“Nisan başlarında küçük oğlum hastalandı. Doktorların sebebini çözemedikleri bu hastalık zavallı “bambino”mu, çaresiz annesinin kollarından çekti aldı. Talihsizlikler bununla bitmedi. Birkaç gün sonra da küçük kızım hastalandı ve onun hastalığı da ölümle sonuçlandı. Felaketin arkası kesilmiyordu. Bu kez de hayat arkadaşım menenjite tutuldu ve 18 Haziran 1840 günü evimden bir tabut daha çıktı.

Yapayalnız kalmıştım! Iki aydan kısa bir sürede, en değer verdiğim üç varlık, sonsuza kadar beni terketmişlerdi. Artık bir ailem yoktu ve üstüne üstlük, yapmış olduğum bir anlaşmayı bozmamak için, çektiğim acıları bir kenara bırakıp, bir komik opera yazmak zorundaydım. “Un Giorno di Rengo”, çok başrısız oldu. Bu başarısızlığın sorumluluğu büyük ölçüde müzikteydi; ancak sahnelemenin de yetersizliğinin de payı olduğuna inanıyorum. Peşpere gelen felaketlerin esir aldığı ruhum, artık sanatla da avunmuyordu. Operamın uğradığı başarısızlık beni, artık beste yapmamaya yöneltti… Hatta mühendis Pasetti’ye bir mektup yazıp, Marelli’nin kontratımı iptal etmesi için aracı olmasını istedim. Zaten, “Un Giorno di Rengo” fiyaskosundan sonra, beni arayıp sordukları da yoktu.

Marelli beni çağırttı ve kaprisli bir çocukmuşum gibi davrandı. Bir tek başarısızlık yüzünden, benim, sanatımdan kopmama izin vermezmiş vs. vs… Yine de şöyle eklemeyi ihmal etmedi. “Bak Verdi, sana zorla beste yaptıramam. Sana olan güvenim hiç azalmadı. Kim bilir, belki bir gün yine kalemi eline alacaksın, eğer böyle bir şey olursa, sezon başlamdan iki ay önce bana haber göndermek yeterli. Söz veriyorum, bana getirdiğin opera, o sezon sahnelenecek.”

Ona teşekkür ettim, fakat sözleri kararımı değiştirmedi. Anlaşmamı alıp oradan ayrıldım.
Milano’da, Corsia dé Servi yakınlarında bir eve taşındım. Müziği tamamen aklımdan çıkarmıştım. Fakat bir kış akşamı, Cristoforis galerisinden çıkarken, tiyatroya gitmekte olan Merelli’yle karşılaştım. Lapa lapa kar yağıyordu ve Merelli koluma girerek, La Scala’daki ofisine kadar ona eşlik etmemi rica etti. Yolda bana, sahneye koyması gereken bir operayla başının belada olduğunu söyledi. Operayı yazması için Otto Nicolai ile anlaşmıştı ama, Nicolai, librettoyu beğenmiyordu.

“Solera’nın nefis librettosu” diyordu Merelli. “Kusursuz! Olağanüstü!... Şahane bir dramatizasyon, şairane, sürükleyici! Ama şu inatçı Nicolai yok mu, bir türlü beğenmiyor. Başka bir libretto bulmak için neler vrmezdim ki!...”

“Sana yardımcı olacağım” dedim. “Il Peosticco’yu benim için yazdırmamış mıydın? Ben de bir tek nota yazmamış, istediğini yapman için librettoyu sana bırakmıştım.”

“Tabii, nasıl da unuttum. İyi ki hatırlattın.“ Böyle konuşarak tiyatroya vardık. Merelli, librettonun bir kopyasını aratırken, kendisi başka bir kopya buldu ve bana uzatarak: “Şimdi onu bırak da buna bak. Solera’nın başka bir librettosu! Olağanüstü bir yapıt, al da oku…”

“Allah aşkına ne yapmamı istiyorsun? Şu anda bir libretto okumaya hiç niyetim yok.”

“Okumakla birşey kaybetmezsin. Hele bir oku, sana fikrini sorarım.” dedi ve o zamanlar adet olduğu gibi, büyük harflerle yazılmış kocaman cildi elime tutuşturdu. Cildi koltuğumun altına sıkıştırıp Merelli’den ayrıldım.

Yürüten, anlaşılmaz bir huzursuzluğun içimi kapladığını hissettim. Yüreğim birden derin bir kedere boğuldu. Odama girdiğimde, cildi sinirle masanın üzerine fırlattım ve ne yapacağımı bilmeden bir süre orada dikildim. Masanın üzerine düşen cilt açılmıştı ve nedense gözlerim aşağıdaki dizeye takıldı: “Va Pensiero sull’a li dorate.” (Düşüncelerim yaldızlı kanatlar takıp uçsunlar.)
Sonraki dizeleri sabırsızlıkla okumaya başladım. Her kıta beni daha çok etkiliyordu. Önce bir parça okudum, sonra biraz daha…
Bir daha beste yapmamak için verdiğim karara şimdi sadık kalmak için, kendimi zorluyordum. Sonunda kitabı kapattım ve yattım. Fakat bir türlü uyku tutmuyordu. “NABUCCO” kafamın içinde dönüp duruyordu. Kalktım ve librettoyu bir değil, iki değil, tam üç kez okudum. Gün ağardığında Solare’nin şiirini baştan sona aklıma yazmıştım.
Bütün bunlara rağmen, beste yapmama konusundaki kararımı değiştirmeye hiç niyetim yoktu. Librettoyu geri vermek için, o gün Merelli’ye uğradım.

“Güzel değil mi?” dedi. “Evet çok güzel.” diye yanıtladım. “Öyleyse bestele…”

“Hiç öyle bir niyetim yok.“

“Sana bestele dedim tamam mı?” dedi ve librettoyu aldı, pardösömün ceplerinden birine tepiştirdi, beni omuzlarımdan tutup odasından çıkardı, bununla da kalmayıp, kapıyı suratıma çarptı ve kilitledi.
Ne yapacağımı şaşırmıştım. “Nabucco” cebimde odama döndüm. Bir gün bir kıta, bazen bir nota, bazen bir ölçü, derken operayı tamamladım…”

Boyut Müzik/Klasik Müzik Koleksiyonu Cilt 19