Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Osmanlı geri gel

    Merhaba



    EY OSMANLI NE OLUR GERİ GEL!

    Bu makale, Rus Yahudisi olup halen İsrail de yaşayan Israel Shamir tarafından yazılmış ve
    Mehmet Şevket Eygi’ nin sahibi olduğu Bedir Yayınevi tarafından sadeleştirilerek broşür halinde yayınlanmıştır.


    Karmel Dağı’nda, Zichron Yaakov adında köyden biraz daha büyükçe sevimli bir kasaba vardır. Günümüzde kaliteli şarabı ve Fransız restoranlarıyla ünlü bu belde, I. Dünya Savaşı sırasında ingiliz yanlısı Siyonist bir casus şebekesi olan NILI’nin sığmağı durumundaydı.
    Üyeleri, önemli Siyonist yerleşimcilerden ve Osmanlı vatandaşlarından oluşan bu örgüt, Mısır’da bulunan İngiliz birlikleriyle irtibat halindeydi, İngilizlere Türk birliklerinin durumu hakkında bilgi taşımaktaydı ve bu yolla Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisinde önemli bir rol oynamıştı. NILI üyeleri, Balfour Deklarasyonu’nu İngilizlerden zorla elde eden ve Yahudi Devleti’nin ilk cumhurbaşkanı olan Haim Weitzman ile de bağlantı halindeydi. NILI şebekesi bugüne kadar, İsrail’de büyük saygıyla anıldı ve öğrenciler sık sık NILI Müzesi’ne götürüldüler. Burada onlara Yahudilerin ancak Yahudilere sadık olacağı ve kalacağı ve birer Yahudi olarak sadakatlerine ihtiyaç duyulduğunda her türlü güce ihanet etmelerinin görevleri olduğu aşılandı.

    Yahudilerin, vatanları olan Osmanlı İmparatorluğu’na ihanet etmeleri için iyi bir nedenleri vardı: Eğer Osmanlı imparatorluğu hâlâ ayakta olsaydı, sayıları milyonları bulan yerli halkı yüksek duvarlar ardına hapsederek bütün sosyal haklardan yoksun bırakan ve aynı şekilde milyonlarca yoksul göçmen işçiyi gecekondu bölgesine mahkûm eden bir Yahudi Devleti (İsrail) asla var olamayacaktı. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri, bir zamanlar, Güçlü Osmanlı Imparatorluğu’nun bir parçası olan, fakat şimdi savunmasız durumdaki Irak’a binlerce insanın ölmesine sebep olan o saldırıyı yapamayacak ve bunun sonucunda Irak’ta asla bir iç savaş çıkmayacaktı.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden zarar gören sadece Ortadoğu olmadı. Eğer Osmanlı imparatorluğu hâlâ yaşıyor olsaydı, NATO uçakları Belgrat’ı bombalama zevkini asla tadamayacaklardı. Hatta İmparatorluk’tan ilk kopan eyalet vasfını taşıyan Yunanistan’ın bile Osmanlı İmparatorluğu’ndaki günlerini mumla aradığını çok iyi biliyoruz. Çünkü günümüzde Avru (Euro)nun ülkeye girişiyle Yunanistan harap olmuş ve varlıklı kuzeylilerin otelcisi durumuna düşmüştür. Hâlbuki o günlerde, Yunan Halkı İskenderiye’den İstanbul’a kadar İmparatorluğun elit tabakasını oluşturmaktaydı. İmparatorluğun kurucusu olan Türk Milleti de, imparatorluk yıllarında Avrupa’da hayranlık ve korku uyandırırken, günümüzde Frankfurt ve Londra’da bulaşıkçılık gibi işler için bile istenmeyen kaşıkçı düşmanı muamelesi görmektedirler.

    Bizans’ın ve Osmanlı’nın varisleri olan bizler, Amerikan Sömürgeleştirme Projesi gibi yeni ve büyük bir mesele ile mücadele etmek zorundayız. Şimdi Amerika’nın başındaki para ve güce tapan kuvvetler, dünya çapında yeni-liberal bir imparatorluk kurmak için, büyük kıta imparatorluklarını bir bir parçalamaya çalışmaktadır. Kurmaya çalıştıkları bu yeni imparatorlukta, imparatorluğun cömertlik ve önderliğinde Roma’dan Yunanistan’a kadar olan bölge “eski vatan” olarak kalacak, dünyanın geri kalan kısmı ise yeniden müstemlekeleştirilecektir. Bazı Türk liderlerin umudu olan Avrupa Birliği’ne girmek ve böylece bu plana dâhil olmak yerine, büyük bir medeniyeti eski temelleri üzerine yeniden inşa etmek daha iyi bir seçenek olacaktır. İnsanoğlu, medeniyet bloklarının tekrar şekillendiği gelişme dönemindeki bu yeni evreye henüz hazır değildir. Bu evre tamamlandığında beş süper devlet, beş medeniyet ortaya çıkacaktır. Bunlar; Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, Çin, Latin Amerika ve bizimkiler, yani Doğu Milletler Topluluğu (Commenwealth’i). Bunun dışında tek alternatif para ve güce tapan Amerika’nın sömürgeleştirdiği bir dünyadır.
    Aslında, Osmanlı İmparatorluğu’nu geri getirmeyi düşünmenin tam vaktidir. Bu imparatorluk aslında çok büvük ve hantal bir yapıya sahip olduğu için çökmedi. Altın çağında dahi Brezilya’dan veya Rusya’dan daha küçüktü. Çöküşünün asıl nedeni, tecrübesiz yerli elit tabakanın, Batılı hatiplerin sunduğu zehirli milliyetçilik meyvesine el uzatmasıydı.

    Avrupa’nın keşfi olan milliyetçilik, muhtemelen tarihî kara veba salgınından daha fazla insanın ölümüne sebep olmuştur. Daha da kötüsü, düzinelerce kabile ve etnik grubun barış içinde ve kendi evlerindeymiş gibi yaşadığı imparatorluk birliğine karşı milliyetçiliğin mâkul bir seçenek sunamamasıdır. İmparatorluktan kopan ülkelerin hiçbiri bugüne kadar payidar bir devlet kurmayı başaramadı. Türkiye ve Irak’taki Kürt İsyanı’nın bize gösterdiği gibi, Batılı yırtıcılar gittikçe daha küçük gruplar arasına nifak tohumları ekmeyi sürdürmektedir. Ne Nasır ve Baas Partisi’nin Arap Milliyetçiliği, ne Usame’nin İslamcılığı ve ne de Ziya Gökalp ve Halide Edip Adıvar’ın Pantürkçülüğü, para ve güce tapan kuvvetlerin devam etmekte olan şiddetli saldırılarına göğüs gerebilecek kalıcı bir ideoloji olamamıştır.

    Avrupalı kardeşlerimizden almamız gereken bir ders vardır: Avrupa, bin yıl önce yıkılmış olan Şarlman İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı başardı. Oysa bizim imparatorluğumuz camileri, kiliseleri, büyük kaleleri ve görkemli saraylarıyla bugün yaşayan insanların hafızalarında taptazedir. Tekrar kurulacak olan imparatorluğumuz Bizans’tan sonraki bütün toprakları kapsayabilir ve kapsamalıdır da. Türkiye, Ortadoğu ve Balkanlar’ın parlak bir geleceğe sahip olabilmeleri, Rusya, Ukrayna ve Orta Asya Bozkır Cumhuriyetleri ile birleşmelerine bağladır.

    Bizans’ın şanını miras alan Rus ve Osmanlı imparatorlukları yüzyıllardır birbiriyle savaşmaktadırlar. Aynı şeyin Batı Roma İmparatorluğu’nun varisleri Fransızlar ve Almanlar için de geçerli olduğu söylenebilir. Eğer bu iki ezeli düşman bir araya gelmeyi başarabildiyse Doğu’da da böyle bir birleşme gerçekleşebilir.

    Bu yaz, Rusya ve Ukrayna’yı gezdiğimde Ruslar ve Tatarlar (Rus tabiriyle) arasında büyük benzerlikler olduğunu fark ettim. Purosundan aldığı nefesi verirken “bir Rus’u kazıyın altından Türk çıkar” dediğini hatırlayın Churchill’in. Son dönem büyük Rus Tarihçi’si ve Doğu’ya dönük Rusların önderi Leon Gumilev ise “ya da tam tersi” diye zekice cevap verdi. Aslında Rusya, bozkır kökenli Müslüman Altay kavimlerinin ve orman kökenli Ortodoks Slavların birleşmesiyle meydana gelen bir devlettir. Gumilev, Batı’nm ortaya attığı “Tatar (Türk) hegemonyası” mitini yerle bir etti ve Moskof Rusu’nu Cengizoğullarınm kurduğu Altınordu Devleti’nin başarılı bir devamı olarak niteledi. Rus Kimliği için en büyük tehlike kaynağının Batı olduğunu ileri süren Gumilev “Rusya cesur Türklerle birlediğinde yenilmez olur’ dedi.

    Millî Bolşevik Lideri ive aynı zamanda ünlü bir yazar olan Edward Limonov, son zamanlarda Rusya’nın “Alman giysilerine bürünmüş bir Türkiye” olduğunu yazdı. Limonov, bu yazısında Rusların, eski Osmanlı soylularının ve Anadolu köylülerinin giydiği bol pantolon “şarovari”ye (şalvara) hâlâ rağbet etmekte olduklarına ve onlar gibi bağdaş kurup oturduklarına dikkat çekti. Rusların Türklere karşı besledikleri bu iyi niyet, Avrupalıların onlara karşı duyduğu güvensizlikten çok farklıdır. Bu durum sinemaya da yansımıştır. Yeni Rus Filmi “Türk Gambitİ”, Ruslar ve Türkler arasındaki Plevne Savaşım konu alır. Bu film Hollywood’un benimsediği her zamanki ırkçı tavırdan farklı olarak Osman Nuri Paşa’yı bir kahraman olarak göstermektedir.

    Türkler ve Ruslar arasındaki ilişkinin çok uzun tarihî bir geçmişi vardır. Kuzey Ukrayna’da, Rus prensliklerinin eski başkentleri olan Novgorod, Chernigov ve Kiev’i gezdim. Rus prensleri bozkır kızları olan Altay kavimlerinin prensesleri ile evlenmişti ve bu prenslerin maiyetlerinin önemli bir kısmını Altay kavim savaşçıları oluşturmaktaydı. 12. yüzyıla dayanan bir Rus Destanı, Novgorod Prensi Igor’un bir Altay bozkırına yaptığı seferi anlatır. Prens yenilgiye uğramıştır, fakat prensi esir alan Koçak Han onu kızıyla evlendirmiştir ve Prens Novgorod’a geri göndermiştir. Rus soylularının büyük bir bölümü hâlâ, Lolita’nın yazarı Nobokov ve II. Nikola Sarayı’nm en zengin Rus Prensi olan Usupov gibi Ortaasya isimleri taşımaktadır.

    St. Petersburg’lu yazar Van Zaichik, son kitabı “Avrasya Senfonisi” ndt dünyanın bizim yaşadığımız bölümü için alternatif bir tarih kurgulamaktadır. Altınordu Devleti’nin hakanı ve Aziz Alexander Nevsky’nin arkadaşı olan Bilge Sertak Han, eğer kendisine düzenlenen suikasttan kurtulmuş olsaydı ve Ruslar ve Altınordulular müreffeh bir devlette birlikte yaşamaya devam etselerdi acaba sonuç ne olurdu? Van Zaichik böyle bir durumda ortaya çıkacak ve Avrasya kısmının büyük bir bölümünü kapsayacak olan imparatorluğa Ordu ve Rus kelimelerinin bileşiminden meydana gelen ‘Ordus’ ismini verir. Ordus, modernliğin gelenek ve dinle kaynaştığı bir ülkedir, aile bozulmamıştır ve toplum içinde zenginler bulunsa da kontrolsüz bir hırsla servet peşinde koşmak tasvip edilmemektedir.

    Doğu için uygun bir devlet modeli olan Ordus’un sloganı şudur: “Bencilliğimizi yener ve birlikte çalışırız’. Ordus’ta çok sayıda cami ve kilise olmakla birlikte bu ülkedeki bütün vatandaşlar uyum içinde yaşamaktadırlar. Bu alternatif evren hayali Ruslar’a o kadar çekici gelmiştir ki, bugün üzerlerinde “Ordus’ta yaşamak istiyorum” yazan birkaç otomobil dahi görmüşümdür. Bu arada, Ordus’ta, Hitler Almanyası’ndan kaçan (evet, alternatif evrende dahi bir Almanya ve bir Hitler var) çok sayıda Yahudi’nin sığındığı ve yerli halkla eşit şartlarda yaşadığı bir Kudüs Vilayeti bile vardır.

    Yeni ve etkileyici bir Rus Tarihçi olan Fomenko aykırı bir tarih modeli kurgular. Onun gözlerinde daima bir imparatorluk, hatta belli bir imparatorluk vardır: Boğaziçi’ndeki şehir, Avrasya’nın doğal başkentidir. Geçmişte böyle olsun veya olmasın, gelecekte kesinlikle böyle olacaktır.

    Türkler, Slavlar ve Araplar (ve daha küçük komşu uluslar) Avrasya’da hâkimiyeti ele geçirmek kavgası vermek yerine, güçlerini birleştirebilir ve Konstantiniye’yi (‘İstanbul’, Konstantiniye kelimesinin sadece bozuk bir okunuş şeklidir [Konstantinupolis (İ.S. 330, Yun.) > İstinpoli (Yun.) > İstanbul]) ortak başkentleri ve Imparatorluk’un yönetim merkezi yapabilirler. Konstantiniye, Brüksel, New York ve Pekin’e karşı bizim alternatifimiz olabilir. Avrasya’da yüzyıllardır süren hâkimiyet davası birçok savaşın çıkmasına sebep oldu. Birleşmek, bu ülkelerin bütün isteklerine cevap olabilir: Ruslar Türkleri yurtlarından etmeden Konstantiniye’yi başkentleri olarak görebilir; Türkler Kırım ve Taşkent’e sahip çıkabilirler. Hatta Oğuzlar gibi Altay bozkır kavimlerinden olan Sakaların yurdu olan Yakutistan’ın çok uzakta bulunan ve tek bir Rus ile savaşmadan geri alınan elmas madenlerini de koruma altına alabilirler. Ortadoğu daha önce olduğu gibi yine Avrasya’nın bir parçası olacak, Washington, Londra ve Brüksel’den gelen komutları dinlemek zorunda kalmayacaktır. Bağdat ve Kiev’de, Belgrad ve Kahire’de, Vladivostok ve Ankara’da yaşayan insanlar için Türkiye, uzak bir bölge olmaktan ziyade bir buluşma merkezi haline gelecektir.

    Haydi, Bizans’ın iki başlı kartalını, bir kez daha Ortodoks ve Müslümanların kurduğu Doğu Medeniyeti birliğimizin sembolü olarak yükseltelim. Hükümdarımıza hem Ortodoks imparatoru hem de İslam Halifesi unvanlarını verelim. Yakın geçmişimizde ortaya çıkan küçük milliyetçilik akımlarım tarihe gömelim ve hem bizim tarihimizde hem de dünya tarihinde yepyeni bir sayfa açalım. Doğu Roma, Bizans, Rusya ve Osmanlı imparatorluklarının devamı niteliğinde ve yeniden kurulacak olan ve başında hem İslâm Halifesi hem de Ortodoks imparatoru ünvanlarına sahip bir hükümdarın olduğu gerçek ve başarılı bir Doğu Milletler Topluluğu (Commonwealth’i) zengin maddî ve manevî kaynaklara sahip olacak ve bu kaynaklar onu Birleşik Avrupa, Birleşik Amerika ve Çin’in yanında dünyanın süper gücü yapacaktır.

    Bu devletlerin bir araya gelmesinde maddî meseleler kadar inançları da rol oynamıştır. Doğu ve Batı birbirinden farklıdır ve metafizik bakımdan ikiye ayrılmıştır. Amerikan askerî araçlarını dünya savaşlarında görmemize neden olan para ve güce tapanların dinî ve içtimaî bütün değerleri hiçe sayan dünya görüşü Batı’da galip gelmiştir. Batı insanlık dışı sayılabilecek derecede açgözlülüğe, bireysel başarıya karşı duyulan kontrolsüz hırsa inanmaktadır. Sınırsızca kazanmayı ve tüketmeyi hakkı ve hatta ödevi kabul eder. “Bireyin sınırsız özgürlüğü‘ olarak ifade ettikleri benmerkezcilik adına dayanışmayı reddetmektedir. Kadını erkeğe benzetip bunun sonucunda da erkeği kadınla mücadele etmek zorunda bırakarak ikisini de mahvetmiştir. Tanrının varlığını inkâr ettiği için kiliseleri bomboştur. Bizim şehirlerimiz bilgi, sanat ve dua etrafında şekillenirken onların şehirleri iş merkezlerinin çevresinde kuruludur.

    Doğu, Hıristiyan Kimliği’ni yitirmemiştir, çünkü İznik Ortodoksluğu’ndan en az İsveç Kalvinizm’i kadar uzak olmasına rağmen İslâm Dini, yine de Hıristiyanlığın sadece bir şeklidir. Doğu, Tanrı’nın varlığına inandığı için para ve güce tapmayı reddeder. Bizim maneviyatımız maddî meselelerimizin üstündedir. Çünkü biz Hz. İsa’ya inanırız. Annesi Hz Meryem’i de kabul ettiğimiz için kadınlara ayrı bir hürmet besleriz. Doğu hâlâ doğaya aşıktır, sahtekar zenginleri hor görür, emeğin değerine inanır ve uyum içinde yaşamayı başarıya tercih eder. Erkeği erkek gibi, kadını da kadın gibi görmek isteriz. Gelenek ve aileye saygı gösteririz. Batı, Amerika liderliğinde ailesinden ve vatanından bağımsız bireylerin oluşturduğu sınırsız bir toplumdan göçebe bir uygarlık vücuda getirmektedir. Doğu Milletler Topluluğu’nda (Commonwealth’inde) biz tam tersi istikamette yol alacağız. Göçü desteklemeyip malî transferi teşvik edeceğiz. Yerli halkın lehinde olacağız, çünkü yerliler bölgelerinin ihtiyaç ve isteklerini daha iyi bilmektedirler.

    Batı özel mülkiyete kutsallık atfetmektedir. Biz küçük mülkiyetlere saygı duymakla birlikte büyük servet birikimine karşı çıkıyoruz. Süper zenginleri vergilendirerek, mallarına el koyarak ve aç gözlülüğe karşı terbiye etmek ve yeniden eğitmek için onları sevimli bir Anadolu veya Sibirya köyüne göndererek aç gözlülüğe karşı savaşacağız. Kaynakları özelleştirmek, yabancılara toprak satmak ve köylüleri toprağından etmek söz konusu olmayacak. Şehirlerin büyümesine engel olup kırsal bölgeleri teşvik edeceğiz. Batı özel yaşama müdahale edip her anını kurgularken biz Doğu’nun geçmişten bugüne sağladığı özgürlükleri koruyacağız. Kendi seçimleri doğrultusunda komşu ülkelerin ya çok iyi dostu ya da çetin düşmanları olacağız.

    Bu hayal, aslında Amerika’nın veya yükselen süper güçler olan Avrupa ve Çin’in sömürgeleştirdiği topraklarımıza sahip çıkmak için mâkul tek seçenektir.

    Israel Shamir

  2. #2
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376
    bizim gecmisimize bizden baska düsman yok...

Benzer Konular

  1. Osmanlı Türk mü, Osmanlı'yı Türkler mi kurdu?
    YukseLL Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 9
    Son mesaj: 12-03-2017, 09:13 PM
  2. Az geri çekilsen!
    RABİA Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-11-2010, 09:30 PM
  3. Geri Gel Ey Osmanlı!
    handan19 Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-09-2010, 04:06 PM
  4. Silinen Geri Dönüşüm Kutusunu Geri Getirme
    dogangunes Tarafından Üye İpuçları Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 18-07-2010, 05:15 PM
  5. Ileri-geri
    RABİA Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 14-03-2008, 06:31 PM
Yukarı Çık