"Biz" kim, biliyor musunuz?
(Siz zaten o "Biz" değilseniz) Her gün, belki birkaç kez yüz yüze geldiğiniz, konuştuğunuz, gülümsediğiniz, tartıştığınız, bir şeyi alıp almamanızda etkili olan, bazen sevimli bazen soğuk, ama bu kadar sık rastlaştığınız halde "saatlerce ayakta" geçen iş haliyle pek ilgilenmediğiniz, çoğu genç, çoğu gençliğinde yaşlanan, "vârisler" inden ziyade "varisler" iyle meşhur insanlar.
Elbet, öyle ya da böyle iş bulduğu için "şanslı"; yerine binlercesi zaten dışarıda hazır bekleyen, işi en azından maden karası, tersane zehri, tarla çamuru yanında "temiz, şık, zarif" sayılanlar.
Küçük küçük, sıra sıra dükkanların zaten orayla özdeşleşen bir, iki çalışanından çok; Büyük büyük alışveriş merkezlerinde binleri bulan, büyük büyük mağazalarda yüzlere ulaşan, "tezgahtar, satış elemanı"... artık ne deniyorsa orada o sırada.

* * *
Türkiye'deki (yani esasen İstanbul'daki) gibi bir "alışveriş merkezi olayı" "zengin" Avrupa'da yok.
Paris'in, Londra'nın asırlık "büyük mağazalar" ı, Roma, Milano, Viyana'nın alışveriş caddeleri var; ama onbinyüz tane büyük alışveriş merkezi yok.
Türkiye (İstanbul) bu açıdan "çok moderen bir çağ" yakalamış durumda.
Yakalasın.
Markadan markaya, yüksek kira ve yüksek fiyatlarla çağı aşanların "satış elemanı kitlesi" memleketin "modern köle ordusu" nun en narin parçalarından biri durumunda.
Bayram, yılbaşı, indirim dönemi... Daha sık görüştüklerinizin "insanlık durumu" (Eziyeti kendine, çalışanına, insana yakıştıramayan istisnalar dışında):

1. Haftanın 6 günü, özellikle hafta sonu iş. Günde ortalama 10 saat. Sık sık 12 saat.
2. Paydoslar dışında ayakta nöbet.
3. İş Kanunu haftada 45 saat üstüne yüzde 50 fazla ücret öngörürken, haftada 60 saate sadece asgari ücret. Fazla mesai ücreti mefhumunun merhum olması.
4. Fazla çalışma sınırı yılda 270 saatken, 750 saati bulan angarya. "Angarya" anayasal suç olduğu halde!
5. Saat 22'ye, bayram, yılbaşı gibi dönemlerde 23'e, 24'e kadar çalışmanın "gece çalışma" dan sayılmaması.
6. İş sirkülasyonu çokluğu, ortalama kıdem düşüklüğünden dolayı, yıllık izin ve tazminatın hayal olması.
7. Atma, atılma sebeplerinin bolluğu ve işlemin kolaylığı.
8. Sigortasızlık. Sigortalı olanlarda da uzun deneme süreleri.
9. Resmi tatillerde kullandırılmayan izinlerin bir maddi karşılığı olmaması.
10. Satışa uygulanan primlerin, oynak baraj peşinde koşmaktan bitap düşmesi. İşler iyi gittikçe barajın da yükseltilmesi.
11. Kadın işçinin hamilelik, annelik hakları bir yana; o yüzden işten kovulma cezasının, tehdidinin yaygınlığı.
12. (İstisnalar hariç) Mağaza kölelerinden tabii ki hep güleryüz, sükunet, katlanma, kabullenme, aşağılanmaya ses çıkarmama, müşteriyi hep haklı bulma, hatta sempatikliği abartıp adeta yalakalık beklenmesi.
13. Devlet tarafından asla denetlenmemesi.

* * *

Bu meseleleri, böyle dertleri olmayanı sinir etmek için aktarmıyorum.
Tam tersine; ordudan bahseden medyanın alttaki askerlerin sürekli ve gündelik sıkıntısını; polis övenlerin polisin insanlık acısını; öğretmen yüceltenlerin onun perişanlığını; bankaları yazıp duranların banka kölelerinin esaretini; yatları sergileyenlerin onları yapan işçilerin ölümüne forsalığını; mağaza, mal, alışveriş pohpohlayanların orada çalışanların zincirlerini hiç görmemesine, göstermemesine sinir olduğum için yazıyorum.
Bir de; "demokrasi, AB, modernleşme, hukuk, insanlık, cumhuriyet, iş dünyası, anayasa" üstüne aşırı palavradan gına geldiği için.

Yazan:
Satış elemanı,Tezgahtar.....Yada her ne deniyorsa