TL, dünya parası olabilir mi?


Türkiye, son yıllarda komşu ülkelerle ilişkilerini hem siyasi hem de ekonomik ve ticari açıdan hızla geliştirme gayretinde. Özellikle ticari ilişkilerde ciddi bir gelişme göze çarpıyor.
Ve bu durum dünyanın dikkatinden kaçmıyor. Son günlerdeki "Türkiye yönünü Batı'dan Doğu'ya mı çeviriyor?" tartışmaları hepimizin malumu.

Bir süre önce yayımlanan "Avrupa Birliği Komisyonu Dış Ticaret Raporu"nda bile, komşu ülkelerle ticaretini artıran Türkiye'nin geleneksel ihracat pazarı olan Avrupa'ya bağımlılığını aşamalı olarak azalttığına dikkat çekiliyor.

Komşulara açılım ve pazar çeşitlendirmesi sayesinde küresel krizin dış ticaret üzerindeki etkilerini önemli ölçüde azaltan Türkiye, yakın çevresiyle olan işbirliği ve ticareti daha ileri bir seviyeye taşımak için yerel para birimleriyle ticareti gündemine aldı.

Önce Rusya ile bir anlaşma imzalandı ve ikili ticarette Türk Lirası ve rublenin de kullanılmasının altyapısı oluşturuldu. Uygulama, temmuz ayında fiilen başladı. Geçtiğimiz günlerde de İran'la benzeri bir anlaşma yapıldı. İki ülke arasındaki ticarette TL ve İran Riyali'nin de geçerli olması kararlaştırıldı.

Son olarak, Çin'e de teklif götürüldü. ABD Doları'na alternatif para birimlerinin olması gerektiği düşüncesini daha sık dile getirmeye başlayan Çin'in, bu fikre sıcak baktığı belirtiliyor. Muhtemelen, buradan da olumlu sonuç çıkacak.

Bu tür anlaşmalar, doların itibarının giderek düştüğü, yeni arayışların başladığı günümüzde son derece anlamlı ve önemli. Bölgesel işbirliklerinin geleceği açısından da öyle.

Peki, şu an dış ticaretimizde hangi para ne kadar ağırlığa sahip?

Öncelikle şunu söyleyelim. Dış ticaretimizde öne çıkan iki para birimi var: Avro ve dolar. Bu yılın ocak-eylül dönemi verilerine göre, halihazırda ihracatımızın yüzde 47,26'sı Avrupa para birimi Avro cinsinden. Yüzde 46,78'i ise ABD Doları. İthalatımızda ise durum biraz farklı. Dolar yüzde 60,71 ile ithalatımızın yarıdan fazlasını oluşturuyor. Avro'nun payı ise yüzde 34,21.

Toplam dış ticaret hacmimizdeki en büyük pay, bu iki para birimine ait. Arkasından Türk Lirası geliyor. Üçüncü sırada da İngiliz Sterlini var.

Bu yılın ilk dokuz ayındaki ihracatın yüzde 2,07'si, ithalatın yüzde 2,79'u TL cinsinden. Tutar olarak da ihracatın 1,52 milyar dolarlık kısmı, ithalatın da 2,79 milyar doları TL ile yapılmış.

TL ile ticaret yeni bir uygulama değil tabii ki. Daha önce de var. Fakat enflasyonla mücadelede alınan sonuç, TL'nin istikrarlı bir para birimi haline gelmesi ve Türk ekonomisine duyulan güven, TL ile ticareti artırdı. İstatistikler, son birkaç yılda hem ihracatta, hem ithalatta TL'nin payının büyüdüğünü gösteriyor. Ve yapılan anlaşmalarla, bu gelişme daha da hızlanacağa benziyor.

TL'ye olan ilginin ithalatta daha hızlı arttığı anlaşılıyor. Mesela 2004'te ithalatın yüzde 0,24'ü TL cinsinden yapılırken 2009'da oran yüzde 2,79'a kadar çıkmış. Bunun bir sebebi de, TL'nin son yıllarda yabancı paralar karşısında değer kazanması olsa gerek.

TL'nin ihracattaki payı da 2004'ten 2008'e gelinceye kadar yaklaşık olarak ikiye katlanmış. Yüzde 1,01 iken yüzde 1,67 olmuş. Bu yılın ocak-eylül dönemindeki oransa yüzde 2,07'ye ulaşmış.

Bu büyümenin, ekonomik ve siyasi istikrar var olduğu, Türk Lirası'nın itibarı korunduğu sürece devam edeceği muhakkak. Türk Lirası'nın, bölgesinde ve dünyada aranan bir para birimi haline gelmesi, kağıt üzerinde "konvertibl" değil fiilen "konvertibl" olması çok da zor değil.

KADİR DİKBAŞ
k.dikbas@zaman.com.tr


kaynak