Merhaba

İklim değişikliği ile mücadele ve düşük karbon ekonomisine geçişte ekonomik maliyetin ve yararların ne olacağı konusu hükümetler ve akademisyenler arasında ayrışmalara sebep oldu. 2006’da konuyla ilgili bir anketi tamamlayan 'The Sten Review' küresel ısınma ile mücadelenin dünya gayri safi milli hâsilasının (GSYİH) yüzde 1’ine mal olacağını öte yandan herhangi bir girişimde bulunulmaması durumunda uzun vadede GSYİH’da yüzde 20’ye yakın kayıplara yol açacağını ortaya çıkardı. Ocak 2009’da yayımlanan bir başka araştırma sonucuna göre ise iklim değişikliği ile mücadele GYSİH’nin binde 5'ine mal oluyor.



Kronoloji

30 Ekim 2006: İklim Değişi, İklim değişikliğinin ekonomisi ikiliginin Ekonomisine ilişkin Stern Review anket sonuçları yayımlandı.
3-14 Aralık 2007: Kyoto Protokolü sonrası anlaşma için Birleşmiş Milletler İklim Konferansı Bali’de başladı (COP 13).
Aralık 2008: Polonya’nın Poznan kentinde toplanan İklim Konferansında (COP 14) yolun yarısına gelindi.
Ocak 2009: Yeni Amerikan hükümetinin göreve başlamasıyla birlikte Başkan Barack Obama ülkesinin iklim görüşmeleriyle daha yakından ilgileneceğini vaad etti.
7-18 Aralık 2009: Kopenhag İklim Konferansı (COP 15) 2012 yılı sonrasına ilişkin yeni bir iklim anlaşmasının çerçevesinin belirlenmesi için toplandı.
2012 sonu: Yeni İklim anlaşmasının onaylanması için son tarih. Kyoto Protokolü’nün yürürlükten kaldırılışı.
2020’ye kadar: Avrupa Birliği (AB) zehirli gaz yayılımını yüzde 20 oranında azaltma ve yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji karışımındaki payının yüzde 20’ye çıkarılması sözü veriyor.

Küresel ısınmayla mücadeleyi hedef alan iklim değişikliği politikalarının finansmanı üzerinde tartışmalar sürerken maliyet ve yararlarla ilgili olarak alınması gereken tedbirler için güvenilir ve doğru bilgi toplanması zor oluyor. İklim değişikliğinin tehlikeli etkilerinden korunabilmek için küresel ısınmanın durdurulması ve 2°C’ nin altında seyretmesinin sağlanması fikri giderek daha fazla taraftar toplamasına rağmen bu amaç için devlet fonu ayrılması düşüncesi henüz yerleşmiş değil; özellikle son mali kriz nedeniyle kamu finansmanında sıkı tedbirler uygulanması nedeniyle… Yine de sıkı iklim politikalarından yana olanlar iklim değişikliği ile bugün mücadele maliyetinin ileride geri dönüşü olmayan ve olumsuz etkileriyle uğraşmaktan daha az olacağını ileri sürüyor.

İklim değişikliğinin maliyeti üzerine ilk anlaşmazlık eski Amerikan Başkanı George W. Bush’ un 2001’de Kyoto Protokolü’nü imzalamayacaklarını açıklamasıyla baş gösterdi. Bush, anlaşmada taraf olmanın Amerikan ekonomisine ciddi zararlar vereceğini ileri sürdü. Amerikan hükümetini Kyoto konusunda U-dönüşüne yönelten ekonomik etki değerlendirmeleri o tarihlerde henüz yapılmamış olsa da Amerikan Enerji Bilgi İdaresi’nin 1998’de ön ayak oldugu “Kyoto Protokolünün Amerikan Enerji Piyasaları ve Ekonomi Faaliyeti üzerine Etkisi” başlıklı bir çalışma mevcut.

Nicholas Stern Degerlendirmesi

İngiliz hükümeti adına en detaylı maliyet analizi çalışması eski Dünya Bankası Baş Ekonomisti Lord Nicholas Stren tarafindan yapıldı. Ekim 2006’da yayımlanan “İklim Değişikliği Ekonomisi Değerlendirmesi” dünyanın bu mücadeleye katılmaması durumunda GSYİH’sinin yüzde 5-20’lik bir kısmını kaybedebileceği, risklerle mücadelenin ise yıllık GSYİH’nin yüzde 1’lik kısmı ile sınırlı kalacağı uyarısına yer verildi. 700 sayfalık değerlendirme acil eylemin kaçınılmaz olduğunun altını çizerek acil tedbirlerin sağlayacağı yararların maliyetlerden daha fazla olduğunun gösterilebildiği ekonomik teşvik önerisinde bulundu. Raporda “Önümüzdeki birkaç on yılda eylemlerimiz bu yüzyılda ve bundan sonraki asırda, 20 inci yüzyılın ilk yarısındaki büyük buhran ve büyük savaşlara benzer ekonomik ve sosyal faaliyetleri engelleme riski taşıyabilir” denildi. Dahası BM İklim Değişikliği Konferansı Çerçeve Anlaşması (UNFCCC) Sekreterliği Ağustos 2007’de iklim değişikliği ile mücadelenin maliyeti üzerine bir çalışma yayımladı. BM raporunda mücadelenin küresel yatırım modellerinde ciddi değişiklikler gerektirdiği, 2030’a kadar gelişmekte olan dünyaya küresel GSYİH’nin yüzde 1,7’si olacak şekilde yatırımların artırılması gerektiğine dikkat çekildi.

McKinsey'in maliyet indirim eğrisi

Konuyla ilgili tartışmalara bir yenisi daha eklendi. Danışmanlik firmasi McKinsey Stern Değerlendirmesi’ne benzer şekilde, yatırımların düşük karbon ekonomisine kaydırılmasının eylemsizlik maliyetinden çok daha düşük olacağını kaydetti.

“Düşük Karbon Ekonomisine Geçiş Yolları” adı verilen çalışmada, uygun maliyetli çevre dostu teknolojilerin dünya genelinde hızla yaygınlaştırılmasının küresel ısınmanın 2°C kritik eşiği altında tutulmasının GSYİH’nin muhtemelen binde 5’i kadar az bir maliyete mümkün olabileceği belirtildi. Bu arada McKinsey’in verdigi rakamın Stern Rapor’unda belirtilen eylemsizlik maliyeti tahminlerinden daha iyi olduğuna dikkat çekildi. İlki 2007’de yayımlanan McKinsey’in sera gazı maliyet indirim eğrisinin güncellenmiş hali rapora iliştirildi. Güncellemede 2030’a kadar yüzde 70 emisyon indirimi için 200’den fazla yol analiz edildi. McKinsey raporu sera gaz salımlarında en büyük kesintinin 2030’a kadar her yıl 14 giga ton CO2 olması için araçlar, elektrikli eşyalar ve binalarda enerji tasarruf tedbirlerinin artırılması gerektiği sonucuna vardı. Bu yatırımların zaman içerisinde telafi edilmesinin de mümkün olduğuna dikkat çekildi. Ayrıca düşük karbon enerji kaynakları ile tropik ormanlarının yok edilmesinin önüne geçilmesinin maliyet açısından uygun tedbirler olduğu öne sürüldü. Uluslararası Enerji Kurumu’nun (IEA) son bulguları da bu değerlendirmeyi destekler nitelikte. IEA, Kasım 2009’da yayımladığı Dünya Enerji Görünümü yıllık raporunda enerji tasarrufuyla CO2 salımını 2030’a kadar yarı yarıya azaltilabileceğini kaydetti. Yenilenebilir enerji kaynaklarının uygulamaya konulması ile beşte birlik ek bir kesintinin ve ulaşım sektöründe bio-yakıt kullanımıyla yüzde 3’lük kesintinin sağlanabileceği belirtildi. Karbon tütüsü ve depolanması (CCS) ve nükleer enerji teknolojilerinin her birinin emisyonları yüzde 10 azaltabileceği kaydedildi. IEA iklim değişikliğinden kaçınmak için enerji tasarrufuna ve düşük karbon enerjisine küresel anlamda $10,5 trilyonluk yatırım yapılması çağrısında bulundu.

IEA sera gazı emisyonlarının azaltılması için varılacak küresel anlaşmanın yenilenebilir enerji kaynaklarına yüklü yatırımları gerekli hale getirdiği öngörüsünde bulundu. Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması 2010-2030 arasında enerji üretimine yapılan toplam yatırımların yüzde 60 oranında azalması anl***** geliyor.

En fazla rüzgâr enerjisine yatırım yapılması, sudan ve güneş ışınlarından enerji elde edilmesi ve bio yakıtların kullanılmasında artış bekleniyor. Güneş pillerinden enerji üretiminde kayda değer artış bekleyen IEA bu yöntemin özellikle binalarda kullanılacağını açıkladı.

Enerji araştırmalarında önceliği denizde rüzgâr ve güneş enerjisine kaydıran AB bu yolla yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji karışımındaki miktarını 2020’ye kadar yüzde 20’ye çıkarmayı umuyor.

Sorunlar ve zorluklar

İklim değişikliğiyle mücadelede kar ve maliyet hesaplarında yaşanan sorunların birçok karmaşık ve belirsiz durumdan kaynaklandığı belirtiliyor. Korunmanın uzun vadeli kar ve zararları bunlar arasında yer alıyor. Bir başka önemli nokta da mevcut duruma göre gelecek nesillerin refahını bu durumun nasıl etkileyeceğinin izlendigi “sosyal indirim oranı”. Stern Değerlendirmesi’ nde araştırmacılar bu miktarın yıllık binde 1 olacağı noktasından hareket ediyor.

Siyasi liderler Stern Değerlendirmesi’nden yana çıkarken iklim değişikliği ile mücadele edilmesi gerektiği ortak görüşüne rağmen raporda yansıtılan bulgulara dünyanın önde gelen ekonomistlerinden bazıları karşı çıkıyor.

Değerlendirmeye en ciddi eleştiriyi yönelten çevreci ekonomist Richard Tol Stern’in küresel ısınmanın vereceği hasarın büyüklüğünü abarttığını buna karşın sera gazı emisyonlarının maliyetini hafife aldığını ileri sürüyor.

“Stern Degerlendirmesi iklim değişikliğinin etkilerinin ele alındığı çalışmalarla ilgili olarak çok seçici davranıyor. Bu konudaki tutarsızlık tesadüf değil ve değerlendirmede yalnızca en karamsar senaryolar üzerinde duruluyor. Bu anlamda rapor 2001 Lomborg raporunu anımsatıyor. Çalışmada kullanılan indirim oranı HM Treasury’nin resmi tavsiyelerinde verilenden daha düşük. Sonuçlar bazen yanlış yorumlanıyor. Raporda kar-maliyet analizinin yapıldığı iddia ediliyor ama yapılmadı. Dolayısıyla Stern Değerlendirmesi tutarsız ve paniğe yol açiyor” şeklinde konuşan Tol daha sonra bir başka değerlendirmede bulundu. Tol, yeni yorumunda Stern Değerlendirmesi’nin iklim değişikliği ekonomisini haklı olarak gündeme taşıdığını kaydetti. Tol, emisyon indiriminde ekonomik vakıa değerlendirmesi yapılabileceğini ancak Stern’in değerlendirmesinin bu firsatı kaçırdığını söyledi.

Amerikalı ekonomist William Nordhaus da Stern’in bulgularına karşı çıkarak değerlendirmenin “siyasi” olduğunu uzman görüşlerinden yoksun olduğunu ileri sürdü. Nordhaus’un en ciddi eleştirisi raporda yansıtılan sosyal indirim oranına karşıydı. “Bu, uzak gelecek üzerinde devasa etkileri olacağı anl***** geliyor ve emisyonlarda kayda değer kesintileri makul hale getiriyor.”

Öte yandan McKinsey çalışması memnunlukla karşılanırken uluslar arası iklim görüşmelerine büyük katkıda bulunacağı belirtildi.

AB Çevre Komiseri Stavros Dimas çalışmanın Kopenhag sürecine yerinde ve zamanında katkıda bulunduğunu söyledi. McKinsey raporunun politika yapıcılar için farklı sektörler de uygun gereçleri dikkate alabilmelerini sağladığını küresel bir anlaşma için görüşmelere devam eden dünya liderlerine değerli analizler sunduğunu kaydeden Dimas gerekli emisyon indiriminin finansmanı için etkin fonlara ihtiyaç olduğunu söyledi.

Dünya Dogal Yaşamı Koruma Vakfi (WWF) Genel Müdürü James Leape çalışmanın “bugüne kadar gördüğümüzden daha kesin gerçekleri yansıttığını” söyledi. WWF müdürü bu çalışma sonucu finans kriziyle mücadelede teşvik paketlerinin hazırlanması sonucunu doğurduğunu belirtti. Leape bulguların altyapı yatırımlarının enerji tasarrufu sağlayacak ve yenilenebilir enerji kaynaklarının fiyatını aşağı çekecek şekilde olması gerektiğini gösterdiğini söyledi. “Düşük karbon ekonomisinin ve aynı zamanda istihdam yaratılmasının temeli budur.”

Yenilenebilir enerji sektörü ise Avrupa elektrik kaynaklarının önümüzdeki on yıllarda akıllı yatırımlarla gereksiz kaynaklardan temizlenebilmek için büyük bir potansiyel olduguna inanıyor.

Avrupa Rüzgâr Enerjisi Birligi (EWEA) sektörün halen denizde rüzgar enerjisi üretim projelerinden 100 GW’lik enerji elde edildiğini, bu miktarin tek başına Avrupa’nın elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılamaya yettiğini açıkladı. Eylül 2009’da yayımladığı raporda EWEA Avrupalı sanayi girişimcileri ve yatırımcılarının bu konuya büyük ilgi gösterdiklerini kaydetmişti. Bununla birlikte şebeke altyapılarındaki yetersizliğin ve likidite problemlerinin gelişmelerin bir kısmını engelleyeceği uyarısında bulunan sektör 2020’ye kadar üretim kapasitesinin 40GW olacağını duyurdu.

Avrupa’da güneş pili sektörü ise önümüzdeki yıllarda uygun politika çerçevesine destek verilmesi halinde 2020’ye kadar kıtanın elektrik ihtiyacının yüzde 12’sini karşılayabileceklerini belirtti. Avrupa Güneş Pili Sanayi Birligi (EPIA) çalışmayı Haziran 2009’da yayımladı. Raporda güneş pilinden elde edilecek elektriğin 2010’a kadar Avrupa’nın güneyinde iddialı olacağı kaydedildi. EPIA Genel Sekreteri Adel El Gammal “Avrupa’nın şimdi sürdürülebilir enerji hedeflerine ulaşılmasında güneş pili enerjisinin önemli rolü olduğunu tanıması gerekmektedir” dedi.

Arsen Ceyhan / İkinci Grup