Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5

"Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?

YAŞAM VE İNSAN Kategorisinde ve Borsa ve Ekonomi Forumunda Bulunan "Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor? Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor? AKP enflasyonun düşüşünü bir "başarı" olarak gösteriyor. Ama, Devlet İstatistik Enstitüsü'nün 2003 sayılarına göre devlet ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye toprak81 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Yaş
    36
    Mesaj
    456
    Rep Gücü
    458

    "Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?

    Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?

    AKP enflasyonun düşüşünü bir "başarı" olarak gösteriyor. Ama, Devlet İstatistik Enstitüsü'nün 2003 sayılarına göre devlet ve özel sektörde çalışılan saat başına ücret, toplam yüzde 3.9 oranında düşerken, çalışan kişi başına kazanç üretimde toplam yüzde 8.5, diğer işlerde çalışan kişi başına ise yüzde 2.3 azalmış



    Tolga Tören


    Ülkede yaşanan derin yoksulluğa karşın, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) sözcüleri ve yandaşları ekonomi politikalarının "başarı"sıyla öğünüyor. "Çünkü," diyorlar: "Ekonomi büyüdü, enflasyon ve faizler düştü, dış borçları ödemede faiz dışı fazla yaratıldı." Yaygın medya da, ekonomide "bahar havası" yaşandığına inanmamız için elinden geleni ardına koymuyor. Ama emekçilerin zihninde hep aynı soru: "Her şey iyiye gidiyorsa, bizim durumumuz neden kötüye gidiyor?" AKP hükümetinin, bu verilere dayanarak ekonomide herşeyin iyiye gittiğini iddia edebilmesi iktisadın toplumsal bağlamından koparılmasından kaynaklanıyor. Sınıfsal ilişkileri göz ardı eden bu anlayışa göre iktisat politikaları yoluyla tüm topluma ortak fayda sağlayan sonuçlara ulaşılabilir.

    Oysa, bir sosyal bilimler disiplini olarak iktisat, sınıf çelişkilerinden soyutlanamaz. İktisat politikalarının sağlıklı analizi de ancak sınıflar arası ilişkiler bağlamında mümkün olabilir. Dolayısıyla, gerçeği anlamak, çalışanların zihnini kemiren soruya yanıt vermek ancak AKP hükümetinin ve önceki benzerlerinin "ekonomiyi düzeltmek" adına uyguladıkları tüm politikaları, temsil ettikleri sınıf çıkarlarıyla ve onların ulusal ya da uluslararası düzeyde kapitalist sermaye birikimi çerçevesinde ortaya çıkan ihtiyaçlarıyla ilişkilendirdiğimiz ölçüde mümkün.

    "Ekonomi büyüdü" ücretler düştü

    Egemen neo-liberal iktisat ideolojisinin fetişleştirdiği kavramlardan biri olan "büyüme" bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin bir önceki yıla göre artış oranını anlatıyor. Büyüme kavramının fetişleştirilmesinin altında ise, ekonomik büyümenin tüm toplumda gelir artışı yaratacağı varsayımı yatıyor.

    "Ekonominin büyümesi"nin tüm toplumda geliri artıracağı su götürür. Nitekim neoliberal iktisatçıların eserlerinde "yoksullaştırıcı büyüme"den de söz ettiklerini biliyoruz. Büyüme bağlamında asıl önemli soru şu: Artan gelirden toplumun hangi kesimi hangi oranda pay alacak? Daha da açık sorulursa: Ekonomik büyüme sonucu ortaya çıkan üretim artışından emek ve sermayenin alacağı pay ne olacak? Ne var ki, neoliberal büyüme kavramı, tanımı gereği, bu sorunla pek ilgilenmez.

    Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre 2003'te ekonomik büyüme yüzde 5.9, büyümenin öncü sektörü imalat sanayisinde yüzde 7.5 olarak gerçekleşti. Ancak aynı yıl işsizlik arttı. 2002'de yüzde 10.3 olan işsizlik, 2003'te yüzde 10.5'a çıktı. İşsizlikteki artış binde 2'de kalmış görünüyor. Ancak, bu "ekonomik büyüme"ye karşın gerçekleşti. Bu oran, aynı dönemde daha az işgücü ile daha fazla üretim yapıldığını ya da aynı miktarda işgücünün eskisinden daha fazla çalıştırıldığını gösteriyor. Özetle 2003'te "ekonomi büyümüş" ama bu büyüme işsizlere iş sağlamamış, çalışanların ise daha çok çalışmalarına neden olmuştur.

    Bu durum DİE'nin "kısmi verimlilik" sayılarından da görülebiliyor. "Verimlilik" üretim sonucunda elde edilen ürün miktarının, üretimde kullanılan girdi miktarına oranını gösteren bir kavram. Ürünün üretimde kullanılan tek bir girdiye (örneğin emeğe) oranlanmasına ise, "kısmi verimlilik" deniyor.

    DİE'nin 2003 kısmi verimlilik oranları hesaplarına göre yılın üçüncü döneminde, üretimde çalışılan saat başına yüzde 7.7'lik bir artış gerçekleşmiş. Bu, üretimdeki artışın çalışma saatlerindeki artışla doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor.

    Ancak aynı hesaplara göre çalışma saatleri artarken gerçek ücretler azalmış. Üretimde devlet ve özel sektörde çalışılan saat başına ücret, toplam yüzde 3.9 oranında düşerken, çalışan kişi başına kazanç üretimde toplam yüzde 8.5, diğer işlerde çalışan kişi başına ise yüzde 2.3 azalmış. Demek ki, "ekonomik büyüme", sadece, çalışanların daha uzun süre ve daha ucuza çalışması pahasına gerçekleşmiş.

    "Enflasyon düştü" iş güvencesi yok oldu

    AKP hükümeti enflasyonun düşüşünü bir "başarı" olarak gösteriyor. Ama, sadece kağıt üzerinde kalan bu düşüşün kaynağında artan işsizlik, azalan ücretler ve kamu harcamalarına bağlı olarak satınalma gücünün, yani toplam talebin düşüşü var.

    Şu halde ekonomide büyümeyi sağlayan mal ve hizmet üretimindeki artış nereye gidiyor? Bu sorunun iki cevabı var :

    * İhracat

    * Stok artışları

    2003'ün ilk 9 ayında bir önceki yıla göre ihracat yüzde 16 arttı. Bunun milli gelire katkısı yüzde 6.3 oldu. Stok artışlarının milli gelire katkısı ise yüzde 3.8.(1)

    Bilindiği gibi Türkiye ekonomisi Turgut Özal'ın uygulayıcılığında 24 Ocak 1980 kararları olarak bilinen ekonomi politikalarıyla 1960-1980 arasında sürdürülen ve sanayi sermayesi lehine sermaye birikimi hedefleyen "İthal İkameci Sermaye Birikim Rejimi"ni terk etmiş, İhracata Dayalı Büyüme Modeline geçmişti. Bu modelde ekonominin büyümesi ihracatın arttırılmasına bağlanıyordu. Bu politikaların çalışanlar açısından dolaysız sonucu gerçek ücretlerin gerilemesi ve emekçilerin toplumsal ve ekonomik kazanımlarının budanması olmuştu.

    AKP iktidarı döneminde de aynı mantık sürdürüldü. Gerçek ücretlerin geriletilmesi yoluyla, dış pazara yönelik üretim yapan sermaye kesimine maliyet ve rekabet avantajı sağlanması hedeflendi. AKP yöneticilerinin "rekor seviyede ihracat" çığlıkları bu uygulamanın sermaye çıkarları açısından doğurduğu sonuçları haber veriyor, ama emekçilere neye mal olduğunu gizliyor. Öte yandan artan, sadece ihracat olmadı. 2003'te Türk Lirası değerlenip ithalat ucuzlayınca 6.8 milyar dolarlık cari açık oluştu. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 80.5 dan 74.6 ya geriledi.(2)

    AKP'nin ihracatçı sermayeye katkısı sadece ücretleri düşürmekle kalmadı. Esnek üretimin, taşeron-fason ilişkilerinin yasallaştırılması da emek maliyetlerini düşürdü. İş güvencesini ortadan kaldıran bu işleyiş, çalışanların, sadece üretilen mallara talep olduğu dönemlerde çalışması(a-tipik çalışma), üretimin işyeri dışına kaydırılması(fason) ya da üretim yapılan iş yerinde asıl firma dışında daha küçük ölçekli firmalar tarafından sürdürülmesi(taşeron) gibi bir dizi uygulamayı içeriyor. Sermayenin küresel piyasada önemli bir rekabet avantajı kazanması ile gerçekleşen ihracat artışının bedeli de emeğin sosyal güvenceden, işgüvencesinden yoksun ve düşük ücretlerle istihdam edilmesiyle ödendi.

    Faizler düştü,devlet borcunu emekçiler ödedi

    AKP'nin ekonomik politikalarının başarısına kanıt olarak ileri sürdüğü göstergelerden biri de faizlerin düşmüş olması. Faizlerin düşmesi şu nedenlerle önemseniyor:

    * Yatırımlar artacak

    * Borçlanma sürdürülebilecek

    Ancak faiz konusunda bir ayrıma dikkat etmek gerek. AKP hükümetinin "düştü" dediği, "nominal", yani enflasyondan arındırılmamış, faiz oranı. "Nominal faiz" oranı gerçek faiz ile piyasa katılımcılarının enflasyon beklentilerinin toplamından oluşuyor. Gerçi, işsizliğin arttığı, ücretlerin düştüğü bir ortamda, toplam talebin düşmesi de olağan. Bu şartlar altında piyasaların(sermayenin) enflasyon beklentilerinin, dolayısıyla "nominal faiz" oranının düşmesinde şaşırtıcı bir yan yok. Oysa, gerçek faiz oranları hala çok yüksek. Örneğin sayıları yaklaşık 8-11 milyon arasında hesaplanan kredi kartı sahiplerinin borçlarına uygulanan yıllık bileşik faiz oranı yüzde 130'a kadar çıkabiliyor.

    Öte yandan, Maliye Bakanlığı rakamlarına gore 2003 bütçesinin ilk 10 ayında faiz ödemelerinin bütçe giderleri içindeki payı yüzde 45 dolayında. Yani devlet 100 lira gelir sağlamışsa bunun 45'ini borç faizlerini ödemek için harcamış. Dolaylı vergilerin bütçe içindeki payı ise yaklaşık yüzde 70. Demek ki, devlet borç faizlerini ödemek için, emekçilere saldığı vergilere dayanmış.

    Aynı zamanda AKP hükümeti döneminde de iç-dış borçlar da artıyor. 2000'de yüzde 29 olan iç borçların Gayri Safi Milli Hasılaya (GMSH), yani bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerine oranı, 2003'te yaklaşık yüzde 58'e; 2002'de yaklaşık yüzde 82 olan kamu toplam borcu 2003'te yaklaşık yüzde 88'e ulaştı. 1999'da yüzde 13.6 olan kamu faiz ödemelerinin GSMH'ya oranı 2003'te yüzde 19'a çıktı.(3) "Nominal faiz" oranlarının düşmesi kamunun faiz yükünün günden güne artması gerçeğini değiştirmiyor.

    Buna karşılık devletin 2000'de yüzde 22,3 olan toplam yatırımlardaki payı ise, 2003'te 22'ye geriledi. Yani AKP hükümeti döneminde (özellikle) kamu yatırımları kısıldı. Kaynakların artan bir bölümü faiz ödemelerine aktarıldı. Özel sektörde de yatırım artışı sözkonusu olmadı. Kapasite artırımı gerçekleşti. Ancak o da daha önce de vurgulandığı gibi iç pazara değil ihracata yönelik oldu. Düşük ücretler, esnek işgücü gibi uygulamalarla beslenen üretim artışı emekçilerin yaşam standardında bir yükselişe yol açmadı.

    Sonuç

    Bütün bunlar, başbakan maaşıyla geçinemediğini ilan eden Tayyip Erdoğan'ın "büyüme" göstergesi olarak gözünü neden ücretlere değil, sermayeye çevirdiğini ve neden Başbakanlığın yanı sıra "ticaret"le de uğraşmaya devam etmekten sakınamadığını açıklıyor. Uygulanan sermaye birikim rejiminde AKP hükümeti ve sermaye için "ekonominin iyiye gitmesi"nin ön koşulu, gerçek ücretlerin düşmesi, kamudan sermayeye aktarılan kaynakların artması ve emeğin kazanılmış haklarının geri alınmasıdır.

    Bu sonuç, yazının başındaki soruyu açıklıyor ama, bu sis perdesinin gerisini görebilen emekçiler ve sosyalistlerden yanıt bekleyen asıl soru başka: Sonsuza kadar yoksullaşmaya devam edemeyeceksek, düzeldikçe emekçilerin yaşamını kötüleştiren bu üretim ve bölüşüm tarzında değişiklik nasıl gerçekleştirilebilir? l

    alıntı

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye toprak81 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Yaş
    36
    Mesaj
    456
    Rep Gücü
    458

    Cevap: "Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?

    Emekçi aç ama 'ekonomi tıkırında'
    13 Mart 2008, Perşembe
    Milli gelir hesaplarındaki güncelleme konusunda bir bilgilendirme toplantısı yapan 3 bakan, güncellemenin ardından uluslararası sermayenin Türkiye'ye "farklı gözle bakacağını" söyledi. Toplantıda gelir dağılımı, yoksulluk ve işsizlik gibi konular ise gündemde değildi.

    soL Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, düzenledikleri ortak basın toplantısında, Türkiye’nin milli gelir hesaplarındaki güncellemeye dair değerlendirmelerde bulundular.

    Türkiye’nin milli gelirinin nasıl yalnızca hesapların güncellemesi sayesinde yüzde 30’dan fazla artarak, 400 milyar dolardan 526 milyar dolara yükseldiğini anlatan bakanlar, uzun uzun bu durumun uluslararası sermayenin gözünde Türkiye’yi nasıl cazip hale getireceğini dile getirdiler. Toplantının gündeminde yoksulluk, işsizlik ve gelir dağılımı gibi konulara ise değinilmedi.

    Şimşek: Ne dış borç sorun ne enflasyon
    Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, toplantıda yaptığı değerlendirmelerde, Türkiye’nin borç ve enflasyon sorununun geride kaldığını savundu.

    Kamu borcunun 2001 ve 2007 yılları arasında yarattığı kırılganlık etkisini karşılaştıran Şimşek; YTL’nin değerinde, faiz oranında, büyüme rakamlarında ve bütçe performansında yaşanacak olumlu ve olumsuz değişimlerin, kamu borcunu nasıl etkileyeceğine dair hesaplamaları basın mensuplarıyla paylaştı.

    Bakan Şimşek’in yaptığı karşılaştırmalarda baz yılı olarak AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılını değil kriz yılı olan 2001 yılını kullanıyor olması dikkat çekti. Ayrıca Şimşek, borç stoku konusundaki değerlendirmelerinde özel sektör borcunun nasıl bir seyir izlediği ve bir dış şok durumunda özel sektörde nasıl bir sarsıntı yaşanacağına değinmedi.

    Enflasyon konusunda da her şeyin yolunda olduğunu iddia eden Şimşek, enflasyonun son aylarda giderek yükseliyor olmasını gıda, enerji ve tütün fiyatlarına bağladı. Türkiye’nin “son derece başarılı bir dezenflasyonist programı devam ettirdiğini” söyleyen Şimşek, para politikasının gıda fiyatlarındaki yükselme karşısında işe yaramayacağını ifade ederek; işlenmiş gıda ürünlerinin sepetten çıkartılması halinde enflasyonun yüzde 6’dan yüzde 4’e iniyor olduğunu söyledi. Emekçilerin aylık bütçesinin yaklaşık yarısını oluşturan gıda harcamalarını herhangi bir kalem olarak ele alan Şimşek, böylelikle AKP hükümetinin emekçilerin hayat pahalılığı karşısında yalnızca çaresiz değil aynı zamanda umursamaz olduğunu da göstermiş oldu.

    Unakıtan: Herkesin bakışı değişecek
    Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın ana gündemi ise milli gelir hesaplarındaki güncellemenin Türkiye’nin uluslararası sermayenin gözündeki yerini nasıl değiştireceğiydi.

    Güncelleme çalışmalarını “Yani oturduk biz işte yeni bir hesaplama yaptık. Efendim durum budur. Ama bu, Türkiye’nin her şeyini değiştiriyor” sözleriyle değerlendiren Unakıtan, “Türkiye’ye dışarıdan bakan finans çevreleri dahil olmak üzere bütün dünya kamuoyunun Türkiye’yi bundan sonra daha farklı değerlendirmek mecburiyetinde” olduğunu iddia etti.

    Unakıtan ayrıca, yeni hesaplamayla birlikte 2006 yılı için bütçenin GSYH’ya oranının yüzde 30,1’den yüzde 22,9’a, vergi gelirlerinin GSYH’ye oranının ise yüzde 23,9’dan yüzde 18,1’e indiğini ifade ederek; kıvançla devletin aslında göründüğünden daha küçük, “vergi yükü”nün ise eleştirilenden daha düşük bir düzeyde olduğunu söyledi.

    Unakıtan konuşmasının son bölümünde ise “ne kadar zengin olursak olalım, GSYH ne kadar artarsa artsın, mali disiplinden ayrılmamız söz konusu değil” sözleriyle devletin emekçilerin değil sermayenin devleti olduğunu bir kez daha gösterdi. Konuşmasını “Yapısal reformlar devam edecek, mali disiplin devam edecek, özelleştirmeler devam edecek” sözleriyle bağlayan Unakıtan, AKP iktidarının emekçiye saldırmaktan vaz geçmeyeceğinin bir kez daha altını çizmiş oldu.

    Ekren: Borçların sürdürülebilirliğinin önemi kalmadı
    Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren de, ulusal hesaplardaki güncellemeyle gayri safi yurtiçi hasılanın artmasıyla, uluslararası yatırımcıların, artık Türkiye’ye farklı bakmaya başlayacağını söyledi.

    Yeni rakamların AB’nin Maastricht kriterlerinin tamamını karşıladığını söyleyen Ekren, “Borçların sürdürülebilirliğinin önemi kalmamıştır, yani bu sorun aşılmıştır” dedi. Ekren artık toplam borç ödemelerine odaklanılması gerektiğini belirtti. Ekren ayrıca güncellemeyle birlikte cari açığın da düştüğünü söyledi ve yeni dönemde bu güncellemeyle birlikte uluslararası kuruluşların Türkiye’nin kredi notunu artırmasının mümkün olduğunu sözlerine ekledi.

    Ekren ayrıca, “milli gelirin güncellemesinin gelir dağılımındaki herhangi bir değişimi ya da gelişmeyi ifade etmediğini” söyledi.

    El çabukluğu marifet
    AKP’nin her sorunu bir kalemde ortadan kaldıran, kaldırmasa da azaltan “güncelleme” operasyonunun Türkiye’yi daha “cazip” hale getirip getirmeyeceği zamanla ortaya çıkacak; Ancak bu konuda ilk açıklamayı yapan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Başkan Yardımcısı Kristin Lindow, milli gelir revizyonunun kredi notunu değiştirmeyeceğini söylemişti. Lindow ayrıca Unakıtan’ın aksine vergi gelirlerinin güncelleme ile birlikte düşmesinin, yalnızca vergi kaçağının boyutunu ortaya çıkartıyor olduğunu ifade etmişti.

    Diğer yandan, bir güncellemeyle GSYH’si yüzde 31 büyüyen Türkiye’nin kişi başı GSYH’si daha da büyüyecek, zira TÜİK’in Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne geçmesiyle birlikte Türkiye nüfusunda da yaklaşık üç milyonluk bir “azalma” oldu.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye orkuorkun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    BULGARISTAN, ROMANYA, UKRAYNA, ISTANBUL, JAKARTA
    Yaş
    48
    Mesaj
    1.942
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    37781

    Cevap: "Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?

    hiçbirşey olmuyor tam tersine gidiyoruz, Politika bir yalan sanatı ise çok iyi politikacılarımız var

    hiçbir yer açılmıyor, hep yabancı yatırımcılar yatırıyor, yabancı yatırımcının elindeki çok kazandığı parayı ülkemizin parası gibi kabul edip gayri safi milli hasıla arttı diyoruz.
    yerli üreticiler bulgaristan,romanya gürcistan ukraynada, hiçbiri vatan haini filan değil
    hemen hepsi de inançlı, ayrı bir Türkiye kurulmuş durumda. bu insanlar belediyelerce kötü maliye politikaları ceza ve rüşvetle küstürülmüş insanlar.

    Hiçbirşey üretmeden herşeyi satıyoruz özelleştriyoruz, satılan malın bir karşılığı olmalı.
    satılan devlet kuruluşlarının bir karşılığı olmalı. yok

    Bulgaristan son süratle Türkiyeyi geçiyor, Bizim kendi yerli üreticimiz oraya gitti. orada made in EU isminde üretim yapıyor vergiler %20 eğer çok kazanırsanız %18 e düşüyor verginiz, son süratle gelişiyorlar
    ekonomik olarak bizi geçiyorlar. Bankalar halka %4-6 faizle kredi veriyor.
    kısaca sosyal haklar gelişiyor. Romanya köşeyi kıvırdı ve yabancı işçi alımına başladı,

    bunlar saymadığımız ülkeler, adam yerine koymadığımız komşular. Benzin çok daha ucuz,dolayısıyla nakliye de ucuz.
    devlet namusu ile üreten herkesi destekliyor, Ne kadar kazanırsan kazan devlet insanla uğraşmıyor. örnek oluyor , televizyonlar eğer ekonomik başarılardan bahsediyorsa bu onlar için iyiiye işarettir. Biz satıyoruz, onlar üretmeye başladı.
    Bir zamanlar rusyaya acırdık ama onlar toparladı kendini.
    ukrayna moldova daha iyi, birtek gürcistan ermenistan toparlayamadı

    Bir zamanlar 5000 -10.000 işçi çalıştıran işverenler orada işçi çalıştırıyor. örnek olarak
    AYTOS yakınlarındaki Tekstil fabrikalarında yüzlerce işçi çalışıyor.

    Bulgaristan Romanya uyandı herkese kolay kolay vize vermiyor. aynı almanya gibi oldular. vize almak için epey uğraşmak gerekiyor eskisi gibi değil. Türkiyedeki insanlar kapan içinde dışarı da çıkmak zor, vize vermeyen ülke yok bir yurtdışına çıkmanız 1000 ytl den aşağı olmaz , gün geçmiyor ki Türkiyeden bir işadamı bulgaristanda çalışma şartları aramasın.
    hemen hergün kasaba köylere gelip iş kurmak için oralara kaymak için fırsat arıyorlar.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Karakarizma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesaj
    1.415
    Rep Gücü
    296

    Cevap: "Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?

    Alıntı orkuorkun´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    hiçbirşey olmuyor tam tersine gidiyoruz, Politika bir yalan sanatı ise çok iyi politikacılarımız var

    hiçbir yer açılmıyor, hep yabancı yatırımcılar yatırıyor, yabancı yatırımcının elindeki çok kazandığı parayı ülkemizin parası gibi kabul edip gayri safi milli hasıla arttı diyoruz.
    yerli üreticiler bulgaristan,romanya gürcistan ukraynada, hiçbiri vatan haini filan değil
    hemen hepsi de inançlı, ayrı bir Türkiye kurulmuş durumda. bu insanlar belediyelerce kötü maliye politikaları ceza ve rüşvetle küstürülmüş insanlar.

    Hiçbirşey üretmeden herşeyi satıyoruz özelleştriyoruz, satılan malın bir karşılığı olmalı.
    satılan devlet kuruluşlarının bir karşılığı olmalı. yok

    Bulgaristan son süratle Türkiyeyi geçiyor, Bizim kendi yerli üreticimiz oraya gitti. orada made in EU isminde üretim yapıyor vergiler %20 eğer çok kazanırsanız %18 e düşüyor verginiz, son süratle gelişiyorlar
    ekonomik olarak bizi geçiyorlar. Bankalar halka %4-6 faizle kredi veriyor.
    kısaca sosyal haklar gelişiyor. Romanya köşeyi kıvırdı ve yabancı işçi alımına başladı,

    bunlar saymadığımız ülkeler, adam yerine koymadığımız komşular. Benzin çok daha ucuz,dolayısıyla nakliye de ucuz.
    devlet namusu ile üreten herkesi destekliyor, Ne kadar kazanırsan kazan devlet insanla uğraşmıyor. örnek oluyor , televizyonlar eğer ekonomik başarılardan bahsediyorsa bu onlar için iyiiye işarettir. Biz satıyoruz, onlar üretmeye başladı.
    Bir zamanlar rusyaya acırdık ama onlar toparladı kendini.
    ukrayna moldova daha iyi, birtek gürcistan ermenistan toparlayamadı

    Bir zamanlar 5000 -10.000 işçi çalıştıran işverenler orada işçi çalıştırıyor. örnek olarak
    AYTOS yakınlarındaki Tekstil fabrikalarında yüzlerce işçi çalışıyor.

    Bulgaristan Romanya uyandı herkese kolay kolay vize vermiyor. aynı almanya gibi oldular. vize almak için epey uğraşmak gerekiyor eskisi gibi değil. Türkiyedeki insanlar kapan içinde dışarı da çıkmak zor, vize vermeyen ülke yok bir yurtdışına çıkmanız 1000 ytl den aşağı olmaz , gün geçmiyor ki Türkiyeden bir işadamı bulgaristanda çalışma şartları aramasın.
    hemen hergün kasaba köylere gelip iş kurmak için oralara kaymak için fırsat arıyorlar.
    Bu dediklerinize bence kaçan kurtuluyor denilebilir. Yatırm zor olan bir ülkeden kolay ülkeye gidiyor haklı olarak üretici. Kısmi iyileşmeyi kabul etsem de kabul ettiğim birşey var ise ekonomi çok da iyi değil. Sadece eskiden daha kötü.

    Sadece kötünün iyisi durumundayız

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye orkuorkun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    BULGARISTAN, ROMANYA, UKRAYNA, ISTANBUL, JAKARTA
    Yaş
    48
    Mesaj
    1.942
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    37781

    Cevap: "Ekonomi düzeliyor"sa halk neden yoksullaşıyor?

    dediklerimin arkasindayim

    Bugun bulgaristan finans odasina vergi yatirmaya gittik

    onceki yil %20 olan vergi gecen yil %18.5 a dustu bizim icin


    Su anda bu yil icin % 17 ye inmis '


    gelecegin gecmisinin tabelasinin reklaminin vergisi yok ,belediyeler harac almiyor zevk icin ceza kesme kapatma yok.

Benzer Konular

  1. Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
    Venhar Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 17-09-2010, 09:02 PM
  2. "Gerçek Mümin" ile "Çakma Müslüman" arasındaki farklar
    elosia Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 31
    Son mesaj: 09-02-2010, 04:39 PM
  3. "Hayır demesini bilmeyenin "evet"inin de bir anlamı yoktur."
    İnci Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-06-2009, 11:48 AM
  4. "Evin"siz ("oikos"suz) Ekoloji"= "Sözde çevrecilik!"
    kalemsör Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2009, 04:04 PM
  5. Yıl 2020 : " Baba neden bayrağımızda ayyıldız yok"
    Mehdikonya Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 18-06-2008, 05:43 AM
Yukarı Çık