1. Sayfa, Toplam 5 123 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 44

Teoriler

Kültür, Sanat Kategorisi Genel Kültür Forumunda Teoriler Konusununun içerigi kısaca ->> Gerçeklik Terapisi Bu terapi William Glasser adında bir psikiyatrist tarafından ortaya atılmıştır. Glasser gerçeklik terapisini şöyle tanımlar: Bireyin kendi davranışının ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    stat Teoriler

    Gerçeklik Terapisi



    Bu terapi William Glasser adında bir psikiyatrist tarafından ortaya atılmıştır. Glasser gerçeklik terapisini şöyle tanımlar: Bireyin kendi davranışının sorumluluğunu bireye yükleme. Bu da ruh sağlığına eşittir. Terapi danışanların amaçlarına ulaşmada başarılı olabilmeleri için onların daha gerçekçi ve daha sorumlu olabilecekleri şekilde eğitim vermektir.

    Gerçeklik Terapisi

    Kimlik kazanmaya çalışan insanlar,
    Duygusal problemleri olan insanlar,
    Davranışsal problemleri olan insanlar ile ilgilenir.
    Glasser geleneksel yaklaşımlar ve gerçeklik terapisi arasındaki farkları şu şekilde belirtmiştir:

    G. Terapisinde danışana hasta gözüyle bakılmaz ve danışan geçmişte olanlara rağmen o andaki davranış ve tutumlarını değiştiren kişi olarak algılamaya güdülenir. Gerilimle baş edebilmek için danışanın kendi yeteneği güçlendirilmeye çalışılır.

    G. Terapisinde danışman danışanın hayatında önemli bir varlık haline geldiği kişisel yakın ilişki üzerinde durur. Bu tip ilgi terapi için gereklidir.

    G Terapisinde bilinçaltı güdülenmenin varlığı yadsınmaz ancak davranışların nedeninin araştırılmasının değişme getirmeyeceği vurgulanır.

    G. Terapisinde terapi toplumun ahlak kurallarına dayanır. Danışan yaşamındaki önemli kişilerin uyarıları olmadan kendi davranışını ahlak açısından değerlendiremez ve değişemez.

    Terapist öğretmen rolümdedir ve danışanın daha iyi davranması için yollar önerir ve onunla gerçekten derin bir ilgiyle ilgilendiğini belli eder.

    TEMEL KAVRAMLAR


    Kimlik: Bu terapiye göre tüm insanların tek bir temel gereksinimi vardır: kimlik gereksinimi. Kimlik dünyadaki diğer varlıklardan farklı ve ayrı olduğumuzu hissetme gereksinimidir. Başarılı kimlik gereksinimi sağlıklılık ve gelişme gücü olarak ele alınır ve insanın doğasının sosyalliğe dayandığı üzerinde durulur.

    Katılım: Katılım gereksinimi insanın sinir sistemine yerleşmiştir. Sinir sisteminde insanın başkalarına katılması için onu cesaretlendiren bir acı söz konusudur. Bu acı insanları katılmaya yöneltir. İlkel toplumlardaki atalarımızdan bize gelen katılım gereksinimi günümüzde dostlarıyla birlikte olma gereksinimine dönüşmüştür.

    Sevgi ve değerli olma: Glasser iki temel gereksinimden bahseder, bunlar: Sevme ve sevilme gereksinimi, kendimizin ve başkalarının değerli olduğunu hissetme gereksinimidir. İnsanlar kendilerini değerli hissetmek için buna katkıda bulunacak bir iş yapmak ve başkalarının da bunu yapmasına yardımcı olmak durumundadırlar. Bu yolda başarısızlığa uğramanın sonucu yalnızlık, acı ve başarısız kimliktir.

    Sorumluluk: Sorumluluk, bir kimsenin kendi gereksinimlerini başkalarını da kendi gereksinimlerini karşılama yeteneğinden mahrum bırakmayacak şekilde karşılama yeteneğidir. Sorumluluk bir araya geldiklerinde başarılı kimliği oluşturan sevgi ve değere sahip olmaktır. Glasser, semptomların kişinin geçmişinden dolayı değil şu andaki yalnızlık ve başarısızlığından dolayı ortaya çıktığına inanmaktadır. Sorumlu bir davranışla gereksinimler başarılı bir şekilde karşılandığında semptomların ortadan kalkacağı düşünülür.

    Gerçeklik: Gerçeklik terapisinin amacı yalnızca insanları gerçeklerle yüz yüze getirmeye çalışmak değil, aynı zamanda bu çerçeve içinde gereksinimlerini karşılayabilecek hale gelmelerine yardım etmektir.

    Glasser�in gerçeklik terapisinde yer alan dörtlü zinciri: Gerçekle yüz yüze gelmek ®sorumlu davranış®sevgi ve değer (katılım) ®başarılı kimlik. Gerçeği inkar etmek®sorumsuz davranış®yalnızlık ve acı (katılımın yokluğu)®başarısız.

    Zincirin ilk halkasındaki gerçekle yüz yüze gelmek veya gerçeği inkar etmek başarılı veya başarısız kimliğin oluşmasındaki en kritik basamaktır.

    Kazanım: Kişiliğin oluşumu ve sorumluluğun gelişimi.

    Kimliğin kaynağı: Kişinin kim olduğunu aydınlığa kavuşturacak kaynaklar şunlardır:

    Kişi sevdiği kişilerle ilişki kurmaya ve onlarla bir arada olmaya eğilimlidir. Hoşlanmadığı insanları reddeder.
    Kişi zamanını ve enerjisini bazı konuları düşünmeye ve değerlendirmeye çalışarak kimlik kazanmaya çalışır.
    Kriz durumlarındaki davranışlar kişi hakkında bilgi verir.
    Kişi kimliğine ilişkin geribildirimlerden ve yansıtmalardan bilgi edinir ve öğrenir.
    İnançlar ve değerler, felsefe kimliğe katkıda bulunur.
    Başkalarına göre sosyo-ekonomik statü de belirleyicidir.
    Fiziksel yapı ve imaj da kimlik oluşumuna yardımcı olur.
    Birey 4-5 yaşlarında iken geliştirdiği becerilerine bakarak başarısız kimlik geliştirmeye başlayabilir. Ancak pek çok çocuk bu yaştan önce kendini başarılı hisseder. Ve bir kez kendini başarılı veya başarısız olarak tanımladıktan sonra benzer kimliklerle birleşmeye başlarlar ve böylece oluşan gruplar giderek kutuplaşır.

    Ebeveynlerin katılımı: Glasser�e göre sorumluluğun öğretilmesi en önemli görevdir. Burada önemli olan çocukların sevgi, destek, sıcak ilişkiler kurma gereksinimlerinin ebeveynlerce doğru şekilde karşılanması gerekliliğidir. Ebeveyn çocuğa model olabilmeli ve tutarlı bir disiplin anlayışıyla yaklaşmalıdır. Çocukla konuşmak için zaman ayırmalı, tartışmalı ve dinlemeli, sosyal katılımlara girebilmesi için çocuğa destek vermelidir. Glasser�e göre aile gerçek yaşamdaki gereksinimlerin nasıl karşılanacağının öğrenildiği yerdir.

    Okulun katılımı: Okula başlamış pek çok çocuk başarısız kimlik oluşturmaya başlamış olabilir. Bazıları da başarılı kimliğini sürdürmek için çaba sarf ediyor olabilir. Burada öğretmenin tutumu çok önemli bir konumdadır. 10 yaşına kadar olan dönemde okulda başarısızlık yaşayan bir çocuk güvenini yitirecektir.

    Glasser ilkokullarda yapılacak bazı işlerin çocukların sorumluluk almalarına yardımcı olacağını savunur:

    Hatırlama yerine; düşünme ve problem çözmeye odaklaşmak,

    Çocukların okulda öğrendikleri ve dışarıda yaşadıklarının birbiriyle ilgili olması,

    Çocuğun karar vermeyi ve plan yapmayı öğrenmesi,

    Okuma-yazma ve konuşma gibi iletişim becerilerine birincil derecede önem verilmesi,

    Çocukların yalnızca yaş bakımından gruplandırıldığı homojen grupların oluşturulması,

    Etiketleme ya da puan sistemi kullanma yerine çocukların nerede yardıma ihtiyaç duyduklarını anlamak ve çalışmalarını sağlamak,

    Öğretmen liderliğinde çocuklar için neyin iyi ve önemli olduğu konusunda yargılayıcı olmayan tartışmalar düzenlemek.

    Glasser�in okulla ilgili düşünceleri kişisel sorumluluk kavr***** dayanır. Uygun olmayan ev koşulları, düşük sosyo-ekonomik konum gibi olumsuz faktörlerin etkilerinin okulda azaltılabileceğine inanır.

    Başarısız Kimliğin Sürdürülmesi: Glasser, kimliklerinin başarılı ve başarısız oluşuna göre iki tip toplum tanımlar. Bunlardan birincisi kendini başarısız olarak belirleyen, katılıma yönelik olmayan yollarla acısını hafifletmeye çalışan toplumdur. Diğeri ise kendini başarılı olarak belirleyen ve katılmaktan zevk alan başarılı toplumdur. Glasser. Psikolojik veya psikosomatik tüm semptomların, düşmanca, saldırgan, mantıksız davranışların hepsinin kişisel başarısızlığın ve yalnızlığın ürünü olduğunu düşünür. Sorumsuz birey gerçeği reddederek dünyayı içinde rahat edeceği hale getirir ve başarısız kimliğini sürdürür.

    Başarısız Kimliğin Değişmesi: Gerçeklik terapisinin amacı; danışanın gerçekçi olarak ve sorumlu davranarak sevgi ve değer gereksinimlerini karşılayabilmesine dayalı başarılı bir kimlik kazanmasıdır. Buna göre terapi de bir eğitim ve yetiştirme durumudur.

    Başarılı bir gerçeklik terapisti olmak için:

    Terapistin kendisi oldukça sorumlu bir insan olmalıdır ve gerçeklik bağlamı içinde kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olmalıdır.

    Danışanların kendi sorumsuzluklarına terapisti katmak için yapacakları davranışlara karşı durabilecek güçlü ve tutarlı bir insan olmalıdır.

    Danışanların acı ve yalnızlık duygularını anlamalı ve onları kabullenmelidir.

    Danışanları ve onların sorumsuz davranışlarını hissedebilme kapasitesine sahip olmalıdır.

    GERÇEKLİK TERAPİSİNİN İLKELERİ

    Katılım,
    Şu andaki davranışa odaklanma,
    Davranışı değerlendirme,
    Sorumlu davranışı planlama,
    Kendini adama,
    Bahane bulmama,
    Cezalandırmama.
    Başarılı Bir Kimliği Kazanmanın Unsurları

    Yaşadığı dünyanın gerçeğini inkar ya da göz ardı etmemek,
    Kendi davranışının sorumluluğunu kabul etmek,
    Plan yapmak ve gerçekleştirmede sorumlu davranmak,
    Başkalarını sevmek ve onlara katılmak, kendini başkalarına vermek ve karşılığında sevilmek,
    Kendine ve başkalarına yararlı etkinliklere katılmak,
    Standartlara uygun etik davranışlar içeren bir şekilde yaşamak.
    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Adams'ın Denklik Teorisi



    Motivasyon konusunda ortaya atılan süreç teorilerinden (process theories) olan Adams'ın (1963) teorisi (Adams Equity Theory) Festinger'den hareketle üretilen denge teorilerine dayanmaktadır. Burada, bireyin belirli bir davranışı yapması için, psikolojik gerilim durumunu giderme eğilimi esas alınır. Adams'a göre bireyler, genel olarak bir denklik durumu ararlar, daha açıkçası, örgüt içinde takas ilişkilerinde diğerleriyle karşılaştırıldığında adil ya da hakkaniyetli bir muamele gördükleri duygusu taşımaları önemlidir. Bu açıdan girdi-çıktı hesabı yaparlar.

    Girdiler, bireyin örgüte katkılarıdır (formasyonu, verimi, ustalığı, vb.), çıktılar ise örgütün ona verdikleridir (ücret, prim, mesleğinde ilerleme, saygınlık, vb.). Adams'ın teorisinde girdi-çıktı oranının dengeli olduğu durumda, bireyin harekete geçme yönünde güdülü olmadığı, dengesizlik durumunda ise hareket için motivasyona sahip olduğu varsayılmaktadır.

    Adams'ın teorisi, çoğu kez endüstriyel alanda örgütlerde uygulanmakla birlikte, tüm takas durumlarına uygulanmaya uygun genel bir teori olarak değerlendirilmektedir. Takas teorilerinin genellikle iddia ettiği gibi, öğretmen ve Öğrenci, kadın ve erkek, ana-baba ve çocuk, iki arkadaş söz konusu olduğunda bile, kişiler arası ilişkilerde verilenler ile alınanlar, kayıplar ve kazançlar arasında bir kıyaslama yapılmaktadır.

    Adams denksizliğin (az veya çok ödüllendirilme gibi) rahatsızlık verici bir duygu meydana getirdiğini, Festinger anlamında bir tür bilişsel gerilim yarattığını ve denkliği oluşturma yönünde tepkilere (katkılarını artırmak veya azaltmak, kazançlarını artırmaya çalışmak, bilişsel çarpıtmalara, yanlılıklara girerek değerlendirmelerini değiştirmek, kıyas çerçevesini değiştirmek, vb.) ya da yol açtığını öne sürmektedir.
    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Alan Teorisi



    Alan teorisi (fıeld teory), sosyal psikolojinin önemli figürlerinden biri olan Kurt Lewin tarafından ortaya atılmıştır. Lewin, fiziksel alan kavramını (manyetik alan, çekim alanı, vb.), psikolojiye taşıyarak, birbiriyle karşılıklı bağımlı olan ve dinamik bir sistem oluşturan psişik süreçler bütününü ifade eden psikolojik alan kavramını geliştirmiştir. Psikolojik alan, belirli bir anda belirli bir birey veya grup için söz konusudur ve bu birey veya grubun davranışlarını etkileyen temel dinamiktir. Psikolojik alanın öğeleri, yaşam alanı, çevre ve kişi olarak ayırdedilebilir.

    Alan teorisi, dar anlamda bir teori olmaktan ziyade, geştaltçı bir perspektiften, nedensel ilişkilerin analizine ve teorik kavramların ve hipotezlerin oluşturulmasına uygun bir yöntemdir. Yaşam alanı ile davranışı etkileyen güçler (gerilimler, değerler, enerji, vb.) karşılıklı bağımlılık içinde bulunurlar. Birey veya grup, birbiriyle karşılıklı etkileşen bu öğelerin dinamik bir bütünüdür.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Alderfer Motivasyon Teorisi



    Bu teori, motivasyon konusunda ortaya atılan içerik teorilerinden biridir. Motivasyonu, ihtiyaçlara sıkıdan bağlı gören Alderfer (1969), üç grup ihtiyaç ayırdeder: Varoluşsal ihtiyaçlar (maddi ve fizyolojik plandaki temel ihtiyaçlar; beslenme, ücret, iş koşullan, vb. tarafından doyurulan ihtiyaçlar); sosyallik ihtiyaçları (anlamlı sosyal ilişkiler kurulmasıyla doyurulan ihtiyaçlar; sosyal onay ve saygınlık ihtiyacı, vb.); gelişme ihtiyaçları (bireyin potansiyelini gerçekleştirmesiyle ilgili ihtiyaçlar). Tüm ihtiyaçlar aynı bir çizgi (continuum) üzerinde

    yer alırlar. Söz konusu ihtiyaçlar arasında katı bir hiyerarşik düzen yoktur; bireyler, ihtiyaç kategorileri arasında ileri veya geriye giderek enerjilerini çeşitli ihtiyaçların doyurulması yönünde kullanabilir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Aşılama Teorisi



    Tutum değişimi ve propaganda alanında McGuire (1964) tarafından ortaya atılan bir teoridir. Tek yönlü iletişime kıyasla, çift yönlü iletişimin daha etkili olduğu yönündeki araştırma sonuçlarına dayanan bu teori, hastalıklara karşı insan vücudunun direncini artırmak için bir miktar zayıflatılmış mikrop zerk etmenin yararlı olduğu şeklindeki biyolojik bir olgudan yola çıkmaktadır.

    1950'lerde Kore'de esir düşen Amerikan askerlerine uygulanan beyin yıkama tekniklerinin etkililiğini gözleyen McGuire, insanları propaganda amaçlı iknaya karşı daha dirençli kılmanın yollarını araştırmıştır. McGuire, ikna amaçlı mesajlara karşı iki savunma tarzı ayırtetmiştir:

    Bunlardan birincisi, kişinin önceki görüşlerinin yeni argümanlarla desteklenmesine dayalı destekleyici savunmadır (supportive defense). İkincisi ise kişiye, karşı görüşün (kolayca başa çıkılabilecek ölçü veya nitelikteki) argümanlarının verilmesine dayanan aşılama yoluyla savunmadır (inoculation defense).

    Burada propagandaya hedef bireyleri, aykırı görüşlere karşı aşılamanın mümkün olduğu inancıyla, yukarda değinilen biyolojik olgu, psiko-sosyal alana aktarılmaktadır. Buna göre bir miktar karşı propaganda, alıcı bireyi, daha sonra maruz kalabileceği karşıt etkilere bağışık kılacaktır.
    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Atıf Teorileri



    Çeşitli yazarlar tarafından atıflar konusunda ortaya atılan teorik yaklaşımlar bazı bakımlardan farklılaşmaktadır. Bu hususa dikkat çeken Kelley ve Michela (1980), söz konusu yaklaşımları iki gruba ayırmışlardır: Atıf teorileri ve atıfsal teoriler.

    Atıf teorileri (aitribuıion theory), insanların diğerlerinin veya kendilerinin davranışlarım açıklarken hangi mekanizmalara göre atıflar yaptıklarını ortaya koymaya çalışan teorilerdir (Jones ve Davis, 1965; Bem, 1972; Kelley, 1967, vb.).

    Buna karşılık atıfsal teoriler (attributionnel theory) atıfların, bilişsel, duygusal ve davranışsal planlardaki etki ya da sonuçlarını açıklamayı amaçlayan teorilerdir (Weiner, 1979; Schachter, 1964; Abramson, Seligman ve Teasdale, 1978). Ancak, bu ince ayrım çok da manidar görünmemektedir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Bağlanma Teorisi



    Kişiler arası çekim ve ilişkilerin dinamiği konusunda ortaya atılan teorilerden biri olan bağlanma teorisi (attachment theory), anneye veya rahatlatıcı bir başka figüre bağlanmanın, çocuğun yaşamını sürdürmesinde önemli bir işlevi olduğunu savunmaktadır. Bu yaklaşımdaki sosyal psikologlara göre (Bowlby, Ainsworth, vb.), bazı kişilerle sıcak-yakın ilişki ihtiyacı, insan doğasının temel bir boyutudur. Zira, hem insan, hem de primatlarda gözlenen bağlanma ihtiyacı, yeni doğmuş çocuğu çevresel tehlikelerden korumaya yönelik bio-sosyal bir süreçtir.

    Anne-çocuk ilişkisinde yaygın inanç, annenin çocuğuna karşı özverili, dikkatli, her an yardıma koşmaya hazır olduğu şeklindedir. Ancak Ainsworth ve ark. (1978), çocuk-anne ilişkisinde arasında üç farklı bağlanma stili ve dolayısıyla üç farklı ilişki tipi ayırtetmişlerdir:

    Birinci tip, yaygın inanca uygundur, çocuk, annesini çevreyle ilişkisinde güven verici bir dayanak olarak kullanmaktadır ve 'güvenli çocuk' tipini yansıtmaktadır. İkinci tipte, anne mesafeli durmakta, çocuğun kendine yaklaşma çabalarını reddetmekte ve bunun sonucunda 'kaçınan çocuk' tipi belirmektedir. Üçüncü tipte anne, çocuğun isteklerine cevap vermede geç kalmakta veya belirsiz/istikrarsız tepkiler göstermekte ve bunun sonucunda, 'kaygılı çocuk' tipi ortaya çıkmaktadır.



    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Beliren Norm Teorisi


    Beliren norm teorisi (emergent norm theory), kolektif davranışların açıklanmasını konu almaktadır. Le Bön tarafından sosyal bulaşma ve kolektif histeri terimleriyle açıklanan kitle psikolojisinde önemli bir adım sayılabilecek bu yaklaşım Turner ve Killian (1957) tarafından geliştirilmiştir.

    Bu teoriye göre, kitlelerin homojenliği iddiası bir illüzyondur; kitleler, roller ve rol ilişkileri etrafında yapılanmıştır. Kolektif ruh veya grup ruhu denilen bir şeyin varlığı tartışmalıdır. Kitlenin hareketini yöneten birtakım özgül ilkeler vardır. Kitle düzeyinde düzenlilikler görülmektedir ve bazı genellemeler yapılabilir. Kitlenin davranışlarında salt duygusallık veya akıldışılık egemen değildir.

    Kitlede bir tek biçimlilik ve dolayısıyla güdülerde benzerlik olduğunu varsayan yaklaşımların aksine, burada, kitle içinde farklı kişiler ve güdüler bulunduğu öne sürülür; örneğin bir doğal afet veya felaket durumunda oluşan kitle içinde, beş grup insan ayırtedilebilir: Felaketle doğrudan ilgili olanlar (angajman düzeyi yüksek), olaydan dolaylı olarak etkilenen kaygılı kişiler (bölgede yakınları olanlar, komşular), yardımcılar / gönüllüler, seyirciler/meraklılar ve nihayet fırsatçılar (çıkar güdenler).



    alıntı

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Bilişsel Çelişki Teorisi



    1950'li yıllarda Festinger (1957) tarafından geliştirilen bu teori, bilişsel harmoniyi konu almaktadır ve insanların, bilişsel planda çelişki yaratan biliş, duygu ve davranışlardan kaçındıklarını, biliş öğeleri arasında bir tutarlılık oluşturmaya ve mevcut tutarlılığı korumaya çaba harcadıklarını ön görmektedir.

    Bilişsel çelişki, günlük hayatımızda oldukça sık karşılaştığımız bir olgudur. Davranışlarımız, çoğu kez bir şekilde davranmamızı ve bir başka şekilde davranmamamızı gerektiren bir takım dış talep, emir veya zorlamalara bağlıdır. Oysa, genelde düşünce ve kanaatlerimize göre davrandığımıza, kendimizle tutarlı olduğumuza inanırız.

    Davranışlarımız, hareketlerimiz, eylemlerimiz ile tutumlarımız, görüşlerimiz, ideolojimiz arasında bir tutarlılık ararız. Bu nedenledir ki, genellikle bir mesleği seçenler, meslekleri hakkında olumlu görüş taşırlar; bir kurum veya iş yerindeki mevkimiz ile iş yerimiz hakkındaki görüşümüz arasında bir ilişki vardır, örneğin hiyerarşik konumumuz yükseldikçe, nispeten daha olumlu düşünürüz ("Taç giyen baş akıllanır" sözü, bu çerçevede değerlendirilebilir).

    Tutarlılık teorisyenlerine göre bilişsel öğelerin çelişkisi, insanların kaçındığı, istemediği bir durumdur. Dolayısıyla, insanın temel eğilimi bilişsel tutarlılığı olabildiğince sağlamak ve korumaktır. Tutarsızlık, bilişsel öğelerin birinde veya diğerinde değişimi güdüleyen bir nitelik taşımaktadır.

    Bu temel görüşler, denge, uygunluk ve bilişsel çelişki terimleriyle anılan çeşitli tutarlılık teorilerinde az çok ortak olan bir kuramsal çerçeve oluşturmaktadır. Bilişsel çelişki teorisi, kognitif çelişkiye bir motivasyon gücü atfederek onu bir güdü, bir gerilim durumu olarak görmektedir: Bu güdü, insanları, çelişkiyi azaltma, indirgeme yönünde davranışlara itmektedir.

    Çelişkinin azaltılması çeşitli yollardan sağlanmaktadır. Bunun için ilk yol, çelişen öğe sayısını azaltmak veya uyuşan öğe sayısını artırmaktır. İkinci yol, uyuşan öğelerin önemini artırırken çelişen öğelerinkini azaltmaktır. Üçüncü yol, bu iki yolu birlikte kullanmak olabilir. Çelişkiyi azaltmanın yollarından hangisinin seçileceği sorunu, çeşitli etmenlere bağlıdır.

    Her şeyden önce bireyin realist tutumu ve çevreye başarılı bir uyum, gerçeklik hakkında doğru bir şekilde değerlendirme yapmayı gerektirmektedir. Herhangi bir bilişsel öğe, gerçekliğin doğru bir yansıması olduğunda, gerçekliği değiştirmeksizin, bu gerçekliğe tekabül eden bilişsel öğeyi değiştirmek zorlaşmaktadır.

    Ancak, diğer pek çok teorisyen gibi, Festinger de fiziksel ve sosyal gerçeklikleri ayırtetmektedir. Bu ayrım, emprik yollarla tahkik edilebilen veya sosyal uzlaşmalara dayanan gerçeklikler şeklinde de ifade edilebilir. Bu açıdan bakılırsa, çelişkinin kaynağı olan davranışların değiştirilmesi zor veya kolay olabilmektedir. Çelişkiye yol açan bilişsel Öğeler, bireyin davranışıyla ilgiliyse, bilişsel tutarlılık, davranışların değiştirilmesi yoluyla gerçekleştirilmektedir.

    Çelişkinin kaynağı dış dünya ise, bilişsel öğeyi değiştirmek için dış dünyayı değiştirmek gerekmektedir. Ancak, fiziksel gerçeklik söz konusu olduğunda bu, genellikle imkansızdır; dolayısıyla fiziksel gerçekliğe tekabül eden bilişsel öğe de, değişmeye karşı direnecektir.

    Bu durumda, çelişkiyi azaltmak, diğer öğeler üzerinde oynamayı gerektirmektedir. Fakat fiziksel gerçeklik yerine, sosyal gerçeklik söz konusu olduğunda, örneğin çelişki, bireyin bağlandığı, örnek aldığı, özdeşleştiği kişilerin konsensüsünden ileri geliyorsa, bu konsensüsün değiştirilmesine çalışılabilir ya da bu kişi veya gruplar terk edilebilir.

    Çelişkiyi azaltma yolları, aktif veya pasif bir tutum gerektirmesine göre farklılaştırılabilir. Çelişkiyi indirgemek için bireyler, pasif bir tutumla mevcut bilişsel öğeleri değiştiremez veya yenilerini ekleyemezlerse, tutarlılığı destekleyen ve bilişsel sonuçları olan davranışlara yönelmektedir. Yeni enformasyon arayışı, bu tür davranışların bir örneğidir.

    Öte yandan çelişkiyi azaltma biçimleri, çelişki olgusunun özelliğine bağlı olabilir, bilişsel çelişki, bir kararın, bir girişimin, bir çabanın, bir emrivaki durumunun, grup etkileşiminin, diğerlerinin önünde kanaatlerinin aksi bir davranışta bulunmanın sonucunda oluşabilir.

    Nihayet, bilişsel çelişki teorisi, insanların davranışlarını değiştirmek için, Öncelikle tutumlarının değiştirilmesini gerekli sayan yaygın görüşün aksine, insanların tutumlarını değiştirmenin yolunun, davranışlarını değiştirmekten geçtiğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda bilişsel çelişki teorisi, 'bilincin sosyal gerçekliği değil, sosyal gerçekliğin bilinci belirlediği' tezini sınıf bilinci (proleter bilinci) oluşumunun temeline koyan Marksist yaklaşımla paralellik göstermektedir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Teoriler

    Bilişsel Teori



    Psikolojide bilişsel teori, davranışların açıklanmasında düşünce, beklenti, tutum, şema, prototip, temsil, atıf ve benzeri içsel süreçleri temel alan teorik bir perspektiftir. Bu yaklaşımın temel anlayışına göre insanlar çevrelerinde karşılaştıkları uyaranların algılanmasında ve yorumlanmasında aktiftirler.

    Bu başlık altında, birbirinden az çok farklı çeşitli model ve yaklaşımlar yer almaktadır. Bunlar arasında en önemlileri geştalt teori, fenomenoloji, alan teorisi, bilgi-işlem teorisi olarak belirtilebilir.

    Bilişsel yaklaşım, bireylerin benzer uyaranlar karşısında farklı tepkilerini anlamamızı sağlamaktadır. Örneğin bir sınavdan aynı notu alan iki öğrenciden birinin hoşnut olması, diğerinin olmaması, notu veya uyaranın objektif özelliklerini dikkate alan yaklaşımlara göre anlaşılmaz bir tepki gibi görünmektedir; ancak bu olgu, sınav notunun bireyler tarafından algılanmasını ve sınavın bireyler için anlamını öne çıkaran bilişsel yaklaşım çerçevesinde rahatlıkla açıklanabilmektedir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

1. Sayfa, Toplam 5 123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Ucuk teoriler
    mopsy Tarafından Fizik Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-12-2011, 08:51 AM
  2. Kızılderililerin türklüğüne dair teoriler
    diojen Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 03-10-2009, 06:34 PM
Yukarı Çık