aba!Merh

İsrail Devletinin Kuruluşu Ve Evanjelistler

Evanjelistlerin “ilahi” planının merkezinde İsrail bulunmaktadır.
19. yüzyıl boyunca silmiş, bütün teveccühünü kiliseye yönlendirmişti.
pek çok İngiliz ve Amerikalı Hıristiyan Yahudilerin tekrar bir araya gelip devlet kurabilecekleri ne inanmıyorlardı. Tanrı Yahudilerle olan hesabını kapatmıştı. Zira “İkame teorisi” mucibince Yahudiler İsa’yı reddedince Tanrı’da onları defterinden
Kilise artık “Yeni İsrail” idi. O takdirde “Eski İsrail” e yapılan vaatlerin ve ilahi taltiflerin mirasçısı da kiliseydi.
Ancak Evanjelizmin önderleri olan tertipçiler bu fikre pek sıcak bakmadılar.
1880 ve 1890’larda Filistin’de bir dizi Yahudi tarım kolonilerinin kurulmasını teşvik ettiler. 1890’larda ortaya çıkan Siyonist hareket Yahudilerden ziyade, Evanjelistleri heyecanlandırdı.

Willian E. Blackstone, Evanjelist heyecanı aksiyona döktü. 1878 yılında “İsa Geliyor” adlı çok satan kitabını yayınladı. Bu kitap 42 dile çevrilip milyonlarca basıldı.

1880’lede Filistin’deki Yahudi yerleşim yerlerini ziyaret ettikten sonra, 1891 yılında Yahudilerin Filistin’e yerleşmesini sağlamak için bir dilekçe hazırlayan Blackstone, 413 siyasetçi, yüksek mahkeme hakimi, dini liderden imza topladı.

Zamanın Amerikan Başkanı Harrison bu girişimi ciddiye almadı. Ancak daha sonra göreve gelen ABD Başkanları Teddy Rooswelt ve Woodrow Wilson, Blackstone’un sözlerini ciddiye aldılar.

Blackstone 1918’de Philedelpia’da düzenlenen Büyük Siyonist Konferansı’nda “Siyonizmin Babası” olmakla mükafatlandırıldı. İsrail’de bir ormana onun adı verilerek şereflendirildi.

1841 doğumlu Blackstone İsrail devleti’nin kuruluşunu göremeden 1935’te öldü.

Dispensationalist Blackstone’un Chicago’dan arkadaşları olan Horatio ve Anna Spafford ve müritleri, Kudüs’te Müslüman mahallesinde bir koloni kurdular.
Birinci Dünya Savaşı en çok Evanjelistleri memnun etti. Zira Avrupa’nın yeniden şekillenmesi, kurguladıkları ahir zamanın başlaması için elzemdi.
Filistin’in, Yahudilerin eline gün geçtikçe daha fazla geçmesi onları mest ediyordu.

1916 yılına gelindiğinde, ABD basınında “Türkler ezilirse Filistin’de bir Yahudi vatanının kurulabileceği” aleni yazılmaya başlanmıştı. 1917’de Osmanlı-Türk ordusu geri çekilmiş, Kudüs’e İngiliz ordusu girmişti.

Bunun üzerine dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Arthur Balfour, milletlerarası Siyonizm’in lideri Lord James Rothschild’e yazdığı mektupta: “Majesteleri’nin hükümetinin Filistin’in Yahudilerin “Milli Yurdu” olarak kurulmasını memnuniyetle karşılayacağını ve bu hedefe varılması için her türlü gayreti seferber edeceğini” yazmıştı.

Rothschild ailesi Osmanlı-Türk Devleti’nin trajik dış borçlanmasında borç aldığı İngiliz Yahudisidir. Günümüzde de İlluminati’nin 10 mensubundan birisi olan, aile olarak zikredilmektedir.

Balfour Deklarasyonu olarak adlandırılan bu mektuptan 40 gün sonra İngilizler Kudüs’e girdiler.
Bu durum Evanjelistlerin pek hoşuna gitmedi. Ancak İngilizlerin bölgede bir Yahudi devletinin kurulacağı sözünü vermeleri onları rahatlattı.
Bu durum 1917’de “Our Hope/Bizim Umudumuz” adlı dergide Arno C. Gaebeleins tarafından “bütün işaretlerin işareti” olarak yorumlandı.
Evanjelistlere göre yüzlerce yıldır Filistin’de yaşayan insanların İsrail Devleti’nin kurulmasına karşı çıkmaları, Tanrı’nın emirlerine karşı gelmekti.
Eh Tanrı’nın emirlerine karşı gelenlerde her türlü belayı hak ederdi.

1930 yılında beklenmedik bir durum ortaya çıktı. “Siyon Büyüklerinin Protokolleri”. Bu kitap Naziler tarafından geniş kitlelere dağıtıldı.
Amerika’da Henry Ford bile Dearbond Independent adlı gazetesinde kitabı seri halinde yayınlattı.
Evanjelist Moody İncil Enstitüsü’nden James Gray Siyon protokollerini pre-milenyal anlayışı perçinleyen bir ilahi gelişme olarak lanse etti. Arno Geabelein’e göre de Siyon Protokolleri gelişmesi İncil’e uygundu.

Evanjelistlerin Yahudiler hakkındaki görüşleri adeta ayna gibidir. Birincisi aynanın ön yüzü. Yahudiler Tanrı’nın ilahi planında yer alan seçilmiş bir millettir ve desteklenmelidir. Aynanın arka yüzü ise, “Yahudiler Şeytan’ın hükmüne girmiş kafirlerdir” ve her musibete müstahaktırlar.
İsa Mesih’e iman etmemiş ve etmeyecek Yahudilerin ilahi hiçbir şansı yoktur.

Evanjeliklere göre, Nazi zulmü ilahi bir sebebe dayanmaktaydı. Kınamasına kınıyorlardı Yahudilere yapılanları ama, işte o kadardı.
Nasıl M.Ö Babilliler ve kralları Nabukadnezar Tanrı’nın adaletine aracılık etmişse, Naziler de aynı şeyi yapıyorlardı.
Hatta, Evanjelist Harry Rimmer, Nazi zulmünü şöyle yorumlayacaktı: “Hitler korunmuş insanları Kutsal Topraklar’a sürerken, inanmasa da İncil’in emrini, onun en muhteşem kehanetini yerine getiriyordu.”

Nasıl Tanrı Babillileri yargılayıp cezalandırmışsa, Nazilerde yargılanıp cezalandırılmıştı.

Evanjelistlerin bu “nekrofilik” tutumları günümüzde de Filistinlileri hedef almış durumdadır. Onlara göre, Filistinliler Tanrı’nın vaadinin yerine getirilmesine asla engel olamazlar. Kısaca başlarına geleceklere razı olmaları gerekir. Tanrı’nın planına karşı çıkmak bozgunculuktur ve cezası da ölümdür.
Evanjelistler, Nazi zulmünden sonra Yahudilerin büyük oranda Filistin’e göçeceklerinden emindiler.

Neticede İngilizler 1917’de geldikleri Kudüs’ten 14 Mayıs 1948’de boynu bükük çekilme kararı aldılar. Yahudi Milli Konseyi, bağımsızlığını ilan etti. Arap orduları İsrail’e saldırdı. Ancak ABD İsrail’i hemen tanıdı. İsrail askerleri Arapları yendi. Mayıs 1949’da ateşkes ilan edildi ve BM İsrail’i üyeliğe kabul etti.
Evanjelistlerden Louis Talbot bu gelişmeyi: “İncil kehanetleri açısından, milattan sonra 70 yılında Kudüs’ün yıkılmasından beri, bu dünyada gerçekleşen en önemli olay” olarak değerlendirdi.

1956, 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarında İsrail, topraklarını büyük miktarlarda genişletti. Kudüs’ün tamamını ele geçirdi.
Evanjelistlerin kiliselerinde yer alan “İlahi İsrail” haritaları artık gerçeğe dönüşmüştü.
Nelson Bell, Christianity Today’de şunları yazmıştı: “’2000 yıldır ilk defa, Kudüs’ün İsrailoğulları’nın elinde oluyor olması İncil öğrencilerini müteessir kılmakta ve onların İncil’in doğruluğu ve gerçekliğine olan inancını tazelemektedir.”
Daha 1970’li yıllara kadar birçok gece kulübü ve işyerinin kapısında “Köpekler, Zenciler ve Yahudiler giremez” yazıyordu. Fakat Amerika’da 1970’lerden itibaren Evanjelist-İsrail ilişkisi birden ivme kazanmaya başladı.

Daha önceleri pre-milenyalist Hıristiyan akımları alaya alan Siyonistler liberal Protestanlar arasındaki itibar ve desteklerini kaybetmişlerdi. Evanjelistlerin pervasızlığı ve sahip oldukları güce İsraillilerin ihtiyacı vardı.

Evanjelistler de bekledikleri kehanetin gerçekleşmesi için İsrail’in her şartta desteklenmesi gerektiğine inanmışlardı.
Ve garip bir koalisyon çıktı ortaya. Gerçekte birbirlerinden pek hoşlanmayan ama birbirlerine mutlak ihtiyacı olan iki zıtların birlikte hareket etmesiydi bu.
Binlerce Evanjelist İsrail’i ziyaret etmeye başladı. Carl Henry 1971’de Kudüs’te kehanetlerle ilgili bir konferans tertipledi.

32 ülkeden 1500’den fazla katılımcının bir araya geldiği misafirleri zamanın İsrail Başbakanı Ben-Gurion bizzat karşıladı.
Carl Henry’nin başlattığı tarzı Jerry Falwell, Oral Roberts ve Hal Lindsey gibi Evanjelist Fundamantalistler daha da ileri götürdüler.
Günümüzde Irak’ın Bush yönetimindeki ABD tarafından işgal edilmesi ise, tamamen Evanjelist Hıristiyan Siyonistler ile Yahudi Kabalist Siyonistlerin İlahi-Ezoterik temele dayalı Yeni Dünya Düzeni siyasetinin bir sonucu.

Ramazan Kağan Kurt

http://www.huryildiz.com/Detay.asp?yazar=33&yz=185

http://www.forum.iktibas.info/thread...a9ecb&page=1#1