DÜNYA DIŞINDA CANLI VAR MI? YILDIZLAR ARASI GEZİ MÜMKÜN MÜ?

Dünya dışında başka yıldız ya da gezegenlerde canlılar var mı sorusu var oluş gibi nice bin yıllardır insanların zihinlerini meşgul etmiştir. Genelde verilen cevaplar bilimin gösterdiklerinden çok derin hayal mahsulleridirler. Bunun en büyük nedeni yıldızların komşu kapıları zannedilmesidir. Fakat gerçek böyle değildir. Yıl-dızlar arası muazzam boşluklar varoluşun bir başka gereği ve gerçeği olarak karşımıza çıkar ve bize şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratır.
Güneş sisteminde ya da evrenin herhangi bir yerinde dünyamız-dakilere benzeyen canlılar var mıdır?
Bu soruya henüz bilimsel bir cevap veremiyor sadece tahminler-de bulunabiliyoruz. Bu soruyu cevaplamayı böylesine karmaşık-laştırıp güçleştiren ise yaşamsal uygunlukların çok ve kompleks olmasıdır. Diğer ifade ile yaşamın oluşması ve devamlılığı için oluşumlarda milyarlarca bilinmeyenli bir denklemin (ya da bir te-razinin) tam dengede olması gerekliliğidir.
Dünya dışında canlıların olup olmadığı sorusuna verilecek cevap materyalizm için çok önemlidir. Bunun nedeni ise dünyanın özel olmadığını (rastlantılarla oluştuğunu, bu tür sistemlerin rastlantı-larla oluşabileceğini) gösteren bir kanıt ya da kanıtlar olarak yo-rumlama çabalarıdır.
Güneş sisteminde bulunan Dünyamız dışındaki diğer gezegen ve uyduların yaşama uygun olmadıkları gözlemlenmiştir.. Mars’ta ve Jüpiter’in Europa uydusunda mikroorganizma türü canlıların olabileceği gibi zayıf iddilar varsa da doğruluğu konusunda her-hangi bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle dünya dışında can-lılık varsa güneş sisteminin dışında olmalıdır diyebiliriz.
Fakat güneş sistemi ile diğer yıldızlar arasında öylesine uzun mesafeler vardır ki bir canlı türünün bu mesafeleri aşarak dün-yamıza ulaşması mümkün değil görünmektedir. Bu konuda bir örnek verelim.
Güneş sistemine en yakın yıldız Alfa Centuari-3’tür ve ortalama dört buçuk ışık yılı uzaklıktadır. Uzaya gönderdimiz Pioneer ve Voayager uzay araçları saatte seksen bin km hıza ancak ulaşa-bilmişledir. Yıldızlar arası araçların daha yüksek bir hıza ulaşa-bilmeleri mümkün değil görünmektedir.
Saatte yüz bin kilometre hızla giden bir uzay gemisi yapmayı başarıp yola çıkarsak en yakın yıldız olan Alfpa Centauri’ye an-cak elli bin senede ulaşabileceğiz.
Bu kadar uzun bir sürede gemi ve içindeki canlılar varlıklarını devam ettirebilir mi? Serseri mayınlar gibi dolaşan göktaşların-dan, süpernova patlamaları sonucunda yayılan zararlı ışınlardan, mutlak sıcaklığın ancak birkaç derece üzerindeki soğuk-tan…Bunlara benzeyen ya da benzemeyen binlerce tehlikeler-den, olumsuz şartlardan korunulabilir mi?
En fazla bir kaç on sene sonra metal yorgunluğuna uğrayacak uzay gemisi elli bin yıl boyunca kendini nasıl yenileyip de varlığı-nı devam ettirecektir?
Böyle bir yolculuktaki en büyük engelin tersinim olduğu açıktır. Her türlü yaşamsal imkan sağlanmış olsa dahi bu kadar uzun süre çalışacak bir uzay gemisi yapmak mümkün değildir. Bu do-ğa kanunlarına aykırıdır. Muhtemelen uzay gemimiz tersinim so-nucu beş on sene içinde dağılıp gidecektir.

Materyalizm ne diyor? Varoluşu rastlantıların eseri olarak gören bir materyalist için eğer güneş sistemi ve dünya rastlantılarla oluşmuşsa trilyonlarca yıldızın bulunduğu evrende güneş siste-mimize ve dünyamıza benzeyen yıldızlar ve gezegenler olmalı-dır.
Olasılık hesapları eğer yaşamsal uygunluklar göz önüne alınmaz ise bunu mümkün görür. Ayrıca dünyamıza benzeyen gezegen-lerin olması güneş sisteminin ve dünyamızın rastlantılarla oluş-tuğunun kanıtı da olacaktır. Bu nedenle evrende güneş sistemine ve dünyaya benzeyen gezegenlerin olup olmadığı sorusuna veri-lecek cevap materyalizm için çok önemlidir. Bu yönde çalışmalar yapılmış, yapılmaktadır ve bazı teoriler öne sürülmüştür.
1961 Yılında Franke Drake tarafından geliştirilen Drake Denkle-mi galaksi- mizde ne kadar zeki ve iletişim kurabilen uygarlık olabileceğinin belirlenmesiyle ilgili faktörleri içerir.
Bu denklem N= N1. fp. ne. fl. fi. fc. fL eşitliği ile ifade bulur.
Burada N uygarlık bulunma ihtimali olan gezegenlerin sayısıdır.
Denklemdeki faktörleri şöyle sıralayabiliriz.
N1- Galakside bulunan yıldızların sayısıdır. Formül sahibi Samanyolunda iki yüz milyar yıldızın olduğunu varsaymış bu ra-kamı almıştır. Pek çok kaynakta Samanyolundaki mevcut yıldız sayısının iki yüz milyar değil, iki yüz milyon olduğu belirtilir. Ara-da bin misli gibi çok büyük bir fark vardır.
Drake denkleminde toplam yıldız sayısının belirli bir yüzdesine karşılık gelen sayı kadar gezegende (yıldız değil) canlılık olabile-ceği düşünülür. Bu oran fp rumuzuyla ifade bulur ve yüzde yir-midir.
Diğer ifade ile formüldeki rakama göre Samanyolunda bulunan yıldızlara ait kırk milyar gezegenin yaşama uygun şartlara sahip oldukları varsayılır.
Formüldeki ne rumuzu yaşam içeren ya da yaşama uygun olan gezegenlerin sayısıdır.
Drake bu konuda Güneş sistemini örnek alır. Venüs, Dünya ve Mars gezegenlerini yaşama uygun kabul eder. Buna göre ne=3 olur.
Formülde yaşamsal şartlara sahip olup da evrimleşmeyi mümkün kılan daha geniş olanaklara sahip gezegen sayısının yaşam olan gezegenlerin sayısıyla oranı fl harfleriyle gösterilir. Drake bunu %50 olarak kabul eder.
Formüldeki fi fl’deki gezegenler sayısında içlerinde zeki yaratık-ların olabileceği yerlerin oranıdır. Bu da %20 olarak kabul edilir.
Fc fi türü gezegenlerin içinde iletişim teknolojisine sahip olabile-ceklerin oranıdır ki bu da %20 dir.
fL ise iletişim teknolojisine sahip medeniyetlerin yaşam süreleri-nin yaşadıkları gezegenin ömrüne olan oranıdır.
Formül sahibi bu oranı milyonda bir olarak kabul etmiş; dünya-mızın yaşını on milyar, medeniyetin yaşama süresini ise on bin yıl olarak almıştır.
Drake formülüne göre bulunan sonuç N = 2400dür. Diğer ifade ile Samanyolu galaksisinde iki yüz milyar yıldızın olduğu kabul edildiğinde evrimleşip iletişim kurabilecek yeteneklere sahip can-lıların bulunduğu gezegen sayısı iki bin dört yüzdür.
Dikkatli bir okuyucu formüldeki bilgilerin bilimsellikten çok zorla-mayla, afakî olarak ortaya konulduğunu hemen fark eder.
Verilen bilgilerin hemen hemen hepsi bilimsel olmalarına engel olacak kadar derin ve güçlü şüpheler içerir. Samanyolunda bulu-nan yıldız sayısında bile bir mutabakatın olmadığı görülür. Hâl-buki bu sayı Drake formülünün omurgasını teşkil eder.
Canlılığın olmadığı bilinen Venüs ve Mars gezegenlerinin ölçü alınması yukarıdaki formülün bir başka açmazı ve mantıksızlığı-dır.
Drake formülünü incelememiz sonucunda vardığımız sonuç; ger-çeği arama yolunda sık sık karşılaştığımız materyalizmin canlılı-ğın rastlantılarla oluşabileceği varsayımının temel propagandala-rından biri olmasından öte bilimsel değerinin olmadığıdır.
Temel propagandadır çünkü daha önce de yazdığımız gibi ev-rende canlılığın başka dünyalarda da var olmasının kanıtlanması Güneş sisteminin dolaysıyla Dünyamızın özel olmadığının, rast-lantılarla oluşabileceğinin kanıtlanması anl***** gelir.
Evrende Dünyamız dışında yaşama uygun gezegenler var mı-dır? Bu soruya vereceğimiz yanıt ne evet, ne de hayırdır. Vere-ceğimiz cevap niye olmasındır. Bunun nedeni de evrende Dün-ya dışı canlıların olup olmadığı konusunda bilimsel kanıtların he-nüz bulunamamasıdır.
Aynı soruya yaratılış teorisi taraftarlarının vereceği yanıtta bu teorinin temel aldığı kutsal kitaplarda Var Edicinin Âlemlerin Var Edicisi olma yönündeki ilahi kelamın yorumuna bağlı olarak ce-vabımızla aynı diyebiliriz.
Âlemlerin Var Edicisi sıfatı Dünya dışı başka dünyaların var ol-duğunu gösterdiği gibi yaratılış teorisi taraftarlarının-genellikle-gönülden inandıkları Dünya ve ahreti de ifade ediyor olabilir.
Evrende canlıların yaşadığı başka dünyaların olup olmadığının tespiti konusunda hakkında en fazla bilgi sahibi olduğumuz Gü-neş ve sistemi örnek alınabilir.
Eğer güneş ve sistemi özel değilse (ki materyalizm Güneş ve sisteminin özel yaratılmış olduğunu şiddetle ret eder) diğerleri gibi rastlantılarla oluşması gerekir.
Evrende öylesine çok yıldız gezegen ve uydu vardır ki Güneş sistemimize ve Dünyamıza benzer pek çok sistemin olması ge-rekir. Güneş sisteminin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksi-sine örnek alırsak:
Galakside toplam iki yüz milyon yıldız vardır. Güneşimiz de bun-lardan orta büyüklükte olanlarından sadece biridir. Güneşimizin iki yüz milyon yıldız içinde orta büyüklükte olması sistem değer-lerinin ortalama olarak alınmasını mümkün kılar.
Yaşam hem gezegenlerde hem de gezegenlerin uydularında (örneğin Jüpiter’in Europa uydusu gibi) olabileceğinden hem gezegenlerin hem de uyduların toplam sayılarını dikkate almak gerekir. Bu sayıyı güneş sisteminde elli olarak kabul edebiliriz. (Gerçekte elli beş)
İki yüz milyon yıldızın ortalama elli gezegen ve uydusu olduğu var sayılırsa Samanyolundaki toplam gezegen ve uydu sayısı on milyar olur.
Varacağımız sonucun daha gerçekçi olması için gezegen ve uy-duların içinde sadece yüzde birinin (Güneş sistemi örnek alındı-ğında bu ellide birdir) yaşama uygun olduğu kabul edilirse Sa-manyolu galaksisi içinde yaşama uygun gezegen ve uydu sayısı yüz milyondur.
Bu da Samanyolu galaksisinde bulunan her iki yıldızdan birinin sisteminde yaşam barındıran bir gezegen ya da uydu var demek anl***** gelir. Fakat biz bir tanesini bile tespit edebilmiş değiliz.
Bu rakamı abartılmış mı buldunuz? Eğer bu rakam abartılmış ise Güneş ve sisteminin özel olduğunu kabul etmek zoruna kalırız. Çünkü aldığımız örnek güneş sistemidir.
Gerçektende en azından bir kısmını çok iyi bildiğimiz Güneş sis-teminde dolaysıyla Dünyamızda mevcut yaşam için olmazsa ol-mazları (yaşamsal uygunlukları) dikkate alıp, araştırmaları bun-lara göre yapmak; evrende güneşimize ve dünyamıza benzeyen başka güneşler ve dünyaların olup olmadığını araştırmak çok daha akılcı ve bilimsel olacaktır.

Bilimsel araştırmalar ne diyor? NASA 1979 yılında mevcut olma ihtimali hayli güçlü bulunan dünya dışı yaşamı araştırmak amacıyla SETİ kısaltmasıyla ifade bulan bir projesini başlattı.
Bu projenin temeli ve amacı uzaya radyo sinyalleri göndererek Dünya dışındaki gezegenlerin bazılarında insanlar gibi zeki canlı-ların bulunabileceği varsayılarak varsayılan canlılarla irtibat ku-rup tanımaktı. Bu nedenle gönderilen radyo sinyallerine zeki var-lıklarca gönderildiğini belirten örneğin insan vücudunu tanıma gibi bazı özellikler, işaretler katılmıştı. Projeye göre bu radyo sin-yallerini alıp irdeleyebilecek zekâya ve teknolojiye sahip olduğu varsayılan Dünya dışı canlılar yanıt olarak bazı sinyaller gönde-recekler bu sinyaller çözümleyerek irtibat sağlanacaktı. Dünya dışı varlıklardan gelmesi ihtimali olan radyo dalgalarını dinlemek amacıyla Dünyanın çeşitli yerlerine çok duyarlı radyo teleskopları konuldu.
1977 ile 1990 yılları arasında gök bilimciler çok değişik takımyıl-dızlardan bazı sinyaller aldılar. Bu sinyaller açıklanamadı ve ara-larından hiçbiri de yinelenmedi.
Ohio Eyaleti radyo teleskopunda görevli bir araştırmacı 15 Ağus-tos 1977 tarihinde Yay Takımyıldızından wow sesi olarak tanım-ladığı bir sinyal aldı. Bu sinyal bir daha asla duyulmadı.
10 Ekim 1989 da yine Yay Takımyıldızından kırka yakın sinyaller alındı, bunlardan sadece biri kaydedilebildi.
14 Ağustos 1989 yılında Başak takımyıldızından Dünya dışı ze-kânın yayını olduğunu düşündüren bir sinyal kaydedildi.
16 Ağustos 1989 yılında Balık Takımyıldızından belirli aralıklarla tekrarlanan bazı sinyaller alınmışsa da nicelliği kontrol edilirken kesildi.
15 Kasım 1989 da Kasiope Takımyıldızından Dünya dışı zeki canlılarca gönderiliyormuş izlenimi bırakan bazı sinyaller duyul-du.
9 Mayıs 1990 yılında Yılan Taşıyan Takımyıldızından bazı sin-yaller duyuldu. Bu sinyallerin dünya dışı zeki varlıklarca gönde-rildiği iddia edildi.
Araştırma ekibi bu günde Amerika merkezli çalışmalarına devam etmektedir.
Yukarıda sıralanan radyo sinyallerinin gerçek mahiyetleri açıkla-namamışsa da dünya dışı zeki varlıklarca gönderilme ihtimalinin bulunması bilim insanlarını heyecanlandırmakta, bu konuda çe-şitli varsayımlar ileri sürülmektedir.
Bu varsayımların pek çoğu Dünya dışı canlıların bizlerden çok daha zeki; medeniyet ve teknoloji alanında çok daha gelişkin oldukları yönündedir.
Dikkatli bir okuyucu bütün bunların bir varsayımdan öte değerinin olmadığını hemen fark eder. Bilim bir şeyi gerçek kabul etmesi için kesin deliller ister.
Gerçektende Dünya dışındaki gezegenlerde varlıklarını sürdüren canlılar var mıdır?
Bu soruya daha önce yanıt vermiştik. Fakat burada uygulanan projede çok vahim bir hatanın işlendiğini özellikle belirtmek iste-riz.
Güneş sisteminde bulunan gezegen ve uydularda iletişim tekno-lojisine sahip insanlar gibi zekâ sahibi canlıların bulunmadığını biliyoruz. Güneş sisteminde dünya dışında canlı olduğu konu-sundaki en iddialı varsayım Jüpiter gezegeninin Europa uydu-sunda mikroorganizmaların olabileceği şeklindedir. Bu nedenle yukarıdaki satırlarda detaylarıyla anlatmaya çalıştığımız evren içi zeki canlılarla irtibata geçme projesinde zekâ sahibi canlılardan geldiği iddia edilen sinyaller güneş sistemi dışındaki yıldızlardan gönderilmiş olmalıdır. Nitekim sinyallerin Yay, Başak, Balık, Kasiope gibi çeşitli yıldız takımlarından geldiği varsayımı bunu teyit eder. İşte vahim hata buradadır.
Güneş sistemine en yakın olan yıldız Alpha Centauri’dir ve dört buçuk ışık yılı uzaktadır. Diğer ifade ile ışık hızıyla yayılan radyo dalgaları bu yıldıza gönderildiği tarihten ancak dört buçuk sonra ulaşabilir. Orada zeki canlıların var olduklarını ve hemen aldıkları sinyallere yanıtladıklarını kabul etsek bile yanıt olarak gönderilen sinyaller gönderilme tarihinden sonra ancak dört buçuk sonra Dünyamıza ulaşacaktır. Bu durumda gönderilen sinyallere yanıt alınabilmesi için en azından Dünyamızdan sinyal gönderilmeye başlandığı tarihten dokuz sene sonrasına kadar bir zaman ge-reklidir. Yukarıda adı geçen proje 1979 senesinde hayata geçiril-diğine göre ilk yanıt ancak-o da en yakın yıldızdan- 1988 yılında dünyamıza ulaşabilir.
1979 yılında gönderilen radyo sinyalleri en yakınları dışında aramızdaki onlarca ışık yılı olarak hesaplanan uzaklıkları göz önüne alındığında diğer takımyıldızlara henüz ulaşamamış olma-lıdır. Ayrıca varlıklarını bize bildirmek isteyen evrendeki diğer zeki varlıkların gönderdikleri sinyallerin, bu sinyalleri diğerlerin-den ayıran karakteristik özelliklere sahip olmaları gerektiği gibi devamlılığı da gereklidir. Karakteristik özellikleri ve devamlılığı olmayan sinyaller bu amaca hizmet etmez. Bu nedenlerle evren-deki diğer zeki canlılardan yanıt olarak geldikleri öne sürülen yu-karıda belirttiğimiz sinyal kayıtlarının hiçbir bilimsel değeri yoktur. Eğer bir kasıt yoksa bu çok büyük bir yanılgıdır.
1967-1968 yılları kışında Trabzon’da telsiz başındaydım. Eylül 1967den Mart 1968e kadar bütün radyo bantlarına hâkim olan; gidip gelen, dalgalanan derin ve güçlü wow sesine benzeyen bir uğultu bütün telsiz iletişimimizi engellemişti. Bu uğultu ara sıra kesiliyordu. İletişimi bu kesilmeler sırasında sağlayabiliyorduk.
Daha sonra yapılan araştırmalarda bütün radyo bantlarına hâ-kim, iletişim kurmamızı engel olan bu güçlü uğultunun güneş pat-lamalarından kaynaklandığı tespit edildi.
Bu gün galaksimizde bulunan iki yüz milyon yıldızdan (Güneş-ten) milyonlarcası patlamakta evrene çok yoğun geniş bantlı rad-yo dalgaları yaymakta olmalıdır. Bir bakıma evren dolaysıyla ga-laksimiz bu düzensiz fakat son derece güçlü radyo dalgalarıyla doludur varsayımını öne sürersek yanılmış olmayız. Duyulan sesler bu radyo dalgalarından bir kaçıdır dersek bu varsayımı-mız; bu sinyallerin evrende bulunan diğer zeki canlılardan gön-derdiğimiz sinyallere cevap olarak gönderilmiştir varsayımına göre çok daha bilimseldir.
Evrende canlılığın olup olmadığını araştırma ve varsa zeki canlı-larla iletişim kurma konusunda böylesine önemli bir projeyi haya-ta geçirenlerin yukarıda anlatmaya çalışacağımız vahim hatayı işleyecekleri sanmıyoruz. Bu da bize bütün bu safsataların sık, sık rastladığımız bir materyalizm propagandası olduğu izlenimi veriyor.
Hâlbuki canlılığın evrenin diğer köşelerinde olup olamayacağı konusundaki araştırmalara kıstas olabilecek Güneş Sistemi ve Dünyamız gibi çok güzel bir örnek vardır.
Dünyanın güneş sistemindeki yerinin, büyüklüğünün, iç ve dış özelliklerinin rastlantısal oluşum ihtimalleri Penrose’un Big Bangden sonra evrenin var olan düzeni içinde kaçta kaç ihtimalle oluşabileceği hesaplarına benzer hesaplarla ortaya konulabilir. Böyle bir hesaplamanın daha bilimsel ve daha akılcı olacağı ke-sindir.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı