir. Zenginlerse, kız evinin istediği şeyleri verirler ve şerbet günü tayin edilir. Kız evinin isteklerini veremeyenler geri çekilmek zorunda kalır.

    Ne acı... zaman maalesef bir çok eski ve güzel geleneklerimizi unutturmuştur. Ama yinede unutulmayan örf ve âdetlerimiz oldukça çoktur. Bunlardan biride Kahramanmaraştaki "dir. Toplumsal olaylardan biri olan düğünlere dünyanın çeşitli ülkelerinde çeşitli şekillerde rastlayabiliriz. Bunlardan çok garipleri olduğu gibi, âyin, şölen, oyun ve tören gibi harikûlâde olanları da vardır.
    Halk çoğunluğunu orta tabakanın teşkil ettiği Kahramanmaraşta yüzyıllardan beri süregelen düğün âdetlerini bugün de her mahallede, her evde ve her mevsimde görebiliriz. Yabancılar için gayet orijinal ve hoş, düğün sahipleri için gerekli ve çocuklar için bir eğlence olan bu güzel düğün âdetlerini, dolayısıyla mutlu bir yuvanın kurulabilmesi için gösterilen bu çabaları, kız görme, şerbet, nişan, kına, gelin getirme, düğün, nikâh, gerdek ve el öpmeler diye özetleyebiliriz.

    Damat, gelin ve yakın akrabaları Pazara rastlayan bir günde kız evine el öpmeye giderler. Damat, kayın peder ve kaynanasının elini öper. Ölünceye kadar devam edecek mutluluk temeli bugün atılır.
    Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine..

    DİNİ NİKAH
    Çoğunlukla öğleden sonra yapılır. Kız ve oğlan vekilleri, şahitleri, imam efendi ve oğlan ile kızın babaları bulunur. Kızın vekilliğini kendisine nikah düşmeyen bir kişi üzerine alır. Vekillik alırken bu adam şahitlerin huzurunda geline üç defa "Beni vekil kabul ettiniz mi?" diye sorar, kızda "Evet" der veya sükût ederse "Sükût ikrardandır" deyip vekilliğini alır. İmam efendi nikah kıyar.

    DÜĞÜN HAMAMI
    Kız evi, oğlan evinin kiraladığı hamama yine akrabaları ile giderler. Gelini kız evi soyar. Yıkandıktan sonra iç çamaşırlarının üzerine sevaî (Yöresel bir nevi işlemeli önü açık, yakasız özel giysi) giydirilir. Saçları örülüp altın mahmudiyelerle süslendikten sonra başı bağlanır. Baş bağlayacak kadın iş bilir, elinden su içilir, maya çalınca tutacak, pekmez ebeleyecek (Mayalayacak) cinsten olmalıdır. Aksi halde gelinin çocuğu olmayacağına inanılır. Bundan sonra gelinin ön tarafına yeşil, arka tarafına kırmızı olmak üzere iki tane duvak bağlanır, ayağı sarı edik (Çizme vari ayakkabı) ile çorap giydirilir. Kollarında kırmızı kurdela bulunan sağdıçlar gelinin yanlarında

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  5. #5
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: İllerimizin örf ve adetleri

    Kahramanmaraş'ın Altın Kemeri


    Kahramanmaraş Burması


    Kahramanmaraş'ın en önemli el sanatlarından birisi de kuyumculuktur. İlde kuyumcu sanatı, Osmanlı Dönemi ve daha önceki dönemlere dayanmaktadır Tarihten bu zamana kadar devam ederek ve kendini geliştirerek yeni modelleri ile piyasadaki yerini her zaman muhafaza etmiştir.
    oymacılık

    SİM-SIRMA İŞLEMECİLİĞİ

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  6. #6
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: İllerimizin örf ve adetleri

    Batman Örf ve Adetleri
    KIZ GÖRME VE KIZ İSTEME :

    Evlenmeler, görücü usülü ile yapıldığı gibi, gençlerin birbirlerini görüp tanımaları ile de yapılmaktadır. Evlenmede görücü usülünü anlatacak olursak; erkek tarafı görücü gözüyle kız evine gider. Gelinlik kız tarafından sunulan kahveyi içerek kızı değerlendirirler. Kızı tekrar görmek isterlerse su isterler. Erkek tarafını temsilen yaşlı bir kadın, su getiren gelin adayının fiziğini süzer. Yürüyüşünü inceler, hafif seslenişle işitme özelliğini, ayrılırken de öperek ağız kokusunun olup olmadığını öğrenmeye çalışırlar.

    Görücü kız evinden ayrılırken, kendi aralarında beğendikleri kızı kimin için isteyeceklerini, istenildiği takdirde verilip verilmeyeceği hususunu kız yakınlarından sorup öğrenirler. Erkek tarafı bazen aracı kullanarak kız tarafından kız istemek üzere evlerinde çay içmeye gelip gelmeyeceklerini ve gün vermelerini isterler. Kız tarafı gerekli araştırmayı yapmak için “ Biz de aile arasında konuyu düşüneceğiz. “ diyerek zaman isterler. Kız tarafı isteği uygun görürse erkek tarafının aracısı ile çay içmek için misafir oldukları günü bildirirler. Bu da kızın verileceğinin teyidi olur.

    Erkek tarafı imam ile birlikte birkaç kişilik grupla kız evine gider. Kız istenir ve söz kesilir. Bundan sonra nişan ve düğün yapılır. İlimizde düğünler genelde Perşembe ve Cumartesi günleri başlar. Takip eden günlerde devam eder. Düğünlerde davul, zurna, tef, kemençe ve kaval çalınmaktadır.

    BAŞLIK PARASI :

    Hızlı bir gelişim ve bu meydanda değişim gösteren topluluğumuzda eski adetlerin yerini yeni değer yargılarının aldığı görülmektedir. Toplumumuzda sosyal bir yara olan başlık parası kısmen kalkmıştır. Şehir ve ilçe merkezlerinde bilhassa okumuş aileler arasında bu usül terkedilmiştir. Köy bazında özelliğini muhafaza eden başlık geleneği, başlık parası alan kız tarafının bu paranın üstüne ilaveler yaparak geline çeyiz yapması suretiyle sürdürülmektedir.

    CENAZE TÖRENLERİ :

    Cenazenin kaldırılmasını müteakiben üç gün taziye kurulur. Bu süre köylerde daha da uzar. Cenaze yakınları bu sürede işlerine gitmez. Başsağlığı vermek üzere çevreden gelenleri karşılarlar. Başsağlığı, ( Taziye ) için cenaze evine gelenler, maddi durumlarına göre beraberlerinde çay şekeri, un, yağ gibi hediyeleri getirirler. Bu durum il merkezinde yapılmaktadır. Başsağlığı ( Taziye ) için gelenler, Kur’an-ı Kerim’den bir sure veya Fatiha Suresini okur. Meftaya rahmet ve mağfiret dilerler. Eve gelen misafirlere çay ve yemek verilir.

    SÜNNET :

    Dini bir vecibe olan sünnet, ailelerin maddi gücü nispetinde yapılan eğlence ile başlar. Önce sünnet olacak çocuk, arkadaşlarıyla birlikte araba ile şehirde gezdirilir. Sünnet giysileri giydirilir. Sünnet öncesinde evlerde mevlit okunur. Daha sonra davetlilere yemek ziyafeti verilir. Seçilen kirvenin kucağında çocuk sünnet edilir. Kirve, ömür boyu bir akraba gibi değer görür ve aileden sayılır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  7. #7
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesaj
    1.002
    Rep Gücü
    1278

    Cevap: İllerimizin örf ve adetleri

    Emeğinize sağlık, gerçekten hatırlanması bile hoş geleneklerimizin. Ama sizin de dediğiniz gibi "Ne acı... zaman maalesef bir çok eski ve güzel geleneklerimizi unutturmuştur. Ama yinede unutulmayan örf ve âdetlerimiz oldukça çoktur" Bu arada Gerek yurdumuzun, gerekse milletimizin geçmişi ile ilgisini hazmedemeyenler ne hikmetse her yerden yolumuzu kesmeye habire beyhude gayret sarfediyorlar, Allah ıslah etsin demek lazım. Bir toplum, önce geçmişini bilmeli ki, geleceğine ve yaş***** yön verirken asgari hatalarla yoluna devam etsin. Tekrar emeğinize sağlık.

  8. #8
    Acemi Üye sarahhh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Yaş
    30
    Mesaj
    126
    Rep Gücü
    440

    Cevap: İllerimizin örf ve adetleri

    Gerçekten çok güzeldi zevkle okudum ama devamını bekliyoruz ...
    emeginize sağlık tşkler...
    bu gelenekler yaşatılmalı unutulmamalı ...

  9. #9
    Üyecik Deadangel-2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4
    Rep Gücü
    10

    Unknown Cevap: İllerimizin örf ve adetleri

    güzel bir konu paylaşımın için teşekkürler.

Yukarı Çık