Merhaba



Görüyoruz ki 2011 yılı her bölgede zorluklarla dolu devam ediyor. İki komşunuzun da durumunu endişeyle izliyorum. ‘E.coli’ de başka bir şey… Bizde de malum facianın bıraktığı izler büyük. Gelen Türk kurtarma ekibinin bizler için gösterdiği dayanışmaya herkes adına teşekkür ederim. Türk kurtarma ekibi, ilk günlerin o tehlikeli koşulları altında, en uzun kalanlardandı. Şu anda ülkenize gelen Suriyeliler de yardımlarınız sayesinde ayaktalar. Biliyorum sizler için ağır bir sorun bu, ama bakıyorum da göremiyorum; Tunuslular için Avrupa ülkeleri ne yapıyor? Hani nerede şu İnsan Hakları Kulübü?

Deprem ve tsunami 11 martta meydana geldi… Dün 100. gündü. Santralde nihayet kirli suyu temizleme mekanizmasını çalıştırmaya başladık (Ne var ki beş saat sonra bir soruna takıldı, durdurmak zorunda kaldılar ). ‘Kirli’ derken keşke çamurla falan dolu olsa, ama ne yazık ki görülmeyen R. Sonra bu suyu, santrali soğutmak için sirküle ettirecekler. Çok çok zor işler devam ediyor, bugüne dek hakkında bilgimiz olmamış, tahmin bile edemediğimiz türde operasyonlar… Üstelik bir uluslararası operasyon. Nihayet kontrol altına alınana kadar çalışmalar daha aylarca sürecek.

Ne yalan söyleyeyim R. çok çok az miktarlarda olsa da var. Sıkı denetleniyor, bunu biliyoruz ve şimdiki hali tehdit edici bir durum olmasa bile, tabi ki, aslında normal seviyede olmasını isterdik. Şu ‘aylarca’yı düşününce hele… Aşırı kaygı da doğru değil, hafife almak da doğru değil, bunu da biliyoruz ancak millet şaşkın.

Santral bölgesindeyse durum başka. Çok üzgünüz onlar için… Neden böyle oldu? Niye bunları yaşadılar? Baştan itibaren neden bunları yapmışız? Hiroshima diyoruz, Nagazaki diyoruz ve sonra dünya karşısında yaşadığımız bu durum ne? Bu konuyu nihayet tartışmaya başladık. İkinci Dünya Savaşı’ndaki ağır yenilgiden 10 yıl bile geçmeden, ülke kalkınması için nükleeri kullanmak konuşulmaya başlanmış. Bizler doğmadan önce yol çizilmiş. Zorumuza giden, bu yolun yüksek büyümeyi garantilemiş olma gerçeği… O yüzden uyanamadık, cahil kaldık. Acaba şimdi bunun bedelini mi ödüyoruz? Acaba?

Kesin olan şu ki insan bir ‘knockout’ görmeyince anlamıyor.
Nükleer santral sayımız 54. Faciadan sonra haklı olarak tedirginiz. Bazılarını durdurduk, şimdi yaklaşık %40’ı çalışır durumundaymış. Demek oluyor ki israf etmeden, bilinçli ve akıllı elektrik harcamasıyla, biraz sabrederek de yaşanıyormuş… Nükleer olunca adeta ‘harca harcayabileceğin kadar’ gibiydi. Atıklarını nereye atacağımızı, kimlere kabul ettirebileceğimizi düşünmeden… Artık hep söylendiği kadar ucuz enerji olmadığını açıklayan bilim adamları da var. Kontrol, denetim, önlem, imha,gömme… Gerçekten de bir sürü iş.
100 günü aslında sadece ağlayıp üzülüp geçirmedik. Sanayi binbir sıkıntı içinde, üretimi yeniden normalleştirebilmek için azimle, azami çabalarla çalışıldı. Artık gündemde çok başka bir alanda yenilik var: Dönüştürülebilir yeni enerji projeleri! Kuzeyde rüzgâr, güneyde güneş…

Bunu kendine görev bilerek bu alanda öncülük yapan, deyim yerindeyse adeta birbirleriyle yarışan kıymetli işadamlarımız var. Gençliğinde kendi çabasıyla birer iş alanı yaratıp en zengin işadamı konumuna yükselmiş girişimciler bu insanlar. Faciazedeler için kendi mal mülkünü bağışlama konusunda da aynı şekilde davrandılar ki ben onlara ‘ülkemizin Bill Gates’leri’ diyorum. Daha ilk günlerden bu alanda hizmet edeceklerini açıkladılar, gerçekten de çabucak somut projelere giriştiler. Şimdi bu projeleri geliştiriyorlar. Umarım desteklenir ve gerçekleşir. Bir de, bırakın LED ampulleri, gömlekten oyuncağa kadar ‘elektrik tasarrufuna yarayacak’ bir sürü yeni ürünler üretiyor çesitli işletmeciler. Her türlü üründe deneniyor. 100 günde buraya kadar geldiğimize göre çok daha önceden başlasaydık ne olurdu acaba? Üstelik imkân daha genişken… Çoktan elimizde alternatiflerimiz olmaz mıydı? Artık bunu düşünüyoruz. Şimdi diyoruz ki anlaşılan yapamadılar veya yaptırılamıyordu. Rahat, üstelik bir de birçok kişinin paylaştığı hazır kâr kaynağı varken neden ‘buyrun’ densindi?
Bilim ve teknoloji adamlarımızın yeni enerji konusunda odaklaşmaları bence çok değerli. 200 gün, 300 gün sonraya, hiç olmazsa umutla bakmak istiyoruz.

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Saygı ve sevgilerimle.

Keiko Nonaka

Japon Yazar Keiko Nonaka’dan 100. gün mektubu : Egoist okur