Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4

Nostalji Turu(80'li Yıllar)

Eğlence ve Mizah Kategorisinde ve Nostalji (Mazi'den Kalanlar) Forumunda Bulunan Nostalji Turu(80'li Yıllar) Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Dünya unutmak istemiyor, Türkiye ise hatırlamak... 80'li yıllar dünyada büyük değişimlerin yaşandığı, duvarların yıkıldığı ve 2000'leri hazırlayan yıllar olarak kabul ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Nostalji Turu(80'li Yıllar)

    Dünya unutmak istemiyor, Türkiye ise hatırlamak...

    80'li yıllar dünyada büyük değişimlerin yaşandığı, duvarların yıkıldığı ve 2000'leri hazırlayan yıllar olarak kabul ediliyor. Oysa Türkiye'de aynı yılları yaşayanların birçoğu, o günleri hatırlamak bile istemiyor.
    İngiltere'ninönde gelen gazetelerinden Mirror, Allison Martin ve Warner Breaks adlı iki muhabirinin yetişkinler arasında yaptığı bir araştırmayı taşıdı sütunlarına. Bu araştırmaya göre 80'ler dünyada köklü değişimlerin ve yeniliklerin yılları olarak kabul görürken, Türkiye'de aynı yıllar sancılı bir dönem olarak ortaya çıktı.
    MODA, MÜZİK, SİNEMA
    Müzikten modaya, sinemadan sosyolojiye kadar Türkiye'nin 80'lerini konuştuğumuz uzmanlar, o yılların en tatsız, tuzsuz ve zevksiz yıllar olduğu konusunda hemfikirdi. Mirror gazetesindeki araştırmaya göre 80'li yıllar yuppiler, Kajagoogoo gibi gruplar dikkate alındığında kültürel açıdan en 'aşağı' 10 yıl olarak nitelendirse de araştırmada bu yılların birçok kişi için 'unutulmaz' olduğunun altı çizildi. 60'lı yıllar en iyi moda ve en iyi müziklerin yaşandığı yıllar olarak tarihe damgasını vururken, araştırma 80'li yılların da kendi unutulmazlarını ve en iyilerini yarattığını gösteriyor. Boy George 80'li yıllarda Karma Chameleon adlı şarkısı ile listelerin başında yer alıyordu. Bunu U2, Duran Duran grupları izledi. E.T, o günler için en iyi film seçilirken, bu dönemde yapılan unutulmaz filmler arasında Back to Future ve Top Gun vardı.
    DUVARLAR YIKILDI
    80'lerin en önemli olayları ise Band Air'in konseri, Berlin Duvarı'nın yıkılışı ve Jn Lennon'un suikastı oldu. Türkiye'de ise dünyanın aksine 80'ler neredeyse unutulmak istenilen yıllar olarak görülüyor. Askeri darbenin ve ekonomik krizin etkileri 90'lara kadar tüm ülkede ağırlığını hissetiriyor. İşte, sinema, moda ve sosyolojinin gözüyle Türkiye'de 80'li yıllar...
    Konu Bay X tarafından (15-06-2007 Saat 10:50 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Nostalji Turu(80'li Yıllar)

    68 kuşağı ve 70 gençliği 'memleketi kurtarma' davaları peşinde koştu, 90'ların gençliği 'kendini kurtarma'nın önemini fark etti!

    Gençlik 'birey' olmayı keşfetti


    'Çemberimde Gül Oya' adeta kayıp bir kuşağın öyküsünü anlatıyor. 12 Eylül'ün baskıcı ortamında, solda ve sağda politik idealler peşinde koşan genç insanlar oradan oraya savruldu. Günümüz gençleri, anne ve babalarının yaşadıkları bu dramatik öyküleri biraz hayret biraz şaşkınlıkla izliyor. Duygular ve insan tipleri artık oldukça değişti...


    Bir televizyon dizisi Türkiye'nin az bilinen ve çokça üstü örtülen bir dönemine yeniden ışık tuttu. Kanal D'de her cuma oynayan 'Çemberimde Gül Oya'. Yönetmen Çağan Irmak'ın bu dizisi, özellikle 40-50 yaş grubundaki insanları çok duygulandırdı. Hatta daha yaşlı olanları da... Çünkü birçok kişi orada kendisinden izler buldu...


    80'li yılların Türkiye'si... 12 Eylül askeri darbesinin öncesi ve sonrası... Kamplara bölünmüş Türkiye... Kurtarılmış bölgeler... Paylaşılmış sokaklar... Bölünmüş aileler... Fırtınalı aşklar... Savrulan hayatlar... İşkence, acı ve ihanetler... Tam 'dizi film' gibi yıllar...


    'Çemberimde Gül Oya'yı izleyen ve o dönemi yaşamış olan birçok kişi bugün ister istemez kendisine soruyor: Bütün bunlar için değer miydi? O işkenceler, acılar, kavga ve nefret boşuna mı yaşandı? Yoksa bugün nostaljik hüzünlerin ötesinde hâlâ bir anlamı var mı?

    Belki öncelikle şu saptamayı yapmak gerekiyor: Hızla değişen, hatta çok hızla değişen bir Türkiye ile karşı karşıyayız. İnsanlar değişiyor, anlayışlar değişiyor, politikalar ve idealler değişiyor. Ve tabii ülkenin gençliği de değişiyor.

    68 kuşağı adeta bir ihtilal bildirgesi ile büyümüş bir kuşaktır: Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi! Bu kışkırtıcı, ateşleyici ve vatan konusunda ciddi bir sorumluluk yükleyen milliyetçi metnin okullarda ezberlendiği yıllarda büyüyenler; sol, Marksist, sosyalist, Maocu düşünceleri bunun üzerine rahatlıkla ketçap döker gibi döküp benimsediler.

    Emekten yana olmak, halktan yana olmak, 'Bağımsız ve Sosyalist Türkiye'den yana olmak, ABD emperyalizmine karşı olmak... İnsanların günlük yaşantısını, kaderini, seçtiği safı, okuldaki grubunu, gittiği kahvehaneyi belirleyecek kadar önemli kıstaslardı. Bunlara karşı olmak da önemliydi. Komünizme karşı olmak, solculardan nefret etmek, onlarla savaşmak, milliyetçi, ülkücü gençlerin yaşam nedeniydi... İslamcılık henüz bu kadar güçlü değildi, ama ülkücü milliyetçilik sapına kadar silahlı ve örgütlüydü... Sonradan çek-senet tahsilatına başlayacak kadar yaygın ve organize idi... İşte 80'li yıllar daha güzel bir Türkiye için birbirinden nefret eden bu kampların ve baskıcı devlet mekanizmasının sonunda her ikisini de ezdiği bir kargaşa ortamında yaşandı.



    Örgüt, grup ve cemaatler

    Evet, politize bir gençlikti bu. Varlık nedenini politik kamplaşmaların rüzgârında buluyordu. Örgütler, gruplar, cemaatler içinde birey olduğunu, insan olduğunu, değer olduğunu hissediyordu. İdealleri, ülküleri, ilkeleri uğruna savaşmanın, çatışmanın yaşamak denen maceranın özü olduğuna inanmıştı...

    Yüzlercesi öldü, binlercesi işkencelerden geçti, binlercesi hapishanelere düştü, okulunu bıraktı, geleceğini kararttı, ailesini, belki eşini ve arkadaşlarını bu uğurda terk etti. Büyük bir bölümü 30'lu 40'lı yaşların eşiğinde, adeta hayata sil baştan yeniden başlamak zorunda kaldı...

    Ve 90'lı yıllara, 2000'lere gelindiğinde, bu eski kavgalar, eski kamplaşmalar adeta unutulmuştu. Sayfaları yağmurda silinen eski bir defter gibiydi o yıllar...

    Günümüz gençliği değişen Türkiye'de tamamen farklı bir atmosferde büyüdü. TV, cep telefonu ve internet 80'li yılların gençliği için bugün 'ileri teknoloji' bile sayılabilir. Ve çoğu kayıp kavgaların, yitik davaların peşindeki ana-babaların çocukları olan günümüz gençliği, artık kendi gerçekliği içinde büyüyor. Keşfettiği en büyük gerçek politik kampların dışında 'birey' olarak büyüme şansı... İlkeleri, idealleri, ülküleri olabilir. Ama bunlar onun mutlaka bir gruba, partiye, örgüte ait olmasını gerektirmiyor. Gençliğin eskisi gibi kitlesel örgütleri de kalmadı. Maç ve konserler dışında gençleri kitlesel olarak bir arada görmek bile zor... Onlar AB'ye aday bir Türkiye'nin ufukları hayli globalleşmiş çocukları... Onları eski kitaplarla kandırmak zor... 80'li yılların ideal uğrunda koşan gençleri ne kadar delikanlıysa, dünya olaylarını cool bir şekilde izleyip, kendi bireysel kurtuluşunu ve kariyerini hesaplamaya çalışan gençler de o kadar delikanlı... Belki en önemli farkları, siyasal heyecanların rüzgârına kapılmayacak kadar bilgili ve 'görgülü' olmaları... Babaları ve analarının anlatılan, anlatılmayan öyküleri yeni kuşak gençlerini 'özgürleştirdi' ise, 80'li yılların gençliğinin çektiği acılar ve verdiği kayıplar pek de boşa gitmiş sayılmayabilir...

    70-80 gençliği


    Politik:
    Kendini bir siyasi gruba ait hissetmek isterdi. Sağcı-solcu veya bu fraksiyonlardan birine bağlıydı. Politik görüşleri kimliğinin önemli bir parçasıydı. İnançlarını geliştirmek ve karşıt grubu alt etmek için çok okurdu.
    Örgütlü:
    Şu veya bu şekilde örgütsel bir bağı olurdu. Örgütte yükselmek kişiliğini kanıtlamanın bir yoluydu. Örgütlerin ilkeleri, gizliliği ve dayanışma kültürü vardı. Bağlılık ve ihanet gibi kavramlar o zamanlar çok önemliydi.
    Kitlesel:
    Yaşamı kalabalık grupların ortak hareketlerine bağlı olarak şekillenirdi. 80 öncesi kitle hareketlerinde, 80 sonrası grupların ortak mekânlarında geçerdi. Kendine ait zamanı kullanmak bu kuşak için adeta lükstü.
    Fedakâr:
    Dava uğruna bireysel çıkarları ikinci plana atmak, sağda ve soldaki bütün hareketler için istenen ve teşvik edilen bir duyguydu. Birçok genç bu yüzden kendi kişisel yaşamında ağır kayıplara uğradı ve zarar gördü.
    Aşk:
    Politik kavgaların gölgesinde ve eşliğinde yaşanan şiddetli bir duyguydu. Bu yüzden evlenen, birleşen veya kavga edip ayrılan çok genç insan vardı. Ölümüne aşkların, sevdaların insanlarıydı onlar. Cinsellik mahcup ve tutuk bir duyguydu. 2000 gençliği


    Apolitik:
    Politik kamplaşmaların anlamını yitirdiği günümüz Türkiye'sinde gençler kimliklerini politik görüşlerde bulmuyor. Takım tutma veya sevdiği müzik türü bile kişilik belirlemede daha etkili. Daha az okuyan bir gençlik var.
    Örgütsüz:
    Gençlerin bağlı olduğu kitlesel örgütler yok. Partiler bu konuda başarısız. Çevreci vb. dernekler de gençleri biraya getirmekte zorlanıyor. Üniversite ortamlarında sosyal etkinlikler örgütlerin yerini almış durumda.
    Bireysel:
    Gençler kendini bireysel özgürlükleri ile tanımlıyor. Kitlesel davranış ve hareketlerden kaçıyor. Orada kendini kısıtlanmış hissediyor. Kendisi olmaya önem veriyor. Ana-baba ve kurumsal ilişkide özgürlük istiyor.
    Faydacı:
    Günümüz gençliği için kendi bireysel çıkarı ve hesabı daha önemli. Olaylara ve ilişkilere faydacı bir yaklaşımı var. Kolay ve bol para kazanmak onun için çok önemli bir kriter. Ancak bu konuda asgari enerji harcamaktan yana.
    Aşk:
    Değişen ilişkiler kuşağının çocuğu. Ömür boyu aşklar onlara göre değil. Değişik tatları tatmak istiyorlar. Hızlı gelişen ve çabuk biten ilişkiler yaşıyorlar. Uzun vadeli bağlılık sözleri yerine, kısa süreli yoğunluk peşindeler. Cinsellik onlar için doğal bir şey.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    80s Genel-Magazin-Haber

    80'ler! Modaya damgasını, çok ağır bir biçimde vuran o dönem. Bu önemli dönemin ilk yazına gözlerimi açmıştım ben. Döneme uygun bir biçimde rüküş bir bebek ve ardından rüküş bir kız çocuğu olma riskim fazlaydı ama annemin tarzı sayesinde bundan kurtuldum!

    Prince’in ‘You’ve Got The Look’ şarkısındaki gibi herkes saplantılı bir biçimde nasıl göründüğüyle ilgileniyordu. Herkes kusursuz olmalıydı- ya superman ya da superwoman! 70lerin hippi ve punklarının ardından çok farklı görüntülerdi bunlar

    Başarı” herkes için en önemli hedefti ve dış görünüş bir çok kişiye göre başarıya götüren en önemli anahtardı. Büyük vatkalar, bileğe doğru daralan plili pantolonlar ve mini etekler ‘cool’ olmak için yeterdi! (Hayal meyal hatırladığım) Miami Vice dizisindeki gibi herkes güçlü, zengin, ve güzel olmalıydı
    Erkekler ve kadınlar arasındaki farkların ise iyice yok olmaya başladığı bir dönemdi ayrıca, 80ler.. Genç profesyonellerin ‘yuppie’ ismiyle anıldığı bu yıllarda kadınlar erkeklerin giydiği tarzda takım elbiseler giymeye başladılar. En meşhur “yuppie” ise hiç şüphesiz bir zamanlar dadılık yapmış olan Lady Diana Spencer’dı

    Duran Duran, The Human League ve Spandau Ballet gibi pop grupları, kendilerine atfedilen ‘Yeni Romantikler’ isimleriyle ve desenli beyaz gömlekleri, brokar kuşakları, boyunlarına bağladıkları saten eşarpları ve farklı makyajlarıyla yepyeni bir akım başlattılar. ‘Punk’ın yaratıcısı Vivienne Westwood da bu akımı takip etmişti. Diğer bir tarafta ‘Joy Division’ ve ‘The Smiths’ gibi müzik grupları klasik 50’lerin kıyafetleriyle oluşturdukları stilleriyle adeta ‘büyük vatkalı’ amerikan tarzına bir reaksiyon gösteriyorlardı. İsimlerini bile İngiltere’nin en yaygın soyadı olan ‘The Smiths’ koymalarının sebebi ‘normal ve basit’ olmaya karşı olan isteklerinden kaynaklanıyordu



    1981 yılında üç Japon tasarımcı – Issey Miyaki, Yohji Yamamoto ve Comme Des Garçons markasıyla Rei Kawakubo- Paris’te ilk kez koleksiyonlarını sundular. Üçü de aynı yaşlarda olduklarından savaştan sonra Japonya’daki köklü değişikliklerden çok fazla etkilenmişlerdi ve bu yüzden koleksiyonları Avrupa’daki tasarımcılardan çok farklıydı. Öncelikle hepsi siyahtı. Siyah giyinmenin ‘cool’ ve modern kabul edilmesi 1981 yılında bu şekilde gerçekleşmişti. Bunun yanı sıra bir diğer yenilik de kıyafetlerin kesimleri ve kumaşlarıydı. Kawakubo çok farklı dokuları bir araya getirerek yeni kumaşlar yarattı. Hatta '82 koleksiyonunda sunduğu örme grubu çok özel bir teknikle tasarlanmış deliklerle dolu örmelerden oluşuyordu. Dışardan bakıldığında güve yemiş gibi görünen bu kıyafetler için Kawakubo aylarca farklı denemeler yapmıştı. Ayrıca bir şeyi hatırlatmak istiyorum; o yıllarda Kawakubo 40 yaşında ve tek kelime Fransızca ve İngilizce bilmeyen Japon bir kadındı…Erkeklerin baskın olduğu Japon toplumunda çektiği sıkıntılara bir tepki olarak yarattığı markanın adını ‘Commes Des Garçons’ (Tıpkı Erkekler Gibi) koydu.

    Takılarda da, adeta Versace’nin barok tarzına bir tepki olarak, daha sade bir stil gelişmeye başlamıştı. Ettore Sottsass ve Giampaolo Babetto gibi endüstri tasarımcıları ve Arnaldo Pomodoro gibi heykeltıraşlar Japon tasarımcılar gibi sade geometrik şekillerle çalışmaya başladılar.

    80’lerin en önemli moda tasarımcılarından biri Gianni Versace’ydi. Genny, Alma, Callaghan ve Complice gibi İtalyan firmalarında çalıştıktan sonra 1978 yılında Milano’da Via Della Spiga’da ilk butiğini açtı. Renkli tasarımları, pahalı kumaşları ve birçok kontrast materyali tek bir tasarımda kullanmasıyla 80’lerde herkesin dikkatini çekti. Versace, sadece kadın, erkek, çocuk giyiminde değil aynı zamanda, aksesuar ve ev dekorasyonunda da çok önemli bir isim oldu. Hatta Versace tarafından dekore edilmiş bir oteller zinciri bile kurdu.. Versace’nin ideali bir kıyafetten bir bardağa, herkese Versace hayat tarzını anlatmaktı. Çünkü ona göre bu yalnızca bir marka değil, bir yaşam tarzıydı. Altın başlı medusa ise onun her yere attığı imzasıydı adeta..








    Versace gibi bir imparatorluk kuran bir başka İtalyan tasarımcı ise Giorgio Armani’ydi. Armani’nin tarzı Versace’nin aksine oldukça sade bir şıklıktı. Kullandığı renkler de yine ‘non colour’ denilen griler, siyahlar ve kahverengilerdi. Armani’nin en sevdiği renk ise kendisinin ‘greige’ diye adlandırdığı gri ve bejin bir karışımıydı.

    Armani de kendine amblem olarak kartalı seçmişti. Tasarımlarını ise zeki ve bağımsız kadınlar için yaptığını söylüyordu. Birçok insan için Armani adeta bir güvenceydi. İnsanlar ‘Eğer bütün gardrobum Armani olursa, asla hata yapmam!’ diye düşünüyordu.

    Richard Gere, başrol oynadığı ‘American Gigolo’ filminde Armani takım elbiseleriyle her zaman şık ve kendine oldukça güvenen bir erkek profili çiziyordu. Hatta Armani’den o kadar etkilenmişti ki ‘Bu filmde başrol oyuncusu ben miyim yoksa Armani takım elbiseler mi?’ demişti.

    Modanın sürekli etkileşim içinde olduğu bir diğer sektör her zaman için müzik sektörü olmuştur. 80’lere damgasını vuran isim hiç şüphesiz Madonna’ydı. Madonna kariyerine 70’lerin sonlarında modellik yaparak ve çeşitli müzik gruplarında solistlik yaparak başlamıştı. Atlantik’in diğer tarafında ‘Yeni Romantikler’ kendi tarzlarında devam ederken, New York’ta ‘Hip Hop’ ve Madonna’nın tarzı olan ‘Pop’ müzik gelişmeye başlamıştı. Madonna onlardan aldığı birtakım detayları siyah deri motosiklet ceketiyle birleştirip kendi tarzını oluşturmuştu. Hatta eskitilmiş ve yırtık kıyafetlerle danteli birlikte kullanabilecek kadar aykırı bir tarzı vardı. İlerleyen yıllarda Madonna’yı giydiren tasarımcılardan biri Jean Paul Gaultier oldu

    Gaultier aynı Madonna gibi sürekli insanları şaşırtan tasarımlar yaptı. Ama seksi Fransız görüntüsü onun tarzının en göz alıcı noktasıydı.. 80’lerde ‘aerobic yapan kadın furyası’ Gaultier’in tasarladığı bodylerden vazgeçemiyordu.



    Madonna’yla sürekli birlikte olan bir başka tasarımcı ise genç Grafiti sanatçısı Keith Haring’di. Picasso ve Miro’dan ilham aldığını söyleyen Haring’in eserleri New York’un her tarafında insanları hayran bırakıyordu. Çok kısa bir süre sonra resimleri kartpostallara, galerilere ve hatta saatlere taşındı. 1985 ve 86 yıllarında Haring, Swatch için özel bir seri tasarladı. Swatch, 80’lerin başında ucuz, renkli ve eğlenceli saatler yapma ideolojisiyle oldukça ünlü olmuştu. Benim de küçücük bir çocukken Paris’te görür görmez etkilendiğim ve bugün bile sakladığım ilk Swatch’ım içinden çarkları görünen rengarenk bir saatti

    İşte 80’ler - moda anlamında en rüküş ve çirkin yıllar olduğu söylense de- bugüne birçok iz bıraktı. O yıllar eğlenme ve hayal kurma zamanıydı! Bir taraftan moda imparatorlukları kurulurken diğer taraftan çok büyük kayıplar oldu. Tıpkı o dönemlerin ünlü dizisi ‘Dynasty’den bir bölüm gibi

  4. #4
    güney
    Misafir..

    Cevap: Nostalji Turu(80'li Yıllar)

    Çok önceden yapmış olduğunuz bir çalışmayı malesefki bu gün okuma şansım oldu.
    Çok güzel,ayrıntılı,yorumsuz ve bir okadar gerçek..Emeğinize sağlık...

Benzer Konular

  1. 3 boyutlu sanal camii turu
    YukseLL Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-07-2012, 06:25 PM
  2. Google'da Amazon turu
    mopsy Tarafından Bilgisayar ve İnternet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-03-2012, 08:09 AM
  3. Nostalji
    İnci Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-03-2010, 04:46 AM
  4. Nostalji
    Eftelya Tarafından Nostalji (Mazi'den Kalanlar) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 06-02-2009, 12:30 PM
  5. SGOR 'un Çanakkale turu..
    SGOR Tarafından SMF Etkinlikler & Anılar Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 06-05-2008, 10:08 PM
Yukarı Çık