Merhaba



Master ve doktorasını ABD’nin George Washington Üniversitesi'nde tamamlayan Prof. Dr. Selim Şeker, 1982 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyor. Uzun yıllar NASA’da çalışan Şeker, Savunma Bakanlığı ve TÜBİTAK’ta önemli projelerde görev aldı. Yayınlanmış dokuz kitabı bulunan Prof. Şeker, pek çok ulusal ve uluslararası toplantılara katılarak; elekromanyetik dalgaların insanlar üzerindeki biyolojik etkileri, elektromanyetik izleme sistemi gibi çeşitli alanlardaki çalışmalarını insanlığa hizmet olarak sunuyor.

Röportaj: Burçin İvren
Öncelikle insana ait doğal manyetik alanı inceleyebilir miyiz?

Tüm maddeler, kalp, adale, beyin gibi organlar manyetik özelliğe sahiptir. Her mekânda tüm canlıların içindeki ve dışındaki tüm boşluklarda yüksek ya da düşük birer manyetik alan mevcuttur. İnsan vücudunda her hücrenin kendine özgü elektrik devresi mevcuttur. O nedenle insan bir elektronik makine gibidir. Bu manyetik alan, biyoelektrik yüklerin hareketinden meydana gelir. Ve insanı oluşturan maddelerin manyetik alan sinyalleri hem birbiri ile hem de dünyanın manyetik alanı ile uyum halindedir.

Dünyanın manyetik alanı ile insana ait manyetik alan nasıl bir uyuma sahip?

Örneğin, uzaya gönderilen astronotlarda görülen ve haftalarca sürebilen yorgunluk, adele ağrısı, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi sebepler, dünyanın manyetik alanı eksikliğinden kaynaklanıyor.

Geceleyin dünya manyetik alanı hücresel oksijeni arttırır, uykuyu destekler, iltihaplanmayı azaltır ve acıyı dindirir. Güneş doğduğunda beraberinde getirdiği pozitif manyetik alan hücresel oksijeni azaltır, uyanıklığı destekler, biyolojik iyileşmeye engel olur ve acıyı arttırır.

Kafamızın merkezde bulunan hormonları, enzimleri ve bağışıklık fonksiyonlarını yöneten pineal bezi manyetik kristallerden oluşan bir manyetik organdır. Manyetik enerjiye çok duyarlı olup ona has bir madde olan melatonin hormonu, geceleyin ortaya çıkar.

Dünyanın manyetik alanı tüm tabiatla uyum içindedir.



Dünyanın manyetik alanı daha başka nelerle uyum içinedir?

Örneğin arılar, yerin manyetik alanını ve günlük değişimlerini kullanarak, bulundukları konumu tespit ediyorlar. Göçmen kuşlar, balıklar gibi canlılar da yön bulmada dünyanın manyetik alanını kullanıyorlar. Fakat insanların ürettiği yapay alanlar doğal olandan çok çok fazla (örneğin 1000 kat) olduğundan doğal yaşam olumsuz etkileniyor.

Öyleyse elektromanyetik kirlilik dediğimiz şey, bu doğal manyetik alanın bozulmasından ileri geliyor. Elektromanyetik kirlilik için kitabınız “cep telefonunun zararları” temalı olmuş. Niçin özellikle cep telefonunu seçtiniz?

Türkiye’deki cep telefonu abone sayısı 67 milyon, yani nüfusu kadar. Cep telefonu sayısı ise 114 milyon, yani nüfusun bir buçuk katı kadar. Baz istasyonları sayısı ise şimdilik 36 bin.

Yani ciddi bir tehdit altındayız.



Birazdan başlıklar halinde inceleyeceğiz ama genel olarak cep telefonun zararları neler?

Olumsuz etkileri genel olarak ikiye ayırabiliriz. Birincisi baş ağrısı, yorgunluk uykusuzluk gibi kısa zamanda hissedilen etkilerdir diğeri ise moleküler ve kimyasal bağlara, hücre yapısına, vücut koruma sistemine yaptığı uzun sürede ortaya çıkabilen etkilerdir.

Cep telefonları devamlı kullanıldığından, vücuda zararlarının telafisi için imkan vermiyoruz. Diğer cihazların zararlı etkileri kullanımları kısa süreli olduğundan vücut tarafından tolere edilebiliyor, kullanılmadıkları sürece vücut yan etkileri bertaraf edebiliyor.

Kısa ve uzun vadede belli başlı etkileri nelerdir?

Yapılan araştırmalar sonucunda olumsuz etkilerin bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz.

DNA Üzerinde Hasar

• Elektomanyetik alanlara maruz kalmak belirli hücre tiplerinde gen, DNA ve kromozomlar üzerinde hasara yol açabilir.

• Cep telefonu kullanımında kulakta ve beynin, telefonun olduğu bölgesinde yoğunlukta olmak üzere ısı artışına sebep olmaktadır. Bu ısı artışı hücre yapısında etkileşime sebep olur.

• Bağışıklık sistemini zayıflatır.

• Kırmızı kan hücrelerinde deformasyona yol açar.



Uykusuzluk ve Depresyon

• Elektromanyetik alanlara aşırı hassasiyet sonucu fiziksel rahatsızlıkların görülebilir. Yani baş ağrısı, halsizlik, stres, uyku bozukluğu, ciltte yanma ve batma hissi, acı, alerji, göz yanması, kalp ritim bozukluğu, denge kaybı, depresyon eğiliminde artış, konsantrasyon bozukluğu ve benzeri problemler oluşabilir.

• Gece uykusuzlukları yapabilir. Çünkü melatonin salgılanmasını azaltarak uyku ritmini bozabiliyor.

• İnsan beyninin elektriksel devrelerine etki ettiğinden nörolojik ve davranışsal rahatsızlıklara sebep olabilir.



Beyin Tümörü Ve Akustik Nöroma

• Beyin tümörü ve akustik nöromaya (duyma sinirlerinde tümör) sebep olabilir. Örneğin beyin tümörü riskinin 5 kat arttığı yine bir bilimsel araştırmanın sonucudur.

• Beyin hücrelerinin ölümüne yol açar ve kan ile beyin arasındaki koruyucu duvara zarar verir. Dolayısıyla beyni dışarıdan gelen zararlı etkilere açık hale getirir.

• Çocukta kansere sebep olabilir. Çünkü çocuklar daha çok etkilenir. Bir yetişkine göre, rahatsızlanma olasılıkları daha yüksektir.

• Alzheimer hastalığına ve meme kanserine sebep olabilir.

• Sperm sayısını azaltabilir.

Peki bunda direk bir kesinlik var mı? Örneğin her cep telefonu kullanan kanser olur gibi bir sonuca varamayız değil mi?

Cep telefonu yaşamımıza yeni giren bir teknoloji. O nedenle kesin şunu yapar diyemiyoruz. Ancak tüm bunlar çeşitli bilimsel araştırmalarla desteklenmiş bulgulardır.

Olası etkiler kişiden kişiye değişebilir mi?

Olası etkiler çok şeye göre değişebilir. Bunları kitabımda detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştım, ama özetle bu etkiler; elekromanyetik alanın frekansı, şiddeti, uzaklığı, maruziyet süresi, vücudun elektiriksel özellikleri gibi değişkenlere bağlıdır.

Aynı zamanda bir yetişkine oranla bir çocuk çok daha fazla etkilenecektir.

Selim Bey, bu arada saydıklarınızın içinden baş ağrısı, depresif hal, uyku bozukluğu gibi rahatsızlıklarım oldu. Bunu ben radyasyona bağladım çünkü özellikle cep telefonunu ve kablosuz interneti saatlerce kullanmamla gelişti. Zaten size ilk ulaşmam, bu konu hakkında araştırma yaptığım vakte denk gelir.

Evet, bu gibi rahatsızlıklar radyasyonun kısa vadedeki etkileridir. Uzun vade etkilerindeki artışı önümüzdeki yıllarda maalesef hep birlikte göreceğiz.



Elektromanyetik alanlara maruz kalmanın DNA ve kromozomlar üzerinde hasara yol açabileceği yönünde deneyler yapılmış mı?

1995 yılında Lai ve Singh’in fare beyin üzerinde yaptığı çalışma ile bunun kanıtlanmasının ardından pek çok araştırmacı daha bu konu üzerinde çalıştı. Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen “Reflex Projesi” bu araştırmalardan en kapsamlısıdır.

Peki bu Reflex Projesi nasıl gerçekleştirilmiştir, sonuçları neler olmuştur?

REFLEX Projesi, insan hücrelerinin belirli sürelerde 0,3 ila 2,0 Watt/kg’lık elektromanyetik dalga şiddetine maruz bırakılması ve daha sonra bu hücrelerin genetik yapılarının aldığı zararın modern moleküle biyolojik metotlarla araştırılması yoluyla gerçekleşmiştir. Bu yoğunluk ortalama bir cep telefonunkiyle aynı şiddettedir.

DNA Zincirinde Kırılmalar

Reflex Projesinin sonuçlarına göre cep telefonları çeşitli insan hücre tipi hücrelerinde doğrudan kanser yapma potansiyeline sahip çiftli ya da tekli DNA zinciri kırılma olayına yol açmakla kalmıyor. DNA molekülünü taşıyan kromozomlarda bozulmalara ve kanser oluşumuna yol açtığı bilinen bazı genlerin aktivitelerinde de değişikliğe yol açabiliyor. Ve kanser oluşumunun başlangıcı sayılan kontrolsüz hücre bölünmelerini hızlandırıyor.

3G ile Artacak Olan Tehlike

Bu araştırma özellikle cep telefonu ile yaşamımıza giren 3G teknolojisine de değinilmiştir. Reflex araştırmasının proje başkanlığı yapmış olan Prof. Franz Adlkofer Ekim 2007’de yaptığı basınç açıklamasında DNA üzerinde UMTS’nin (yani 3G) ikinci nesil teknolojiye göre 10 kat daha etkili olduğu ve kansere sebep olma ihtimalinin yüksek olduğunu bildirmiştir. Bakınız.



3G teknolojisi ülkemize yeni girmiş bir teknoloji. Genelde basında görüntülü konuşma ve mobil interneti daha hızlı hale getirme gibi avantajları ön plana çıkarılıyor.

Maalesef basınımıza göre her şey harika, her şey süper. Çevre ve insan sağlığı pek düşünülmüyor. Bakınız; bu teknoloji ile beraber baz istasyonları sayısı artacak. Örneğin İngiltere’de 50-70 bin civarında bas istasyonu kuruldu. Türkiye de aşağı yukarı İngiltere büyüklüğünde bir ülke; buraya da aynı sayıda yeni istasyonlar kurulması istenecektir.

Baz İstasyonlarındaki Beklenen Artış

Peki diğer ülkelerde baz istasyonu sayısı artıyor iken, belli bir tepki yok mu?

Örneğin İngiltere’de yayınlanan Elektor- Electronics dergisi, Haziran 2005 sayısını GSM,UMTS, 3G, WLAN, DECT’lerin radyasyon zararlarına ayırdı. Yine Hollandalılar 2003 yılından beri 3G(UMTS) baz istasyonlarıyla yaşamak zorundalar. Ülkede vatandaşlar 3G baz istasyonu kurulmasına karşı sosyal girişimlerde bulunmaktadırlar.



Bizler ne yapabiliriz ki?

Baz istasyonlarının sağlımızı tehdit edenlerini kaldırtabiliriz! Önümüzdeki günler 3G baz istasyonlarının kurulması ve yeni davaların açılmasına gebe görünüyor. Cep Tehlikesi adlı bir kitap yayınladık. Kitabımızın hukuk danışmanı avukat İnan Kaya sizler için “Hukuki Yollarla Baz İstasyonlarını Nasıl Kaldırtabilirsiniz” rehberi hazırladı. Ayrıca bu konu hakkında Baz istemiyorum, Baz'a Hayır, Baz Tehlikelidir, Cep telefonu tehlikesi sitesinden de bilgi ve destek alabilirsiniz.

Yaşadığımız yerlere yakın olması sorun teşkil ediyor. Haberlerde görüyoruz örneğin bir okulun yanına konuşlanmış bir baz istasyonu olabiliyor.

Okul, hastane ve yerleşim yerleri yakınında baz istasyonları olmamalı. Örneğin Hollanda’da baz istasyonları yakınında yaşayanlarda uyku bozuklukları, baş dönmesi, bitkinlik, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, kulak çınlaması gibi bir çok rahatsızlıklar görülür.

Yani 3G’nin getirdiği kolaylıklar çok cazip olarak pazarlanıyor. Ancak şu bir gerçek ki hem ülkemizde hem de dünyada radyasyon oranı gittikçe artıyor.

İçim karardı. Peki bağışıklık sistemimiz bu negatif etkiyi nötralize edemez mi, dengeleyemez mi?

Vücudun düzenleyici mekanizmaları bir noktaya kadar etkisiz hale getirebilir ama günlük dozun aşılması ve uzun süreli kullanımda oluşacak hasar kalıcı olacaktır.

Örneğin cep telefonlarının genetik şifre üzerindeki etkileri son derece kalıcıdır. Çünkü bu bozulma üreme hücrelerinde gerçekleşir ise (erkekte testis, kadında yumurtalık) genetik bozulmalar (DNA’daki) sonraki nesillere de geçebilecektir. Ancak zarar makul boyutta ise, genetik yapı kendi kendini onaran bir mekanizma olduğu için tamir edilebilir.

Günde 1 Saat Risk

Peki bu günlük doz, ne kadar süre cep telefonu ile konuşulur ise aşılmış olur ve risk taşır?

Bazı bilim adamlarına göre günde 1 saatlik bir konuşmanın uzun vadede ciddi bir risk oluşturduğu görüşünde. Yine bazı bilim adamları ise günlük 2 saatlik cep telefonu konuşmasının dahi beyin hücrelerine zarar verebileceğini vurguluyor.

Peki cep telefonun zararlarını en aza indirmek için neler yapabiliriz?

Cep telefonu görüşmeleri olabildiğince kısa tutulmalı. Ve cep telefonunu kablolu kulaklık ile kullanmak daha sağlıklı olacaktır. Eğer kulaklık yoksa, aradığınız kişi telefonu açıncaya kadar telefonu kendinizden uzak tutabilirsiniz. Ve arama yerine SMS atabilirsiniz.

Cep telefonu görüşmelerini çocuklarınızdan olabildiğince uzakta yapabilirsiniz. Hamile olanlar çok acil durumlar haricinde cep telefonundan uzak dursunlar.

Geceleri yatarken mutlaka cep telefonunuzu kapatın. Çünkü biyolojik ritminizi alt üst edebilir.

Cep telefonunu kalp, beyin, cinsel organlar gibi son derece hassas bölgelerden uzakta taşıyın.

Ayrıca aldığınız cep telefonlarının SAR değerinin düşük olmasına dikkat edin.

SAR değeri dediğiniz şey nedir?

SAR değeri vücudunuza bir cep telefonundan ne kadar radyasyon yayıldığını belirleyen bir değer olup telefondan telefona değişir. Piyasadaki cep telefonlarının SAR değerlerini internetten bulmanız çok kolaydır. Bakınız.

Laptoplar, Kablosuz İnternet Risk

Cep telefonu haricinde radyasyon yayan diğer cihazlar hangileridir?

Televizyonlar, bilgisayar monitörleri, laptop (diz üstü bilgisayarlar), oyun setleri, mikrodalga fırınlar, saç kurutma makineleri, elektirikli battaniyeler, çamaşır –bulaşık makineleri gibi tüm bildiğimiz elektirikli cihazlar hem elektirik hem de manyetik alan yayarlar.

Yine kablosuz internet, kablosuz bebek alarmları büyük risk taşıyor.



Fişleri Çekin!

Peki elektirikli cihazların radyasyonundan korunmak için neler yapabiliriz?

Örneğin, televizyon ekranına en az 2 metre uzaktan izlenmeli, saç kurutma makinası az kullanılmalı, elektirikli radyolu saatler, telesekreterler ve benzeri aletler yatak odasında bulunmamalıdır. Ve çalışır halde cep telefonu bulundurmayın.

Televizyon veya bilgisayarların arkasına 1.5 metreden daha fazla yaklaşılmamalı ve arkası kullanılmayan bir alana yönlendirilmelidir. Manyetik alan duvarlardan geçebildiği için bina dışına doğru gelmesi sağlanabilir.

Bunun yanında topraklı iletken filtreler aracılığı ile bilgisayar monitörlerinin yaydıkları elektirik alanlar azaltılabilmektedir. Ve bu filtreler monitör parlamasını önler.

Ayrıca dizüstü bilgisayarlar kucağa almak yerine uygun bir mesafede masa üstüne koymak daha sağlıklı olacaktır.

Ve mutlaka eğer kullanmıyorsak elektirikli aletlerini kapalı tutun ya da fişten çıkarın.

Elektromanyetik Kirlilik ve nsan Salna Etkileri (Prof. Dr. Selim eker)