Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Dolersheım'dakı sır

    Merhaba

    HİTLER'İN AİLE SOYAĞACI
    Baba tarafında Biiyükbaba'sı bilinmiyor.
    Muhtemelen Johann Nepomuk Hiedler,
    erkek kardesi,Johann Georg Hiedler.
    veya Graz'lı yahudi Frankenberger
    (yada adı Fraııkenreither)MARİA anna schicklgruber
    Dogumu: Stones 15.4.1795
    Evliliği: Do'liersbeim 10.5.1842
    Johann Georg Hiedler ile JOHANN BAPTIST
    Doğum yeri: Spital Vaftiz ediliş, tarihi:
    Evlilik yeri ve tarihi: Ölümü: Spital 9.1.1902

    BÜYÜKANNENİN GÜNAHI

    Bu insanlar benim gerçek kimliğimi hiç bir zaman öğrenmemelidirler .
    Benim nereden geldiğimi ve aile geçmi mi hiç bir zaman bilmemelidir .
    Adolf Hitler ,1935 Kasım


    1937'de Almanya'nın Führer'i Adolf Hitler gizli bir savaş konseyi topladı. Bu 'en üst düzeyde gizli' toplantıya Dışişleri Bakanı Baron Konstantinvon Neurath, Savaş Bakanı General VVerner von Blomberg, Genelkurmay Başkanı veKam Kuvvetleri Komutanı Freiherr VVerner von Fritsh, Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Erich Raeder ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hermann Göring katıldılar.Hitler, Almanya'nın ve Avrupa'nın geleceği ile ilgili gerçek düşüncelerini işte ilk kez bu gizli toplantı sırasında açıkça dile getirdi. Savaş konseyinin toplantısı Hitler'in şu kısa konuşmasıyla başladı:

    "Bu sözlerim benim sizlere vasiyetimdir. Eğer hedefime ulaşamadan ölürsem gerekeni yapın..."

    Bu dokunaklı açış konuşmasından sonra Hitler bir süre suskun kaldı; sonra ondan beklenmeyecek kadar alçak fakat kesin kararlılık gösteren bir sesle sözlerini sürdürdü: "Bütün iktisadi ve toplumsal zorluklar, ırksal tehditler ve tehlikeler toprak yetersizliğinin üstesinden gelinmek suretiyle çözümlenebilir. Almanya'nın geleceği işte buna bağlıdır... Bu toprak eksikliğini gidermenin yolu Avusturya'nın ve Çekoslovakya'nın Almanya tarafından en kısa zamanda ilhak edilmesinden geçmektedir. Almanya'nın toprak eksikliği sorununu çözümlemesi için güç kullanılması tek çıkar yoldur."

    Hitler yine sustu. Gözlerini, sessizce kendisini dinleyen generallerin yüzlerinde gezdirdi. Hitler kendisiyle kolay çalışılabilecek bir insan değildi. Her an için duygularını önceden tahmin edilemeyecek bir öfke ve/veya coşkuyla açığa vurabilir ve isteklerinin bir an önce yerine getirilmesi için çevresindekilere baskı uygulayabilirdi.Hitler'in açıklamaları toplantıdaki generallerin üzerinde soğuk duş etkisi yapmıştı. Bu sözler bir 'vasiyet' olmaktan çok bir ültimatomu çağrıştırıyordu.Generaller şaşkınlıktan dillerini yutmuş gibi oturuyorlardı. Acaba Führer durup dururken Almanca konuşan ve onun gibi Katolik inanca sahip komşu Avusturya'yı ve hiçbir askeri tehdit değeri olmayan Çekoslovakya'yı niçin işgal etmek istiyordu?

    Üstelik Avusturya onun anavatanıydı. 1. Dünya Savaşı biteli henüz yirmi yıl bile olmamıştı. Almanya'da düzenli ordu dağılmış, silah bulundurma sınırlandırılmış ve Almanya Versay Antlaşması'yla yüklü ve haksız bir savaş tazminatı ödemek zorunda bırakılmıştı. Hitler bu işgalleri yapabilmek için sokaklarda aylak dolaşan on binlerce başıbozuk askerden ve eski subaylardan oluşturulmuş 'Siyah Üniformalı' SS Birlikleri'ne mi güveniyordu? Dünyanın devleri Almanya'nın bu yeni işgalciliğine yine ağır bir ceza keserlerse o zaman yeryüzünde Almanya diye bir ülke kalmazdı. Belli ki Hitler bu tehlikeyi hiç umursamıyordu. Fakat düzenliordu disiplini içinde ve aileden asker yetişmiş bu generaller için böylesi serüvenci fikirler Almanya'yı içinde bulunduğu koşullar dikkate alınırsa yıkıma sürükleyebilirdi.

    Generallerin sessiz kalışları işte bu tedirginliğe dayanıyordu.Tarihçi Sir Alan Bullock şöyle yazmıştı: "Hitler kendisi de Avusturyalı olduğu için Almanlık ruhuna sahip bu iki ulusu birleştirmek arzusundaydı. Eğer 1934'te İtalya'nın Faşist Diktatörü Mussolini karşı çıkmasaydı belki de ilhak o zaman gerçekleşecekti. Ne var ki o dönemde Mussolini zayıf ve korunmasız Avusturya'nın üstünde hak iddia etti. 1935'te Hitler Avusturya'da Nazi birlikleri oluşturmaya başladı ve Almanya'yı yeniden silahlandırabilmek için zaman kazanmaya başladı.İki yıl içinde Bavyera'dan gönderilen Naziler, Avusturya'da gizli birlikler kurdular.

    Bu arada Hitler Alman basınında Avusturya'daki Nazifaaliyetleri ile ilgili yazı, haber ve fotoğraf yayınlanmasını yasakladı.Avusturyalı Nazilere kendisinden gelecek emre kadar kimliklerini gizlemelerini emretti." Bu gizli toplantıdan yaklaşık üç ay sonra, 4 Şubat 1938'de Hitler o ünlü beklenmedik kararlarından birini yürürlüğe soktu ve aynı gün Genelkurmay Başkanı'yla ona bağlı 14 generali topluca görevlerinden uzaklaştırdı. Görevden alınan generaller Hitler'in Avusturyalı Nazileri kullanarak seçimle işbaşına gelmiş hükümeti darbe yoluyla devirmesine karşı çıkmışlardı. Bu darbeyi Avrupa'ya hükmeden İngiltere'nin, Fransa'nın ve Rusya'nın olumlu karşılamayacaklarını düşünüyorlardı. Aynı 4 Şubat günü, Hitler planlarını sadakatle uygulayacak on beş yeni komutanı boşalan koltuklara oturtmuştu bile.Aradan bir ay kadar geçmişti ki, 11 Mart Cuma sabahı saat 5:30'da AvusturyaDevleti'nin Şansölyesi Dr. Kurt Schuschnigg yatağının başucunda çalan telefonla uyandı. Telefonda Avusturya Polis ve Güvenlik Örgütü'nün başı Dr. Skubl vardı."Almanlar Salzburg'daki gümrük kapısını tek taraflı olarak kapattılar, iki ülke arasındaki tren seferleri durduruldu. Alman Birlikleri sınırlarımızda yığinak yapıyorlar. "

    Ertesi gün 12 Mart 1938'de Alman Birlikleri ellerindeki Pagan inançlarının simgesi 'toprağa ve kana tapınmayı'sembolize eden Gamalı Haçlı bayraklarıyla7 Avusturya sınırını geçerek ülkeyi işgale başladılar. İlginçtir ki Hitler, atalarının ve kendisinin eski vatanının işgaline, yeni vatanının ordularıyla ilkin kendi doğum yeri olan sınır kasabası Braunau am Inn'den geçerek başlamaları komutunu vermişti.13 Mart günü Avusturya'nın işgali tamamlanmıştı ve hızla kimliklerini açıklayanAvusturyalı Naziler Führerlerini çılgınca alkışlayarak buyur etmişlerdi. Hitler Avusturya'da imparator gibi karşılandı ve Leonding'deki aile kabristanına giderek annesinin ve babasının mezarlarına çelenkler koydu.
    Roman-Katolik takvimine göre 13 Mart Bitniyalı Kutsal Şehitler günüydü ve tüm kiliselerde yas vardı. Bu şehitler kiliselerini ve Hıristiyanlığı korumak istedikleri için Pagan askerlerce öldürülmüşlerdi. Bilinmeyen Hitler Avusturya'nın Şansölyesi Dr. Schuschnigg Avrupa siyaset sahnesinde beyefendi devlet adamı olarak tanınmıştı. Sofuluğa varacak kadar dindar bir Katolik'ti.Polis Şefi'nden gelen telefondan sonra doğruca kiliseye gitmiş ve daima dua ettiği 'Our Lady of Perpetual Succor' adlı Azize'nin heykeli önünde diz çökmüştü.

    Güzel Azize Şansölye'ye büyük bir merhametle bakmış fakat ikisi Nazi dördü asker altı Alman tarafından makamından yaka paça indirilerek daha sonra çok ünlenecek olan Dachau toplama kampına atılmasını engelleyememişti. Hitler'in Avusturya'yı ilhakından üç hafta kadar önce 1920'lerden beri Almanya'da görev yapan Amerikalı kadın gazeteci Dorothy Thompson, 18 Şubat 1938'de ilginç bir makale yazmıştı:"Almanya niçin Avusturya'yı işgal etmek istiyor? Doğal kaynakları için deseniz Avusturya'nın hiçbir hammaddesi yok. Yoksul ve çok ciddi sorunları olan bir ülke Avusturya. Bu hali ile Almanya'nın sırtma yük olur ve gelişmesini engeller.Nedir ki eğer daha sonra Çekoslovakya işgal edilecekse önemli bir sıçrama noktasıdır.O durumda Çekoslovakya sarılmış olacaktır. Birkaç adım ötedeki Macaristan'ın zengin tarım alanları ve Romanya'nın petrol yatakları artık Alman ordularına direnemeyeceklerdir." Dorothy Thompson'ın öngörüsü doğruydu. Hitler'in esas hedefi de Macaristan ve Romanya'ydı. Ancak Hitler hiçbir zaman tek taşla tek kuş vurmamıştı.

    Nitekim,Avusturya ile ilgili olarak da şeytanca bir gizli planı vardı ve bunu hiç kimse tahmin edememişti.Ertesi yıl aynı günde, 13 Mart 1939'da yine Bitniyalı Kutsal Şehitler gününde Adolf Hitler'in Pagan orduları ellerindeki gamalı haçlı bayraklarıyla Yıldırım Savaşı (Blitzkrieg) taktiğini uygulayarak bu kez Çekoslovakya'yı işgal ettiler.15 Mart'ta Çekler yenilgiyi kabul ettiler.Hitler çok neşeli bir günündeydi. Sekreterlerini yanına çağırdı: "Hadi bakalım kızlar. Bana birer öpücük verin. Bu benim hayatımdaki en güzel gündür. Bugünden sonra tarihe en büyük Alman olarak geçeceğim."Sekreterleri Hitler'i öpücüklere boğdular. Gariptir ki Hitler kendisine dokunulmasından, hele öpülmekten ve kucaklanmaktan hiç hoşlanmazdı. Kendisiyle görüşmeye gelen devlet başkanlarıyla bile zorla el sıkışır, sonra en az üç metre mesafede durarak konuşurdu. Hitler'in bu garip davranışı onun kokulara karşı aşırı bir duyarlılığı olduğu varsayımına bağlanmıştı. Ama o gün anlaşılan kendi vasiyetini kendisi yerine getirdiği için çok mutlu olmuştu.Bu iki işgal Hitler'in adını bütün dünyada duyurdu. Gözükara bir Nazi,Almanya'nın yeni tanrısını o günlerde şu sözlerle tanımlamıştı: "Hitler bizim gözümüzde sadece 12 inançsız havarisi olan o bildik Tanrı'dan (İsa) çok dahayüce bir tanrıydı."' Gerçekten de Hitler'in şöhreti dünyada yayılmıştı.Fotoğrafları dünya basınında artık birinci sayfalarda yer alıyordu.

    Oysa Hitler'in geçmişte fotoğraf çektirmek konusunda da çok yadırganan bir davranışı olmuştu. 1920-1930 yılları arasında Hitler hiçbir gazeteciye fotoğraf çektirmemiş ve görüntüsünün basında yer almasına izin vermemişti. Almanya'da herkes onu konuşuyordu,yazılarını okuyordu, nutuklarını dinliyordu ama gazetelerin fotoğraflarını basması yasaktı. Amerikalı ünlü gazeteci Villiam Shirer'ın ve yazar Ernest Hemingvvay'in dediklerine göre o yıllarda Hitler'in bir fotoğrafını elde edebilmek için neredeyse bir servet ödemek gerekiyordu. Avrupa'da adından ençok söz edilen siyasetçinin tek karelik fotoğrafının çekilmesine bile Naziler Führer'in emri ile engel olabilmişlerdi.Avusturya'nın işgalinden iki ay sonra, Mayıs 1938'de dünyabu işgali, iki Alman ülkesinin doğal birleşmesi şeklinde yorumlamış ve unutmuştu. Mayıs ayının ortalarında Avusturya'daki 17. Askeri Bölge Komutanı General Knittersched doğrudan doğruya Hitler'den gelen gizli bir emir aldı. Buna göre Döllersheim adlı kırsal ve ormanlık köy alanının askeri manevralar için talim alanı olarak açılması isteniyordu.'

    İki ay sonra, Temmuz 1938'de bu kez de Avusturya Tapu Kadastro Müdürü benzer şekilde doğrudan Hitler'den gelen biremir aldı. Müdürden en kısa sürede Döllersheim'ın ve çevresinin tüm kayıtlarını toplaması isteniyordu. Emre göre Döllershem tank talim alanı olarak seçilmişti. 1939 yılının başında bir sabah kimsenin bilmediği, adı duyulmamış yoksul Döllersheim Köyü'nün sakinleri yataklarından kaldırıldılar. Köylüler önce köyün meydanında toplandılar, sonra da yanlarında taşıyabilecekleri eşyaları alıp az ötedeki Çekoslovakya'ya göç etmeleri istendi.Öğleden sonra köye giren Alman tankları köyün okulundan başlayarak kilisesine ve mezarlığına kadar ne kadar yapı varsa tamamını yerle bir ettiler. Mezar taşları bile parçalanmaktan kurtulamamıştı. Yoksul Döllersheim Hitler'in emriyle haritadan silinmişti.'

    Nazi Almanya'sı tarafından yeryüzünden silinen ilk yerleşim alanı işte sadece çoğunlukla Çek ve Moravya asıllı yoksul Avusturyalı köylülerinyaşadıkları bu küçük köy olmuştu. Sonraki yıllarda Naziler böyle küçük köylerle yetinmeyip koskoca kentleri de tanklarıyla dümdüz ettiler, haritadan sildiler. 2. Dünya Savaşı süresince Almanların saldırganlığı o denli vahşice olmuştu ki hiç kimse yoksul Döllersheim'ın hazin akıbetini düşünecek lükse sahip olamamıştı.2. Dünya Savaşı bittikten sonra Alman saldırganlığının boyutları araştırılmaya başlandı. İlkin büyük kentlerin durumları ele alındı. Döllersheim ise yaklaşık25 yıl sonra tarihçilerin dikkatini çekebildi. Hitler acaba küçük Döllersheim Köyü'nü niçin yerle bir ettirmişti?

    Eldeki belgelere göre yıkılan köyde tank talimi hiç yapılmamıştı. Kaldı ki bu tür askeri manevra ve talimler için Avusturya'nın sayısız boş alanı vardı, yeni alan açmaya hiç gerek yoktu. Üstelik Hitler Döllersheim'dan başka hiçbir Avusturya köyüne dokunmamış, tam tersine onları mali ve teknik destek sağlayarak kalkındırmıştı. Köyde Nazilerin geleneksel düşmanları olan komünist, Çingene ve Yahudi de yoktu, kendi halinde tamamı Katolik bir köydü Döllersheim. Öyleyse niçin haritadan silinmişti?Adolf Hitler'in çocukluğundan beri mimarlığa meraklı olduğu ve binaları yıkıp yeniden inşa ettirmek gibi hayaller kurduğu biliniyordu. Opera binalarını,sarayları, garnizon binalarını yıkarak yeni binalar yaptırmak Führer'in en büyük düşüydü. Acaba Führer Avusturya'yı işgal edince yine bu patolojik hayallerinden birine mi kapılmıştı? Bir mimarlık fantezisine mi kurban gitmişti Döllersheim?

    1971'de ünlü Alman tarihçi VVerner Maser, Döllersheim Köyü ile ilgili bomba gibi patlayan bir açıklama yaptı. Maser'e göre Döllersheim, Hitler tarafından hiçbirzaman tank talim alanı olarak seçilmemiş, dolayısıyla da yerle bir edilmemişti!Maser'in dediğine göre Döllersheim gerçekte 1945'te Almanya içlerine doğru ilerleyen Stalin'in Kızılordu'su tarafından haritadansilinmişti. Döllersheim'ı evleri, okulu, kilisesi ve mezarlığı ile yıktırıp yokeden Hitler değil, bizzat Stalin'di. Hiç kimsenin bilmediği ve önemsemediği bu köy Stalin tarafından yok edilmişti.

    Maser'in açıklamaları üzerine Döllersheim dünyanın ciddi gazeteleri tarafından ele alınmaya başlandı. Avusturya'daki yoksul bir köy acaba niçin önce Hitler, sonra da Stalin gibi iki acımasız diktatör tarafından haritadan silinmek istenmişti? Döllersheim'ı esrarengiz yapan neydi?Gizli istihbarat örgütleri, gazeteciler, araştırmacılar ve akademisyenler ikiyıl süreyle görüşlerini bildirdiler. Sonunda Döllersheim'ın sırrı çözüldü. Küçük Döllersheim Köyü Adolf Hitler'in babası Aloys Hitler'in doğum kayıtlarının bulunduğu yerdi. Hitler'in babası belgelere bakılırsa bu köydeki kiliseye kayıtlıydı ve Hitler ailesinin geçmişi ile ilgili birçok belge de burada saklanmaktaydı. Köy yıkılmadan önce bir SS subayı gelerek tüm belgeleri toplamış ve bunları başkent Berlin'deki gizli bir devlet arşivinin kasasına taşımıştı.

    Daha ilginci Hitler'in büyükannesi Maria Anna Schickelgruber de Döllersheim Mezarlığı'nda gömülüydü. Hitler'in emriyle mezarlık yok edilince büyükannesinin mezarı da sonsuza dek bulunamayacak şekilde ortadan kaldırılmıştı. Hitler'in en kapsamlı biyografisini yazan G.L. VVaite'm yazdığı gibi, "Hitler yok etmek için bu köyü rastlantı sonucu seçmiş değildi. Bilerek seçilmişti Döllersheim. "Döllersheim'ın esrarı çözülmüştü ama tarihçilerin kafalarını karıştıran bir çoksoru yanıtsız kalmıştı. Bir insan hayatında hiç görmediği büyükannesinin mezarını acaba niçin barbarca yokettirir? Büyükanne böylesine acımasızca cezalandırılmak için acaba nasıl birgünah işlemişti? Yoksa Hitler'in sonsuza dek bilinmesini istemediği bir sır mı vardı?

    2. Dünya Savaşı'nın üzerinden yaklaşık 55 yıl geçti. Tarihçiler hâlâ kesin olarak Hitler'in ailesindeki 'Kim Kimdir'i çözebilmiş değiller. Almanya'nın yakın dönemdeki en ünlü tarih araştırmacısı Klaus P. Fischer'in dediği gibi, "Bu konuda gerçeğe belki de hiçbir zaman ulaşılamayacaktır."' Adolf Hitler'in hayatı, kelimenin tam anlamıyla bir 'Muamma'dır.Şu kesindir ki, Adolf Hitler, tarihçi Fritz Fischer'in de yazdığı gibi bir 'İş Kazası' değildi.Birileri 'O'nu seçmişler ve yönlendirmişlerdi.

    Bilinmeyen Hitler Aytunc Altındal

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba


    1901 yılında Alois Hitler

    Bir dikkat cekisi BILGI:

    Adolf Hitler'in babasi:
    Aloys Schickelgruber'in nasıl olup da hiçbir yasal zorunluluğu yerine getirmeden 6 Haziran 1876'da
    birdenbire Döllersheim Kilisesi'ndeki doğum kayıt defterindeki adını Aloys Hitler'e
    çevirtetebildiği hiçbir tarihçinin veya istihbarat örgütünün çözemediği bir sır olarak günümüze kadar gelmiştir.

    Aloys bu işlemi yaptırmak için mevzuat gereği mahkeme kararı çıkartmak gibi yasal bir girişimde bulunmamıştı.
    Daha ilginci, ad değişikliğini yapan Döllersheim Kilisesi'nin yaşlı papazı Josef Zahnschirm,
    yasalara göre bu değişikliği yapması için imza atması gerekirken atmamıştı.

    Hayrettir ki bütün bu eksiklere rağmen ad değişikliği yasal sayılmıştı!Benzer şekilde sadece ilkokul mezunu olan Aloys'un
    nasıl olup da 13 yaşındayken köyünden ayrılıp Viyana'ya yerleştiği ve iddialara göre hiç kimseden yardım görmeden
    Habsburg Sarayı'nın yönetimindeki imparatorluk Gümrükleri Başmüfettişliği'ne kadar yükselebildi?

Yukarı Çık