Merhaba



Türk Ocakları Kurucusu, CHP milletvekili ve iki kez Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Türk Yurdu dergisine şunları yazmış:

"Faşizm bir vatan ideali etrafında iktisadi refahı, siyasi ve içtimai ahengi tesis etmeyi düşünür Bu milliyetçiliğin farikası, milletin hâkim ve mahkûm sınıflara ayırmak değil, her meslek erbabının umumi bir işbölümü içinde çalışma hakkını tanımak ve onun yükselmesini temin etmektir [] münevver ve milliyetperver bir gençliğin, İtalya toprakları üzerinde, sınıf gayz ve kininden doğan hareket karşısında derhal kendini toparlamasını ve Büyük Vatanperverin [Mussolini] doğru yolu gösteren emri altında, arzın medeniyet membalarından biri olan güzel memleketlerini siyanet edebilmelerini, hürmet ve takdir ile görmüşüzdür Biz Faşist milliyetperverliğin dünkü galeyanında, hem mazimizi hem istikbalimizi görürüz"

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, "Mussolini sayesinde, daha doğrusu Faşizm sayesinde bütün İtalya kronometre gibi işleyen bir memleket halini almıştır" diyordu

Peh, peh, peh…
1939 yılında, Hitler'in ellinci doğum gününü kutlamak için Türkiye'den Berlin'e özel bir heyet gönderilmişti Orgeneral Ali Fuat Cebesoy başkanlığında Falih Rıfkı Atay, Asım Gündüz, Yunus Nadi ve Falih Rıfkı Atay'dan oluşan heyet, Hitler tarafından Cumhuriyet gazetesinde anlatıldığı şekilde, pek samimi bir şekilde karşılanmıştı

Falih Rıfkı Atay, heyetin Hitler tarafından kabulünü şöyle anlatıyordu:
"1939 de ellinci doğum yıldönümü töreninde bulunmak üzere Berlin'e gittiğimizde Tanrının bu dünyayı yaratmak için yedi gün uğraşmış olmasına bile gülecek kadar kibirli Hitler, bütün heyetleri bir büyük salonda kabul etmişti Kendisi ortada yapayalnızdı İkincisi Georing beş on adım, üçüncüsü Goebbels de bu sonuncudan beş on adım geride durmuşlardı Hitler Romanya heyetine



reislik eden dışişleri bakanını, verdiği işi iyi yapmayan bir hususi kalem müdürü gibi paylıyordu
Sıra bizim heyete geldi Mavi gözlerinin bakışları yumuşak ve tatlı:

- Atatürk bir millet bütün vasıtalarından mahrum edilse dahi kendisini kurtaracak olan vasıtaları yaratacağını öğreten liderdir Onun birinci talebesi Mussolini, ikinci talebesi ben'im, demişti"
Anayasa ve Devletler Hukuku Profesörü, İzmir milletvekili Mahmut Esat Bozkurt‘ un “Atatürk İhtilalı” kitabında Kemalizm’le ve Nasyonal Sosyalizmi karşılaştırıyor;

“Zamanımızın bir Alman tarihçisi gerek nasyonal sosyalizmin ve gerek faşizmin Mustafa Kemal rejiminin az çok değiştirilmiş birer şeklinden başka bir şey olmadıklarını söylüyor Çok doğrudur Çok doğru bir görüştür Kemalizm otoriter bir demokrasidir ki kökleri halktadır Türk milleti bir piramide benzer Tabanı halk, tepesi yine halktan gelen baştır ki bizde buna şef denir Şef otoritesini yine halktan alır Demokrasi de bundan başka bir şey değildir“

Sayın Anayasa Profesörümüzün bu demokrasi tarifinden, yazılışından kırk yıl sonra 1980 de Kenan Evren'de çok yararlanmış olmalı

1941’de Almanya bütün cephelerde kasırga gibi esiyordu Avusturya, Macaristan, Polonya, Romanya’da ölümün önünden kaçan Yahudiler, son derece güç şartlarda, bulabildikleri ve aşırı derecede doldurdukları gemilerle, Tuna üzerinden Karadeniz’e çıkmaya, oradan Filistin’e ulaşmaya çalışıyorlardı Birinci dünya savaşından sonra İngilizlerin himayesinde Ortadoğu’da Filistin bölgesine yerleştirilmeye başlayan Yahudilerin sayısı Almanya’da Nazilerin iktidara gelişiyle birlikte artan göçler nedeniyle 900 000 sayısına ulaşmıştı İkinci dünya savaşı sonrasında oluşan gelişmelerle, Filistin’de İngiliz manda yönetimi sonra erecek, BM kararı doğrultusunda 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kurulacaktı

Ama 1942’de İngiltere Filistin’e aşırı ölçüde Yahudi akımı olması nedeniyle mandası altındaki topraklara göç girişimlerini kısıtlıyordu O tarihe kadar Filistin topraklarında Araplar ve Yahudiler arasındaki çatışmalarda Arap, Yahudi ve İngilizlerden yaklaşık 3000 kişi ölmüş, bu yüzden İngiltere Yahudilerin Filistin’e göçlerini ve mülk edinmelerini yasaklamıştı

İkinci dünya savaşının başında, Tel Aviv’e gelen Yahudilerle dolu "Tigerhill" gemisine İngiliz devriyeleri ateş açmıştı

Yine Avrupa’dan kaçan Yahudileri taşıyan "Pacific" ve "Milos" gemileri İngiliz devriye gemilerince yakalanmış; bu iki gemiden zorla çıkarılan Yahudiler, “Patria” adlı bir gemiye, Hint Okyanusu’nda bir adaya sürgün edilmek üzere bindirilmişti Fakat Patria o adaya hiç ulaşamadı, seyre başladıktan hemen sonra bir patlama sonucu battı Yahudiler bir başka gemiyle, “Atlantic” ile Filistin’e ulaştıktan sonra devriyeler tarafından tutuklandı ve sınır dışı edildiler

Dış Politikamız, Struma Faciası ve Varlık Vergisi