Merhaba

Bir stand... Küçücük aslında... Biraz sonra anlayacağım ne kadar büyük ve önemli bir işe soyunduklarını... Önce görüntü cezbediyor: İki sıra boyunca küçük kavanozların içinde daha önce hiç görmediğimiz fasulye çeşitleri, önlerinde her birinin adları... Arkada dört beş tane mısır koçanı, biri siyaha yakın kahverengi, biri koyu sarı, diğerleri bildiğimiz açık sarı renkte... 7. Organik Ürünler ve Çevre Fuarı’nda, ‘Emanetçiler Derneği’ standının önündeyim.

Fasulyeler, bugün unuttuğumuz ama bizim topraklarımızda yüzyıllardır ekilen, toplanan, karnımızı doyuranlardan sadece 18 örnek... Çeşitler yüzlerceye ulaşıyormuş!

‘Emanetçiler Derneği’ 2006 yılında kurulmuş, yıl sonunda faaliyete geçmiş bir dernek. Pilot bölge olarak seçtikleri Balıkesir’de köy köy (evet köy köy!) dolaşarak çiftçilerin elindeki farklı ürün çeşitlerini saptıyor ve tohumları takas ederek topraklarımızda yüzyıllardır varolan ürün çeşitliliğinin azalmasını engellemeye yani biyoçeşitliliği yaşatmaya çalışıyorlar. Stantta duran Arif Bey, bunun 10 bin yıldan beri yapıldığını söylüyor, çok doğru, Hititler zamanında bunun yapıldığını belgelerden biliyoruz. 2006 sonunda başlamış projeyle inanılmaz çeşide ulaşmışlar ve bu sene de bu tohumların ekimini yapacaklar. Proje, BM Kalkınma Programı’nın yürüttüğü GEF (Küresel Çevre Fonu) Küçük Destek Programı, İvrindi Belediyesi, Havran Belediyesi ve Balıkesir Belediyesi desteğiyle yürüyor.

Şehir yaşamı doğadan uzak kalmak bir yana, aslında hepimiz için yaşamsal olan bazı gerçekleri bilmememize, üzerinde düşünmemize, aklımızı çalıştırmamıza yol açıyor, oysa toprakla uğraşanların ektikleri doğrudan bizimle ilgili. Piyasanın istekleri doğrultusunda ekim yapan çiftçiler için tohum, en önemli bilgi kaynakları, kuşaktan kuşağa geçen bu bilgiyi korumaya çalışıyorlar. Üstelik yüzyıllardır denenerek ve başarılı sonuçlara ulaşarak edinilmiş bir bilgi bu. Bitkinin bütün özelliklerini içinde taşıyan tohum çiftçi için altın değerinde, çünkü tarımsal faaliyetleri tohumla başlıyor. Küçük çiftçiler satmak için ürettikleri besinlerin yanı sıra tarlalarının bir kenarına bu bizim bilmediğimiz tohumları zaten ekiyor ve bunlarla besleniyorlar. Piyasanın isteklerinin tektipleşmesiyle çeşit sayısı azaltıyor haliyle. İşte Emanetçiler Derneği, kaybolmakta olan geleneksel ‘köy’ türlerini çiftçilerle konuşarak, onları bu unutulmuş çeşitleri yaşatma konusunda ikna ederek çalışmalarında yol alıyor. Çiftçi ürettiği, ektiği ürünün talep edilmesini ister, dernek de bu çerçevede onların geleneksel ürünlerini satacak çeşitli dükkanlardan ürün talep eden lokantalara uzanan projeler üzerinde çalışıyorlar.

Türkiye’de bilinen 13 bin çeşit bitki türü var; pek çok açıdan tohum yetiştiriciliği için gerekli olan bütün özelliklere sahibiz ama ne yazık ki dışardan gelen tohumlar varolan türlerin arka plana atılmasına neden oluyor. Oysa ürün çeşitliliğinin sağlıklı ve çevre koşullarına karşı dirençli kalabilmesi için asıl olarak geliştiği ortamda ekilmesi ve yetiştirilmesi gerektiğini biliyoruz.

Stantta görevli Arif Bey arkada duran kahverengiye yakın rengi olan mısır koçanının Anadolu mısırı olduğunu ve tek bir yerde zorlukla bulduklarını ama şimdi ekilmesini sağladıklarını, böylece bu tadın/çeşidin yaşayacağını söylüyor. Ayrıca cin mısırı denilen ve patlamış mısır olarak yediğimiz türün kırmızı, sarı, bordo renkli olanları bile varmış, düşünün... Bugün yediklerimizin çoğu Amerika’dan, Arjantin’den gelen mısırlar ve işin acıklı yanı nedense ulusal bir politika oluşturmayıp yanıbaşımızdaki ve asıl lezzetli olanla ilgilenmemişiz bile.

Derneğin web sitesine (Emanetçiler - -) girip bilgi sahibi olduğunuzda konunun önemini daha iyi anlıyorsunuz. Tüketici olarak ne yapabilirim diyorsanız önerileri şöyle: “Günde üç öğün yediklerimizin çevre, tat ve sağlığımız açısından ne kadar önem taşıdığı üzerine düşünelim... Bu bilinçle gıdalarımızın üreticisinin hayatımızdaki asıl yerini yeniden kavrayalım... “

Emine Çaykara