Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Erasmus programi;

Eğlence ve Mizah Kategorisi ilginç konular Forumunda Erasmus programi; Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba! Merhaba! Gecenlerde okudugum uc yazidan alintilari paylasmak istiyorum. Bana oldukca ilginc ve dusundurucu geldi. Erasmus programı, Avrupa’daki yüksek öğretim ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Erasmus programi;

    Merhaba!

    Merhaba!

    Gecenlerde okudugum uc yazidan alintilari paylasmak istiyorum.
    Bana oldukca ilginc ve dusundurucu geldi.

    Erasmus programı, Avrupa’daki yüksek öğretim kurumlarının birbirleri ile çok yönlü işbirliği yapmalarını teşvik etmeye yönelik bir Avrupa Birliği programıdır.
    Yüksek öğretim kurumlarının birbirleri ile ortak projeler üretip hayata geçirmeleri, kısa süreli öğrenci ve akademik personel değişimi yapabilmeleri için hibe niteliğinde karşılıksız mali destek sağlamaktadır. İsmini, değişik Avrupa ülkelerinde hem öğrenci, hem de akademisyen olarak bulunmuş olmasından dolayı Rönesans Hümanizminin önemli temsilcilerinden biri olan Hollandalı bilim adamı Erasmus’tan (1469–1536) almıştır.

    Programın Amacı nedir?
    Programın amacı Avrupa Birliği ülkeleriyle aday ülkelerin yüksek öğretim kurumları arasındaki işbirliğini teşvik edip geliştirerek yükseköğretimde Avrupa boyutunu ön plana çıkarmaktır. Bu amaçla Erasmus programı kapsamında her yıl binlerce öğrenciye ve öğretim görevlisine eğitim ve öğretim faaliyetlerinin bir kısmını yurtdışında geçirme imkanı tanınmakta, bunun yanında ortak araştırma projeleri, yoğun programlar, müfredat geliştirme çalışmaları ve Avrupa çapında Tematik Ağların finansmanı sağlanmaktadır. Erasmus eylemi oluşturulurken hedefler arasında Avrupa’da yüksek öğrenimin kalitesini arttırmak, farklı kültürler ve yaşam biçimlerine karşı toleranslı yaklaşabilme becerisini geliştirmek ve dünyanın en rekabetçi ekonomileri arasında Birlik olarak yer alabilmek için küreselleşme sürecinde istihdam piyasasının niteliklerine uygun eleman yetiştirebilmek amaçlanmıştır.
    Erasmus Programı Nedir?


    Ihsan Kurt hocadan dusunce patlaklari;

    Desiderius Erasmus, eğitimimizde, Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının öncülerinden ve en büyük temsilcilerinden biri olarak tanıtılır. Rotterdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda'nın Rotterdam kentinde doğmuş. Bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip olmuş. 1536'da Basel'de öldüğünde Avrupa'nın düşünce hayatında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmiş birisi olarak bilinmiştir.

    “Fikrimce Hıristiyanlar, Türklere ve Araplara karşı son haçlı seferlerinde pek parlak muvaffakıyetler kazanmamış olan o hantal ve kaba askerleri gönderecekleri yerde, yaygaracı Scotus’cuları, dik kafalı Occam’ları, yenilmez Albertus’cuları ve korkunç safsatacılar ordusunu göndermiş olsalardı, pekiyi ederlerdi.”

    “ O zaman bütün cenklerin en hoşu, bütün zaferlerin en garibi görülürdü. Kılı kırk yarar kavgalarından alev almayacak kadar soğukkanlı bir insan var mıdır? Sivri iğneleriyle tembih olmayacak kadar ahmak bir kimse olur mu? Her yerde etraflarına yaydıkları kesif karanlıklarda açıkça görecek gözleri olan düşman hani nerede?”

    "Görüyorum ki bir son söz bekliyorsunuz; eğer burada size söylediğim bütün gevezelikleri hatırladığımı sanırsanız, gerçekten pek yanılırsınız."
    "Her şeyi hatırlayan bir dinleyiciden nefret ederim."
    Ve delilik kürsüsünden iner............
    Deliliğe Övgü -Desiderius Erasmus

    Avrupali: bu rahibin fikirleri oncelliginde bir erasmus programini devreye almistir.
    Erasmuscu iki onemli insandan alintilar;

    L.Massignon :
    “Onların her şeylerini tahrip ettik. Felsefeleri, dinleri mahvoldu. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Anarşi veya intihar için olgun hale geldiler…” Edward Said. Oryantalizm, s.8
    [ILGINCTIR Louis Massignon Prof.SUAT YILDIRIM hoca TARAFINDAN
    DINLERARASI DIALOGUN ANAHTAR ISMI KABUL EDILIR.!?.]

    [QUOTE]
    Lord Palmerston:
    ”Türkler Müslüman kaldıkça, hiçbir zaman onlara taraftar değilim, eğer Hıristiyan yapılabilirlerse son derece mutlu olacağım”
    Attila İlhan.Hangi Batı,s.410
    We have no eternal allies and
    We have no perpetual enemies.
    Our interests is our duty to follow.

    “Ebedi dost da yok,
    Ebedi düsman da;
    Aslolan cikarlardir.
    O cikarlari kollamaktir.”

    Lord Palmerston-1.03.1848

    http://www.afrikagazetesi.net/module...pdf&artid=4407

    Ve programin amaci;

    “ERASMUS programının en temel amacı Avrupa’da yüksek öğretimin kalitesini arttırmak ve Avrupa boyutunu güçlendirmektir”.
    ..... Avrupa boyutunu güçlendirmektir....

    Egitimimiz hakkinda:
    „....Maalesef cevabımız yok. Hatta dünyanın ilk beş yüz üniversitesi arasında da yerimiz yok… Olmaz elbette. Böyle giderse “aktarmacılık”tan bir türlü kurtulmak düşünülmezse, dayatmalar ve nemalandırmalarla bizim oğlanlar bina okumaya devam edeceklerdir.”
    ... bizim oğlanlar bina okumaya devam edeceklerdir.....

    Hatta Akif’in yaklaşık bir asır önce söylemiş olduğunu biz şimdi tekrar etmezdik:
    Mehmet Akif Ersoy soruyor:

    İbni Sina neye yok?
    Nerde Gazali görelim?
    Hani Seyyid gibi,
    Razi gibi üç beş âlim?
    ....

    http://www.ihsankurt.net/pdr/pdr.asp

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    [ILGINCTIR Louis Massignon Prof.SUAT YILDIRIM hoca TARAFINDAN
    DINLERARASI DIALOGUN ANAHTAR ISMI KABUL EDILIR.!?.]
    Merhaba!

    Diyalogda Anahtar İsim: L. Massignon ve İslâm

    Yazar Prof. Dr. Suat Yıldırım

    L. Massignon, dinlerarası diyalogda anahtar isimdir. Kendisinin Vatikan II. Konsilini (1962-1965) gerçekleştiren ve “Diyalog Papa’sı” lakabı verilen Paul VI ile, Papa seçilmeden önce, yakın temasları vardı. Konsilin İslâm hakkında beyanda bulunmasında başlıca etkenin Massignon olduğu kabul edilir.
    Batı’da İslâmiyet’i, kendi değerleri içinde tanımak ihtiyacını hisseden ve birçok kimseyi de bunun lüzumuna inandıran şahsiyetin, L. Massignon (1883-1962) olduğu, ittifakla kabul edilmektedir. Bir heykeltıraşın oğlu olan L. Massignon, “hür düşünce” terbiyesi alarak yetişmiş (libre pensée terimi, ortaya çıktığı iklimde “dinsizlik” ile eş anlamlıdır), daha sonra şarkiyatçılığa başlamış ve 1-3 Mayıs 1908’de ölümden kurtulmasına vesile olan bir Müslüman dostunun bu davranışının tesiriyle, Hıristiyan inancına teslim olmuştu. Hıristiyan imanına dönüşüne, İslâm’la teması sebep olduğundan, İslâm’ın kurtarıcı olabileceğini, hayatı boyunca düşünecektir.

    Massignon, İslâmî bir konuyu incelerken bir Müslüman’a hâkim olan hislerin tesiri altına girmeye ihtimam gösterirdi. Arapça’ya, aşk derecesinde bir sevgi beslerdi; öyle ki, Fransızca ifadelerinde bile, Arapça üslûp hususiyetlerini, bilerek taklit ederdi. Birçok ülkede Müslüman dostlar edinmişti. Massignon’un İslâmî mefhumları son derece sembolize etmesi, ayrıca Şiî geleneğine hayranlık beslemesi, bundan da fazla olarak İslâmî meselelerden bahsederken ifadelerine Hıristiyan değerlerinin yer aldığı bir havanın hâkim olması, birçok Müslüman’ı, onun eserleri karşısında endişeye sevk etmektedir. Bazıları (Fransa’da yetişmiş olup hâlen orada profesör olan Mohammad Arqun bunlardandır) onun, Fransız hariciyesi ile sürekli temasta olduğunu söyleyerek, kendisinde siyasî bir taraf bulunduğunu ortaya koymak isterler. Böyle düşünenler şu soruları sorarlar: “Massignon bizi nereye götürmek istiyordu? Asırlarca süren bir savaş hâlinden sonra, muarızın hasbiliğine inanmak kolay mıdır?” Birçok Hıristiyan ise, haksız olarak, onun eserlerinin, beklenmedik bir tarzda hem de tutarsız bir şekilde İslâmî değerleri “öne çıkarma” gayesine yöneldiğini iddia ederler.

    Massignon’un bazı temsilî ifadelerinin gerçek delâletini anlamak güçtür. Ona göre Araplar (ve onlara bağlı olarak bütün Müslümanlar) “agariens exclus”1dür. Hz. Muhammed (s.a.s.) hakkında bazen “selbî peygamber” (yani tenzih peygamberi) sıfatını kullanır (Bunu, Hz. Peygamber’in, titiz tevhid inancına gölge düşüren her türlü engeli ortadan kaldırması bakımından tercih eder). İslâm hakkında “İbrahimî bir fırka” deyimini kullanır.

    Bunlar, Hıristiyan dini adına verilmiş dinî kıymet hükümlerini yansıtmaktan ziyade, müphem ve sembolik arayış ifadeleridir. Zira o, araştırmaları sonucunda, Katolik kilisesinin tarih boyunca, İslâm hakkında dinî bir değer hükmü vermemiş olduğu kanaatine varmıştı. Massignon’a göre İslâm, çöle “sürgün” edildikleri hâlde, yine de hususî bir bereketten feyz alan Hacer ile İsmail’in varisidir.2 Hz. Muhammed (s.a.s.), “İlâhî ve sembolik bir zaman parçasında, bu İsmailî bereketi yeniden alır.” Hz. İbrahim’in (a.s.) Ur’dan çıkarılışı, Hz. İsmail’in çöle sürülüşü gibi kendisi de memleketinden ihraç edilmiş olan Hz. Muhammed (s.a.s.), Allah Teâlâ’ya verdikleri ahidden dönen Yahudiler ile Hz. Îsa’ya sadık kalmamış olan Hıristiyanlara karşı, Hz. İbrahim’in mirasında hak iddia eder. Bundan ötürü yönünü (kıbleyi), oğlu Hz. İsmail’in yardımıyla Hz. İbrahim’in inşa ettiği Kâbe’ye doğru çevirir ve İslâm erkânının zirvesini teşkil eden ve Paskalya yortusunda olduğu gibi bir kurban boğazlamayı da ihtiva eden hac ibadetini tesis eder. Memleketi olan Ur’u özleyerek oraya dönmek isteyen Hz. İbrahim’e benzeyen, Hz. Muhammed (s.a.s.) “yâd ellere düşmüşler”in, Hz. İbrahim’e verilen ilâhî ahde3 dönmelerini sembolize eder. Hz. Muhammed (s.a.s.), Allah Teâlâ’nın, ne olduğunu bildirmemiş ve fakat O’nun, selbî sıfatlarını izhar etmek suretiyle, nelerden münezzeh olduğunu bildirmiştir. Böylece O, Allah’ı Zât-ı Bârisine yaraşmayan hususlardan tenzih etmiş olması mânâsına “selbî peygamber” yani tenzih peygamberidir. Tanrı hakkındaki, asılsız “Hıristiyanlık gizem”ini, Necran’dan gelen Hıristiyan heyetinin huzurunda, Allah’a yönelip O’na yakararak ve Allah’ın lânetinin yalancıların üzerine inmesini isteyerek, inkâr eder. Hz. Muhammed (s.a.s.), tevhid inancının tavizsiz kahramanıdır, ilâhî yüceliğin mücevher kutusudur; fakat ilâhî sır kapısında duran, ilâhî aşk eşiğini aşamayan ve kendisinden sonra gelen bütün Müslümanlara da o eşiği atlamayı kesin olarak yasaklayan bir peygamberdir.

    Şu hâlde İslâm, “Dinî yönden varlıklı olanlara (yani Yahudi ve Hıristiyanlara) karşı, Hz. İbrahim’in mirasından hak talep eden sürgündekilerin bir araya gelmesidir.”4 “Tanrı’nın imtiyazlı kıldıklarına karşı çevrilmiş ateş saçan bir kılıç ve mukaddes bir mızraktır. Kendisini, köşeye kıstırmak suretiyle kahramanlığa zorlayan, Haçlılar ve misyonerlerdir. Hıristiyan dünyasına karşı bir ikaz ve tehdittir. On üç asırdan beri Hıristiyan âlemini dağlayan bir İncil mızrağıdır.” “İlâhî takdirin ortaya çıkardığı kutsal mekânlar bekçisidir.” İslâm, Yahudilik ve Hıristiyanlıktan önceki dönemin özelliklerini taşıyan, “hemen hemen” İbrahîmî bir dinî fırkadır. Rolü, çölde inzivaya çekilmiş milyonlarca insanı, gerçek gök sofrasını tanımaya hazırlamaktır (Mâide sûresinin 112, 114 ve 115. âyetlerinde geçen mâide yani sofra’yı, bazı Hıristiyanlar eucharistie (kutsal sofra) şeklinde anlamak isterler). Müslümanlar, başlangıçtan beri Meryem’in ve Hıristiyanlığın nimetleriyle sulanmıştır. Ne var ki İslâm, Hz. Îsa’dan bahsetse de, henüz patriarcal devrededir;5 manevî ve ahlâkî şeriattan ziyade, Allah merkezlidir.6

    Massignon’un bu sembolik yorumlarının, şiirle, sırla ve şimşekvarî imajlarla dolu ifadelerinin gerçek delâletini anlamak, onun normal bir okuyucusu için zordur; bunu zaten söylemiştik. İşin daha da tuhaf tarafı, kendisiyle şahsî temasları bulunan dost ve talebelerine bile, ifadelerinin gerçek delâletlerinin kısmen meçhul kalmasıdır. Şundan dolayıdır ki, L. Massignon’u değerlendirmekte, onlar ittifak hâlinde değildirler. Özellikle Cezayir istiklâl mücadelesi sırasında, zulüm kurbanı Müslümanları, büyük bir riski göze alarak savunan Massignon, bazılarınca fikir kıvılcımları çaktıran bir havariye benzetilir. R. Caspar, Massignon’u değerlendirirken kendi temayülünün etkisinde kalır. Ona göre Massignon, asla ilâhiyatçı olduğunu iddia etmemiş ve İslâm hakkındaki sezgilerinin, Hıristiyanlık yönünden dinî bir plâna aktarılması teşebbüsleri karşısında her zaman çekingen ve ihtiyatlı kalmıştır.

    Nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, Massignon’un İslâm hakkındaki mütalâalarının, 20. yüzyıl ve sonrası Hıristiyanlığı üzerinde derin bir etki bıraktığı ve bırakacağı söylenebilir. İslâmî sahada araştırmalar yapan Kilise mensubu müsteşriklerin ekserisinin ele aldıkları hususlar, Massignon’un tavsiyelerinden veya temas ettiği konuların derinleştirilmesinden ibaret olmuştur. Bu durum da, Hıristiyan anlayışı üzerinde etkisini gösterecek ve onun ölümünden az önce başlatılan Vatikan II. Konsilini hazırlayacaktır. Fakat Massignon, bu konsilin kararlarını görmeden ölecektir (Paris 1962).

    Vatikan II. Konsilinden az önce yapılıp konsili hazırlayacak olan birçok çalışma, Massignon’un görüşlerini az veya çok dinî ve itikadî plânda ifade etmeye çalışmışlardır. J. Ledit, Mahomet, İsrael et le Christ7 eserinde Hz. Muhammed’in (s.a.s.) şahsında, “directif” yani “tevcihî, idarî” bir peygamber görmektedir. J. Monchanin, “İslâm ve Hıristiyanlık” adlı makalesinde8 İslâm’ın Tevrat öncesi dinî geleneğin, yeni bir zuhuru sayılabileceği fikri üzerinde durur.

    Y. Moubarac, Hz. İbrahim’den çıkan iki ayrı necat hattı arasında bir paralellik kurulmasını teklif eder. Bunlardan birincisi: Hz. İbrahim-Hz. İshak-İsrailoğulları (cismanî İsrail)- Hz. Îsa-Kilise (ruhanî İsrail) hattı olup, ikincisi: Hz. İbrahim-Hz. İsmail-Araplar (cismanî İsmail) -Hz. Muhammed (s.a.s.)- İslâmiyet (ruhanî İsmail) hattıdır.9 Y. Moubarac, aynı fikrini L’Islam (Paris, Casterman, 1962) adlı eserinde, bazı farklarla tekrar ele alır. (Aynı müellif, Bilan de la Théologi eau XXe siécle10 eserine verdiği “İslâm hakkında, Katolikliği düşündüren sualler” başlıklı incelemesinde (I, 375-403), bu meseleyi genişçe ele alır). D. Masson, Le Coran et la révélation judéo-chrétienne (Paris, 1958, iki cild) adlı eserinde, İslâm ve Yahudi-Hıristiyan geleneğinde, aynı mevzulardaki metinler bir araya toplanır.

    Christ de l’Islam11 eserinde İslâm’a göre Hz. Îsa’ya ait metinleri ele aldıktan sonra Michel Hayek, Le mystére d’Ismael12 kitabında, İslâm ile Hz. İsmail arasındaki nesebî ve manevî bağ üzerinde durur. J. M. Abdeljalil de L’Islam et nous13, ‘Marie et I’Islam14 ve Aspects intérieurs de I’İslâm,15 eserlerinde, Massignon esprisine bağlı bir tarzda İslâmiyet’i anlatanlardandır. Buna karşılık Jacques Jomier (çeşitli yazı ve kitaplarında, meselâ Bible et Coran,16 kitabında ve Parole et mission dergisinde çıkmış olan birçok makalesinde) muhtelif yönlerden, İslâm ile Hıristiyanlık arasındaki bazılarınca bulunmak istenilen yakınlığın zorlamalı olduğunu iddia eder. Robert Caspar ile G. J. Anavati de, İslâm-Hıristiyan münasebetlerinde, çekingen ve ihtiyatlı bir tavır takınan din adamı müsteşriklerdendir.

    http://www.gencadam.net/content/view/210/86/

Benzer Konular

  1. Şampiyona Programi
    mopsy Tarafından Basketbol Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 04-09-2010, 03:56 PM
  2. Sevgi Programi
    mopsy Tarafından Ask ve Sevgi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-09-2010, 02:54 PM
  3. Namaz Ve Ezan Programi
    GuMgUmOk Tarafından Ev ve Eğitim programları Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-10-2007, 02:46 PM
  4. 10 Günlük Diyet Programi
    Nil@y Tarafından Diyet ve Dengeli Beslenme Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-09-2006, 08:19 AM
  5. Web Ceviri Programi
    YukseLL Tarafından Ev ve Eğitim programları Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 04-12-2005, 12:41 AM
Yukarı Çık