Prof.Dr. Arif SARSILMAZ

Canlıların en önemli özelliklerinden birisi; kendilerini, zararlı diğer canlılardan ve çevre şartlarından en uygun şekilde korumalarıdır. Her hayvanın kendine ait anatomik ve fizyolojik özellikleriyle sınırlı kaçma, saldırma, kamuflaj, zehirleme, saklanma gibi korunma davranışları vardır. Hayvanlara ait korunma davranışlarım hepimiz çok rahat olarak görüp değerlendirebildiğimiz halde, yine bir canlı olan bitkilerde bu tip korunmaya dönük davranışların olup olmadığını pek çoğumuz bilmeyiz. Bitkiler sinir ve kas gibi hareket sistemine ait dokulara sahip olmadığından dış tesirlere daha geç ve yavaş cevap verirler. Bu yüzden onların korunmaya yönelik davranışları ilk anda çok net olarak idrak edilemez. Fakat birer canlı olduklarından onlar da hayatta kalmak ve nesillerini devam ettirmek için hayvanlardan daha farklı şekilde bazı korunma mekanizmaları gösterirler.

Bitkilerin en başta gelen silahlarından biri de dikenleridir. Binlerce çeşidi olan güllerin bir an için dikensiz olduğunu hayal edelim. Bu durumda elimize batmadan onları hemen kolayca toplayacağımızı düşünürüz. Fakat korunmasız kalan güller birçok hayvan tarafından yenilerek tüketilir. Halbuki bahçelerimizi şenlendiren güllerin binlerce yıldır hayatlarını sürdürmesinde onların dikenlerinin ne kadar önemli rolleri olduğunu asla unutmamalıyız.

Sagueru ismi verilen dev kaktüslere, kendilerini korumaları için uçları kanca gibi kıvrık olan dikenler verilmiştir. Benzer şekilde, tropik ve subtropik bölgelerde yaşayan akasyaların bazı çeşitleri 15 cm’ ye varan uzunluklardaki çok sert ve keskin dikenlerle korunurlar. Madagaskar’ın güneyindeki binlerce hektarlık alanı dolduran ahtapot ağaçlarının dalları dikenleriyle çok müthiş bir görüntü sergiler. Halk arasında diken üzümü olarak isimlendirilen bitkinin sivri ve sert dikenleri bir motosikletin tekerleğini bile delerek patlatır. Vitamin deposu olan kestaneyi yemek için kirpisinden çıkarırken ellerimizin yaralanmasını göze alırız.

Bitkilerin dikenlerle donatılması onları kuraklığa karşı da korur: Yaprakların özel olarak küçülüp sertleşmesiyle meydana getirilen dikenlerin satıhları yaprağa göre çok küçük olduğundan su kaybını asgariye indirir.

Böylece yağmurun yağmadığı kurak mevsimleri kuruyup ölmeden geçirebilirler.Orta Avrupa gibi serin ve yağışlı kuşaklardaki bitkilerin yapraklarının bir kısmı hayvanlar tarafından yense bile hava yeterince nemli olduğundan yeni yapraklar hızla büyümekte ve bitki ölmemektedir. Kurak çöllerde ise büyüme için çok uzun bir süre gerekeceğinden bitkiler diken gibi koruyucu mekanizmalarla donatılmasaydı kendilerini koruyamaz ve yok olur giderlerdi.

Bazı bitkilerin ise tohumları yayılmak için uçları kancalı dikenler taşır. Kendileri hareket edemeyen bu tohumlar (mesela; pıtrak) çimlenebilecekleri ve büyüyebilecekleri bir yere taşınmak için yanlarından kendilerine sürünerek geçen hayvanların postuna veya insanların elbiselerine saplanarak tutunup yayılırlar.

Bitkilerin kendilerini korumak için kullandıkları diğer bir metot da küçük dikenleri içinde zehirli sıvılar taşımalarıdır. Kuzey Afrika’da yetişen dikenli sütleğengiller kendilerini yemeye teşebbüs edenlerin vücudunda açtıkları yaralara, enfeksiyonu hızlandıran zehirli bir sıvı salgılar. Isırgan otunun kendisine dokunanları nasıl yaktığını hemen hemen herkes bilir. Isırganın sap ve yapraklarındaki beyazımsı tüydükler, mikroskop altında yuvarlak uçlarıyla şeffaf boncuklar şeklinde görülürler. Hafif bir dokunmada bile ince bir cam gibi kırılarak sivri uçlu bir enjektör halini alır ve battığı dokuya, içine basınçla depolanmış silisik asidini boşaltır. Bu asit, vücutta değişik derecelerde kaşıntılara sebep olur.

Isırganlar grubu bitkilerin bazı türleri çok daha tehlikelidir. Yeni Zelanda’da yaşayan Urtica ferox türü ısırgan deriye dokunduğunda bir engerek yılanının ısırması kadar şiddetli ağrı verebilir. Amerika’da yetişen Laportea türü ısırganın zehiri ise tesirini haftalarca sürdürür. Bazı ısırgan türleri ise ölüme kadar Küfür Yasak !!!üren iltihabi reaksiyonlara sebep olur.

Korunmaları için bitkilere armağan edilmiş dikenler birçok korunmasız ve aciz hayvanların da önemli bir korunma malzemesi olarak işine yarar. Mesela; fındık fareleri gibi birçok küçük hayvan; yuvalarını düşmanlarının geçmesi mümkün olmayan dikenli bir çalılığın ortasına yaparak korunur. Elimize battığında farkına vardığımız dikenlerin, birçok bitki ve hayvan için ne kadar ehemmiyetli olduklarını görünce, tabiat dediğimiz bu harikalar meşherinde hiçbir şeyin teferruat ve gereksiz olmadığını daha iyi anlamaktayız.

Birçok sürüngen ve kuş türü sıkıştığında bu tip dikenli çalıların içine kaçarak kendini kurtarır. Örümcek kuşu ise dikenleri çok farklı bir maksatla kullanır. Avladığı böcek, sürüngen veya küçük memelileri bizim etleri şişe geçirmemiz gibi dikene saplayarak öldürür ve dikene geçirilmiş şekilde biriktirir. Binlerce kuş türü içinde sadece örümcek kuşlarının dikenleri mızrak gibi kullanma sanatını nasıl öğrendiği ise ayrı bir muamma!