+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 Toplam: 1

Nietzsche ve Nasyonel Sosyalizm

Eğlence ve Mizah Kategorisi ilginç konular Forumu Nietzsche ve Nasyonel Sosyalizm Konusunu okuyorsunuz, Konu içeriği kısaca ->> merhaba Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır. İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin maskesini ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.087
    Rep Gücü
    88648

    Nietzsche ve Nasyonel Sosyalizm

    merhaba

    Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır. İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin maskesini çıkarmıştır. Proudhon ve Marx gibi, savaşın yararlı yönünü onaylamıştır. Dönemim siyasi partilerinin çok uzağında, "dünyanın efendileri" aristokrasinin ilkelerini dile getirmiştir. Fırtınalı ve tehlikeli yaşam için tercihini kullanarak bedensel güzelliği ve gücü övmüştür. Liberal idealizmin tersine, bu kesin değer yargıları, faşistleri ona başvurmaya ve anti-faşistleri de onu Hitler'in habercisi olarak görmeye yöneltmiştir.

    Nietzsche, şiddete karşı uzlaşımsal sınırların aşılacağı, gerçek güçlerin ölçüsüz yoğunluktaki uyuşmazlıklar içinde çarpışacağı, varolan her değerin maddi açıdan ve kabaca yadsınacağı zamanın yakın olduğunu sezmişti. Sertliği sınırları aşacak bir savaşlar döneminin yazgısını düşündüğünde, ne bu savaşlardan ne pahasına olursa olsun kaçınılması gerektiği, ne de deneyimin insani güçleri aşması gerektiği fikrinde değildi. Ona göre, bu felaketler bile, durgunluğu, burjuva yaşamın yalancılığına, ahlak hocaları sürüsünün mutluluk yalancılığına, tercih edilebilirdi. İlke olarak şunu koyuyordu: Eğer insanlar için gerçek bir değer varsa ve basmakalıp ahlakın ve geleneksel idealizmin hükümleri bu gerçek değerin gelişinin engelliyorsa, yaşam basmakalıp ahlakı altüst eder. Aynı şekilde Marksistler, bir devrimin şiddetini reddeden ahlaksal önyargıların yüksek bir değer (proleterlerin özgürleşmesi) karşısında boyun eğdiğini biliyorlar. Nietzsche'nin olumladığı değerin, Marksizmin değerinden farklı olarak, evrensel değeri az değildir: İstediği özgürlük bir sınıfın diğerleri karşısında özgürlüğü olmayıp, en iyi temsilcilerinin oluşturduğu tür içinde insan yaşamının geçmişin ahlaksal kölelerine karşı özgürlüğüdür. Nietzsche, artık trajik yazgıdan kaçmayacak, bu yazgıyı sevecek ve bunu tamamen isteğine uygun biçimde temsil edecek, artık kendisine yalan söylemeyecek ve toplumsal köleliğin üstüne çıkacak bir insanı düşlemiştir. Bu tür insan, genelde bir işlevle yani insansal olabilirliğin yalnızca bir bölümüyle aynılaşan güncel insandan farklı olacaktı: Bu kısaca, bizi sınırlayan köleliklerden kurtulmuş olacaktı. Modern insanla üstün insan arasında olan bu özgür ve egemen insanı Nietzsche tanımlamak istemedi. Çok haklı olarak özgür olan şeyin tanımlanamayacağını düşünüyordu. Hiçbir şey, henüz olmamış bir şeye yer vermekten ve onu sınırlamaktan daha boşuna olamaz:

    Bunu istemek gerekir ve geleceği istemek, her şeyden önce, geleceğin, geçmişle sınırlanmama ve bilinenin aşılması olma hakkını tamamıyla tanımaktır. Üzerinde ısrarla durduğu geleceğin geçmişe üstünlüğü ilkesiyle(1), Nietzsche, ölüm sözcüğü altında yaşamın ve tepki sözcüğü altında düşün lanet okuduğu şeye en yabancı olan insandır. Gerici bir faşistin veya başka bir gericinin fikirleriyle Nietzsche'ninkiler arasında bir farktan daha fazla bir şey vardır:

    Kökten bir uyuşmazlık. Nietzsche, her hakka sahip gördüğü geleceği sınırlamayı reddetmekle birlikte, bu geleceği belirsiz ve çelişkili önermelerle çağrıştırmış, bu da aşırı karışıklıklara neden olmuştur:

    "Dünyanın efendileri"nden söz ettiğini ileri sürerek, ona, seçimle ilgili politik terimlerle, ölçülebilir bazı eğilimler atfetmek boşunadır. Onun açısından burada söz konusu olan, olabilirliğin rastlantısal bir canlandırılıştır. Görkemli olmasını arzuladığımız bu egemen insanı, çelişkili olarak, kimi kez zengin ve kimi kez bir işçiden daha yoksul, kimi kez güçlü, kimi kez köşeye sıkıştırılmış biri olarak kafasında canlandırmıştır. Ona, kurallara karşı gelme hakkı tanıdığı gibi, ondan, her şeye katlanma erdemini istemiştir. Zaten onu genel olarak, iktidardaki insandan ayrı tutuyordu. Hiçbir şeyi sınırlandırmıyordu, bir olabilirlikler alanını yapabildiği kadar özgürce betimlemekle yetiniyordu.
    Nietzscheciliği tanımlamak gerekirse, karşı çıkma hakkı veren doktrinin bu bölümüne takılıp kalmanın çok az ağırlığı olduğunu zannediyorum. Klasik ahlakın reddi, Marksizmin(2), Nietzscheciliğin ve Nasyonel Sosyalizmin ortak fikridir. Temel olan tek şey, yaşamın büyük haklarını olumlamasını sağlayan değerdir. Bu yargı ilkesi oluştuktan sonra, ırkçı değerlere mal edilen Nietzscheci değerler bütün olarak tam zıt konuma yerleşmektedir.

    ...- Nietzsche'nin ilk girişimi, entellektüel olarak tüm zamanların en üstün insanları olan Greklere duyduğu bir hayranlıkla başlamaktadır. Üçüncü Reich'da küçültülen kültürün amacı askeri güçken, Nietzsche'ye göre her şey kültüre bağımlıydı.

    ...- Nietzsche'nin yapıtının pek anlamlı özelliklerinden biri, diyonizyak değerlerin, yani sınırsız sarhoşluğun ve heyecanın yüceltilmesidir. Rosenberg'in "XX. Yüzyılın Miti" adlı yapıtında Diyonizos dininin Ari ırkla ilgisi olmadığını söylemesi rastlantı değildir!...

    Hızla bastırılan eğilimlere rağmen, ırkçılık yalnızca askeri değerleri kabul ediyor: "Gençliğin kutsal tahtalar yerine stadyumlara gereksinimi vardır", diyordu Hitler.

    ...- Geçmişin gelecekle olan zıtlığından daha önce söz etmiştim. Nietzsche tuhaf bir şekilde kendini golarak gösteriyor. Kendisi bu adı vatansız varlığına bağlıyordu. Aslında vatan geçmişin içimizdeki payıdır ve Hitlercilik değer sistemini bunun üzerine, dar olarak yalnızca bunun inşa etmiştir. Hitlercilik yeni bir değer getirmemiştir.

    Dünyaya Almanların basitliğini ilan eden Nietzsche'ye, hiçbir şey bunun kadar yabancı değildir.
    ...- Nasyonel Sosyalizmin Chamberlain'den önceki iki resmi habercisi de Nietzsche'nin çağdaşlarıydılar: Wagner ve Paul de Lagarde. Nietzsche takdir edildi ve propaganda tarafından öne çıkarıldı, ama Üçüncü Reich onu, diğer ikisine gerektiğinde yaptığının aksine, kendi bilginlerinden biri olarak değerlendirmedi. Nietzsche Wagner'in dostuydu, ama onun Fransız sevmez, Yahudi düşmanı şovenizminden tiksinerek ondan uzaklaştı. Pangermanist Pual de Lagarde'e gelince, bir metin bu konudaki kuşkuları yok ediyor. Nietzsche, Thédore Fritsch'e şöyle yazar: "Geçen ilkbaharda Paul de Lagarde adındaki bu duygusal ve kendini beğenmiş dikkafalının yapıtlarını okurken ne kadar güldüğümü bir bilseydiniz..."

    ...- Bugün, Yahudi karşıtı aptallığın Hitlerci ırkçılık için sahip olduğu anlama dayanıyoruz. Hitlercilikte Yahudi nefretinden daha temel hiçbir şey yoktur. Nietzsche'nin şu davranış kuralı buna karşı çıkıyor: "Irkların bu küstah üçkağıtçılığı içinde olan kimseyle görüşmeyin." Nietzsche, hiçbir şeyi Yahudi karşıtlarına olan nefreti kadar açık dile getirmemiştir.
    Bu son nokta üzerinde durmalıyız. Nietzsche'nin Nazi pisliğinden temizlenmesi gerekir. Bunun için bazı komedileri ortaya koymalıyız. Bunlardan biri, filozofun bu son yıllara kadar yaşayan (1935'de öldü) öz kız kardeşinin işidir. Nietzsche düşmanı Bernard Foerster ile 1885 yılındaki evliliği nedeniyle erkek kardeşiyle doğan sorunları unutmamıştı.
    Nietzsche'nin kız kardeşine, eşinin partisine olan ve tiksintisini ilettiği bir mektup yayınlamıştı. Oysa 2 Kasım 1933'te bayan Elisabeth Judas Foerster, Weimar'da, Nietzsche'nin öldüğü evde, Üçüncü Reich'in Führer'i Adolf Hitler'i kabul ediyordu. Bu görkemli ortamda, bu kadın Bernard Foerster'in bir metnini okuyarak ailenin düşmanlığını kanıtlıyordu!

    4 Kasım 1933 tarihli "Temps" gazetesi şöyle yazıyordu.
    "Şansölye Hitler, Essen'e gitmek için Weimar'ı terk etmeden önce ünlü filozofun kız kardeşi Bayan Elisabeth Foerster Nietzsche'yi ziyaret etti. Yaşlı kadın ona, kardeşine ait olan bir kılışlı bastonu hediye etti. Ona Nietzsche'nin arşivini gösterdi."

    "Bay Hitler, Almanya'da Yahudi zihniyetinin yayılmasına karşı çıkan, Yahudi karşıtı eylemci doktor Foerster'in 1879'da Bismarck'a hitaben yazdığı makalenin okunmasını dinledi. Bay Hitler, elinde Nietzsche'nin bastonu ile alkışlar arasında kalalabalığın içinden geçti."
    Nietzsche, 1887'de Yahudi-karşıtı Thédore Fritsch'e yazdığı küçümseyici mektubu şöyle bitiriyordu: "Ama son olarak, Zerdüşt adı Yahudi-karşıtı insanların ağzından çıktığı zaman ne hissetmemi isterdiniz?

    Nasyonel Sosyalizm (Nazizm)

    NAZİZM ya da Nasyonal Sosyalizm, I. Dün¬ya Savaşı'ndan sonra Almanya'da, İtalya'da gelişen faşizmle eşzamanlı olarak ortaya çı¬kan, diktatör Adolf Hitler'in öncülük ettiği siyasal bir akım ve yönetim biçimidir
    1918'de I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Almanya'da kayzer (imparator) tahttan ayrıl¬dı ve cumhuriyet kuruldu. Seçime dayanan bu yeni yönetim biçimi, Almanlar için daha önce alışık oldukları baskıcı yönetimlerden farklı, daha demokratik bir deneyimdi . Seçimler sonucu değişik siyasal partiler parlamentoya girdi. Bu sırada I. Dünya Sava-şı'nın getirdiği büyük altüstlüklere, savaştan yenik çıkmanın manevi ezikliği de eklenmişti. Naziler bu koşullarda savaşı izleyen işsizlik, yoksulluk ve enflasyondan demokratik ku¬rumların ve siyaset adamlarının sorumlu oldu¬ğunu öne sürüyorlardı. I. Dünya Savaşı'nın sonunda, sömürgelerini yitiren, ordusu dağıtı¬lan ve yalnızca gönüllülerden oluşan küçük bir kara ve deniz gücü bulundurmasına izin verilen Almanya, savaş sonrasında bir türlü aşamadığı bu siyasal ve ekonomik bunalım nedeniyle daha da güç durumda kaldı. Böyle bir ortamda ortaya çıkan Naziler, savaşın ezikliğini üzerinden atamayan ve ekonomik durumu giderek bozulan Alman halkına, iş, ekmek ve güçlü bir Almanya vaat ettiler. Almanlar'ın üstün bir ırk olduğunu ve başları¬na gelen kötülüklerin sorumlusunun başta Yahudiler olmak üzere başka halklar, komü¬nistler ve sosyal demokratlar olduğunu ileri sürdüler
    Eski bir asker olan Adolf Hitler, kısaca Nazi Partisi olarak adlandırılan siyasal partiye girdi ve 1921'de partinin önderi oldu. Partinin uzun adı, sosyalist ve milliyetçi olduğunu belirtmek için seçilen Nasyonal Sosyalist Al¬man İşçi Partisi'dir. Gerçekte, sosyalizme tümüyle karşı olan Nazi Partisi yalnızca "bü¬yük Almanya" ülküsüne bağlıydı. Parti üyele¬ri askeri üniformalar giyer, asker gibi davra¬nır, Hitler'in ordusu gibi hareket eder ve o ne emrederse onu yaparlardı. Hitler'in 1921'de kurduğu ve 1925'te yeniden örgütlediği Fırtı¬na Bölüğü (Sturmabteilung-SA) olarak adlan¬dırılan çeteler kendilerinden olmayan herkesi sindirmek için zor kullandılar.

    Heidegger ve Nazizm

    Alman filozof Martin Heidegger'in, genellikle Nazi Partisi olarak bilinen Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne girişi 1 Mayıs 1933'te gerçekleşmiştir. Yaklaşık üç hafta sonra da Freiburg Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştır. Rektörlüğü bir sene sonra, 1934 Nisanında bırakmış olsa da, II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar Nazi Partisinin bir üyesi olarak kalmıştır. Rektör olarak ilk icraatı kendisini Rektör seçen yapılar da dahil olmak üzere tüm demokratik yapıları ortadan kaldırmak olmuştur. Kampüsünde üç kez kitap yakma vakası gerçekleşmiş ve öğrencilere şiddet uygulanmıştır.
    Çok tekrarlanmış bir öyküye göre Rektörlük zamanında Heidegger'in eski hocası olan Yahudi Edmund Husserl üniversite kütüphanesine alınmamıştır. Bunun doğruluk payı olmamakla birlikte, Heidegger'in kendi asistanı Werner Brock da dahil olmak üzere birçok Yahudi'nin okulla ilişiğinin kesilmesi için Nazi yasalarına başvurduğu doğrudur. Heidegger Varlık ve Zaman kitabını Husserl'a adadığı yolundaki sözlerini kitabın 1941 baskısında çıkarmıştır ve daha sonra yapılan bir röportajda yayımcısı Max Niemeyer'in baskısı yüzünden böyle yaptığını iddia etmiştir. Dahası, 1935'te verdiği derslerden derlenen Metafiziğe Giriş 1953 yılında yayımlandığında, Heidegger Nasyonal Sosyalizm'e, Nazizim'e ithafen yazdığı "bu hareketin içsel hakikati ve büyüklüğü [die inere Wahrheit und Größe dieser Bewegung]" satırlarını çıkarmayı reddetmiştir. Bunları silmek ya da metni değiştirmek yerine bir parantez içi yaması yaparak şunları eklemiştir (yani, dünyasal teknolojinin ve modern insanlığın meydan okuması) , (nämlich [die] Begegnung der planetarisch bestimmten Technik und des neuzeitlichen Menschen). Hitler'e yazdığı bir mektupta da şöyle der: "Ah! Führerim siz bizim insanlarımızın ihtiyaç duyduğu kurtarıcısınız. Azim ve şeref! Yeni bir ruhun hocası ve öncü savaşçısı."
    Kendini Heidegger'in dostu olarak gören Husserl 4 Mayıs 1933'te şöyle yazdı: Yalnızca gelecek 1933'te hakiki Almanya'nın hangisi ve hakiki Almanların da kimler olduğunu söyleyebilecektir – zamanın az ya da çok materyalist-mitik ırkçı önyargılarını onaylayanlar mı, yoksa geçmişteki Almanların hürmet edip ebedileştirdikleri geleneklerinin mirasçısı olan kalbi ve aklı temiz Almanlar mı? Husserl 1938'de öldüğünde Heidegger cenazesine katılmadı.
    Eleştirmenler bundan başka Heidegger'in bir Yahudi olan Hannah Arendt'le olan ilişkisine de dikkat çekmişlerdir. 1920'lerde henüz Heidegger'in Nazilerle olan ilişkisi başlamadan evvel, Arendt Marburg Üniversitesi'nde onun doktora öğrencisiydi ancak bu ilişki Arendt Karl Jaspers'le çalışmak için Heidelberg'e gittiğinde de son bulmadı. Arendt savaştan sonraki Nazi karşıtı duruşmalarda Heidegger'in lehine konuşmalar yaparen, aynı duruşmalarda Jaspers onun aleyhine konuşarak, güçlü eğitmen kimliği nedeniyle Alman öğrenciler üzerinde olumsuz bir etkisinin olduğunu vurguladı. Arendt savaştan sonra da ihtiyatlı bir şekilde Heidegger'le görüşmeyi sürdürdü.

    Der Spiegel röportajı

    Birkaç sene sonra Heidegger sessizliğini bozarak Der Spiegel dergisine ölümünden sonra yayımlanmak üzere bir röportaj verdi. Şuna dikkat çekilmelidir ki, Heidegger ısrar ederek röportajın basılı versiyonu üzerinde oynamalarda bulunmuştur. Bu röportajda, Heidegger'in Nazilere nasıl katıldığının savunması iki yoldan ilerler: öncelikle, üniversitenin (ve genelde de bilimin) siyasileşmesini engellemek için Nazi yönetimiyle uzlaşmaktan başka bir alternatif olmadığını iddia etmiştir. İkinci olarak da "yeni bir ulusal ve toplumsal yaklaşım" bulmaya yardımcı olacak bir "uyanış" ("Aufbruch") gördüğünü söylemiştir (bu uyanışın 70 milyondan fazla insanın canını aldığını söylememiştir). 1934'ten sonra Nazi hükümetine karşı daha eleştirel olabileceğini (olması gerektiğini?) belirtmiştir. Heidegger'in kimi soruları verdiği cevaplar kaçamaklıdır. Örneğin, nasyonal sosyalizmin "ulusal ve toplumsal yaklaşım"ından söz ederken, sözü Friedrich Naumann'a bağlar. Ancak Naumann'ın "national-sozialar" yaklaşımı nasyonal sosyalist değil, liberaldir. Görünüşe göre Heidegger bu kafa karışıklığını bile isteyerek yaratmaktadır. Tüm çelişkilerin üzerinden atlayarak bu iki tartışma çizgisini ardı ardına sıralar. Dahası, savunması dikkati diğer eğitmenlerin ve düşünürlerin aşırılığına çekerken kendi Nazi sempatisini gizler gibi görünmektedir.
    Der Spiegel muhabirleri, Heidegger'in 1949 yılında soykırım ve gıda mühendisliği için sarf ettiği, "özünde aynı şey" ifadesini onun karşısına koymazlar. Heidegger'in savunucuları bu "özün benzerliği" ifadesini onun "Hakikatin Özü Üzerine" adlı makalesiyle savunmaya çalışırlar.
    Aslında Der Spiegel muhabirleri Heidegger'in Nazi sempatisini ortaya koyan birçok kanıttan o sıralar haberdar değillerdi. Daha geniş bilgi için Critical Inquiry dergisinin 15. sayısına bakılabilir. Heidegger'in felsefesiyle siyaset anlayışı arasındaki ilişki pek çok kitapta da incelenmiştir.

    Nazi sembolizmi

    Yirminci yüzyıl Alman Nazi Partisi grafik sembolizmi aşırı kullanımıyla dikkat çekmekteydi, özellikle ana sembol olan Hakenkreuz (swastika)ya da gamalı haç partinin ana sembolü olarak kullanılıyor ve Nazi Almanyası'nın bayrağını oluşturuyordu.
    Kullanılan diğer Nazi sembolleri:
    Kartallı gamalı haç, Nazi Partisi'nin resmi sembolü
    Demir haç
    Sig Rünü, SSlerin sembolü
    Siyah SS üniforması

    Runik harfler

    1933 yılından, iki "Sig Rünü"
    içeren Nazi SS arması.

    Rünik Alfabenin harfleri, özellikle Sigel, Eihwaz, Tyr ve Algiz rünleri, Naziler tarafından Alman gelenekleriyle kendilerini ilişkilendirmek için kullanılmıştır.
    Nazilerin rünleri kullanmalarının ardındaki gerçekler, 19ncu yy.sonları ve 20nci yy. başlarında Alman mistisizm'inin önemli figürlerinden birisi olan Guido von List'in eserlerinde bulunabilir. List'in 1908'de yayınladığı Das Geheimnis der Runen ("Rünlerin Gizleri") isimli eseri konuyla ilgili örneklerden birisidir.
    Nazi yazılarında kullanılan, s rünü List'in "Sig" figürüdür.

    Ya Tozu Dumani Yutacaksin, Ya da Tozu Dumana Katacaksin...!: NIETZSCHE HAKKINDA HERŞEY

  2. # ADS
    İlginizi Çekebilir
    Üyelik tarihi
    Daima
    Nerden
    Uzay:)
    Mesaj
    Çok:)
     

Benzer Konular

  1. Nietzsche'den secmeler.
    mopsy Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 18-02-2012, 07:03 PM
  2. Sosyalizm
    SOSYALİST Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 14-07-2010, 09:45 AM
  3. Friedrich Wilhelm Nietzsche/devlet!
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 11-09-2009, 11:44 AM
  4. Nietzsche ve Salome
    Eftelya Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 19-05-2009, 01:33 AM
  5. Nietzsche'den seçmeler
    Eftelya Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 18
    Son mesaj: 07-05-2009, 05:03 AM
Yukarı Çık