Ramapithecines: Bu terim ilk defa G.E. Levis tarafından teklif edilmiş olup, daha sonra bu grubun diğer üyeleri de keşfedilerek "Dryopithecines" ilk defa bugünkü insana yaklaşan bir anatomik yapıya benzemesindendir. Bu türe ilk insanın ataşi gözü ile bakılabilir. Levis'in buluşu uzun seneler itibar görmemesine rağmen, 1965 yılında Sinions ve Pilbeam tarafından tekrar gözden geçirildi ve bu grubun damak yapısının ve dış formasyonunun bugünkü insana çok benzediği tesbit edildi. Aynı zamanda bu türün yakın akrabası sayılan Pongid'lerden de çok farklı olduğu müsahede edildi. Pongid'lerin bir türü olan sempanzenin de bu yüzden sanıldığı gibi insanın ecdadı olmaktan çok uzak olduğu kanaatine varıldı.

İnsanın yaratıldığı yer insanın ilk atalarının şekilde de olsa primatrlarla bir yakınlığı olduğu kabul edilmekte ve bu ilkel yaratıklara ilk insanın ataları gözü ile bakılmaktadır. Gerek ilk insan fosillerine ve gerekse bu primatların ilk cetlerine Afrika'nin tropikal bölgelerinde rastlanması, ilk yaratılan insanın da Afrika'da dünyaya geldiğini ispatlamaktadır. Yakın zamanda yukarı maymunların yaşayışları ve davranışları üzerinde dikkatlerin artması bize ilkel insan yaşantısı hakkında çok kiymetli bilgiler kazandırmıştır. Özellikle Afrika'nın goril ve şempanze gibi büyük maymunlarının bu konudaki katkısı çok büyük olmuştur.

Patas Maymunlari: Aralarında çıkardıkları seslerle anlaşan en ilkel maymun grubudur. 12-13 üyelik gruplar halinde yaşarlar. Yetişkin bir erkek, bütün sürüdeki dişilerin kocası ve sürünün koruyucusudur, hem nebati hem de yumurta ve küçük hayvan yavruları gibi etle beslenebilen bir rejimleri vardır. Bir mil kareye on maymun düşecek şekilde bir nüfus politikası güderler.

Baboonlar: Büyük sosyal gruplar halinde yaşayan saldırgan tabiatli hem et ve hem de otla geçinen hayvanlardır. Yüzbinlerce sene ilk insanla yan yana yaşamış, yemiş yenilmiş, öğretmiş öğrenmiş yaratıklardır. İlk insanın canlı et deposunu teşkil etmiştir. Bulunan mezarlıklarda çok sayıda insan tarafından öldürülmüş ve yenmiş baboon kalıntısına rastlanmıştır. Güney ve Batı Afrika'da çok yaygındır. İşin en dikkati çeker tarafı ilk insan fosillerinin de bu bölgede ele geçmesidir. İlk insanın böcek toplamasını, kertenkele yumurtası çalmasını, böcek yemesini ve küçük antilop yavrularını sopayla öldürmesini bu akrabalarından öğrendiği ileri sürülmektedir. Bu hayvanlar insandan çok daha önce yeryüzünde varoldular ve yaşama tecrübesi kazandılar. Grupları genellikle 30-50 hayvan arasında değişen bu maymunlarda hiyerarşi ve dominans şaşılacak bir askeri intizam gösterir. En güçlü yetişkin erkek maymun grubun başı olur ve onun uygun göreceği diğer ferdler sırasıyla otoriteyi paylaşırlar. Bu hayvanlarda ilk defa bir grup reaksiyonundan ve grup defansından bahsedilir (bir anlamda milliyetçilik).

Goril: 8-17 üyelik gruplar halinde 15-16 milkarelik bir alanda yaşarlar. Bir ağaç hayvanı olarak gelişimlerini sürdürdükleri halde yer bitkileri ile geçinmek zorundadırlar -ilk insan gibi-. Seksüel dürtüleri az, sakin tabiatlı yaratıklardir, zeka seviyeleri şempanzeden fazladır, domanansa önem vermeleri insana benzer özelliklerdir.

Şempanze: Bu hayvanların sosyal hayatları hakkında en geçerli bilgileri uzun seneler ormanda yaşayarak bu hayvanlar hakkında bilgi toplamaya çalışan Goodal'a borçluyuz (1967-1968). 60-80 üyelik gruplar halinde 25-30 milkarelik bir alana dağılmış olarak yaşarlar. Böcek, çiçek, tohum, ağaç kökleri ve nadiren de etle beslenirler. Diğer maymunlar ve büyük hayvanların etle beslenen parçalayıcı hayvanlara yem olmaları yanında pongidlerin ve insanların müşterek özel kokuları sebebiyle bu hayvanların dikkatini çekmediği görülmüştür. Şempanzelerde dominans dağılımı bugünkü insan toplumuna daha yakındır. Her erkek dişisi ve diğer bütün küçükler üzerinde otorite sahibidir. Ayrıca grubun, salahiyeti, zaman ve mekân içinde değişen bir lideri vardır. Bu hayvanlar da ilkel bir aile tipi vardır ve bu aile ana-evlattan teşkil edilen iki kişilik bir toplumdur.

Yabani pongridlerde homoseksüel davranışa hemen hemen çok nadir rastlandığı halde, şempanzelerde bu hale sıklıkla rastlanır. Kıskançlık hiç yoktur kızışmıs bir dişi, günde 20-30 erkeğe cevap verebilir. Laktasyonun uzun sürmesi bu hayvanı, 3-5 sene kadar ikinci bir gebelikten korur ve bu şekilde bir doğum kontrolü yapılmış olur.
Bu hayvanların ortalama yaşama süresi orman şartlarında 25-30 yılı aşması özel korunma şartlarında ise 50-60 yıl kadar yaşadıklari görülmüştür.

Gause Kanunu: Ayni gida kaynaklarini paylasan iki tür uzun süre bir arada yasayamaz. Bu kanun prensibinden hareket edilirse milyonlarca sene beraber yasamis olan dryopitecineler ile ramapitecinelerin ayni tür gidalari seçmediklerini kabul etmek gerekir. Ramapitecinede kesici ve köpek dislerinin körelmis olmasi bu kanunu dogrular niteliktedir. Antropoidlerde köpek dislerinin iyi gelismis olmasi onlara, birincisi müdafaa etmek, yakalanan avi kesmek ve parçalamak, ikincisi ise sert tropikal meyveleri parçalamak imkânini veriyordu. Ramapitecinede ve modern insanda bu dislerin körelmesi bu fonksiyonlarin kayboldugunu göstermektedir.

Ev Yapma: Australopitecine'lerin bir siginak ve ev yapma itiyadinda olduklarini gösteren hiçbir belirti yoktur. Sadece beraber yasadiklari ve ayni beyin hacmini paylastiklari baboonlarin hayati ile mukayese edilirse, geceleri agaçlari ve çali oyuklarini tercih ettikleri hükmü çikarilabilir. Afrika'da ilk tas parçalarindan dizilmis (u) harfi seklinde duvar siginaklara 20.000 yillik kazilarda rastlanmaktadir.

Beslenme: Dryopitecinelerin, miocene devri kuraklığından ötürü bir orman, parçasındaki nebati maddeleri bitirip bir başka orman bölgesine geçerken aradaki otluk bölgelerde yiyecek sıkıntısı çektikleri ve bu sebeple karnivor bir karakter geliştirdikleri, bu arada bu yüksek otlarda avlarını ve düşmanlarını görebilmek için bipedal bir postür geliştirdikleri iddia edilmektedir. Ayrıca geniş otluk bölgelerinden geçerken kısa bir süre için de olsa etin ottan daha kolay taşınabilir bir rezerv yiyecek maddesi olması da bunda etken olmuştur. İnsanın et yemeğe başlaması ile beraber dünyanın her yerinde yaşayabilmesi şansı doğmuştur.

Homo Erectus: Bipedal yürüyüş gelişmesini mükemmelleştirmiş, 1000 cm3 beyinli, oldukça iyi alet yapabilen bu insanların vücud yapısı bugünkü insanın görünüş ve ölçülerine çok yakın olmasına rağmen, yüz ifadesinde henüz bir maymunu andıracak özellikler çoktur. İlk fosil örnekleri, Java örnekleri, Java ve Kuzey Çin'de bulunmuştur. Bu sebeple Java insanı veya Pekin insanı adları ile de anılırlar. Pithecanthropus jenerik adı ile bilinir. Bu insanın önemi, modern insanın gelişiminde önemli bir eksik halkayı tamamlamasıdır. Böylece Homo sapiens ile Australopitecine arasında bir köprü kurmak imkanı olmuştur.

Prof. Black'in başlattığı ve Dr. Weidenreich'in devam ettirdiği Pekin'in kuzeyindeki Chou Kou Tien tepelerindeki kazılarda elde edilen bilgiler çok kıymetliydi. Bulunan kafaların hacimleri 915 ila 1225 cm3 arasında değişiyordu, ortalama hacim 1040 cm3 hesaplanmıştı. Java insanından aşikar olarak daha ileri bir gelişim özelliği gösteriyordu, dişler daha küçük, alın daha hacimliydi. Ondan çok daha sonra yaşamış olması da tabii evolusyon için uygun sayılıyordu. Alet olarak taş, kemik ve geyik boynuzlarını kullanıyordu. Fosillerin yanında yanmış kömüre rastlanması, bu insanın ateşi kullandığını da ortaya koyuyordu.

Kurban Rituelleri: Fransa'da Regourdou mağarasında yapılan kazılarda ve Guattari mağarası kazılarında bundan 50.000 sene önce insanların kurban edildiği, taş hücreler içinde muhafaza edildiği, sonradan kafalarının koparılarak içine su konacak şekilde delikler açıldığı ve buraların birer ziyaretgah -bir planda ibadethane- olarak kullanıldığı, bu geleneğin çoğu kere bazı hayvanlara, öncelikle geyik, domuz ve ayı gibi hayvanlara da uygulandığını ve daha sonraları Akdeniz kültürü insanında bu kurban etme durumunun tek tanrılı dinlerin himayesinde sürdürüldüğünü görmekteyiz.

Bundan 40.000 sene önce ilk buzul devresinin sona ermesiyle muhtemelen soğuk ve beslenme yetersizliği sebebiyle neandertal insanın Avrupa'da soyu tükendi. Bazı korunaklı bölgelerde ve mağaralarda bir süre daha (15.000 yıl kadar) az sayıda neandertal, yaşamaya devam edebildiyse de son 25.000 yıl içinde hiç bir ize rastlanılmadı. Onun yerine bugünkü modern insanın cedleri olan Homo sapiens ortaya çıktı. Homo sapiensin, ilk beyaz insanın ecdadı olduğu kanaati yaygındır, ikinci buzul devrinin başlaması ile bu yeni ırk da çok güçlüklerle karşılaştı. Bundan 35.000 yıl önce ilki perigordlan, ikincisi Aurignacian olarak adlandırılan iki yeni taş yontma tekniğinin ortaya çıkması, artık neandertal yerine bir başka tip zekanın işin içine karıştığını gösteriyordu.

KAYNAKLAR

Birdsell: Human Evolution, An introduction to the physical antropology, 1972.
Korn, N., Thomson, F.: Human Evolution, Readings in physical antropology, second edd.