Enerji harcamadan çalışan 'devr-i daim makinesi' insanlığın en büyük hayali. Anadolu'da yakıtsız enerji makinesi icat ettiğini iddia eden mucitler, 'James Bond' filmlerini aratmayacak hikâyelerini anlattı.

'Manyetik Akıncı'lar

Çağlar boyu çok sayıda devr-i daim makinesi mucidi ortaya çıktı. En ciddi iddia 2008’de İrlanda’dan geldi. Steorn isimli bir teknoloji geliştirme şirketi, Economist dergisine tam sayfa ilan vererek sonsuz ve bedava enerji üreten bir teknoloji geliştirdiklerini duyurdu. Aksiyon Dergisi'nden Gürkan Savgı'nın haberine göre, George Bernard Shaw’ın “Tüm büyük gerçekler ilk ortaya çıktığında saçmalık gibi gelir.” özdeyişine yer verilen ilanlarda Steorn buluşunu şöyle tanıtıyordu:

“Telefonlarınızı şarj etmek, arabanıza yakıt doldurmak gibi sorunlarla uğraşmayacağınızı, sonsuz ve saf enerjiye sahip bir dünyada yaşadığınızı düşünün… Biz, Steorn olarak bedava, temiz ve sürekli enerji üreten bir teknoloji geliştirdik. Teknolojimiz mühendisler ve bilim adamları tarafından bağımsız olarak -her zaman kapalı kapılar ardında, her zaman kamuoyuna duyurulmadan ve her zaman çalıştığı ispatlanarak- onaylandı. Teknolojimizi sınamaları için bilim adamlarını davet ediyoruz. Değerlendirme jürisine katılmak üzere en deneyimli ve en kuşkucu 12 kişi arıyoruz.”

ERKE BİLMECESİ

Türkiye’de ise Erke Dönergeci adını verdiği bir devr-i daim makinesi bulduğunu iddia eden bir şirket, 21 Kasım 2006’da geniş katılımlı bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, iddia edilen icat, ‘çağın buluşu’ olarak nitelendi. Çevreye zarar vermeyen, istenen güç ve sürati sağlayabilen, doğrudan hareketin elde edilebildiği, yakıt gerektirmeyen bir kuvvet makinesi olduğu öne sürüldü. Böylesi bir basın toplantısına katılanlar hayli ilginçti. 28 Şubat sürecinin öncü isimleri; eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, emekli Orgeneral Necati Özgen, emekli Orgeneral Kemal Yavuz, emekli Orgeneral Fikret Boztepe, emekli Korgeneral Köksal Karabay ve eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş katılımcılar arasındaydı. Ertesi gün neredeyse basının tamamı iddiaları esprili ve eleştirel bir dille kamuoyuna duyurdu. Zaten, o toplantıdan sonra konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı.

Termodinamik Kanunu’nu anlaşılabilecek şekilde tercüme edecek olursak, bir kaynaktan enerji çekip buna eşit veya daha fazla miktarda iş yapan bir döngü elde etmek imkânsız. Termodinamikle ilgili konuları ABD Başkanı’ndan gelen istek üzerine derleyen Albert Einstein da bu hükmü teyit etmiş. Ancak bu çalışmanın önsözüne o günkü mevcut bilimsel bilgilere göre bu hükmün verildiği notunu düşmüş, bir açık kapı bırakmış. Bir sistemde çıkan enerjinin, giren enerjiden büyük olabileceğini iddia edenler aslında Termodinamik Kanunu’nu reddetmiyor. Ona bir ekleme yapıyorlar. Maddenin moleküler yapısı ile değiştirilerek veya giren enerjiye sistem içinde ilave güçler ekleyerek çıkan enerjinin girenden büyük olabileceği görüşünü savunuyorlar. Yani enerjinin oluştuğu alanda şartların ve ortamın değişmesi sözkonusu.

Türkiye’de devr-i daim makinesini bulduğunu iddia eden çok sayıda mucit var. Ancak Erke Dönergeci haberleri sebebiyle bu kişilere pek itibar edilmiyor. Görüşmeyi kabul eden 3 mucitle icatlarını konuştuk. Denizli ve Kırşehir’de bulunan, güvenlik-gizlilik konusunda endişeli 2 mucitle görüşmemiz mümkün olamadı. Oysa, yer çekimi, mıknatıslar ve elektrik alanlarından istifade ederek değişik düzeneklerle kesintisiz enerji elde ettikleri konusunda ısrarcılar.

'MANYETİK AKINCILAR'

İnsanlığa yeni gelecek hazırladığını iddia eden ‘manyetik akıncı’lardan biri, İzmir’den Muammer Yıldız. İmal ettiği manyetik motora Almanya’nın seçkin patent kuruluşu ve üniversitelerinden onay almayı başaran Yıldız, uluslararası şirketlerle otomobil ve jeneratör üretimi üzerine bir dizi anlaşma imzalamış. Yıldız; global şirket, teknoloji ajanı ve istihbarat örgütlerinin takibinde olduğunu ve defalarca tehdit edildiğini anlatıyor.

Yıldız’ın buluşla ilgili hikâyesi, 1978’de Ankara’da Polis Koleji yıllarında başlıyor. Yemekhane nöbetçisi olduğu bir gün yere atılan peynir tenekesi kapağına bastığı için düşen Yıldız, kapağı hışımla pencereden fırlatıyor. İşte o an 33 senelik serüven başlıyor. Ertesi günü zor getiren Yıldız, doğru Millî Kütüphane’ye koşuyor. Burada manyetik konularını araştırıyor. İlk olarak 120 santimetre boyunda bir manyetik fırlatıcı yapıyor. Bununla yetinmiyor, aynı cihazı bir çember şeklinde yapıp çevirmeyi tasarlıyor. 3 sene içinde 16 ayrı prototip geliştiriyor. İçlerinden birini kamyonete yükleyip Gölbaşı’na götürdüğü pazar gününü unutamıyor. Burada manyetik tahrikle çalışan makine öyle hızlanıyor ki sonunda parçalanıyor. Parçalar, metrelerce havada uçuşuyor. İşte bu noktada mucidin dudaklarından şu sözler dökülüyor: “Allaah! Yer çekimini yendim ben!”

Muammer Yıldız, 1981’de bir komiser arkadaşının yardımıyla icadını TÜBİTAK’a götürür. İcadı laboratuvara koyan TÜBİTAK yetkilileri, herhangi bir belge vermez. Yıldız’ın komiser arkadaşı belge verilmeyeceğini anlayınca icadı kucakladığı gibi bir banka kasasına koyar, anahtarını da Yıldız’a verir. “Bu icadı patentle koruyana kadar kasadan çıkarma.” tavsiyesinde bulunur. İcat tam 19 sene o kasada kalır. Yıldız, bu arada, yurdun değişik yörelerinde mesleğini ifa eder. Ta ki, 2000’de emekli olana kadar. Aleti kasadan çıkaran Yıldız, önce üniversitelerin kapısını çalar. İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve 9 Eylül Üniversitesi’nden ‘bu cihaz çalışır’ anl***** gelen bir rapor talep eder. Fakat bekleneceği üzere üniversite kapıları hep yüzüne kapanır.

RAPOR ALMANYA'DAN

İzmir’den bir şirketin desteğini eski bir polis arkadaşı sayesinde alan Yıldız, bu sefer Almanya yollarına düşer. İcadı parça parça Almanya’ya taşıyan Yıldız, 2004’te Teknik Denetim Kurumu (TÜV)’nun Hamburg ofisine başvurur ve ‘çalışırlık’ raporu ister. Bu raporu icadın üç parçasından oluşan ‘imalat sırrını’ vermeden alan Yıldız’ın yolu bundan sonra açılır. Önce dünya çapında üç ayrı patent alır. Yaklaşık 1 milyon avro masraf eder. Alman üniversiteleri de buluşla ilgilenmeye başlar. Delf ve Eindhowen teknik üniversitelerinde sunumlar yapan Muammer Yıldız, dünyanın önde gelen 11 manyetik uzmanının makinenin çalışmasını izleyerek kendisini tebrik ettiklerini söylüyor. Hatta Yıldız’ın ilginç bir iddiası var: “Makine yüksek devirde çalışırken manyetik ortamda yeşil tonda bir ışık saçıyordu. Bunu gören bir profesörün istavroz çıkararak ‘Allah’ dediğini duydum.”

Yıldız’ın yaptığı sunumların görüntüleri, internete katılımcı akademisyenlerce yüklenmiş. Üniversite safahatından sonra devreye uluslararası teknoloji şirketleri girer. Yıldız’a çeşitli anlaşmalar önerilir. Bazı anlaşmaları, teklifi yapan ülkede 6 ila 15 sene arasında ikamet etme şartı öne sürülmesi sebebiyle geri çevirir. Gizlilik anlaşmaları yüzünden bu konuda ketum davranan Yıldız’ın ağzından Japon, Çin, Hollanda ve Alman şirketleriyle anlaşma yaptığını öğrendik. İlk olarak 138 amper 3,5 kilovatlık bir motor talep edilmiş. 2, 3, 5, 7 kişilik otomobile monte edilmesi tasarlanan motorlarda araç büyüdükçe akımın 600 ampere çıkacağını vurguluyor.

İcadının kullanılacağı diğer bir sektör elektrik üretimi. Yıldız, Almanya’da bir elektrik santrali kurma lisansı almış. Ayrıca, 2004’ten sonra manyetik yöntemlerle elektrik üretimi, Almanya, Avusturya ve Hollanda’da kanunlaşmış. Yıldız, Türkiye’nin de vakit geçirmeden manyetik yöntemle elektrik üretim metodunu kanunlaştırmasını istiyor. İspanya’da kendisinin buluşuna benzer bir çalışma için 15 bilim adamının 150 milyon avro fon alarak çalıştığına dikkat çekiyor. Fakat bu bilim adamlarının verimli bir sonuca ulaşamadıklarını belirtiyor.

'BENİ ÖLDÜREBİLİRLER'

Yıldız’a, icadı yabancı ülkelere kaptırma ya da taklit edilme riskini soruyoruz. İmalat hakkını verdiklerinden çok daha güçlü ve küçük olanını yapabileceği karşılığını veriyor. Sadece kendisinin çözebileceği 263 ayrı formül olduğunu vurgulayan Yıldız, imzaladığı anlaşmalarda her güçteki motor için kendisinden izin alınmasını zorunlu tuttuğunu dile getiriyor. “Beni öldürebilirler!” demeyi de ihmal etmiyor. Hatta icadın kendi ülkesinde yapılmasını isteyen bir istihbarat örgütü, 1,7 milyon dolarlık bir çek ile kurşunu Yıldız’ın önüne yan yana koymuş. Yıldız, bir yabancı ülkede çalışırken sırlarının çalınma girişimi üzerine laboratuvarını komşu ülkeye taşımış. Bu ülkeden temin ettiği yüklü miktarda fonu da yine taşındığı ülkeye götürmüş. Yıldız’ın fon aldığı ülke bu duruma tepki göstererek hesabını bloke etmiş. Yıldız şimdi parasını yargı yoluyla almaya çalışıyor. Tüm risk ve tehditlere karşı buluşun haklarını, çocukları Büşra, Serap, Muhammet ve Hiranur’un baş harflerinden oluşan BSMH Vakfı’na ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakacağını söylüyor.

İCADINI İMHA ETTİ

Hayatı romanlara konu olabilecek bir başka mucit güvenlik sebebiyle adının açıklanmasını istemedi. Çünkü bugüne kadar icadı yüzünden başına gelmedik kalmamış. Aldığı tehditler sonucu üç defa yaptığı makineyi parçalamak zorunda kalmış. Bu mucidimiz, başlangıç olarak aldığı elektrik gücünü tutarak maddenin ataleti ile sürekli elektrik üreten bir mekanizma icat etmiş. Mucidimiz, çekirdekten yetişme. 1983’te bir holdinge bağlı demir madeni ve Ankara Merkez Bakımevi’nde elektrikçi olarak çalışmış. Askerliğini yaptıktan sonra 1990’da oto elektrik dükkânı açmış. Meraklı mucit, bir gün dinamo (elektrik üreteci) ile çalışırken ‘sistemi nasıl devam ettiririz’ diye düşünmüş. Uzun denemelerden sonra 2001’de, prize takıldığında elektriği mutlak olarak artıran bir sistem bulmuş.

Zaman gazetesinin o tarihte icadını konu alan haberi vesilesiyle İstanbul Bayrampaşa’daki bir şirketin yetkilisi ile temas kurmuş. İki defa yüz yüze yapılan görüşmeden sonra Recep Tayyip Erdoğan kendisini telefonla aramış. AK Parti’nin kuruluşu öncesine denk gelen görüşmenin ardından mucidimiz daha sonra 58. Hükümet’in kabinesine girecek bir isimle temas kurmuş. Bu kişi mucide icattan elde edilecek elektrikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin fırınlarını çalıştırmayı planladığını anlatmış. Mucidimiz, bu kişi bakan olunca kendisine bir daha ulaşamadığını söylüyor.

Aradığı destekçiyi bir türlü bulamayan mucit, icadına yoğunlaşarak onu daha da geliştirir. 2002’de bir kere elektrik akımı verildiğinde sürekli çalışacak duruma getirir. İcadını gelişmiş hâliyle kabul ettirmek için bu kez bilim dünyasının kapısını çalar ama önce Uludağ, ardından Ege Üniversitesi’nden eli boş döner. Projesini Türkiye için geliştirdiğini düşünen mucit, Ege Üniversitesi’ndeki bir akademisyen tarafından yabancı bir ülkeye pazarlanmak istendiğini anlayınca icadını parçalayarak bir hurdacıya satmak zorunda kalır.

Mucide, bir yabancı şirket, laboratuvarlarında icadı geliştirmesini teklif eder. Burada işe girmek için gereken belgeleri toplarken arkadaşları onu “İcat Türkiye’de kalsın.” diyerek milliyetçi bir iş ad***** götürür. Burada kendisine “Makineyi yap, masrafı karşılarız.” sözü verilince prototipi tamamlar. Ama o taahhüt yerine getirilmeyince borçlanır. Zaman içinde iki arsasını satarak borcunun bir kısmını kapatır. Taahhüdünü yerine getirmeyen iş adamı bir de prototipi almak için kapıya dayanınca icadı yine parçalamaktan başka çare bulamaz.

SÖZLEŞME KORKUTTU

İlerleyen dönemde mucidimizin yolu muvazzaf subaylarla kesişir. “Millî Gemi Projesi’nde icadından faydalanalım.” vaadiyle Gölcük’e götürülür. Sonra da kâğıt sanayiinde faaliyet gösteren bir iş adamı ile muhatap edilir. Gölcük’te bir atölyede icadına yeniden vücut veren mucidin önüne ‘ölüm ve kaybolma hâlinde mirasçıların hak sahibi olamayacağı’ hükmünü içeren bir sözleşme konur. İmza için bir gün süre isteyen talihsiz mucit gece icadını parçalayarak oradan ayrılır. Aldığı tehditler üzerine bir süre sakin bir yerde ikamet eder.

Mucidimizin, Şansölye Orffyreus’inkine benzeyen kaderi bugünlerde bir iş adamının desteğiyle değişiyor gibi. Sistemi daha da geliştiren mucit, 250 kg ağırlığındaki bir makine ile 10 kilovat elektrik ürettiğini söylüyor. Bugünlerde makinenin ölçümleri yapılıyor. Aksaklıklar gideriliyor. Cihazı ortaya koyup ‘hodri meydan’ dediği hâlde kabul görmemesi hâlinde bir meydanda çadır kurarak eylem yapacağını ifade ediyor. Burada icadından sağlayacağı elektriği, televizyon, ampul, ısıtıcı veya soğutucularda kullanacağını, Başbakan Erdoğan icadına sahip çıkıncaya kadar da eylemi sürdüreceğini belirtiyor.

3 SENEDE YAPTI

Yakıt kullanmadan enerji ürettiğine inanan diğer mucit de Çorum’da mutfak eşyaları imalatı ile uğraşan Bayram Uğur. 3 senelik bir çaba sonucu şebekeden elektrik almadan elektrik üreten bir makine icat ettiğini iddia ediyor. Uğur’un makinesi, ilk hareketini 12 voltluk akülerden alıyor. Anlattığına göre sistem şöyle çalışıyor: “12 volt doğru akım (DC) elektrik, 380 volt alternatif akıma (AC) dönüştürülüyor. 3 beygir, 2,2 kilovatlık bir elektrik motoru ile dakikada 6 bin devire çıkıyor. Sonra bir redüktör (dişli sistemi) vasıtasıyla 1500 devire düşürüp elektrik üreten bir alternatöre (elektrik üreteci) çevriliyor. Sistemde aküleri daha çabuk şarj etmek ve sistemi dengelemek için 60x60 cm boyutunda bir güneş paneli de ilave güç sağlıyor.”

Önce 2 kilovatlık bir makine yapan Uğur, son olarak 12,5 kilovatlık bir prototip geliştirmiş. 3 aydır çalışan icat, Uğur’un atölyesinin enerji ihtiyacını karşılıyor. Bu kış doğalgazı kaldırarak, ürettiği elektrikle ısınacağını söylüyor Uğur. İcadı geliştirirken kimseden destek almadığını hatırlatıyor. Yakıtsız elektrik üreten makinenin 12,5 kilovatlık maliyeti 15 bin lira. 30 kilovat 25, 60 kilovat 35 bin, 80 kilovat 50 bin, 100 kilovat 65 bin lira. Uğur bu maliyetlerin seri üretimle yarı yarıya düşeceğine inanıyor. İcadın bazı sırlarını gizli tuttukları için çevresindeki mühendislerin tepki verdiğini; ancak makineyi gören kişilerin endişesi kalmadığını ileri sürüyor.

Uludağ Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Otomotiv Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İhsan Karamangil, buluş iddialarının tüm boyutlarıyla incelendikten sonra bir yargıya ulaşılabileceğini vurguluyor. Karamangil’e göre, en azından matematik ve mühendislik hesaplarına vâkıf insanların geliştirdiği projeler dikkate alınmalı. Karamangil, kendilerine başvuran bazı mucit adaylarının bilimsel temelden yoksun, hatta hileli projeler sunduğunu anlatıyor. Karamangil’in mucitlere tavsiyesi, bir akademisyen yardımıyla icatlarını projelendirip TÜBİTAK’a götürmeleri. Ya da en kestirmeden bir sponsor desteği ile imal etmeleri.

UZMANLAR NE DİYOR

Prof. Dr. Abdullah Çoban: Erciyes Üniversitesi Fen Fakültesi Fizikokimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Çoban’ın, hayret uyandıran çok sayıda icadı bulunuyor. Bir düzeneğe verilen enerjinin çıkışta artırılıp artıramayacağını değerlendiren Çoban, bunu baştan reddetmenin bilimsel yaklaşım olmayacağını söylüyor. Bir şeyin mümkün olup olmamasının şartlara bağlı olduğunu dile getiren Çoban, şunları söylüyor: “Geçen günlerde Einstein’ın izafiyet teorisinin yanlış olduğu iddia edildi. Günümüzdeki bilimsel doğrular, bilimsel bilginin geldiği seviyeye göredir. Ancak Allah’ın ilmi sonsuzdur. Termodinamik Yasası’nı bugün bazı meslektaşlarımız geçerli kabul ediyor olabilir. Bu gelecekte de geçerli olacağı anl***** gelmez. Bir elektrik üretecini manyetik etki ile tetikleyerek girenden fazla elektrik üretmek de mümkün olabilir. Ama bunu belirlemek için mükemmel bir ölçme gerekir.”

Prof. Dr. Metin Arık: Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Arık, bu konuda temkinli konuşuyor. ‘Kesinlikle manyetik motor olmaz’ hükmünü vermiyor. Bugünkü bilimde Termodinamik Kanunu’nun geçerli olduğunu ifade eden Arık, esprili bir dille, “Bu kanunun halk dilindeki anlamı ‘beleşten para kazanılmaz’dır.” diyor. Devr-i daim makinesi icat ettiklerini söyleyen bazı mucitlerin başka yerden enerji çaldıklarını iddia eden Arık, bu cihazların, çaldığı enerji bitene kadar çalışıyor görüneceği uyarısında bulunuyor. Termodinamiğin buhar makinesinin keşfinden sonra yapılandırıldığını belirten Arık, bu yasanın bir gün geçersiz olabileceğini vurguluyor: “Ben bu konuda çalışanları destekliyorum. Denemeleri gerekir.

Prof. Dr. Cengel: Termodinamikte itibar edilen uzmanlardan biri olan Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi Dekanı ve Yıldız Enerji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Yunus Çengel, manyetik itme ve çekme gücüne dayalı olarak bugüne kadar yapılan hiçbir makinenin çalışmadığını ifade ediyor: “Termodinamiğin 1. kanunu, fizikî âlemin var olduğu her yerde geçerlidir. Çok sayıda devr-i daim makinesi engelleme ile karşılaşmadan serbestçe yapılmıştır. Bedava kuvvet, bedava enerji ile karıştırılmamalıdır. Mucitler, icatlarında samimi ise ağlaşmayı ve kendilerinden başka herkesi suçlamayı bırakıp çok inandıkları ve hatta patentle koruma altına aldıkları icatlarını yapıp kendi evlerinde kullansınlar.”

(Aksiyon)