Önce Dans Vardı
Dans asırlardır insanların yaşamlarını dile getirmekte araç olarak kullanılıyor. Hayatın ifadesi, kah tango, kah samba, bale, çiftetelli oluyor, vücudun dili dans, her yıl 29 Nisan’da bir kez daha taçlanıyor. 29 Nisan dansın günü... Dans dünyasının ufuklarını genişleterek, büyük katkıda bulunan Fransız dansçı ve koreograf Jean Georges Noverre’in doğum gününde tüm insanlığı kucaklayan Dünya Dans Günü, tüm dünyada 27 yıldır kutlanıyor.

İlkçağlarda kabilelerin yaptığı dans, kısa zamanda belirli kural ve düzene bağlanarak, ayin, büyü ve din işlerinde kullanıldı. Ritmi ve hareketleri destekleyen ilk araçlar, el çırpma, şarkı, vurma çalgıları, kaval ve flüt oldu.

Çok eskiden bir savaşın kazanılması, ilkbaharın gelişi, bayram coşkusu, başarıyla sonuçlanan zorlu av partileri, sağanak yağmur, insanların dans etmesi için yeterli nedenlerdi. Yüzyıllar geçtikçe dans nedenleri de değişerek, yeni nitelikler kazanmaya başladı. Mısırlı, İbrani, Romalı, Bizanslı ve Yunanlılar, adımlarını ve beden hareketlerini belirli kurallara bağladılar. Hindistan ve Japonya’da ise dans, sanatların en yücesi sayıldı. Ortaçağ boyunca gelişmesini sürdüren dans, sonuçta dinsel nitelikten sıyrılarak, başlıca sahne gösterisi haline geldi.

16. yüzyılda Fransa ve İtalya’da besteciler, yalnız dans için yapıtlar bestelemeye başladı. Tüm dünyada yaygınlaşan dans, sınırlarını öylesine genişletti ki, cüretkar havaya kaldırma figürlerini içeren volta dansını çok seven İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth, bu tavrıyla çevresindeki din adamlarını dehşete düşürdü. Eski dans tarzlarından 19. yüzyılda uzaklaşıldı ve repertuarlar baştan başa yenilendi. Etnografiye merak sarılması ve aristokratların ülkeden ülkeye geziler yapması sonucunda başka milletlerin danslarına yer verildi.

Bale doğuyor

Parmak ucunda dans, 1818’e doğru ortaya çıktı. Bu dönemde Carlo Blasis, dans öğretim ve tekniğinin günümüzde de yürürlükte olan kurallarını belirledi. Rusya’ya çağrılan büyük ustanın Ceccehetti ile verdiği derslerle dünyanın en büyük bale yıldızları doğdu. Dansın gelişmesini daha sonraki yıllarda Fokin, Diaghilev, Massine, Robbins ve Balanchine gibi üstatlar sürdürdü. Akademik dansın katı ilkelerinden sıyrılan modern dans, 20. yüzyılın başında ortaya çıkmaya başladı. Isadora Duncan, eski Yunan’dan esinlenerek yeni bir anlatım tarzına yöneldi ve bu biçim, Mihail Fokin’in dans anlayışını etkiledi. Zengin bir dil kullanarak her türlü hareket biçimine yer veren modern dans, çağımızın en önemli anlatım araçlarından biri olarak yaşıyor.

Eski Türklerde ‘’büdik’’ adı verilen dans, bugün Kazan ve Başkurt lehçelerinde ‘’biyüv’’ olarak geçiyor. Dansa çok önem veren bu boyların ayinlerinde dans ederken, Doğu Türkistan’da şamanın elinde kılıcıyla dansı yönettiği, etnograflar tarafından belirtiliyor. Dünya Dans Günü bildirisini bu yıl Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Meriç Sümen hazırladı.

Bildiride dünyanın ilk sanat dalı dansın çağlar boyu duyguları, düşünceleri ve coşkuları ifade etmenin en estetik yolu olduğunu belirten Sümen, şunları kaydetti: “Söz henüz yoktu bir başka deyişle önce dans vardı. Zamanla dini danslar, sosyal danslar da doğdu. Eğlence dansları da oluştu. Dans insanın kendisini en doğal şekilde anlatma aracıdır. İnsanın varolmasıyla birlikte dans da varolmuştur. Dans insanların ortak dilidir ve onların barış ve dostluk içinde kaynaşmalarını sağlar. Dans da duyup düşündüğümüz tüm hayallerimizi sembolleştirme imkanını buluruz. Uygarlık ilerledikçe dans anlayışları değişti duygu ve

düşüncelerin belirtilmesi için bir araç olmaktan çıkıp, başlı başına bir sanat oldu. Zaman içinde de insanlar dans edenlerle, bu güzel hareketleri seyredenler şeklinde ikiye ayrıldılar. Bir doğa mucizesi olan insan vücudu dansın estetik ölçüleri ile birleşince büyülü bir güzelliğe erişir. Dans sanatı doğal olarak diğer sanat dallarının gelişmesine katkıda bulundu. Resim, heykel, müzik, tiyatro, opera gibi çeşitli sanat kollarına da büyük ilham kaynağı oldu.”

Sümen, bildirisine şöyle devam ediyor: “Dans sanatının vardığı son gizemli aşama da baledir. Balenin en büyük özelliği edebiyatı, şiiri ve müziği sahne de görsel estetik boyutlara yansıtması ve duygu ile düşünceyi hareket diliyle ileten ilk ve tek sanat dalı olması

alıntı