Merhaba



Emir Timur ile İbn Haldun, 1401 yılının Ocak-Şubat aylarında Şam eteklerinde otuz beş kez bir araya gelirler. Bir tarafta Yemen’den Endülüs’e uzanan aile kökleri, Mağrip-Mısır’da geçen hayatı ve Maliki Kadısı unvanıyla İbn Haldun, diğer tarafta da Hoca Ahmet Yesevi’ye hürmetiyle meşhur Türkistan’ın kudretli hükümdarı ve etrafındaki Hanefi ulema vardır. Doğu’dan Batı’ya bir medeniyet çemberinin sembolik tamamlanışı olarak da değerlendirilebilecek Şam buluşmasında İbn Haldun, Türklerle ilgili hayranlığını Timur’a açıkça ifade eder. Hareket noktası ise meşhur asabiye teorisidir. Timur’la ikinci konuşmasında, otuz-kırk yıldır kendisiyle görüşmeyi ümit ettiğini söyleyerek söze başlar. Bunun sebebini de şöyle açıklar:

“...Birincisi, sen âlemin sultanı, dünyanın kralısın. İnsanlar içinde Hz. Âdem’den bugüne senin gibi bir hükümdar zuhur ettiğine inanmıyorum. Ben öyle gelişigüzel konuşan biri değilim, bilim adamıyım. Bunu sana açıklayayım. Mülk asabiyete dayanır. Asabiyet çok olduğu müddetçe Mülk de güçlü olur. Bütün gelmiş geçmiş ehl-i ilim ittifak etmiştir ki insan topluluklarının çoğunluğu iki kısımdır: Araplar ve Türkler. Siz Arapların mülkü nasıl ele geçirdiklerini, peygamberleri ve dinleri etrafında kenetlenince bunu nasıl başardıklarını biliyorsunuz. Türklere gelince; Fars melikleriyle mücadelelerinde Türklerin meliki Afrasyab’ın Horasan’ı Farslardan almasında Türklerin mülk konusundaki nasibinin göstergeleri vardır. Asabiyet konusunda onlara dünya hükümdarlarının hiçbiri, ne Kisra ne Kayser ne İskender ne de Buhtunnasır denk olamaz. Kisra, Farsların melikiydi. Farslar nerede, Türkler nerede! Kayser ve İskender, Rumların melikiydi. Rumlar nerede, Türkler nerede! Buhtunnasır Babil halkının büyüğüydü. Buhtunnasır nerede, Türkler nerede! Bu husus, yukarıda ileri sürdüğümüz iddianın doğruluğuna apaçık bir delildir.”

Cevdet Paşa’nın Mukaddime çevirisinden